“Güzel insanların gözü güzel şeyleri, kötü insanların gözü ise kötü şeyleri görür.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahına pişman olmayan kimsenin tarikattan nasibi yoktur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tasavvufa giren insanlar meşayih-i kiramın evladıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s) 

“Günahtan duyulan pişmanlığın derecesi, dağdan üzerine yuvarlanan taşın önünde eli kolu bağlı kalınca duyulan korku gibi olmalıdır.” Seyda Molla Muhyeddin (k.s)

“Kişi başına gelen musibetlerin belaya dönüşmemesi için Allah’a dua etmelidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bütün insanlar Allah’a giden yolda peygamberlere, peygamberler de Cebrail’e muhtaçtı.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tarikat, İslamiyet içerisindeki nurların döndüğü yerdir.” Seyda Alameddin (k.s)

“Öfkelenen insan şeytanın elindeki topaç gibidir, şeytan onu istediği yöne çevirir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kulun kula haset etmesi, aslında Allah’a haset etmesidir. (H.B.)

“Acziyeti idrak, en büyük mertebedir.” Hz. Ömer (r.a)

“Ma’siyyet içinde tövbe olmaz.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah Teâlâ insana faydalı her nimeti Resul-i Ekrem (s.a.v)  zamanında vermiştir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Anne babasından güzel bir din eğitimi alan evladın işlediği her hayrın sevabı önce annesine, sonra babasına gönderilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bizlere Seyyid demeyiniz, eğer biz Seyyid isek Allah bunun mükâfatını zaten verecektir ama eğer değilsek Allah bunun hesabını bizden sorar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s) 

“Allah dostları vefatlarından sonra gizlendiği bulutun arkasından çıkan kızgın güneş gibidir.”(H.B.)

“Her bakan gözün gördüğü şey farklıdır.” (H.B.)

“Şeyhe yapılan sürekli rabıta, kalbin her an zikretmesine vesile olur.” (H.B.)

“Zikirde görülen şeylere aldanmak, aynadan yansıyan akse takılı kalmak gibidir.” (H.B.)

“Her an rabıta halinde olmak müridi kötülüklerden korur.” (H.B.)

“Derecesi yüksek olan kendini küçük görendir; derecesi küçük olan ise kendini büyük görendir.” (H.B.)

“Allah Teâlâ’nın mağfireti Resul-i Ekrem’in (s.a.v) mutabaatına bağlıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Rabıta, müridi dünya muhabbetinden uzaklaştır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Evlat-ı salihin işlediği her güzel amele anne babası da ortaktır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Müridin şeyhinden izin alarak çektiği ezkar, aşılanmış ağacın verdiği meyve gibi daha kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Resul-i Ekrem (s.a.v) vefatından sonra en büyük bela tokluk oldu.” Hz. Ayşe (r.a)

“İnsan gecesini boş işlerle geçirip geç yatar, sonra da sabah namazına kalkamazsa, o namazını keyfi olarak terk etmiş gibi olur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Asr’a andolsun ki insan mutlaka ziyandadır.” (Asr/1,2)

“Bilesiniz ki, Allah dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.”(Yûnus,62)

“Bir insan günahı nispetinde edepsizdir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın nefsi köleye benzer, onun efendisi kalp ve ruhtur.” Mevlana Celaleddin Rumi

“Sadık bir mürid evlattan daha hayırlıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s)

“Tarikattaki insanın iki babası vardır. Biri nesebi babası, diğeri şeyhidir. Nesebi babası onu dünya hayatına, manevi babası da âhiri hayatına hazırlar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah dostları zühd sahibi insanlardır, şanla şöhretle ilgilenmezler.” (H.B.)

“İnsanlar bir araya geldiklerinde gıybet etmek, boş sözler söylemek yerine Allah'ı anmalılar ki meclislerine azap değil nur yağsın.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahından pişman olmayan, nasihat tesir etmeyen insanın imanından şüphe edilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan hiçbir yerdedir.” Necip Fazıl Kısakürek

“Âlimlerin en şansızı cahilin arasında olandır.” (H.B.)

