“Güzel insanların gözü güzel şeyleri, kötü insanların gözü ise kötü şeyleri görür.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahına pişman olmayan kimsenin tarikattan nasibi yoktur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tasavvufa giren insanlar meşayih-i kiramın evladıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s) 

“Günahtan duyulan pişmanlığın derecesi, dağdan üzerine yuvarlanan taşın önünde eli kolu bağlı kalınca duyulan korku gibi olmalıdır.” Seyda Molla Muhyeddin (k.s)

“Kişi başına gelen musibetlerin belaya dönüşmemesi için Allah’a dua etmelidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bütün insanlar Allah’a giden yolda peygamberlere, peygamberler de Cebrail’e muhtaçtı.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tarikat, İslamiyet içerisindeki nurların döndüğü yerdir.” Seyda Alameddin (k.s)

“Öfkelenen insan şeytanın elindeki topaç gibidir, şeytan onu istediği yöne çevirir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kulun kula haset etmesi, aslında Allah’a haset etmesidir. (H.B.)

“Acziyeti idrak, en büyük mertebedir.” Hz. Ömer (r.a)

“Ma’siyyet içinde tövbe olmaz.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah Teâlâ insana faydalı her nimeti Resul-i Ekrem (s.a.v)  zamanında vermiştir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Anne babasından güzel bir din eğitimi alan evladın işlediği her hayrın sevabı önce annesine, sonra babasına gönderilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bizlere Seyyid demeyiniz, eğer biz Seyyid isek Allah bunun mükâfatını zaten verecektir ama eğer değilsek Allah bunun hesabını bizden sorar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s) 

“Allah dostları vefatlarından sonra gizlendiği bulutun arkasından çıkan kızgın güneş gibidir.”(H.B.)

“Her bakan gözün gördüğü şey farklıdır.” (H.B.)

“Şeyhe yapılan sürekli rabıta, kalbin her an zikretmesine vesile olur.” (H.B.)

“Zikirde görülen şeylere aldanmak, aynadan yansıyan akse takılı kalmak gibidir.” (H.B.)

“Her an rabıta halinde olmak müridi kötülüklerden korur.” (H.B.)

“Derecesi yüksek olan kendini küçük görendir; derecesi küçük olan ise kendini büyük görendir.” (H.B.)

“Allah Teâlâ’nın mağfireti Resul-i Ekrem’in (s.a.v) mutabaatına bağlıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Rabıta, müridi dünya muhabbetinden uzaklaştır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Evlat-ı salihin işlediği her güzel amele anne babası da ortaktır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Müridin şeyhinden izin alarak çektiği ezkar, aşılanmış ağacın verdiği meyve gibi daha kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Resul-i Ekrem (s.a.v) vefatından sonra en büyük bela tokluk oldu.” Hz. Ayşe (r.a)

“İnsan gecesini boş işlerle geçirip geç yatar, sonra da sabah namazına kalkamazsa, o namazını keyfi olarak terk etmiş gibi olur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Asr’a andolsun ki insan mutlaka ziyandadır.” (Asr/1,2)

“Bilesiniz ki, Allah dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.”(Yûnus,62)

“Bir insan günahı nispetinde edepsizdir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın nefsi köleye benzer, onun efendisi kalp ve ruhtur.” Mevlana Celaleddin Rumi

“Sadık bir mürid evlattan daha hayırlıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s)

“Tarikattaki insanın iki babası vardır. Biri nesebi babası, diğeri şeyhidir. Nesebi babası onu dünya hayatına, manevi babası da âhiri hayatına hazırlar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah dostları zühd sahibi insanlardır, şanla şöhretle ilgilenmezler.” (H.B.)

“İnsanlar bir araya geldiklerinde gıybet etmek, boş sözler söylemek yerine Allah'ı anmalılar ki meclislerine azap değil nur yağsın.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahından pişman olmayan, nasihat tesir etmeyen insanın imanından şüphe edilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan hiçbir yerdedir.” Necip Fazıl Kısakürek

“Âlimlerin en şansızı cahilin arasında olandır.” (H.B.)

“Müridin virdini terk etmesi varlık duygusundan kaynaklanır.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Dostunla çok dost olma, düşmanınla çok düşman olma. Olur ki bir gün dostun düşmanın, düşmanın dostun oluverir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın güzelliği sabrettiği sıkıntılar nispetindedir”. (F.B.)

