“Güzel insanların gözü güzel şeyleri, kötü insanların gözü ise kötü şeyleri görür.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahına pişman olmayan kimsenin tarikattan nasibi yoktur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tasavvufa giren insanlar meşayih-i kiramın evladıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s) 

“Günahtan duyulan pişmanlığın derecesi, dağdan üzerine yuvarlanan taşın önünde eli kolu bağlı kalınca duyulan korku gibi olmalıdır.” Seyda Molla Muhyeddin (k.s)

“Kişi başına gelen musibetlerin belaya dönüşmemesi için Allah’a dua etmelidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bütün insanlar Allah’a giden yolda peygamberlere, peygamberler de Cebrail’e muhtaçtı.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tarikat, İslamiyet içerisindeki nurların döndüğü yerdir.” Seyda Alameddin (k.s)

“Öfkelenen insan şeytanın elindeki topaç gibidir, şeytan onu istediği yöne çevirir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kulun kula haset etmesi, aslında Allah’a haset etmesidir. (H.B.)

“Acziyeti idrak, en büyük mertebedir.” Hz. Ömer (r.a)

“Ma’siyyet içinde tövbe olmaz.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah Teâlâ insana faydalı her nimeti Resul-i Ekrem (s.a.v)  zamanında vermiştir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Anne babasından güzel bir din eğitimi alan evladın işlediği her hayrın sevabı önce annesine, sonra babasına gönderilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bizlere Seyyid demeyiniz, eğer biz Seyyid isek Allah bunun mükâfatını zaten verecektir ama eğer değilsek Allah bunun hesabını bizden sorar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s) 

“Allah dostları vefatlarından sonra gizlendiği bulutun arkasından çıkan kızgın güneş gibidir.”(H.B.)

“Her bakan gözün gördüğü şey farklıdır.” (H.B.)

“Şeyhe yapılan sürekli rabıta, kalbin her an zikretmesine vesile olur.” (H.B.)

“Zikirde görülen şeylere aldanmak, aynadan yansıyan akse takılı kalmak gibidir.” (H.B.)

“Her an rabıta halinde olmak müridi kötülüklerden korur.” (H.B.)

“Derecesi yüksek olan kendini küçük görendir; derecesi küçük olan ise kendini büyük görendir.” (H.B.)

“Allah Teâlâ’nın mağfireti Resul-i Ekrem’in (s.a.v) mutabaatına bağlıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Rabıta, müridi dünya muhabbetinden uzaklaştır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Evlat-ı salihin işlediği her güzel amele anne babası da ortaktır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Müridin şeyhinden izin alarak çektiği ezkar, aşılanmış ağacın verdiği meyve gibi daha kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Resul-i Ekrem (s.a.v) vefatından sonra en büyük bela tokluk oldu.” Hz. Ayşe (r.a)

“İnsan gecesini boş işlerle geçirip geç yatar, sonra da sabah namazına kalkamazsa, o namazını keyfi olarak terk etmiş gibi olur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Asr’a andolsun ki insan mutlaka ziyandadır.” (Asr/1,2)

“Bilesiniz ki, Allah dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.”(Yûnus,62)

“Bir insan günahı nispetinde edepsizdir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın nefsi köleye benzer, onun efendisi kalp ve ruhtur.” Mevlana Celaleddin Rumi

“Sadık bir mürid evlattan daha hayırlıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s)

“Tarikattaki insanın iki babası vardır. Biri nesebi babası, diğeri şeyhidir. Nesebi babası onu dünya hayatına, manevi babası da âhiri hayatına hazırlar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah dostları zühd sahibi insanlardır, şanla şöhretle ilgilenmezler.” (H.B.)

“İnsanlar bir araya geldiklerinde gıybet etmek, boş sözler söylemek yerine Allah'ı anmalılar ki meclislerine azap değil nur yağsın.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahından pişman olmayan, nasihat tesir etmeyen insanın imanından şüphe edilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan hiçbir yerdedir.” Necip Fazıl Kısakürek

“Âlimlerin en şansızı cahilin arasında olandır.” (H.B.)