“Müridin virdini terk etmesi varlık duygusundan kaynaklanır.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Dostunla çok dost olma, düşmanınla çok düşman olma. Olur ki bir gün dostun düşmanın, düşmanın dostun oluverir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın güzelliği sabrettiği sıkıntılar nispetindedir”. (F.B.)

“İlim ancak amel edildiğinde kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kalpler ancak Allah'ı anmakla zikriyle mutmain olur.” (Ra’d/28)

“Hakikat bir kuştur; bir kanadı tarikat, bir kanadı şeraittir. Birinden biri eksik olursa hakikat kuşu uçmaz.” İmam Rabbani (k.s)

“Tasavvuf kal ilmi değil hal ilmidir.”

“Keşke tasavvuf üzerine hiç söz söylenmeseydi de, ehl-i tasavvuf olmayan kimseler tasavvufu anlatmamış olsalardı.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Müridin gördüğü değişik haller ve cezbe hali, oyalanması için küçük bir çocuğun önüne konulan şekerlemeler gibidir.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“İnsan haklı olduğu bir konuda münakaşa etmek yerine susup, geriye çekilse, haksız olabileceğini düşünse ne kaybeder? Ne kazanır? (H.B.)

“Üç günden fazla küs kalan insanlar kendi elleriyle kendilerini Allah’ın rahmetinden mahrum ederler.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Her mürşid-i kâmil, yetiştirdiği halifesini omzuna bastırarak bir üst dereceye ulaştırır.” (H.B.)

“Mürşid-i kâmil olan kulların kalbi Allah Teâlâ’nın nazargahıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Acı çekmeden başarı kazanılmaz”. (H.B.)

“Her insanın evinden son çıkışı vardır.” (F.B.)

“Bir yerde bir hayır işlendiği zaman o hayrın nispeti etrafa da faydalı olur; bir yerde de bir günah işlendiği zaman da o günahın zulmeti etrafı sarar.” (F.B.)

“Sadakat sıkıntılı dönemlerde kendini belli eder.” Seyda Alameddin (k.s)

“Sınırı olan dünyayı sınırsız bir aşkla sevmek, insana eziyet verir.” Seyda Alameddin (k.s)

Allah katında büyüklük, sayıya değil keyfiyyete bakar.” Seyda Alameddin (k.s)

“Ahir zamanda imanı muhafaza etmek, elde sıcak kor tutmaktan daha zordur.” (H.Ş.)

“Tasavvufta hissesi olmayan bir insan zamanın muhakkik ulemalarından biri sayılsa dahi, ahir zamanda zındıkların kurdukları tuzaklara karşı imanını muhafaza edemez.” Seyda Alameddin (k.s)

“Çok mukaddes neticelerin kazanılacağı zamanlarda insan, nefs ve şeytanın istilasındadır.” Seyda Alameddin (k.s)

“Kişinin işlediği her bir amelin elbisesi kendisine giydirilir. Hayır ise hayır, şer ise şer.” Hz. Osman (r.a)

“Eğer kalpleriniz temiz olsaydı, Allah'ın kelâmını okumaya doymazdınız." Hz. Osman (r.a) 

“Eğer söz gümüş ise sükût altındır.” Hz. Süleyman (a.s)

“Mü'min bir kimsenin dili, kalbinin arkasındadır. Konuşmak istediği zaman kalbiyle o şeyi düşünür, sonra diliyle onu geçiştirir; münafığın dili kalbinin önündedir. Bir şeyi kastettiğinde diliyle söyler, kalbiyle düşünmez.” Hasan Basri (r.a) 

“Kişinin malayani şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.”(Tirmizi, Zühd/11)