“İlim ancak amel edildiğinde kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kalpler ancak Allah'ı anmakla zikriyle mutmain olur.” (Ra’d/28)

“Hakikat bir kuştur; bir kanadı tarikat, bir kanadı şeraittir. Birinden biri eksik olursa hakikat kuşu uçmaz.” İmam Rabbani (k.s)

“Tasavvuf kal ilmi değil hal ilmidir.”

“Keşke tasavvuf üzerine hiç söz söylenmeseydi de, ehl-i tasavvuf olmayan kimseler tasavvufu anlatmamış olsalardı.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Müridin gördüğü değişik haller ve cezbe hali, oyalanması için küçük bir çocuğun önüne konulan şekerlemeler gibidir.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“İnsan haklı olduğu bir konuda münakaşa etmek yerine susup, geriye çekilse, haksız olabileceğini düşünse ne kaybeder? Ne kazanır? (H.B.)

“Üç günden fazla küs kalan insanlar kendi elleriyle kendilerini Allah’ın rahmetinden mahrum ederler.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Her mürşid-i kâmil, yetiştirdiği halifesini omzuna bastırarak bir üst dereceye ulaştırır.” (H.B.)

“Mürşid-i kâmil olan kulların kalbi Allah Teâlâ’nın nazargahıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Acı çekmeden başarı kazanılmaz”. (H.B.)

“Her insanın evinden son çıkışı vardır.” (F.B.)

“Bir yerde bir hayır işlendiği zaman o hayrın nispeti etrafa da faydalı olur; bir yerde de bir günah işlendiği zaman da o günahın zulmeti etrafı sarar.” (F.B.)

“Sadakat sıkıntılı dönemlerde kendini belli eder.” Seyda Alameddin (k.s)

“Sınırı olan dünyayı sınırsız bir aşkla sevmek, insana eziyet verir.” Seyda Alameddin (k.s)

Allah katında büyüklük, sayıya değil keyfiyyete bakar.” Seyda Alameddin (k.s)

“Ahir zamanda imanı muhafaza etmek, elde sıcak kor tutmaktan daha zordur.” (H.Ş.)

“Tasavvufta hissesi olmayan bir insan zamanın muhakkik ulemalarından biri sayılsa dahi, ahir zamanda zındıkların kurdukları tuzaklara karşı imanını muhafaza edemez.” Seyda Alameddin (k.s)

“Çok mukaddes neticelerin kazanılacağı zamanlarda insan, nefs ve şeytanın istilasındadır.” Seyda Alameddin (k.s)

“Kişinin işlediği her bir amelin elbisesi kendisine giydirilir. Hayır ise hayır, şer ise şer.” Hz. Osman (r.a)

“Eğer kalpleriniz temiz olsaydı, Allah'ın kelâmını okumaya doymazdınız." Hz. Osman (r.a) 

“Eğer söz gümüş ise sükût altındır.” Hz. Süleyman (a.s)

“Mü'min bir kimsenin dili, kalbinin arkasındadır. Konuşmak istediği zaman kalbiyle o şeyi düşünür, sonra diliyle onu geçiştirir; münafığın dili kalbinin önündedir. Bir şeyi kastettiğinde diliyle söyler, kalbiyle düşünmez.” Hasan Basri (r.a) 

“Kişinin malayani şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.”(Tirmizi, Zühd/11)

“ Âdemoğlu sabahladığı zaman tüm azaları dile hatırlatıcı oldukları halde sabahlar ve derler ki: Bizim hakkımızda Allah’tan kork! Zira sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Eğer sen inhirat edersen  biz de inhirat eder  haktan ayrılırız.”(Tirmizi)

“Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Kalbi de dili doğru olmadıkça doğru olmaz. (Haraiti)

“Sâdık arkadaşlar bulun ve onların arasında yaşayın. Dürüst ve samîmi arkadaşlar, darlıkta yardımcı, genişlikte süs ve zînettirler.” Hz. Ömer (r.a) 

“Dostunun sana düşen işini güzel bir şekilde gör ki, lüzumunda, sana daha güzeliyle karşılıkta bulunsun.” Hz. Ömer (r.a)

“ İşlerini Allah’tan korkanlara danış ve onlarla istişâre et.” Hz. Ömer (r.a)

