Güncel Makaleler

Yazdır

Seyri Sülük ve Zikir

 

 Seyri Sülük Nedir?

           Bedenimizde ruh,sır,hafi, ahva,vicdan,akıl gibi manevi gelişim gösteren yerler vardır.Bunlara latifeler  veya letaif  denir.Kulun Rabbine yakınlaşmasında diğer ifadeyle terakki göstermesinde  kalbin yardımcısı konumundadır.

           İnsandaki manevi latifeler terbiye edilip temizlenince asıl vazifelerine  dönerler. Asıl  yapmaları  gereken  özellikleri  gerçekleştirirler. İşte o zaman insan gerçek kulluk ve güzel ahlakı elde edebilir. Bu işleme  tasavvufta “ seyri  süluk” ismi verilir.

          Tasavvufta seyir, cehaletten ilme,kötü huylardan güzel huylara ,kendi varlığından geçip Hakk’ın varlığına doğru harekettir. Süluk  ise, Hakk’a ermek için bir rehberin öncülüğünde ve denetiminde  çıkılan manevi, kalbi, ruhi, yolculuk ve ahlaki bir eğitimdir.

         Bu eğitimden maksat, kulun kendini ve rabbini tanımasıdır.

         Eğitimin ilk adımı gafletten uyanmaktır.

         İkinci adım, hakiki anlamda insan olmak için insanlık yoluna adım atmak ve hedefe doğru yol almaktır.

         Sonuç da olgun (kamil) insan olmaktır.

        Bu manevi terbiyenin merkezinde mürşid vardır.  Terbiye şeklini o belirler ve takip eder. İnsanı  terbiye edebilmek Peygamber mesleğidir. Bunun için manevi terbiyenin  Hz. Peygamber’in (s.a.v) öğrettiği  şekilde olması şarttır. Terbiyeden maksat  fıtratı değiştirmek değil, onu güzele yönlendirmektir. İnsandaki kötü huyların iyi huylarla değiştirilesi mümkündür. Peygamberler bunun için gelmiştir. Kendilerinden sonra bu iş, onların gerçek varisi kamil insanlara kalmıştır.

       Zikir Nedir?

      Manevi  terbiye ve yolculukta ilk hedef, kalbin uyanmasıdır. Bütün Allah dostlarının tecrübe ve tespitlerine göre, kalbin temizlenmesi ve nefsin terbiyesi için en etkili ilaç Allah Teala’yı zikretmektir.

     Zikir denilince hemen akla anmak,hatırlamak, unutmamak gelir. Bu doğrudur. Ancak burada anmaktan maksat sevmek ,yüceltmek ve özlemektir. Bu yüzden zikrin asıl manası, gönülden masivayı çıkarıp,Mevla’yı sevmektir.

     Allah Teala’nın dışındaki  her şeye masiva denir. Zikir nefsi ezip, yüce Rabbi yüceltmektir. Zikir fikrin meyvesidir. Fikir de muhabbetin eseridir. Muhabbet ise Allah vergisidir. Sevgisiz insan yoktur. Her insanın bir şeye muhabbeti vardır.

     Büyük arif Mevlana Halid Bağdadi (k.s),sadık müridi Şeyhu’l -İslam  Mekki Zade Mustafa Asım Efendiye yazdığı bir mektupta zikrin önemini kısaca şöyle anlatmıştır:

    “ Sağlam bir itikada sahip olup, hak  mezheplerden birisine uyarak farzları yerine getirdikten sonra,ibadetlerin en yücesi en faziletlisi olan gizli zikre devam etmek gerekir.

     Zikir esnasında insan,Allah Teala’nın kendisini gördüğünü,işittiğini ve hiçbir şeyin  O’ndan gizli kalmadığını bilmelidir. Burada bilmek taklit değildir. Tahkikle elde edilen bir ilimdir. Bu ilme yakin ilmi denir.