“Müridin virdini terk etmesi varlık duygusundan kaynaklanır.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Dostunla çok dost olma, düşmanınla çok düşman olma. Olur ki bir gün dostun düşmanın, düşmanın dostun oluverir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın güzelliği sabrettiği sıkıntılar nispetindedir”. (F.B.)

“İlim ancak amel edildiğinde kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kalpler ancak Allah'ı anmakla zikriyle mutmain olur.” (Ra’d/28)

“Hakikat bir kuştur; bir kanadı tarikat, bir kanadı şeraittir. Birinden biri eksik olursa hakikat kuşu uçmaz.” İmam Rabbani (k.s)

“Tasavvuf kal ilmi değil hal ilmidir.”

“Keşke tasavvuf üzerine hiç söz söylenmeseydi de, ehl-i tasavvuf olmayan kimseler tasavvufu anlatmamış olsalardı.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Müridin gördüğü değişik haller ve cezbe hali, oyalanması için küçük bir çocuğun önüne konulan şekerlemeler gibidir.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“İnsan haklı olduğu bir konuda münakaşa etmek yerine susup, geriye çekilse, haksız olabileceğini düşünse ne kaybeder? Ne kazanır? (H.B.)

“Üç günden fazla küs kalan insanlar kendi elleriyle kendilerini Allah’ın rahmetinden mahrum ederler.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Her mürşid-i kâmil, yetiştirdiği halifesini omzuna bastırarak bir üst dereceye ulaştırır.” (H.B.)

“Mürşid-i kâmil olan kulların kalbi Allah Teâlâ’nın nazargahıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Acı çekmeden başarı kazanılmaz”. (H.B.)

“Her insanın evinden son çıkışı vardır.” (F.B.)

“Bir yerde bir hayır işlendiği zaman o hayrın nispeti etrafa da faydalı olur; bir yerde de bir günah işlendiği zaman da o günahın zulmeti etrafı sarar.” (F.B.)

“Sadakat sıkıntılı dönemlerde kendini belli eder.” Seyda Alameddin (k.s)

“Sınırı olan dünyayı sınırsız bir aşkla sevmek, insana eziyet verir.” Seyda Alameddin (k.s)

Allah katında büyüklük, sayıya değil keyfiyyete bakar.” Seyda Alameddin (k.s)

“Ahir zamanda imanı muhafaza etmek, elde sıcak kor tutmaktan daha zordur.” (H.Ş.)

“Tasavvufta hissesi olmayan bir insan zamanın muhakkik ulemalarından biri sayılsa dahi, ahir zamanda zındıkların kurdukları tuzaklara karşı imanını muhafaza edemez.” Seyda Alameddin (k.s)

“Çok mukaddes neticelerin kazanılacağı zamanlarda insan, nefs ve şeytanın istilasındadır.” Seyda Alameddin (k.s)

“Kişinin işlediği her bir amelin elbisesi kendisine giydirilir. Hayır ise hayır, şer ise şer.” Hz. Osman (r.a)

“Eğer kalpleriniz temiz olsaydı, Allah'ın kelâmını okumaya doymazdınız." Hz. Osman (r.a) 

“Eğer söz gümüş ise sükût altındır.” Hz. Süleyman (a.s)

“Mü'min bir kimsenin dili, kalbinin arkasındadır. Konuşmak istediği zaman kalbiyle o şeyi düşünür, sonra diliyle onu geçiştirir; münafığın dili kalbinin önündedir. Bir şeyi kastettiğinde diliyle söyler, kalbiyle düşünmez.” Hasan Basri (r.a) 

“Kişinin malayani şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.”(Tirmizi, Zühd/11)

“ Âdemoğlu sabahladığı zaman tüm azaları dile hatırlatıcı oldukları halde sabahlar ve derler ki: Bizim hakkımızda Allah’tan kork! Zira sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Eğer sen inhirat edersen  biz de inhirat eder  haktan ayrılırız.”(Tirmizi)

“Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Kalbi de dili doğru olmadıkça doğru olmaz. (Haraiti)

“Sâdık arkadaşlar bulun ve onların arasında yaşayın. Dürüst ve samîmi arkadaşlar, darlıkta yardımcı, genişlikte süs ve zînettirler.” Hz. Ömer (r.a) 

