GÜNAHDAN SONRA TÖVBE ETMEK

GÜNAHDAN SONRA TÖVBE ETMEK

 

Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Kul bir günah işlediği zaman kalbine siyah bir leke çizilir. Günahı bırakıp tövbe ederse kalbi temizlenir.”

Günah, Allah’ın emri ve rızası dışındaki her türlü hal, hareket, fiil ve sözdür. Büyük günahlar; Allah’a şirk koşmak, ana-babaya itaatsizlik, yalancı şahitlik, haksız yere adam öldürmek, yetim malı yemek, faiz, zina iftirasında bulunmak, savaştan kaçmak, sihir yapmak, Mescid-i Haram’da yapılması yasak bir fiili işlemek, hırsızlık yapmak, şarap içmektir.Küçük günahlarsa bunların dışında kalanlardır. Aslında büyük günah, küçük günahı küçük görmektir, onda ısrar etmektir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Kalplerde bakır gibi paslanır, cilası ise istiğfardır.”buyurmuştur. Her insan hata yapar, günah işler. “İsmet” yani günahsızlık sadece peygamberlerin sıfatıdır. Fakat önemli olan hatasının farkına varmak ve tövbe –istiğfar etmektir. Hadis-i Şerif’te: “Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder, yerinize günah işleyip sonra da tövbe edecek bir kavim yaratırdı.” buyruluyor.

Allah’ın güzel isimlerinden biri de ‘Tevvab’dır. Ayet-i Kerime’de (Araf Suresi, 153): “Ve o kimseler ki kötülükler işlemişler sonra arkasından tövbekâr olmuş, iman etmişlerdir. Şüphe yok ki Rabbin elbette onları bağışlayıcıdır, hakkıyla esirgeyendir.” Yine diğer bir Ayet-i Kerimede (Zümer, 53): “De ki, ey kendi aleyhinde aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” Allah-u Teâlâ bizden, günahımız ne kadar çok olursa olsun kendinden ümit kesmeyip tövbe etmemizi istiyor ve bizleri bağışlayacağını vaat ediyor.

İmam-ı Gazali hazretleri: “Tövbe; ilim, hal ve fiil gibi sırasıyla birbirini gerektiren üç şeyin birleşmesinden meydana gelen değişmez ilahi bir sünnettir. …” diyor. İlimden kasıt hatasını bilmek, halden kasıt pişmanlık ve bir daha yapmamaya azimli olmak, fiilden kasıt ise geçmişteki zararları telafiye çalışmaktır. Hadis-i Şerif’te: “Bir kötülük yaptığınızda hemen ardından bir iyilik yapın ki o kötülülüğü silsin.” buyruluyor. Yani tövbenin en güzeli günahın hemen ardından pişman olup tövbe etmektir. “Yarın tövbe ederim.” , “İşleyebildiğim kadar işleyeyim, en sonunda tövbe ederim.” diyerek tövbeyi ertelememelidir. Çok günahkâr olduğunu, Allah’ın onu affetmeyeceğini, bu halde O’nun karşısına nasıl çıkacağını düşünerek tövbeyi ertelemek şeytanın oyunlarındandır. Yarına kimsenin garantisi yoktur. 
Bir hikâye anlatılır: “Adamın biri evinin önündeki yolunun kenarlarına diken ekmişti. Dikenler büyüyüp gelişti, insanlar rahatsız etmeye başladı.

— Dikenleri sök artık, dediler.

— Tamam dedi, yakında sökeceğim.

Adam sürekli yarın diyor, fakat dikenler büyüyüp güçleniyordu. Bir Hak dostu:

— Bu işi sürüncemede bırakma, vaadinde dur, dedi. Adam yine:

— Bugün… olmazsa yarın, diye cevap verince Hak dostu:

— Sen hep yarın diyerek erteliyorsun. Dikenler büyüyüp güçleniyor, gençleşiyor, sen ise ihtiyarlıyor, güç kaybediyorsun. Korkarım yakında dikenleri sökmeye güç yetiremeyeceksin, dedi.”

Günahlar tekrarlandıkça beslenir, kökleri derinleşir, alışkanlık yapar, adeta insanın kanına işler. İnsan bir uyuşturucu müptelası gibi aşıtlığı o şeylerin terkine muvaffak olamaz. Günahta ısrar etmemek, tövbe ve pişmanlıkla temizlenmek büyük bir hasenatla şeytanı pişman etmek, insanı elinin kolunun dikenli tellerle sarılı bir mahkûm haline dönüşmesini önler. Günahla beslenen nefis büyür, sesi çok çıkmaya başlar; iyilikle, güzellikle beslenen ruh ise nefs altında ezilir, küçücük kalır, ses çıkaramaz olur. Günaha erken müdahale olmazsa kökünün kurutulması zorlaşır.