“ Âdemoğlu sabahladığı zaman tüm azaları dile hatırlatıcı oldukları halde sabahlar ve derler ki: Bizim hakkımızda Allah’tan kork! Zira sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Eğer sen inhirat edersen  biz de inhirat eder  haktan ayrılırız.”(Tirmizi)

“Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Kalbi de dili doğru olmadıkça doğru olmaz. (Haraiti)

“Sâdık arkadaşlar bulun ve onların arasında yaşayın. Dürüst ve samîmi arkadaşlar, darlıkta yardımcı, genişlikte süs ve zînettirler.” Hz. Ömer (r.a) 

“Dostunun sana düşen işini güzel bir şekilde gör ki, lüzumunda, sana daha güzeliyle karşılıkta bulunsun.” Hz. Ömer (r.a)

“ İşlerini Allah’tan korkanlara danış ve onlarla istişâre et.” Hz. Ömer (r.a)

“Allah’a itâat eden büyük zâtların sözlerine dikkat edin. Çünkü onlara Allah tarafından gerçekler tecellî eder ve onu konuşurlar.”Hz. Ömer (r.a)

“İyilik kolay bir şeydir. Güler yüz ve yumuşak söz bunu temin eder. Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık göstermeksizin yumuşak ol.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok gülenin heybeti azalır. Şaka yapan eğlenceye alınır. Bir şeyi çok yapan onunla tanınır.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok konuşan çok yanılır, hataya düşer. Böyle kimsenin hayâsı azalır. Hayâsı azalan şüpheli şeylerden az kaçınır. Şüpheli şeylerden az kaçınanın kalbi ölür.” Hz. Ömer (r.a)

“Amellerin efdali, farzları yapıp haramlardan kaçınmak ve Allah katında sâdık niyettir.” Hz. Ömer (r.a)

“Hesâba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” Hz. Ömer (r.a)

“Âhiret işlerinde zarar etmektense, dünyâya âit işlerde zarar ediniz. Böylesi sizin için daha hayırlıdır.” Hz. Ömer (r.a)

“Alay, şaka ve mizah etmekten kaçınınız. Zîrâ insanın şerefini kırar, vakarını azaltır.” Hz. Ömer (r.a)

“Ahmakla arkadaşlık etmekten kaçın. Çünkü ekseriya, sana iyilik yapayım derken zararı dokunur.” Hz. Ömer (r.a)

“Tövbe edenlerle oturun, onların kalpleri yumuşak olur.” Hz. Ömer (r.a)

"Kalp kör olduktan sonra, gözün görmesinde pek yarar yoktur." Hz. Ali (r.a.)

"Mü'min bir kimse mazeretleri, münafık ise günah ve hataları arar!" İbn-i Mübarek

"Herkesin ölümü kendi rengindedir." Mevlana Celaleddin Rumi (k.s)

“Zâlim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.”(Tirmizî)

“Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir. (Ankebut/45)

“Akıl, insana verilen cevherlerden biridir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

Günün Sözü

Dünya şehvetlerle donatılmış, âfetlerle kuşatılmıştır. Dünya malının helalinin hesabı, haramının azabı vardır. Dünyaya yakınlık ve ilginiz ona göre olsun.
İbn-i Semmak -

EMANETTE EMİN MİYİZ?

 
Bütün hakların hakiki sahibi, eczâ u mürekkebâtın, cevâhir u ârâzın, esbâb u müsebbebâtın da sahibi olan Cenâb-ı Hak’tır. Ne var ki O, bu hakları, bir kısım yetkili makamlar vasıtasıyla bazı kimselere menfaat, bazılarına salâhiyet, bazılarına da o menfaatlerden yararlanma ve o salâhiyeti kullanma hakkı olarak bahşetmiştir. Bu açıdan hakları ikiye ayırabiliriz: “Bahşedilmiş haklar” ve “iradeye terettüp eden haklar”dır.
 