“Dostunun sana düşen işini güzel bir şekilde gör ki, lüzumunda, sana daha güzeliyle karşılıkta bulunsun.” Hz. Ömer (r.a)

“ İşlerini Allah’tan korkanlara danış ve onlarla istişâre et.” Hz. Ömer (r.a)

“Allah’a itâat eden büyük zâtların sözlerine dikkat edin. Çünkü onlara Allah tarafından gerçekler tecellî eder ve onu konuşurlar.”Hz. Ömer (r.a)

“İyilik kolay bir şeydir. Güler yüz ve yumuşak söz bunu temin eder. Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık göstermeksizin yumuşak ol.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok gülenin heybeti azalır. Şaka yapan eğlenceye alınır. Bir şeyi çok yapan onunla tanınır.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok konuşan çok yanılır, hataya düşer. Böyle kimsenin hayâsı azalır. Hayâsı azalan şüpheli şeylerden az kaçınır. Şüpheli şeylerden az kaçınanın kalbi ölür.” Hz. Ömer (r.a)

“Amellerin efdali, farzları yapıp haramlardan kaçınmak ve Allah katında sâdık niyettir.” Hz. Ömer (r.a)

“Hesâba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” Hz. Ömer (r.a)

“Âhiret işlerinde zarar etmektense, dünyâya âit işlerde zarar ediniz. Böylesi sizin için daha hayırlıdır.” Hz. Ömer (r.a)

“Alay, şaka ve mizah etmekten kaçınınız. Zîrâ insanın şerefini kırar, vakarını azaltır.” Hz. Ömer (r.a)

“Ahmakla arkadaşlık etmekten kaçın. Çünkü ekseriya, sana iyilik yapayım derken zararı dokunur.” Hz. Ömer (r.a)

“Tövbe edenlerle oturun, onların kalpleri yumuşak olur.” Hz. Ömer (r.a)

"Kalp kör olduktan sonra, gözün görmesinde pek yarar yoktur." Hz. Ali (r.a.)

"Mü'min bir kimse mazeretleri, münafık ise günah ve hataları arar!" İbn-i Mübarek

"Herkesin ölümü kendi rengindedir." Mevlana Celaleddin Rumi (k.s)

“Zâlim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.”(Tirmizî)

“Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir. (Ankebut/45)

“Akıl, insana verilen cevherlerden biridir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

Günün Sözü

Dünya şehvetlerle donatılmış, âfetlerle kuşatılmıştır. Dünya malının helalinin hesabı, haramının azabı vardır. Dünyaya yakınlık ve ilginiz ona göre olsun.
İbn-i Semmak -

 

HANGİ ÂLİMİN GÖRÜŞÜNE İTİBAR EDECEĞİZ?

 

De ki: «Ey insanlar, biliniz ki, ben sizin hepinize Allah'ın gönderdiği peygamberiyim. O Allah ki bütün göklerin ve yerin mülkü O'nundur. O'ndan başka tanrı yoktur. Hem diriltir, hem de öldürür. Onun için gelin Allah'a ve peygamberine iman edin. Allah'a ve Allah'ın bütün kelamlarına inanan o okuyup yazması olmayan peygambere de. Uyun ona ki, kurtuluşa erebilesiniz.

İslamiyet hususi rahle tedrisatında öğrenilir, medreselerde öğrenilir, hakiki âlim ve mürşitlerden öğrenilir. İslamiyet televizyondan öğrenilmez, çünkü çoğu insan vardır ki televizyona çıkar size Allah'ı anlatır, ağlar, sizi de ağlatır ama Allah için anlatmaz ya reytingin peşindedir, ya da maaşının peşindedir. Allah için gel bir mevzuu bize anlat desen belki anlatmayabilir, dolayısıyla emin insanlar olmayabilirler. İnsanın teminat ve icazet verilmemiş her alimi dinlememesi gerekir.  İslamiyet de ilim bir hiyerarşi ile devam etmiştir. Her zaman hocanın, talebesine teminatı ile gelmiştir. Hz. Resul gelmiş bir davada bulunmuş. O’nun teminatını kim veriyor? Allah (c.c) veriyor. Neyle veriyor? Resûlullah’ın elinde Kuran-ı Azîm-üş Şân gibi bir belge var ve meydan okuyor “Ey insanlar! Ben Allah’ın elçisiyim. Benim üzerimde Allah’ın teminatı var, söylediğim şeyler haktır, doğrudur. Teminatım elimdeki Kuran-ı Azîm-üş Şân’dır.Şüpheniz varsa alın bakın.”