Bir Allah dostu: “Allah’ım! Biliyorum suç işlemek bana yakışmıyor, ama affetmek sana çok yakışıyor.” demiş. Affetmek O’nun şanındandır. O Afüvdur (affedici), O Tevvabdır (tövbeleri kabul eden), O Rahmandır, Rahimdir, Settardır (günahları örten), Ğafurdur (günahları affeden, mağfireti bol).

Tövbe etmek, İslam dininde emredilen şeylerin en mühimlerindendir. Bakara Suresi 222. Ayet-i Kerime’de: “Muhakkak Allah-u Teâlâ çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri de sever.” buyruluyor. Yine Nur Suresi 31. Ayet-i Kerime’de: “Ey müminler, hep birden Allah’a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” Birinci Ayet-i Kerime’de tövbe ve temizlik bir arada verilmiş ve Allah’ın onları sevdiği belirtilmiştir. Çünkü tövbe, günahlardan temizlenmektir, kalbi ve ruhu masivadan ayırmaktır. İkinci Ayet-i Kerime’de ise kurtuluşun hep birden edilen tövbeyle mümkün olduğu belirtilmiştir. Çünkü tövbeyi muhafaza etmek cemaatle mümkündür. Yanlış yaptığımızda bizi uyaran dostlarımızın olduğu bir çevrede iyi hali korumak daha mümkündür. Ayrıca istiğfar tek başına yapılabilirken tövbe için cemaat gereklidir. Tahrim Suresi 8. Ayet-i Kerime’de: “Ey iman edenler, Allah’a samimi bir tövbe ile tövbe ediniz. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar.” buyruluyor. Bu Ayet-i Kerime’den anlaşılacağı üzere Allah her ibadetimizde olduğu gibi tövbede de bizden samimiyet istemektedir. Bu şekilde yapılan tövbe ‘Nasuh tövbesi’ olarak geçmektedir.


Tövbe ile beraber hak sahiplerini hakkını vermek, gıybetini ettiği kimseden özür dilemek, af istemek, kazaya kalmış namazlarını, oruçlarını iade etmek, kötü huylarından vazgeçip güzel bir ahlakla ahlaklanmak vaciptir. “Bir daha günah işlersem tövbem bozulur.” korkusuyla tövbe etmekten çekinmek günaha devam etmektir. Ayrıca, sadece ‘tövbe ettim’ demek yeterli değildir. Tövbenin şartları şunlardır:

1) Yapılan günahlara pişmanlık,

2) Günahlardan sıyrılmak, günahları bırakmak,

3) Bir daha günaha dönmemeye azmetmek.

Bu türlü yapılan tövbe Kuran-ı Kerim’de geçen Nasuh tövbesidir. Zemahşeri bu konuda: “Sağılmış sütün hayvanın memesine dönmesi nasıl mümkün değilse, günahlara dönmeyi de bu şekilde görmek Nasuh tövbesidir.” der.

Bir kişi Bera b. Azib’e “Ey Eba Umame! “Sakın ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayınız!” (Bakara/195) ayetinden maksat insanın düşmanla karşılaştığında öldürülünceye kadar savaşmaması mıdır?” diye sordu. O da: “Hayır ayetteki tehlikeden maksat insanın bir günahı işlediğinde: “Artık Allah beni bağışlamaz.” diyerek O’nun rahmetinden ümidini kesmesidir.” cevabını verdi. (Yusuf Kandehlevi/Hayatüssahabe)

Furkan Suresi’nde: “Eğer bir kimse halisane tövbe ederse Allah onun seyyiatını/ kötülüklerini hasenata/iyiliklere çevirir.”buyruluyor. Ve her ibadette olduğu gibi tövbede de ihlâslı olmak övülüp, tavsiye ediliyor.

Seyda Şeyh Fadlullah (k.s) sohbetlerinin birinde tövbeden bahsediyordu: “Her şey Resul-u Ekrem’in hatırına yaratılmıştır. Yine O’nun hatırına bu ümmetin tövbesi ne zaman ve nerede yapıldığı önemli olmaksızın her zaman kabul edilir. Eski ümmetlerin yani Peygamber Efendimiz’den (s.a.v) evvel yaşayan kavimlerin tövbe şekilleri farklı imiş. Şöyle ki; Musa (a.s) zamanında Yahudiler çok asi olduklarında Musa (a.s) çok dua etmiş, Allah onların tövbesini kabul etsin diye. Rabbil Âlemin o zaman emretmiş: “Eğer onlar birbirlerini öldürürlerse, ölenleri de öldürülenleri de affederim.”