Zü´l-hımâr da denilen Esvedül-Ansî´ bir kâhin idi. Yemen´de peygamberlik iddiasında bulunmuş ve Yemen´in bazı bölgelerini istilâ ederek, Hz. Peygamber (s.a.v)´in zekat memurlarını oralardan çıkarmıştı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v), Yemen valisi Mu´az İbn Cebel (r.a)´e ve ileri gelenlerine mektup yazmıştı. Hak Teâlâ, Esved ül-Ansî´yi, Feyrûz ed-Deylemî´nin eliyle öldürmüştü. Şöyle ki Feyrûz ona bir gece baskını yapmış ve onu öldürmüştü. Resûlullah (s.a.v), onun öldürülüşünü, öldürüldüğü gece haber vermiş ve müslümanlar bu habere çok sevinmişlerdi. Ertesi gün Hz. Peygamber (s.a.v) vefat etmişti. Esved´in öldürüldüğüne dâir haber ise, ancak Rebîü´l-evvel ayının sonunda Medine´ye ulaşmıştı.
 
 Müseylimetül-Kezzâb´ın kavmi Benû Hanîfe Müseylime, peygamberlik iddiasında bulunmuş ve Hz. Peygamber (s.a.v)´e söyle bir mektup yazmıştı: "Allah´ın resulü Müseylime´den, Allah´ın resulü Muhammed´e! Şunu bilesin ki yeryüzünün yarısı benim, yarısı da senin..." Hz. Peygamber (s.a.v) ona, "Allah´ın Resulü Muhammed´den, Müseylimetü´t-Kezzâb´a (yalancı Müseylime´ye)! Şunu bil ki, yeryüzü Allah´ındır. O, onu, dilediği kuluna miras yapar. İyi âkibet muttekîlerindir." diye cevap vermiştir. Sonra Hz. Ebû Bekir (r.a), (halifeliği döneminde) İslam ordusunu üzerine gönderip onunla savaşmış ve Müseylime, Hz. Hamza (r.a)´yı (Uhud´da) öldürmüş olan Hz. Vahşî (r.a) tarafından öldürülmüştür. Hz. Vahşî (r.a), bundan sonra şöyle derdi:"Câhiliyye(küfür)dönemimde insanların en hayırlısını,İslâm dönemimde de insanların en şerlisini öldürdüm." 
 
"Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler. Onlar mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah'ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir." (Maide 54) Yukarıda anlatılan olaylar üzerine gelen bu ayeti kerime belirli vazife yapan, dinin hizmetkarlığını yapan kişilere yönelik Allah’ın bir manada  (gaybi haberdir)  uyarı  ayetidir.  Ey iman edenler! Kim ki sizden bir adım dininden geriye dönerse, bulunduğu konumun hakkı ne ise ve onu ihfa etmezse, iman gibi ahiretiniz ebedî saadetinizi ilgilendirecek, dünyada huzuru sağlatacak, Allah’ın rızasını elde edecek, Hz. Resulullah’a komşuluk sağlatacak, mevzuda konumunuzun hakkı ne ise bir adım dahi geriye giderseniz Allah sizin hiç bilmediğiniz sizin yerinize, bilinmedik bir kavim getirir ki kendi davasını onunla temsil ettirir, temsiliyet konumunun hakkını onlara verdirir. Yapmanız gereken şeyi yapmazsanız o konumun hakkı ne ise size verilen konum Allah’ın davasını, maksadını beyan etme, bir manada Allah’ın muradını dile getirme, bir manada vekillik vazifesini, hizmetkarlık vazifesini o konuma müterettit olan şey ne ise yapmazsanız, Allah bu yüksek kutsî olan konumu alır.Başka bir kavme verir. Bu öyle bir kavim ki Allah onları seviyor, onlar da Allah’ı seviyor.. Bu ayeti kerime her ne kadar sahabeye yönelik inmişse hüküm andır.
 