“Allah’a itâat eden büyük zâtların sözlerine dikkat edin. Çünkü onlara Allah tarafından gerçekler tecellî eder ve onu konuşurlar.”Hz. Ömer (r.a)

“İyilik kolay bir şeydir. Güler yüz ve yumuşak söz bunu temin eder. Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık göstermeksizin yumuşak ol.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok gülenin heybeti azalır. Şaka yapan eğlenceye alınır. Bir şeyi çok yapan onunla tanınır.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok konuşan çok yanılır, hataya düşer. Böyle kimsenin hayâsı azalır. Hayâsı azalan şüpheli şeylerden az kaçınır. Şüpheli şeylerden az kaçınanın kalbi ölür.” Hz. Ömer (r.a)

“Amellerin efdali, farzları yapıp haramlardan kaçınmak ve Allah katında sâdık niyettir.” Hz. Ömer (r.a)

“Hesâba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” Hz. Ömer (r.a)

“Âhiret işlerinde zarar etmektense, dünyâya âit işlerde zarar ediniz. Böylesi sizin için daha hayırlıdır.” Hz. Ömer (r.a)

“Alay, şaka ve mizah etmekten kaçınınız. Zîrâ insanın şerefini kırar, vakarını azaltır.” Hz. Ömer (r.a)

“Ahmakla arkadaşlık etmekten kaçın. Çünkü ekseriya, sana iyilik yapayım derken zararı dokunur.” Hz. Ömer (r.a)

“Tövbe edenlerle oturun, onların kalpleri yumuşak olur.” Hz. Ömer (r.a)

"Kalp kör olduktan sonra, gözün görmesinde pek yarar yoktur." Hz. Ali (r.a.)

"Mü'min bir kimse mazeretleri, münafık ise günah ve hataları arar!" İbn-i Mübarek

"Herkesin ölümü kendi rengindedir." Mevlana Celaleddin Rumi (k.s)

“Zâlim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.”(Tirmizî)

“Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir. (Ankebut/45)

“Akıl, insana verilen cevherlerden biridir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

Günün Sözü

Dünya şehvetlerle donatılmış, âfetlerle kuşatılmıştır. Dünya malının helalinin hesabı, haramının azabı vardır. Dünyaya yakınlık ve ilginiz ona göre olsun.
İbn-i Semmak -


 

ŞEHADETLERİ DİNİN TEMELİ, “EZAN-I MUHAMMEDİ”

Bir ezanla namaz arası kadar kısadır aslında insan ömrü. Öyle ki çocuk doğunca bir kulağına ezan bir kulağına da kamet okunur. Namazı kılınmayan tek ezan budur. Kişi ölünce de cenaze namazı kılınır ki, ezansız kılınan tek namaz da cenaze namazıdır. Allah’ın daha nice hikmetleri vardır bizim haberdar olmadığımız.

Ezan, lügatte bildirmek demektir. Dinimizde, farz namazlar için belli vakitlerde bilindiği şekilde okunan mübarek sözlerden ibarettir. Ezan okuyan kişiye de müezzin denir.

Ezan erkekler için vacip değerinde bir müekked sünnettir. Müslümanlığın en büyük alametlerinden biridir.

Farz namazlar için ezan okumak, bu namazların kılınacağını ilan edip bildirmek, kitap ve sünnetle sabittir. Hicretin birinci senesinde, Mekke’de iken Müslümanlar ibadetlerini gizlice yapıyor, namazlarını kimsenin göremeyeceği yerde kılıyorlardı. Dolayısıyla namaza açıktan davet gibi bir şey de mümkün değildi. Hicretten sonra Medine’de manzara tamamıyla değişti. Müslümanlar rahatlıkla ibadetlerini ifa edebiliyorlardı. Mescid-i Nebevi inşa edilmişti. Fakat Müslümanları namaz vaktinde bir araya toplayacak çağrı şekli henüz mevcut değildi. Müslümanlar gelip namaz vaktinin girmesini bekliyor, vakit girince de namazlarını eda ediyorlardı.1

Resul-i Ekrem bir gün Ashab-ı Kiram’ı toplayarak kendileriyle nasıl bir davet şekli tespit etmeleri gerektiği hususunda istişare etti. Sahabelerin bazıları, Hıristiyanlarda olduğu gibi çan çalınmasını, diğer bir kısmı Yahudilerin yaptığı gibi boru öttürülmesini, bir kısmı da Mecusilerinki gibi ateş yakılmasını teklif etti. Peygamber Efendimiz (s.a.v), bu tekliflerden hiçbirini beğenmedi.2