     Bu ilme ulaşmak için, insanın Allah’tan başka her şeyden yüz çevirip ihlas, edep ve sevgiyle sünnete sarılması gerekir. Bunun en güzel yolu, irşatla görevli Allah dostlarından birisinin terbiyesi ve tasarrufu altına girmektir.

      Gücünüzün yettiği kadar ,gizli zikre özen gösteriniz,bu yolun büyüklerinin (Sadatı Kiram) himmet ve tasarruflarını üzerinize çekmeye çalışınız. Sahip olduğunuz yüksek rütbeler sizleri bunlardan alıkoymasın. Bu büyüklerden alacağınız azıcık nispet bile size çok şey kazandırır.” ( Mevlana Halid, Mektubat, 10. Mektup.)

      Yüce kitabımız Kur’an, bütün kainatın Allah’ı zikrettiğini haber veriyor:

“ Yedi kat gök,yer ve bunların içindekiler hepsi Allah’ı tesbih eder. Onu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihini anlamazsınız. O çok halimdir,çok bağışlayıcıdır.” ( İsra, 44)

      Yine Kur’an bize şunu öğretiyor:

“ Göklerde  ve yerlerde bulunanlarla dizi dizi kuşların Allah’ı tesbih ettiğini görmez misiniz? Her biri kendi duasını ve tesbihini (öğrenmiş) bilmiştir. Allah onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilir.” ( Nur 41)

Zikirde  İlk  Nokta

       Zikrin gerekliliğine inanmalı taklitle de olsa zikre başlamalıdır, kalbin uyanması için ona yönelmelidir. Zikirde devamlılık esastır. Vücudun zikre alışması, ısınması ve onu nefes alış verişi gibi tabii hale getirmesi için ,kişinin zikre devam etmesi gerekir. Arifler , işin çözümünü zikre başlamakta ve devam etmekte görmüşlerdir.

      Tasavvuf büyükleri, manevi terbiye ilk adım atan kimselere evvela bu yolun sevgisini ,muhabbetini kazandırırlar. Bu sevgi ile müritlerini  Allah Teala’yı zikretmeye ısındırırlar. Zikir vücutta bir meleke haline gelene kadar, mürşid müridini kontrol eder. Meleke haline gelmek demek, vücuttan ayrılmaz bir parça haline gelmiş sıfat demektir. Zikirde son nokta ise kalbin zikrine bütün vücudun ortak olmasıdır. Bu hal ayetlerde belirtilen zikre ulaşmaktır. O da yürürken, otururken, yan üstü yatarken, yani gece gündüz, acı tatlı bütün hallerde yüce Allah’ı zikretmektir.

     Devamlı zikir demek, devamlı itaat ve edep demektir. Zikrin vücuda yayılması ve bütün azaların zikre ortak olması ancak güzel kullukla olur.

     Dili zikir çekip eli zulüm yapan, gözü harama bakan, yürüyüşüyle çalım atan kimse gerçek zikir ve fikir ehli olamaz.

     Ulaştığı her nimetin önünde, içinde ve sonunda  tefekkür eden, onun Yüce Mevla’nın bir ikramı olduğunu düşünen, nimeti kullanırken “ bismillah “, kullandıktan sonra “ elhamdülillah “ diyen bir mümin zikretmektedir.

 

ZİKİR  ÇEŞİTLERİ ve  YAPILIŞ ŞEKİLLERİ

      Efendimiz (s.a.v) tarafından miktarı, yeri ve zamanı belirlenen zikirler aynen uygulanır, değiştirilemez. Mesela , farz namazlardan sonra otuz üçer defa ‘ sübhanellah,elhamdülillah, Allah ekber ‘ demek ve peşinden ‘ la ilahe illallah vahdehu la şerike lehü’ zikri ile bu rakamı yüze tamamlamak gibi.

