Güncel Makaleler

Yazdır

Sahabe-i Kiramın Örnek Davranışları

Administrator tarafından yazıldı. Aktif .

SAHABE-İ KİRAMIN ÖRNEK DAVRANIŞLARI

    Hz. Peygamber (s.a.v) Allah-u Teala’nın  insanlığa gönderdiği son nebi, son resul, son elçi... O (s.a.v) hak dinin yayılması, güzel ahlakın yaşanması için kararlı, cesur ve fedakarlıklarla dolu bir mücadele verdi. İyinin, doğrunun ve güzel ahlakın tamamlayıcısı oldu. O elçilik vazifesini yerine getirirken, bin bir türlü zorluklar yaşarken yalnız değildi. Can yoldaşları, arkadaşları O’na hep kol kanat gerdi ve O’nu korudu. yüce nebi  uğruna kendi canlarını hiçe saydı bu kutlu nesil ASHAB-I KİRAM.Ne mutlu onlara ki Resulullah’la beraberdiler.O’nun ahlakıyla ahlaklandılar ve omuz omuza savaştılar yüce yaratıcının dinini koruyup yaymak için.. Ne mutlu onlara ki kollarını, bacaklarını, gözlerini daha da fazlası   canlarını verdiler bu büyük dava için. Öyle bir dereceye ulaştılar ki kendilerini unuttular kardeşleri doysun diye, kendilerinden vazgeçtiler kardeşleri yaşasın diye, kendileri yandılar yanmasın kardeşimin tırnağı diye.. Oysa ki cahiliye devrinde yaşıyorlardı daha önce. Kızlarını gömüp; içki içiyor, adam öldürüp, kumar oynuyorlardı. Bütün bu çirkinlikleri birden unutup nasıl da tertemiz insanlar oluverdiler. Öyle ki karıncaya zarar veremez hale geldiler? Cevabı basit çünkü Resulullah’tı öncüleri. O’ndan öğrendiler her şeyi sil baştan ve Hz. Muhammed’in okulunda okudu her biri. Kutlu Nebi’nin nazarı değdi gözlerine.kuran ahlakıydı ahlakı peygamberimizin. . Sahabeyi sorar sanız onlar da kuran ahlakıyla ahlaklandılar.

Gelin şimdi tarihin tozlu raflarında dolaşıp bu güzel insanları tanıyalım yaşadıkları olaylarla.

1.İşte İslam’ın İlk Halifesi Hz . Ebu Bekir  Ve Harama Karşı   Duruşu.

Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddîk 'r a 'in bir kölesi vardı  Ömrünün sonlarında her akşam iftar vaktinde yemek getirirdi  Âdetleri öyle idi ki, nereden ve nasıl aldığını, kimden satın aldığını, onun  sanatı ve mesleği ne olduğunu o köleden sormayınca o yemekten bir lokma ağzına koymazdı  Bu köle bir gece yine yemek getirdi  Ebû Bekr-i Sıddîk 'r a ' sormadan, mubârek elini uzatıp, bir lokma yemekten aldılar
Köle dedi ki:
- Ey Efendi  Ne oldu ki, bu akşam sormadan yemeğe el uzattınız
Ebû Bekr-i Sıddîk 'r a ' hazretlerinin mubârek gözleri yaş ile dolup, buyurdu:
- Yâ Gulâm  Açlık bana sıkıntı verip, sabırsızlandırdı  Böylece bu hâl başıma geldi  Şimdi bana haber ver ki, bu akşam yemeği nereden getirdin
Köle dedi ki:
- Câhiliyye vaktinde, raks ve oyun oynardım  Bir gruba raks ettim  Onlara hoş geldi  Bana dediler ki, şimdi bir nesnemiz yoktur  Va’d etmişlerdi ki, elimize bir şey geçtikçe sana iyilik ederiz  Ben bugün gördüm ki, onların elleri doludur  Ben va'dlerini hatırlattım  Yiyeceği bana verdiler
Ebû Bekr-i Sıddîk 'r a ' bunu işitti  Çok üzüldü  Ağladı  Yemeği önünden attı  Parmağını boğazına o kadar soktu ki, kustu  O lokma karnından dışarı geldi  Kendine  eziyet verdi  Mubârek yüzü göğerdi ve karardı  Mubârek yüzünün şeklinin değişikliğini görenler, bir miktar su içmesini ve bu üzüntüden halâs olacağını söylediler  Sıcak su getirdiler  İçti, bir kere daha kay' etti /kustu  Rahatsız oldu  İnceledi ki, karnında bir şey kalmadı
Dediler ki,
- Yâ Sıddîk, bu kadar kendinize sıkıntı ve zahmet, bir lokmadan dolayı mıdır?
Buyurdu ki, evet  Resûlullah 's a v ' hazretlerinden işittim
Buyurdular ki,
- Allahü tebâreke ve teâlâ hazretleri, yediği haram olan kimselere Cenneti haram etmiştir
Sonra başını yukarı kaldırıp,
- Yâ ilâhel âlemîn! Yediğim lokma için elimden geleni yaptım  O lokmaları kay' ettim  O lokmadan damarlarımda bir şey kaldı ise affet  Bu za'îf kulun, Cehennem azâbına dayanamam diye, duâ buyurdu
Bu o Ebû Bekrdir ki, Resûlullah 's a v ' hazretleri, (Ebû Bekr benim gözüm ve kulağım gibidir) buyurdu  

Bu hikayede olduğu gibi sahabe efendilerimiz harama karşı çok duyarlıydılar. Öyle ki haram ise yedikleri lokmayı bile geri çıkarırlardı. Onlar için önemli olan Allah’ın emirlerine harfiyen uymaktı. Ahlak deyince anladıkları buydu zaten. Allah’ın emirlerine riayet etmek, yasaklarından kaçınmak…