O sırada Hz. Ömer söz aldı: “ya Resulallah! Halkı namaza çağırmak için neden bir adam göndermiyorsunuz? “Diye sordu. Resul-i Ekrem o anda Hz. Ömer’in teklifini uygun gördü ve Hz. Bilal’e , “kalk ya Bilal, namaz için seslen” diye emretti. Bunun üzerine Hz. Bilal bir müddet Medine sokaklarında, “Essela, essela (buyurun namaza!) “diye seslenerek Müslümanları namaza çağırmaya başladı.3

Aradan fazla bir zaman geçmeden ashabdan Abdullah bin Zeyd bir rüya gördü. Rüyasında, bugünkü ezan şekli kendisine öğretildi. Sabah olunca sevinç içinde rüyasını Efendimize anlattı. Resul-i Ekrem (s.a.v), “inşallah bu gerçek bir rüyadır” buyurarak davetin bu şeklini tasvip etti.4 Hz. Abdullah, Resul-i Ekrem’in emriyle ezan şeklini Hz. Bilal’e öğretti. Hz. Bilal, yüksek ve gür sedasıyla Medine ufuklarını ezan sesleriyle çınlatmaya başladı. Bunu duyan Hz. Ömer (r.a) , Efendimizin huzuruna geldi. “ya Resulallah!(s.a.v) seni hak dinle gönderen Allah’a (c.c) yemin ederim ki, Abdullah’ın gördüğünün aynısını ben de görmüştüm” dedi. Biraz sonra birkaç kişi daha geldi, aynı rüyayı gördüklerini söylediler. Peygamber Efendimiz(s.a.v) birkaç kişinin aynı şeyi görmesinde dolayı Allah’a hamd etti.5

İslam’ın ne derece fıtri ve nezih bir din olduğunu bu davet şeklinin tespitinden anlaşılmaktadır. Ruhsuz, manasız, heyecansız ve tatsız çan çalmak, boru öttürmek nerede; yeryüzünde “tevhid” ulvi hakikatini ilan eden, Resul-i Ekrem’in peygamberliğini haykıran ve dolayısıyla iman esaslarının tamamını halka duyuran mana ve kutsiyet dolu “ezan” nerede…

“Şehadetleri dinin temeli” olan Ezan-ı Muhammedi ‘nin bir başka hikmeti de yeryüzünde sürekli okunmasıdır. Öyle ki namaz vakitleri değişik saatlere rastlamaktadır. Böylece, İslam mabetlerinin yüksek minarelerinde bütün insanlığa durmaksızın Allahu Teâlâ ‘nın varlığı, birliği, büyüklüğü, Peygamberimizin risaleti, namazın kurtuluşa ve mutluluğa sebep olduğu, yüksek bir sesle ilan edilmektedir.

Ezan aracılığı ile halka hem namaz vakitleri, hem de namazların kılınacağı bildirilmektedir. Ayrıca namazın kurtuluşa ve mutluluğa sebep olacağı da söylenmektedir. Bununla beraber, bütün cihana karşı İslam dininin en kutsal esasları ilan edilmektedir.

Gavsü’l Azam Hazretleri (k.s), Abdurrahmani Taği Hazretlerine (k.s) ezanın manasını şu şekilde öğretmiştir.

Allahuekber demek, Allahu Teâlâ (c.c) ibadete muhtaç olmayacak derecede büyüktür” demektir.

Eşhedüenlailaheillallah demek, “Allah’tan başka ibadet etmeye müstahak hiç kimse yok demektir.”

Eşhedüennemuhammedenresulallah demek, “peygamberimizin getirmiş olduğu şeriat haktır. Bunun sonucu olarak kul kıldığı namazlara karşılık sevap kazanır, namazlar asla terk edilmeyecek birer farzdır, namaz kılmayan kul acı bir azab ve ağır bir bedbahtlıkla cezalandırılacak” demektir.

Hayyeale’salah demek,”bu önemli farzı yerine getirmeye koş ki, sevaba nail olasın” demektir.

Hayyealel-felah demek, “bu önemli farzı yerine getirmeye koş ki, onu yerine getirmeyenlerin çarptırılacağı azaptan kurtulasın” demektir.