Yani Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali döneminde bu konumun hakkı ne ise, korunmamışsa Allah onlardan temsiliyet konumunu alıyor. Abbasilere veriyor. Abbasiler de bir müddet buna devam edip sonra gereken ihtimamı gösteremeyince işin saltanat kısmına yönelince Allah onlardan alıyor, Emevilere veriyor. Emeviler de bir müddet devam ettikten sonra onlarda da işin sorumluluğunu yere getirmeyince onlardan alıp Selçuklulara veriyor. Selçuklulurda da bir müddet gidiyor, sonra işin sefahat kısmı başlayınca Allah genel olarak bu görevi Osmanlılara veriyor. Dört asır boyunca dünyanın dört bir tarafındaki insanlar huzur içerisinde yaşıyor. Bu genel içtimai planda mevzu budur. Manevi anlamında ise birisine bir hizmetkârlık vazifesini veriyorsa bir Peygambere vermiş ise bir Sadat-ı Kiram’a vermiş ise ona şunu demiştir: “Ey kulum! Dünyada vekilim sensin. Kâinat içerisinde de sensin. Bu insanları benim emir ve nehiylerime davet et.” demekten ibarettir. Vazife bu anlamdadır. Bu da Allah’ın hususi teveccühünden ibaret oluyor. Allah bilinmedik bir kavimle de kendi davasını yürütebiliyor. Fakat bugün Allah bunu bizlere vermiş ise Allah’ın hususi teveccühünün istifadesinden ibarettir. Emanetin elimizden alınmaması için, muvakkat emanetçi değil, konumunun gereğini yerine getiren ve kıvama dikkat eden “dâimi emanetçi” olmaya çalışmalıyız. Bu hususta birbirimizi bilhassa dualarımızla desteklemeli ve hem kendimiz hem de kardeşlerimiz için sürekli “Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi kendine kul kabul et. Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl.” demeliyiz.( elminnafil emane)
 
Tasavvufta esas olan teslimiyettir. Bir Seyda-ı Tahi’nin Gavs-ı Hizan ile bir muhaveresi şu şekilde anlatılır: Gavs-ı Hizan’a yönelik Seyda’nın büyük bir muhabbeti olduğu meçhuldür. Teslimiyeti de meçhuldür. Kendisi şu şekilde nakleder: Ya Rab sen şahit ol bu meydana gelen 3 hadiseden dolayı bunlar şahittir ki ben Gavs-ı Hizan’a karşı benim büyük bir muhabbet ve teslimiyetim vardır. Ya Rab sen de şahit ol. Nedir üç hadise? Birinci hadise; Gavs-ı Hizan’ın hasta olduğu bir dönemde uzak bir yerde kış mevsiminde Gavs-ı Hizan’ın uzak bir yerden su ister. Seyda-ı Taği de uzak mesafede olan bu suya gidip gelme esnasında akşam olur. Gavs-ı Hizan’ın kapısı kapalı olduğundan dolayı Seyda-ı Tahi, Gavs’ı şu anda  uyandırıp, içeriye girip suyunu vermek saygısızlık olur düşüncesiyle kapısını çalmayıp akşamdan sabaha kadar kapının önünde bekler. O gece Allah’ın bir hikmeti olarak fırtına başlar. Seyda-ı Taği omzunda bulunan su kabını yere bırakmayı dahi saygısızlık olarak nitelendirir. O su kabı onun omzunda durur. O karlı fırtına, gece içerisinde akşamdan sabaha kadar sürüyor. Seyda-ı Taği diyor ki; soğuktan benim ayağımın serçe parmağı düştü. Gavs-ı Hizan sabah kalkınca üstü karla örtülmüş bir küme görüyor. İnsanlara ; “gördüğünüz o kar kümesinin altına dikkat edin basmayın. Men-i Abdurrahman yatıyor.” Bu hali Seyda-ı Taği azlediyor. Ya Rab! Sen şahit ol Gavs-ı Hizan’a karşı olan muhabbet ve teslimiyetimin bir alametidir bu.
 