2.Ve Hz. Ömer…
       
Sâlim bin Abdullah dedesi hazret-i Ömer'in hâlini anlatırken, Resûlullah efendimizden ve Asr-ı saâdetten de kıymetli haberler vermektedir: "Hazret-i Ömer devlet başkanı seçildiğinde, hazret-i Ebû Bekir'e tayin edilen maaş kadar ücret almaya başladı. Bu şekilde devam ederken, bir defasında sıkıntıya düştü. Muhacirlerden bir grup, toplanıp bu mevzuyu görüştüler. Zübeyr bin
Avvam, hazret-i Ömer'e söylesek de maaşını biraz artırsak, buyurdu. Hazret-i Ali, ümit ederiz ki kabul eder deyip, haydi gidelim buyurunca kalktılar. Hazret-i Osman; "Hazret-i Ömer'in hak ve adalette ne kadar sert olduğunu biliyorsunuz. Bu isteğimizi kendisini kırmayacağı birisine söyletelim. Kızı Hafsa'ya (r.anhâ) gidip, bu meseleyi anlatalım. Bizim ismimizi vermeden, arzumuzu ona bildirsin" buyurdu. Kabul ettiler ve doğru hazret-i Hafsa'nın yanına gittiler. Ona durumu anlattılar ve bunu kabul etmeden hazret-i Ömer'e kimsenin ismini söylememesini de tembih ettiler. Sonra da dışarı çıktılar. Bunun üzerine Hafsa (ra), hazret-i Ömer'in yanına gitti. Durumu anlattı. Hazret-i Ömer celâllenip, "Kimdi onlar?" diye sual etti. Hazret-i Hafsa, "Fikrini öğrenmeden kim olduklarını söylemem" dedi. Hazret-i Ömer; "Eğer kim olduklarını bilseydim, iyice döverdim. Ama  duâ etsinler ki, arada sen varsın. Peki Hafsa, Allah aşkına söyle, Resûlullah efendimiz senin evinde kalırken giydiği en kıymetli elbise neydi?" Hafsa (r.anhâ); "İki tane renkli elbisesi vardı. Elçileri onlarla karşılar, Cuma hutbelerini onlarla okurdu" dedi. Hazret-i Ömer; "Peki yediği en iyi yemek neydi?" diye sorunca, kızı;"Bizim yediğimiz ekmek, arpa ekmeğiydi. O sıcakken, yağ kabının altına koyardık. Ekmek yumuşar ve yağlanırdı. Onu yerdik ve güzel bulduğumuz için başkalarına da ikram ederdik" diye cevap verdi. Hazret-i Ömer tekrar; "Senin yanında kaldığı zamanlarda kullandığı en geniş, rahat yaygı neydi?" diye sordu. Hazret-i Hafsa;"Kaba kumaştan yapılma bir örtümüz vardı. Yazın dörde katlar ve altımıza yayardık. Kış gelince de yarısını altımıza yayar, yarısını da üstümüze örterdik" diye cevap verince, halife; "Yâ Hafsa! Benim tarafımdan onlara söyle. Resûlullah efendimiz kendine yetecek miktarı tespit eder, fazlasını ihtiyaç sahiplerine verir ve kalanla iktifa ederdi. Vallahi ben de kendime yetecek kadarını tespit ettim. Artanı ihtiyaç sahiplerine vereceğim ve bununla iktifa edeceğim. Resûlullah efendimiz, hazret-i Ebû Bekir ve ben bir yol takip eden üç kişi gibiyiz. Onlardan ilki nasibini aldı ve yolun sonuna vardı. Diğeri de aynı yolu takip etti ve O'na kavuştu. Sonra üçüncüsü yola koyuldu. Eğer o da öncekilerin gittikleri yolu takip eder, onlar gibi yaşarsa, onlara kavuşur ve onlarla beraber olur. Eğer, öncekilerin gittikleri yoldan başka bir yol takip ederse, onlarla buluşamaz" buyurdu.


Aslında her şey apaçık ortada. Yetmiyor diyerek daha fazla daha fazla diyen insanımıza kazancın nasıl yetirileceğine dair güzel bir ders veriyor Hz. Ömer. Elinizdekiyle yetinin diyor. Oysaki bizim insanımız sözüm ona ihtiyacı olan 2. lcd televizyonunun taksitlerini ödemekte zorlanırken maaşına zam istiyor. Maaşına zam gelince 3. ye göz dikiyor. Böylece günümüz insanının yatak odasında dantel örtü içinde bekleyen kurana inat baş tacı edilmiş oluyor evlerimizden çıkarmaya kıyamadığımız televizyonlarımız. Sahabe efendilerimizin ahlakına ne ters bir durum. Onlardan bir tanesi evimizi ziyaret etse ne cevap veririz acaba?

3. Meleklerin Haya Ettiği Sahabe Hz. Osman

Hz. Ayşe anlatır:

Resûlullah efendimiz, bir gün istirahat ediyordu. Bu sırada Hz. Ebû Bekir içeri girmek için izin istedi.

İzin verilip içeri girdi. Resûlullah hiç hâlini değiştirmedi. Sonra, Hz. Ömer izin alıp içeri girdi. Yine hâlini değiştirmedi. Uzanmış vaziyette iken onlarla sohbet ettiler.

Daha sonra, Hz. Osman kapıya gelip içeri girmek için izin istedi. Peygamber efendimiz oturdular. Hz. Osman’ı bu şekilde kabul ettiler.

Hepsi gittikten sonra sordum:

- Babam Ebû Bekir ve Hz. Ömer içeri girdiklerinde hiç hâlinizi bozmadınız. Fakat Hz. Osman içeri girince, oturdunuz. Bunun sebebi nedir?