Bazı kavimlerde ise insanların günahı yazılır, cezası ne ise o yazılır ve o kişinin kapısına asılırmış. Ancak bu şekilde tövbeleri kabul edilirmiş. Bazı kavimlerin tövbe için Beyt-i Maktis’e gitmesi gerekirmiş. Fakat Resulullah (s.a.v) ümmetinin tövbesi O’nun hatırına kolaylaştırılmıştır. Bizler akşamdan sabaha günah işlesek ve pişman olup sabahtan akşama tövbe etsek, tövbemiz kabul olur. Rabbil Âlemin günahımızı setr eder ve bizi affeder. Bazı kavimler ise günah işledikleri zaman hayvan suretine çevrilir ki buna ‘nesih’ deniyor. Resulullah’ın (s.a.v) ümmetinden bu da kaldırılmıştır.

Seyyid Sıbgatullah-i Ervasi’ye (k.s) sormuşlar: “Nesih var mıdır?” O da cevap vermiş: “Zahiri nesih yoktur ne kâfirlere ne de müslümanlara. Çünkü kâfirler de ümmettendir.” Ümmet iki kısımdır: Ümmet-i davi, Ümmet-i icabi. Kâfirler ümmet-i davidir. O yüzden onlar da nesih olmazlar. Resulullah âlemlere rahmettir. Onun faydası dünyada da, ahirette de hem müslümanlara hem kâfirlere olmuştur. Ebu Leheb Peygamber Efendimizin (s.a.v) amcasıdır. Onun doğum müjdesine bir köle azat ettiği için pazartesi günleri onun cezası hafifletilir. Resullulah’a ümmet olmak Allah’ın bize verdiği büyük bir lütuftur. Bize tövbe nimetini vermiştir. “Tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir.”buyruluyor hadis-i şerifte. Seyyid Sıbgatullah-i Ervasi (k.s) sözlerine devam ederek: “ Fakat manevi nesih vardır, bu da maneviyatta insanın insan suretinden çıkıp hayvan suretine girmesidir.” “Peki, nesihin alameti nedir?” diye sormuşlar. Cevaben: “İkidir. Birincisi, vaaz edilince vaaz ona tesir etmez. İkincisi ise, günahtan sonra pişman olmaz.” Molla Muhyeddin (k.s) pişmanlığın derecesini şöyle tarif etmiştir: “İnsan bir tepenin altına eli ayağı bağlı bir şekilde yatırılır. Yukarıdan onun üzerine doğru büyük bir kaya yuvarlanırsa o anda duyduğu korku gibi bir his taşırsa ancak o şekilde pişmanlığı fayda eder.”

 

Hadis-i Şerif’te: “Ahir zamanda camilerde insan çoğalacak, fakat onlardan azının imanı olacak.” buyruluyor. Sahabe-i Kiram nedenini sorunca Peygamber Efendimiz: “Oradaki vaaz onlara tesir etmez de ondan.” diye cevap veriyor. İnsan, namazını kılar, fakat kötü işi, kötü arkadaşı ve kötü ahlakı, gıybeti vs. terk etmez. Bu da namazın ve orada dinlediği vaazın ona tesir etmediğini gösterir. Bir gün Hasan-ı Basri (k.s) Bağdat çarşısında Hz. Rabia’yı açık gezerken görüyor. Soruyor: “Sen neden böyle geziyorsun? Etrafın insan dolu, seni görüyorlar.” Hz. Rabia: “Çarşıda insan var mıdır ki? Vallahi burada senin dışında -ki sende yarı insansın- insan göremiyorum. Hepsi hayvan suretindedir.” Demek ki Rabia (k.s) insanların maneviyattaki halini görmüştür.