Ezanı dinleyen kimsenin bu iki kelimeyi duyunca “ la havle vela kuvvete illa billâh “ demesi müstehaptır. Yani, ” gerek ibadete yöneliş gerekse azaptan kurtaracak kuvvet ancak Allahu Teâlâ (c.c) sayesinde var olabilir.”

Allahuekber demek, “Allahu Teâlâ (c.c) senin ibadetine muhtaç olmayacak kadar büyüktür, ibadetten yararlanan ancak sensin “ demektir.

Lailaheillallah demek, “Allahu Teâlâ’dan başka hiç kimse ibadet edilmeye müstahak değildir, azaptan kurtarıcı olan ancak O’dur” demektir.6

İmam Gazali hazretleri de ezanın manevi yönünü şu şekilde açıklamıştır:

“Ezan sesini duyduğun zaman kıyamet günündeki davetin dehşetini düşün. Ezana süratle icabet için, batın ve zahirinle hazırlan. Çünkü ezana süratle icabet edenler o büyük günde lütuf ve mülâyemetle davet edilirler. Kendi kendine düşün, eğer ezan sesini rağbet ve sevinçle karşılıyorsan o kaza gününde kulaklarında çınlayacak olan müjde ve kurtuluş nidasıdır. Bunun için Efendimiz (s.a.v) ”ezan ve namaz ile bizi rahatlandır ya Bilal.” (Dare Kutni, Hz. Bilal Habeşi’den) buyurmuştur. Çünkü namaz Peygamber Efendimizin gözünün bebeğidir. “7

EZAN VE İKAMETİN HÜKÜMLERİ:

1. Erkekler yalnız başına yahut cemaatle namaza durdukları zaman ikamet yapılır. Ezan sözleri aynen okunur. Yalnız “hayye alel-felah”lardan sonra iki kere “kad kametissalah” denilir ki, namaz başladı demektir. Ezan okunurken, her cümle arasında bir bekleme yapılır, ikinci cümlede ses biraz daha yükseltilir. İkamette ise duraklama yapılmaz. Sürekli okunur.

2. Her farz namaz için bir ezan ve bir ikamet meşrudur; yalnız Cuma namazında iki ezan vardır. Bunun için bir camide ezan ve ikametle vakit namazı usule göre kılındıktan sonra, tekrar cemaatle ya da yalnız başına namaz kılacak olanların o vakit namazı için ezan ve ikamet getirmelerine gerek yoktur. Vitir, bayram, teravih ve diğer nafile namazlarda ikamet yoktur.

3. Evde veya kırda kılınacak farz namazlar için hem ezan hem de ikamet getirmek daha faziletlidir. Yalnız ikametle de yetinilebilir. Yalnız ezanla yetinmek mekruhtur.

4. Bir namaz için daha vakti gelmeden ezan okumak caiz değildir. Böyle okunan bir ezanı iade etmek gerekir. Ancak İmam Ebu Yusuf ile üç imama göre yalnız sabah namazı için vaktinden önce ezan okumak caizdir.

5. Ezan ile ikamet, vakit namazları için sünnet olduğu gibi kaza namazları içinde sünnettir. Çünkü ezan ile ikamet vakitlerin değil namazların sünnetidir.

6. Müezzin olan şahsın sünneti bilen ve takvası olan kimse olması müstehaptır. Cahillerin ve fasıkların ezan okumaları mekruhtur.

7. Kadınların, bunakların, cünüp olanların ezan okumaları veya ikamet getirmeleri mekruhtur.

8. Müezzin ezan ve ikamet getirirken ayakta olarak kıbleye yönelir. “hayya ales-salah” derken sağ tarafa, “hayye alel-felah” derken sol tarafa döner.

EZANI DİNLEME ADABI:

Ezan okunurken ezanı duyanların dinlemeleri ve konuşmayı kesmeleri gerekir. Kur’an-ı Kerim okuyan kimsenin de durup ezanı dinlemesi daha faziletlidir.