Hz. Resul kendisinden sonra Hz. Ebû Bekir’e teminat veriyor, O’da Selman-ı Farisî’ye teminat veriyor, o zamandan bu güne dek mürşid-i kâmil olan zatlar hep bu teminatla vazifelenirler. Nurşin ise bugün Türkiye’de hizmet eden bütün cemaat üstadlarına teminat veriyor, dolayısıyla bizzat o ailede o zürriyette Seyda Tağî’ye teminat vermiş biri bunları size söylüyorsa insanın itimat etmesi lazım. Çünkü hadis ilminde  sahih hadisin  teminatı Hz. Resul’e kadar gidiyor, ravileri doğru olduğunu söylüyor bu silsile yolu ile Hz. Resul’e kadar gidiyor. Ama bugün bizler maalesef birisi güzel konuşsa, hitabeti güçlüyse nerede olursa olsun, kimin adına çalışırsa çalışsın acaba Müslüman mı dır? Hıristiyanlar namına mı Yahudiler namına mı çalışıyor, fasık mıdır hiç kimse buna bakmıyor. Yani söylediklerinin doğru olup olmadığının teminatını kim veriyor? Hiç kimse bunları araştırmıyor.

(Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre) Resulullah (s.a.v):
“Yakında büyük fitneler olacak, o fitnelerde (yerinde) oturanlar ayaktakilerden, ayaktakiler yürüyenlerden, yürüyenler koşanlardan, daha hayırlı olacaklar. Kim o fitne içinde bulunmuş olursa, ondan uzak dursun. O zaman bir iltica yeri, sığınacak mekan bulursa ona sığınsın.”

Ahir zaman fitne fesat zamanıdır onun için Hz. Resul “Ahir zamanın fitnesinden Allah’a sığının, o zamanda çok fitne fesat olacak. İslamiyet çoğu yerde bilinecek ama hangi zümrenin doğru olduğunu, kimin doğru söylediğini insan bilmeyecek. Çünkü herkesin ağzından farklı bir şey çıkacak.” uyarısında bulunmuştur.

İslamiyet 1400 seneden beri nasıl gelmişse hangi yoldan gelmişse, insanın o yolda bulunması gerekir. Şeyh Abdülkadir Geylani,  İmam Rabbani, Seyda-i Tağî, Gavs-ı Hizan, Mevlana Halid-ı Bağdadî, Şah-ı Nakşıbend Hazretleri ve Onlar gibi binlerce milyonlarca veli, aktab, üstad olan bu insanların (hâşâ) hepsi yalancı veya hepsi o yola bilmeden girmiş olabilir mi? Bu zatların hepsi “Biz bile kendimizi tasavvuf olmadan kurtaramıyoruz ki sizlerin muhakkak bu yola dâhil olması lazım.” diyorlarsa onlara kulak vermek lazım, televizyona çıkıp orada burada konuşanlara kulak vermemek lazım. Onların kimin namıyla konuştuğu belli değildir. Onların farklı hesapları olabilir, onlar bizi bölmek parçalamak isteyebilirler. Mesela bugün Kuran-ı Kerim’i direkt siz okuyun, Kuran’dan hüküm siz çıkartın, niçin Ebû İmam Hanefi, İmam Şafi’yi dinliyorsunuz diyenler bile mevcuttur.