İkinci bir hadisesi ise Gavs-ı Hizan’ın; “Bir medrese inşaatı sırasında; ben sırtımda taş taşırken her defasında üstadımın izni olmadan taşı bırakmazdım. Bir defasında Gavs izin vermeyip konuşmaya daldı. Allah’ın bir hikmeti olarak taş benim sırtımda saatlerce kalıp sırtımın kırılıp kamburlaşmaya sebeb oldu. Ya Rab sen buna da şahit ol. Muhabbet bütün kapalı kapıların anahtarı hükmündedir. Seyda-ı Taği’nin ifadesiyle ben Hz. Resulullah’ın müteaddit defa gördüm. Ve kelimat-ı kutsiye kitabında Seyda-ı Taği  sekerat esnasında şu ibretli sözleri söylüyor. Şu gelen insanları biraz uyarın. Biraz edepli olsunlar. Çünkü yoğun bir evliyaullah trafiği yaşanıyor odamda. Ziyaretler oluşuyor. Bazı anlar Hz. Resulullah bulunuyor. Gelen insanlarda biraz edep olsun. Her ne kadar edepsizliği ben kabullensem de gelenler makamları itibariyle kabullenmeme ihtimalleri var. Hem onların hem de kendimin zarar görmesinden korkuyorum. İstemez mi siniz? Hz. Resulullah ile bugün için bir buluşmak. Onun bir ziyaretgâhına girmek. Bu mümkün. Ama bunun yolu kalp âleminde ruh âleminde gizlidir. Anahtarı ise muhabbettir. Eğer hakiki anlamda muhip olursanız Allah ile bir miraç hadisesi de yaşanabilir, Hz. Resulullah ile de her an beraber olunur. Dünya perdesini yırtarsınız. Dünyadayken cennet hayatını yaşayabilirsiniz. Büyüklere öyle olmuştur. Bakın bu büyüklerin ifadesine. Bir Mevlana kaç yüzyıl evvel “Ben bazı mahlûkatları görüyorum. Gözleri var, ağızları var. Fakat insan gözü onu göremez.” Kalp gözüyle baktığı için o işaret etmiş. İbrahim Hakkı hazretleri bastonunun içerisinde küçük bir delikten bütün kainatı temaşa etmiş, bir haritasını çizmiş ve kainattakilerin, göktekilerin olduğu harita için şöyle diyor: “Göğü bulunduğum sokaktan çok daha iyi tanırım. Sizce kafa gözü ile bunu görmek mümkün müdür? Ama insan içerisinde hakiki insan olan letaifler mevcuttur. Bunlar o muhabbet çarkı ile muhabbet vasıtası ile letaifleri harekete geçirmişlerdir. Ve Allah’ın da insan istediği budur. Hakiki anlamda kemale erişmenin yolu da budur. Ve şu da mümkün değildir. Allah’ın (c.c) emr ettiği, Hz. Resul’un gösterdiği, ehli sünnetin tarif ettiği yolun dışında farklı yollar ile vaad edilen prensiplerin dışında sistemin dışında bir prensiple ulaşmak mümkün değildir.     
 