     Namazların ruku, secde ve oturuşlarında  okunan dua ve zikirler de böyledir. Tesbih  namazı, telbiye, teşrik tekbirleri, ezan, kamet gibi belirlemiş zikirler de aynen uygulanır. Bunların  ve dışındakilerde, Allah dostları, zikir yapılırken daha çok ‘ Allah’,’La ilahe illallah’,’Hu’ lafızlarını tercih etmişlerdir. Bunların her birisi ayet ve hadislerde övülmüş kelimelerdir. Kur’an okumak, salavat getirmek, istiğfar etmek,Allah Teala’nın güzel isimlerini veya bu isimlerden birisini vird edinmek değişik zikir çeşitleridir.

      Zikir üç şekilde yapılır: Kalple, dille ve  her ikisiyle.

       Bir mürşid tarafından tespit ve telkin edilen zikirler ilaca benzer. Hangi hastalığa ne kadar doz ilaç kullanılacağını doktor belirler. Kalbin manevi  hastalıklarda doktoru ise kamil mürşidlerdir. Bu zatlar kalbe hangi zikrin şifa vereceğini bilirler. Çeşitli zikirler arasından bir tercih ve terkip yaparlar. Bu bir ilim gerektirir. Feraset, müşahede, ve tecrübe ile yapılır. Verilecek ilacın şekil ve miktarı insanın mizaç ve meşrebine göre değişir. Bunu ehil olan anlar ve ayarlar. Tasavvufun ana gayesi  kalbi Allah’ın zikri ve sevgisi ile mamur hale getirmektir. Zikrin en faziletlisi insanın meşrebine en uygun olanı ve az da olsa ihlasla devamlı yapılanıdır.

 

VİRD NEDİR?

       Her  gün belli miktar yapılan zikre de vird denir.

       Bu zikir belli miktar Kur’an okumak, salavat getirmek ve tövbe istiğfar etmek  de olabilir. Vird kalp için günlük ilaç hükmündedir. Kalbin gafletten uyanması ve şifa bulması için her gün bu ilacın alınması gerekmektedir. Vird , beş vakit namaz gibi müslümanın  hayatına girmelidir. Büyükler ‘ virdi olmayanın varidi olmaz.’demişlerdir.

      Varid, manevi feyiz ve ilahi hediyeler demektir. Vird ,hak yolcusunun ana sermayesidir. Vird Allah dostlarının sırrı kabul edilmiştir. O sırra ve Allah dostluğuna ulaşmanın yolu virddir.

     Gafletle de olsa vird çekilmelidir. Gafletle çekilen zikir, hiç çekmeyip terk etmekten daha hayırlı ve kazançlıdır. Çünkü insan farkında olmasa da vücudu o anda Allah’ın zikri ile meşgul olur.

     İslam alimleri Allah’ı çokça zikreden kimselerden olmak için önce beş vakit namazın hakkıyla kılınması gerektiğini söylemişlerdir. Büyük müfessir İbn Abbas (r.a) şöyle der:

     “ Allah Teala, farz kıldığı her ibadete bir vakit ve bir miktar belirlemiştir. Kulun bir özrü olup da bu farzı yapamadığında  kendisini mazur görmüştür. Ancak zikir böyle değildir.

       Allah Teala, zikir için belli bir miktar ve zaman belirtmeden, “ Ey iman edenler! Allah’ı ayakta , otururken  ve yanınız üzeri yatarken çokça zikrediniz “ emrini vermiştir. Zikri terk etmek için aklın baştan gidip kulun deli olması dışında hiçbir özrü kabul etmemiştir.  Bu ayette yüce Allah sanki şöyle diyor:

“ Ey müminler! Gece ,gündüz,karada ,denizde,mukim iken,seferde, zengin ve fakirlik hallerinizde , sıhhat ve hastalık durumlarınızda, gizli, açık her halde Allah’ı zikredin. Onu sabah akşam tesbih edin. Böyle yaparsanız, Allah size rahmet eder, melekler de sizin için dua ve istiğfar ederler.( İbn Ebi Hatim, Tefsiru’l –Kur’ani’l-Azim)

         Allah Rasülü (s.a.v), ümmetinin zikir delisi olmasını istiyor ve şöyle emrediyor:

         “ Yüce Allah’ı o kadar çok zikredin ki, insanlar size deli desinler.”