Hâlbuki bugün Türkiye’de bir anayasa bile tartışılırken bizler tartışmıyoruz, hukukçular tartışıyor. Bu nedenle bizlerin muhatabı hukukçulardır. Kaldı ki İslamiyet’i herkes kendi bakış açısına göre yorumlayamaz. Farklı çaplar farklı bakış acıları olabilir ama herkes darmadağınık fikirlerle kendine göre bir yorum çıkarırsa ortaya milyonlarca din çıkar, onların yapmaya çalıştığı işte budur. Müslümanın uyanık olması lazım. Koskoca İmam Ebû Hanefi’ye bu kadar âlim itibar etmiş, onlar içtihad kapısı kapanmış diyorlarsa, fıkıh konusunda elbette bizim üstadlarımız onlar olacak, akaid inanç noktasında imamımız İmam Maturidî olacak, tasavvuf ki Hz. Resul’ün iç dünyasına bakar. İnsanın da iç dünyasının durumu, ruhuna bakan bir ilimdir ve elbette bizim imamlarımız bizim muhatabımız olacak, yoksa bizler kimiz ki İmam Şafi gibi İmam Ebû Hanefi gibi halife noktasında bu kadar yüksek bir ilme sahip olup onları önümüzden çıkartıp, direkt Kuran ve hadis ile hüküm çıkaracağız. Elbette Kuran ve hadis okuyacağız, ama onların yorumlarına bakacağız, onlar nasıl uygun görüyorsa öyle olacak yoksa bugün bazı Kuran yorumları insanın küfrüne sebep olabilir.

Bugün bazı insanlar vardır ki çıkıyorlar Kuran onlara kalsın, kitap onlara kalsın ama Kuran’ı biz yorumlarız diyorlar yani Kuran’ın manasını biz kendimize göre veririz diyorlar. Bu insanlar zahiren müslüman gibi gözükse de alt zeminleri kaygandır. Müslüman çok uyanık olmalı, bu nedenle sohbet edilen her yere gidilmez, sohbet eden insanların teminatları yoksa onlar dinlenmez. İslamiyet teminat üzerine gelmiştir. Hz. Resul Hz. Ebû Bekir’e teminat vermemiş olsaydı Sahabe-i Kiram O’na itibar etmezdi. 

Dolayısıyla silsile yoluyla bugün bizimle Hz. Resul arasında 45 silsile vardır. O, onun teminatını vermiş, Hz. Ebû Bekir, Selman-i Farisi, Kasım bin Muhammed, Cafer-i Sadık, Ebû Yezid Bestami, Ebû Hasan Harakanî’den geliyor Şah-ı Nakşıbend, Şeyh Abdülkadir Geylani, İmam Rabbani, Gavs-ı Hizan, Seyda-i Tağî. Seyda-i Tağî döneminde ise bugün bütün üstadların teminatını o verir. Dolayısıyla bir Nurşin sohbetinde bulunmak insan için en elsem, en doğru bir yer olması gerekir. Onun için sohbetlere mümkün derece katılması gerekir, insan sohbetlere gelmez sürekli ehli dünya ile olursa insanın ukba dediğimiz insanlarla beraber olmazsa ihtimaldir ki nefs, şeytan ve dünya insanı alıp kendi tarafına çekmesi çok kolaydır. Bu nedenle insandaki aşkın, muhabbetin, duyguların tazelenmesi için haftada en az bir ya da iki kez mutlaka sohbete gitmesi gerekir.

Biz sohbetlerimizde Hz. Resul’den bahsederiz ama Hz. Resul’ü direkt anlayamayız, çünkü o çok yüksek bir makamdadır.  Ama bugün onun şemailine giren, payidarlığını yapan, iç dünyasını yaşatan ve size yansıtan büyük sadatların menkıbelerini kıyas vasıtası ile anlatabiliriz. Şöyle ki ben Seyda gibi bir zatı tanımamış, görmemiş, davasındaki sadakati, Allah Resulü’ne olan aşkı muhabbeti, etrafındaki insanlara olan merhametini görmemiş olsaydım Hz. Resul’ü sadece kitapta okuduğum şekilde anlamaya çalışsaydık Hz. Resul’ü kesinlikle anlayamazdık.  Seyda gibi bir zatı tanıyan insan, Seyda’nın bütün yüksek ahlakı Hz. Resule nispeten bir damlanın, bir okyanusa nispeten büyüklüğü anca olabilir ya da olamaz diye düşünür. Çünkü Hz. Resul’ü bir okyanus gibi görmek lazımdır. Kendi gözümüzde büyüttüğümüz sadat-ı kiramın menakıblarını okumamız ile onlar aslında birer adımdır ve o vasıtayla Hz. Resul’ün ne kadar büyük olduğunu görebiliriz,  kitaplar Hz. Resul’ün sadece dış hayatını anlatabilir mesela Sahabe-i Kiram Hz. Resul’ü farklı anlatıyor,  onlar Hz. Resul’ün namaz kılarken göğsünden kaynama sesi duyduklarını söylerler.