-  Meleklerin hayâ ettikleri bir kimseden ben nasıl hayâ etmem.
   Öyle haya sahibi bir zat idi ki melekler ondan haya ederdi. İnsanların en mükemmeli peygamber efendimiz dahi ondan haya etmişti. Çocukken dehaya lı idi , gençken de yaşlandığında da. Şu zamanda insanlarımız daha çocukken kaybetmeye başlıyor hayalarını. Utanma perdesi kalkıyor yüzlerinden. Çirkinlikler öyle sarmış ki etrafı, minik gözler istemeden görüyor her şeyi ve istemeden kabul ediyor tüm iğrençlikleri.gençken isteyerek yapmaya başlıyor çocukken görüp, normal sandığı ve hiç yorumlamadan çocuk saflığıyla kabul ettiği değerleri. Bizim olmayan ancak bize dayatılan değerleri. Artık masumiyeti kalkıyor üzerinden. Yaşlandığında ise vazgeçmiyor bizim insanımız. Ölüme az kaldı demekten geri duruyor Hz. Ömer’e inat. Ona sırt çeviriyor. Aslında tam da ona onun ahlakına ihtiyacı varken. Yetiş ya Ömer. Utanamaz olduk. Utanmayı, haya sahibi olmayı öğret bize.

    4. Hz Ali'nin Cihaddaki İhlası

Hazreti Ali bir harpte hasmını yere yatırır. Boynuna basıp tam kafasını vücudundan ayıracağı sırada, yerde yatan adam Hazreti Ali’nin yüzüne tükürdü. Bunun üzerine Hz. Ali adamın üzerinden kalkar.Bu hale şaşıran adam sorar:
-  Beni öldürmekten niçin vazgeçtin?
 Hz. Ali  :
-'Ben seni Allah rızası için öldürecektim. Sen benim yüzüme tükürünce sana sinirlendim.O sinirle seni öldürseydim Allah rızası için değil,kendi kızgınlığım için öldürmüş olacaktım.O zaman da sevap kazanamayacaktım.Onun için öldürmekten vazgeçtim'' der.
Adam:
-Halbuki ben seni kızdırıp bir an önce beni öldürmeni düşündüğümden öyle yapmıştım.Derhal öldürürsen fazla acı duymam diye düşünmüştüm,dedi ve Hz.Ali’nin büyüklüğüne hayran kalıp müslüman oldu.

   İşte öylesine büyük bir ruh.tam da kıskıvrak yakalamışken hısmını, bırakıveriyor.Neden? İşin içine nefsini karıştırmamak için. Allah rızasını ön planda tutmak için. Sahabe efendilerimizde böyleydiler işte. Hz. Ali gibi Allah’ın rızasına aşık  ve O’nun gibi nefsin riyasına düşman. Tam bir ihlas örneği gösterdiler hepsi.  Hepsi  nefsleri için değil Allah için öldüler ve öldürdüler.


 İşte  İslam’ın  incileri  olan  dört  büyük  sahabe. İşte muhtaç olduğumuz ahlak, işte çocuklarımıza öğretmemiz gereken yaşam tarzı. Ve ülkeleri krizlerden ,insanları bunalımlardan kurtaracak bir reçete ;Ashab gibi yaşamak.

‘Sahabelerimi bana bırakınız.Nefsim kendi elinde olan Cenab-ı Allah’a yemin olsun ki, fakirlere ve zayıflara Uhud Dağı ağırlığında altın infak etseniz ,onların amelinin sevabı gibi bir sevaba erişemezsiniz’
(Camiu’s-Sağir)
Bu hadisten de anlaşılacağı gibi sahabe efendilerimiz kıymetli bir nesildi. Bu kıymetin kaynağı yaşadıkları hayat olsa gerek. Yaşadıkları hayat ve sahip oldukları ahlak. Bizim için de bir tek yol var; Sahabe ahlakıyla ahlaklanmak. Allahu Tealanın rızasını, Peygamberimizin(sav) şefaatini ancak bu şekilde kazanabilir ve ebediyen mutlu yaşayabiliriz.