İmam-ı Gazali (k.s) tövbeyi, “Allah rücu etmek” olarak tanımlamıştır. İnsan dünyaya gelerek asıl sevgilisinden ayrılmıştır. Dünyaya geldikten sonra da bütün gayreti tekrar ona dönmek olmalıdır. Tövbe ise bu yolun ilk adımıdır. Hiç kimse insan günahsız olamaz. Yaradılışından sonuna kadar günahtan arınık olmak meleklere mahsustur. Bütün ömrünü muhalefet ve günahlarla geçirmek de şeytana mahsustur. Tövbe, Âdem’in (a.s) ahlakı; günahta ısrar etmek ise şeytanın ahlakıdır. Peygamber Efendimiz buyuyor ki: “Bazı kullar günah sebebiyle cennet girer.” Bu nasıl olur, diye sorarlar. O da: “Kul bir günah işleyip pişman olur ve o pişmanlık üzere kalırsa mutlaka cennete girer. Şeytan: Keşke onu günaha sokmayaydım, der.” Peygamber Efendimiz bile günde 70 defa tövbe etmiştir. Hâlbuki O günahsızdır. O’nun bu tövbesi bize örnek olmak içindir. İmam-ı Gazali (k.s) bu hadis-i şerifi: “Çünkü O maneviyatta devamlı bir yükselme halindeydi. Her yükselişte bir önceki halini beğenmez ve onun için ‘estağfirullah’ derdi” diye yorumlamıştır. Yine tövbeyi müritlerin ilk adımı, süluk ehlinin yolunun başlangıcı olarak tanımlamıştır.

Resulüllah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Sizden evvelki ümmetler içinde bir adam vardı. Bu adam 99 kişiyi öldürmüştü. Bu kadar cinayet işleyen adam; kendine gelmiş, yaptıklarından pişmanlık duymuştu. “Acaba Allah beni affeder mi?” diye önüne gelene sormaya başladı. Adamcağıza falan yerde bir rahip tavsiye ettiler, o rahibe gidip durumu anlattı. 
Adam, doksan dokuz kişiyi öldürdüğünü, tövbe etse kabul edilip edilmeyeceğini sordu. Rahip: “Hayır.” Deyince onu da öldürüp yüze tamamladı. Ama adam hala pişmandı, yine önüne gelene: “Bana bir âlim gösterin de ona gidip tövbe yollarını arayayım.” dedi. Sonra kendisine: “Falan yerde bir âlim var, oraya gidip ondan sor.” dediler. Ona gidip yüz kişiyi öldürdüğünü, tövbe etse kabul edilip edilmeyeceğini sorunca, âlim: “Evet, tövben kabul edilir. Kimse buna mani olamaz, yeter ki sen Allah’ı memnun et.” dedi. “Yalnız tövbenin kabul olması için bazı şartlar var. Senin yaşadığın çevre çok kötü ki sana bu kadar günah işletmiş, hemen o çevreyi terk et ve falanca yerde bir kasaba var, oraya git orda yaşa, oranın insanları çok iyidir. Hep Allah’a ibadetle meşgul olurlar.” Bu nasihati dinledikten sonra adam, o kasabaya gitmek üzere yola koyuldu. Hikmet-i ilahiye bakın ki yarı yola gelir gelmez, adamın eceli doldu ve yolda öldü. Bir anda cenazenin başında melekler çoğaldı, rahmet melekleri: “Bu adam cennetliktir.” dedi, azar melekleri: “Cehennemliktir.” dedi. Rahmet melekleri: “Bu adam candan tövbe etti, günahsız yaşamak için yerini yurdunu terk etti.” dediler. Azap melekleri: “Bu adam hiç iyilik işlemedi. Üstelik bu kadar cinayet işledi, cehennemliktir.” dediler. Cenabı-ı Hak, insan suretinde yolcu kıyafetinde bir melek gönderdi. Melekler o adamı hakem yaptılar. Hakem melek : “İki taraftaki mesafeyi iyi ölçün, terkedip bıraktığı kötü yere mi yoksa gitmekte olduğu iyi yere mi daha yakın yerde öldü. Adam hangi yere daha yakınsa o yerin insanlarından sayınız.” dedi. Rahmet melekleriyle azap melekleri mesafeyi ölçtüler. Adamın gideceği yere yakın olduğu anlaşıldı ve onun ruhunu rahmet melekleri aldı. (Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, Rudani)


Demek ki arkadaşlar, tövbe kapısı hiçbir zaman kapanmaz. Ta ki Azrail (a.s) ruhumuzu alana kadar. Yeter ki Cenab-ı Hakkın rahmetine kavuşmak için candan, samimi olarak tövbe edelim. Ve yine ısrarla üzerinde durulan konu, tövbeyi geciktirmemektir. İmam-ı Gazali Kimya-ı Saadet’inde der ki: “Tövbe geciktiği zaman günah karartıları aslı nur olan kalbin cevherine işler. Tıpkı pas içine işlemiş ayna gibi olur. Zira böyle olan kalp ancak dilin ucu ile tövbe eder. Çeşitli pisliklerle kirlenen elbise, sabunla yıkanıp temizlendiği gibi kalp de günah karartısından taat nuruyla temizlenir.” Rabbim bizleri çokça tövbe eden kullarından etsin.

ezan

Kalb-iselim.net Yad-ı Cemil 2011 Hatim Dağıtımı