ZİKRİN FAYDALARI

        Zikirle kalplerini ihya eden Allah dostları, zikrin nimetlerini ve faydalarını bizzat gördükleri için, onu bütün insanlara ısrarla tavsiye etmişlerdir. Ayet ve hadislerde zikir hakkında çeşitli  müjdeler verilmiştir.

-          Zikir kulu yüce Rabbi ile beraber eder. Kul yüce Rabbini zikrettiği sürece Allah da kulunu zikreder. “ siz beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim.” (Bakara 152)

-           Rasullullah Efendimiz (s.a.v) zikir meclislerini Cennet bahçelerine benzetmiş ve herkesi bu bahçenin meyvelerini toplamaya davet etmiştir.( Tirmizi Deavat,82)

-          Zikir vuslat yoludur. Zikir kulu yüce Rabbine yaklaştırır. Zikir insanın marifetini ve muhabbeti artırır, manevi derecesini yükseltir. İhlasla yapılan zikir kul ile Rabbi arasındaki bütün perdeleri kaldırır, engelleri aştırır. Rasulullah Efendimiz’in (s.a.v) belirttiği gibi, zikirdeki bu özellik hiçbir amelde yoktur.( Tirmizi Deavat ,6)

-          Büyük ariflerden İbrahim b. Ethem (rah.) zikirle ilgili şöyle der:

“ Yüce Rabbim kendisini seven ve çokça zikreden dostlarının kalbine öyle bir zevk koymuştur ki, eğer dünya sultanları bunun ne kadar tatlı olduğunu bilselerdi onu ele geçirmek için bütün ordularıyla ariflerin kalbine hücum ederlerdi. Ancak Allah dostları onu gizlerler,sultanlarda onlardan habersizdirler.”

-          Zikir kalpteki imanı kuvvetlendirir,kalbe manevi hayat ve neşe verir,kalpten şek ve şüpheyi giderir,böylece insan inandığı şeyleri tereddütsüz kabul eder,Allah’a teslimiyeti tam olur, yakini artar,ihlası elde eder. O zaman ibadetler tatlı ve kolay olur. Kul taklitten kurtulur. Balık için su ne ise kalp için zikir odur. Zikirsiz kalp ölür. Kalbi ölü bir insandan hayırlı ve tatlı işler çıkmaz.

-          Kulun Yüce Rabbini zikretmesi öyle büyük  bir sermayedir ki, ömründe bir kere olsun samimi olarak “ La ilahe illallah” diyen kimse, bu zikrin bereketine ebedi ateşte kalmayıp cennete girecektir.( Buhar i İman,34)

-          Zikre ait bütün müjdeler herkes içindir. Erkek-kadın, genç-ihtiyar, fakir-zengin herkes bu nimetlere davet edilmiştir. Kul kalbi ve dili ile ne kadar zikir çeker  ve buna  devam ederse o derece  ilahi ikram ve müjdelere ulaşır.

-          Kısaca , Allah Teala’yı zikir kalbin hayatıdır, tadıdır,ilacıdır,gıdasıdır,cilasıdır. Zikirsiz kalp zayıflar,hastalanır,kararır,kapanır,katılaşır,sonunda ölür. Bu halden yüce Allah’a sığınırız.( İmam Rabbani , Mektubat)

Efendimiz (s.a.v) bir duasıyla bitirelim.” Allah’ım (cc)! Beni göz yumup açma zamanı kadar da olsa, nefsimin eline bırakma! Beni küçük bir çocuğun anne babası tarafından korunduğu gibi himaye et.”( Suyuti,Camiu’s-Sağir,hadis no:1478,Heysemi)