Buradan neyi anlıyoruz;  kitabın verdiği kadarını anlatabiliyoruz.  Bu şuna benzer;  bir insan ile arkadaşlık kurmanız, onun iç dünyasını tanımanız ayrı bir şeydir; bunu ifade etmeniz başka bir şeydir. Güzel bir yemek yersiniz ama bunu kelimelere dökmek zordur,  kelimelerle ifade ederek hissettiklerinizin milyonda birini karşınızdakine hissettiremezsiniz. Onun için Hz. Resul’ü anlamak için Sahabe-i Kiram var, Sahabeden sonra Tabiin var.

Seyda’ya kalp ameliyatı yapılacaktı. Kalbi yarıldı, göğsü çıkarıldı, sonra kalbine müdahale edilemeyip tekrar kapatıldı, yoğun bakıma çıkarıldı. Aradan iki gün geçtikten sonra yanına girebildim. O kadar bitkin haldeydi ki ben onu tanıyamadım, Seyda bu dediler, çok rahatsızdı gözleri kaymıştı. Yanına gidip,  nasılsın dedim. Seyda ağzını açar açmaz çok kısık bir sesle “ Oğlum benim halim perişandır, çok büyük bir sıkıntı içerisindeyim.” dedi.  Bende zannettim ki kalp ameliyatı yapılmış ardından kalbine müdahale edilemediği için bir de göğsü kapatılmış doktorda ona demiş ki işte sen öleceksin, çaren yok bu şeklide yaşayacaksın, ben zannettim ki bunlardan dolayı üzgün. Ama bana dedi ki “Oğlum burada pencere yok, namaz vakitlerini karıştırdım bana saatte vermiyorlar, ben öğle namazını altı defa kıldım vakti bilmiyorum sabah mıdır akşam mıdır? Bunun için halim perişandır.”

Bakın bunun bir insan düşünün ki o kadar yara bere içerisinde doktorun yaşama ihtimalin yok öleceksin demesine rağmen gözünü açar açmaz ilk aklına gelen düşüncesinde sadece ibadet var. Allah namına bizlerinde öyle olması bu telaşı hissetmesi gerekir.

Peygamberlerin, evliyaların, asfiyanın dünyaya geliş nedenleri insanların hidayeti, irşadı tasavvufu için çalışmalarındandır.  Bir evliyanın bu dünyada kalma nedeni hizmettir, Seyda’nın bin tane canı olsaydı deselerdi ki İstanbul’un filan yerinde bir insan hidayete erecek, namaz kılacak o hasta haliyle ona gider, ayağına kapılırdır, taş atılsa dahi başını eğerdi. İslamiyet için her birimizin böyle hadım olması gerekir. Çünkü Hz. Resul “Bir cemaatin efendisi o cemaatin hizmetkârıdır.” buyuruyor. Eğer burada insan bu hizmeti yaparsa Allah Teâlâ onu ahirette üstün kılacaktır. Eğer siz bu hizmeti yaparsanız Hz. Resul ile meslektaş olursunuz. Çünkü onların hepsi hizmet için gelmişler, bu yolda hadım olmuşlardır. İnsanların hidayeti ve tasavvufa dâhil olmaları için bu uğurda başları yarılmış, belki suikastlara maruz kalmış, ölümle burun buruna gelmelerine rağmen hiçbirisi bir adım dahi geri atmamıştır.

"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "

discount tretinoin 0.1 45 gm cream site will u buy viagra over the counter viagra generic prednisone for sale online link link oral safe generic propecia male pattern baldness lisinopril reviews impotence cialis canadian generic here buy overnight viagra online viagra sales in 2007 cialis levitra shop generic viagra over no ed generic viagra online generic drug list for accutane purchase glucophage metformin paxil 40 price of cialis at walmart zoloft without a prescription generic name how to xenical reviews link imitrex gmc biggest buyer of viagra zithromax dosing cost the cheapest time to take lipitor cialis how long online drugstore buspar price generic buy erythromycin without rx sitemap