Ehli tasavvufa göre; Allah’a (c.c) ulaşmanın tek yolu kalbi işlettirmek ve letaifleri harekete geçirmek ise ve bunun yolu da ehli tasavvufun vaat ettiği prensipleri takip etmekle olur. Bu gün siz bunların yerine yüz kat dahi ağır şeyleri yaparsanız bu şeyler sizi Allah’a ulaştırmaz. Ehli fıkıha göre; namazın dışında şu farzlara riayet edilmeli: Ayakta durmak, oturmak, secde yapmak şekli ile. Ehli tasavvuf ise bu şeklin altında bulunan ruhun da Allah’a (c.c) kilitlenmesi ve gelen feyzlerden istifade etmesi lazımdır ve bu yolla ulaşılır diyorlarsa; siz hayır ben namaz ile çok büyük şeyleri hedefliyorum ebedi saadeti hedefliyorum – ebedi saadet demek bir milyon yılın saadetinden çok daha büyük bir şeydir- ama bu ebedi saadeti hedeflerken böyle 5 dakikalık namazın onun karşılığı olmaması lazımdır.” Ben bunu yerine çok daha ağır şeyler yapacağım. Örneğin çok yüksek bir dağa tırmanacağım. Bu daha ağır bir şeydir. Veya sırtımda 100 kilo taşıyıp 10 km koşacağım. Bu daha ağırdır. Ancak benim hedeflediğim şeyin karşılığı böyle ağır şey olabilir ki bunu hak edebileyim derseniz, daha ağır şeylerde yapsanız  Allah’a (c.c) ulaşamazsınız. Allah (c.c) huşusuna dikkat ederek namaz kılın demişse kılınması gereken  Namazdır. Namazın haricinde ne demişse ehli fıkıh nasıl tasavvur etmişse ancak o şekilde olur. . Ehl-i tasavvuf insanın ruhuna hitap ettiğinden dolayı o nasıl tasvir ediyorsa ancak o şekilde olabilir.
 
 Allah için sadaka vermek hayırdır. Güzeldir. Ehli tasavvuf diyor ki sadaka vermenin yolu fıkıha göre malumdur. Ama ehli tasavvuf öyle bir şekilde ver ki diyor;  “Sağ elinle verdiğin zaman sol elin dahi haberdar olmasın. Aksi halde manevi bir şirk hâsıl olur. Faydadan daha çok zarar görürsün. Yani sen sadaka verdiğin zaman Allah için ise Allah (c.c) bilsin başka hiç kimse bilmesin diyorsan büyük fazileti vardır. Fakat siz de filan insan da verdiğimi bilsin halk bilsin, şu cemaat bilsin diyorsanız, ehli tasavvufa göre bu manevi bir şirktir.” Bir insan dağlar kadar altın dahi verse ehli tasavvufun şu hususuna riayet etmezse evet haricen baktığında bu insan sadaka vermiş ama hakikat kısmında sadaka mı dır? Yoksa gizli bir şirk mi olur? tartışması yapılır.. Ehl-i tasavvuf insanın ruhuna hitap ettiğinden dolayı o nasıl tasvir ediyorsa ancak o şekilde olabilir.  Onun için Allah’a (c.c) ulaşılacaksa Allah’ın (c.c) koyduğu prensiplerin dışında ulaşmanın imkânı olmaması lazım. Allah’a (c.c)ulaşan bu büyük sadat-ı kiram İmam Gazali, İmam Rabbani, Şah-ı Nakişibend, Şeyh Abdulkadir-i Geylani, Seyda-ı Taği, Hz. Seyda (k.s) gibi insanların hayat hikâyelerini okuduğunuz zaman veyahut bir Seyda-ı Taği’yi okuduğunuz zaman günümüzde 150 yılın yetişen ne kadar evliyası varsa eğer  tasavvuf yolunu takip ederek hakikatlere ulaşmışlar, nefsin tuzaklarından kurtulmuşlar ve selmetli bir yol ile Allah (c.c) ulaşmışlardır.     

"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "

discount tretinoin 0.1 45 gm cream site will u buy viagra over the counter viagra generic prednisone for sale online link link oral safe generic propecia male pattern baldness lisinopril reviews impotence cialis canadian generic here buy overnight viagra online viagra sales in 2007 cialis levitra shop generic viagra over no ed generic viagra online generic drug list for accutane purchase glucophage metformin paxil 40 price of cialis at walmart zoloft without a prescription generic name how to xenical reviews link imitrex gmc biggest buyer of viagra zithromax dosing cost the cheapest time to take lipitor cialis how long online drugstore buspar price generic buy erythromycin without rx sitemap