Peygamber Efendimiz buyuruyor:”ezan sesini duyduğunuzda müezzinin dediği gibi siz de söyleyiniz.”8

Ezan ve ikameti işiten bir kişinin, müezzinin söylediklerini aynen tekrarlaması müstehaptır. Yalnız, müezzin “hayye ales-salah, hayye alel-felah” dediği zaman işiten bunların yerine “ la havle ve la kuvvete illa billah” der.(=günahtan sakınıp dönmek ve itaate güçlü bulunmak, ancak Allahu Teala’nın koruması ve yardımı ile olur). Sabah ezanında da müezzin:”essalatü hayrün minennevm(=namaz uykudan hayırlıdır)” deyince, işten kimse “sadakte ve berirte (=doğrusun, gerçeği söylemiş bulunuyorsun)” der. (ezanı işiten kişi cünüp dahi olsa, bu şekilde müezzine karşılıkta bulunur; çünkü bu bir övgüdür. Fakat hayız ve nifas halinde olan kadınlar bu ezan çağrısına karşılık vermezler; çünkü onlardan namaz sorumluluğu düştüğünden sözle karşılıkta bulunmak zorunluluğu da düşmüştür.)

Ezanı duyan kişi, birinci defa “eşhedü enne Muhammeden Resulallah” denilince :”sallallahu aleyke ya Rasulallah (=Allah sana salat etsin, ey Allah’ın peygamberi!” der. İkinci defa “eşhedü enne Muhammeden Resulallah” denilince: “karret ayni bike, ya Resuallah (=gözüm seninle aydın olsun ey Allah’ın peygamberi!) ” der. Bunları söylerken de başparmaklarının uçlarını öperek gözlerine sürer ki bu müstehaptır. İkamette bu yapılmaz.

Said İbn Müseyyeb, ”kırlarda namaz kılan kimsenin sağında ve solunda iki melek durur ve onunla kılarlar. Ezan okur ve kamet getirirse arkasında dağlar gibi melekler saf bağlarlar.” Buyurmaktadır.

Ezanı dinleyen bir Müslüman, ezanın sonunda şu duayı yapar:

'Allahümme Rabbe hâzihi'd-dâ'veti't-tâmmeti vessalâti’l-kâimeti, âti Muhammedenil-vesîlete ve’l-fazîlete ve'd-derecete'r-refiate veb'ashü makâmen mahmûdenillezi veadtehu. İnneke lâ tuhliful, mîâd.'  

Diye dua etmelidir. Çünkü böyle dua eden, şefaate hak kazanmış olur.

Bu duanın meali şöyledir:

“Allâh'ım! Ey bu tam dâvetin, yâni mübârek ezânın ve kılınmak üzere bulunan namazın mukaddes Rabbi. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)'e vesîleyi ve fazîleti ihsan et ve O'nu, kendisine va'd buyurmuş olduğun Makâm-ı Muhmûd'a eriştir. Şüphe yok ki, sen va'dinden dönmezsin.”

“Vesîle”nin cennette bir âlî makam, “fazilet”in de yine yüksek bir makam, “Makâm-ı Mahmûd” un ise şefâat-ı kübrâ makâmı olduğu beyan olunmaktadır. Binâenaleyh böyle bir duada bulunmak, Resûlallah Efendimiz (s.a.v)'e muhabbetin ve kuvvetli bir irtibatın alâmetidir.

Dipnotlar:
1 İbni hişam, Sire, 2:154; Buhari, 1:114.
2 Buhari, 2:3; Ebu Davud, 1:134.
3 Buhari, 1:114
4 İbni Hişam, Sire, 2:155; Müsned, 4:43.
5 İbni Hişam, Sire,2:155; Ebu Davud, 1:117.
6 Kelimat-ı Kutsiye, sf 165.
7 İhyau Ulumid-din, cilt 1.
8 Buhari ve Müslim, Ebu Said’den.

Kaynaklar:
1. Kelimat-ı Kutsiye
2. ihyau Ulumid-din, cilt 1
3. Hayatü’s Sahabe
4. Büyük İslam İlmihali, Ömer Nasuhi Bilmen
5. Peygamberimiz’in Hayatı, Salih Suruç





 

"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "

discount tretinoin 0.1 45 gm cream site will u buy viagra over the counter viagra generic prednisone for sale online link link oral safe generic propecia male pattern baldness lisinopril reviews impotence cialis canadian generic here buy overnight viagra online viagra sales in 2007 cialis levitra shop generic viagra over no ed generic viagra online generic drug list for accutane purchase glucophage metformin paxil 40 price of cialis at walmart zoloft without a prescription generic name how to xenical reviews link imitrex gmc biggest buyer of viagra zithromax dosing cost the cheapest time to take lipitor cialis how long online drugstore buspar price generic buy erythromycin without rx sitemap