|
02 Temmuz 2010
Allah'ın Teâlâ’nın Arslanı 'Hz.Hamza (r.a) '
"Allah'ım en büyük ismin hürmetine en büyük rızanı istiyorum.” Bir bu Hadis-i Şerifi rivayet etmişti. Hz. Hamza (r.a) rivayet ettiği tek bir hadisi öyle içten öğrenmişti ki aşkıyla, canıyla erdi muradına ki en büyük rızaya erenlerden oldu. O’nu sevmek yalnız 'O'nun için yaşayıp yalnız 'O'nun için ölmek. Öteden beri kainat bir sevgiliye hasretti. O' gelince bu sefer de yanında olan da olmayan da 'O'na hasret. 'O'na doyulmuyordu ki. O gün de doyulmuyordu bugün de. O gün insanlar Resulullah'ın (s.a.v) sesine, nur yüzüne, mübarek kokusuna doyamıyordu bugünse onu anlatan alimlere, üstatlara, eserlere doyulmuyor. Anlatılana da anlatana da doyulmuyor. Hz. Hamza (r.a)da doyamadı. O Resulullah'a (s.a.v), Resulullah (s.a.v) de O’na... Hamza bin Abdulmuttalib (r.a)İslamiyet semasından sonsuza yürürken açtığı şahadet çığırıyla on dört asırdır peşinden giden şehitler kafilesine önderlik etmiştir.
Hz.Hamza (r.a)'ın ardından uzun süre yürek yakan şiirler söyleyen şairler, 'O'nun sahip olduğu cömertlik,kahramanlık ve müminler kol kanat geren hamiyeti için ağladılar:'O' ki
"Yüzü Haşimden daha parlaktır
Hakkı bırakıp batıla yürümemiştir hiç."
Allahu Teala'ya ve Resulullah (s.a.v) 'a aşık sahabe ise 'O'nun hakkında şöyle diyor:"Biz Hamza’yı, kendimize ansızın inen musibetler için bir sığınak görürdük.Çığır sahipleri, açtıkları yolların hayır veya şerrinden kıyamete kadar hisse alırlar."O" günden "Bu" güne bütün şehitlerin manevi nurlarına hissedar olmuştur.Hz. Hamza (r.a)en sevgilinin, en yakınındaki halkaydı.O'nu koruyan ve kollayandı.Resulullah (s.a.v) ise bir hadisinde şöyle buyuruyor: "Biz Abdulmuttalib'in oğullarıyız.Cennet ehlinin efendileriyiz: Ben,Hamza, Ali, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi." Resulullah'ın (s.a.v) başka amcaları da vardı öyle ki amcaları arasında Resulullah'ın (s.a.v) davetini işittiği halde inanmayan ve kuruyan elleri ile lanete uğrayan Ebu Leheb, onca müşriğin arasında onun isminin Kur'an'da zikri, esasen sahip olduğu çok büyük yakınlığa rağmen, en büyük hasarete uğramasının kınanmasından başka bir şey değildi.
O da amcaydı, "O" da...Peki kimdi bu Hamza...
Abdulmuttalib Kureyş'in önde gelen seçkin reislerinden biriydi. Mekke halkı O'na yakın olma imkanını arar, bu yolda çıkan fırsatları değerlediridi.Abdulmuttalib, oğlu Abdullah'ı beni Zühre kabilesinden Amine bintu Vehb ile evlendirdiği aynı mecliste Vehb'in diğer kızı Hale'yi de kendi nikahına aldı.Baba oğul aynı günlerde evlendiler.Zamanı geldiğinde Hale Abdulmuttalib'e Hamza gibi bir yiğit doğurmuş Amine Sultan ise Rahmet Peygamberi Nur Muhammed'i (s.a.v) dünyaya getirmişti. Birbirini takibeden aylarda doğan o iki aziz bebeği Abdulmuttalib'in büyük oğlu Ebu Leheb'in cariyesi Süveybe emzirmiştir. Hale Hanım Hz. Hamza (r.a) ve Hz. Safiye (r.a)'nin annesidir. Safiye Hala (r.a)bütün hayatı boyunca Resulullah'a (s.a.v) çok ciddi bir alaka ve sevgi göstermiştir. Birbirine yakın tarihlerde dünyaya gelen Resulullah (s.a.v) ve Hz. Hamza (r.a)aynı çevreyi paylaşmaları sebebiyle çocukluk ve gençlik günlerine ait birçok hatırayı da beraber paylaşmış olmaları gerekir. Resulullah'ın (s.a.v) amcasını bu kadar derinden sevmesinin altında bu hatıraların da etkisi olmalıdır(s.14) Harp sahasında ilk önce adım attığı veAllahu Teâlâ’nın düşmanlarını şiddetle takip ettiği için Hz. Hamza’ya (r.a)"esedullah" (Allah'ın Teâlâ’nın Arslanı) denirdi. O Bedir gününde, harp sahasında:"Ben Allah ve Resulü'nün arslanıyım" diyerek müşriklere hücum etmiş ve bu lakabı almıştır.
Hz. Hamza (r.a), orta boylu, güçlü, kuvvetli, heybetli, onurlu, izzetine düşkün bir insandı. İyi bir avcı ve keskin bir nişancıydı. Mazlumlara yardım etmeyi seven cesur bir savaşçı olarak Kureyş'in en şereflileri arasında sayılırdı. Ekser vakitlerini sahralarda av peşinde geçirdiği bilinmektedir. Av dönüşü evine gitmeden önce mutlaka Kâbe’yi tavaf edecek kadar kutsal kabul ettiği değerlere saygılı, karşılaştığı şahıslara selam verip sohbet etmesini seven mürüvvetli bir insandı. O’nun gençlik dönemine ait bilgiler yok denecek kadar azdır.(Üsdü'l Gabe, 2/52)Eski dünyanın göbeğinde zaman, yepyeni bir doğuma hazırlanmaktaydı. Hamza (r.a)Arap çöllerinde gelecek günlerin kendisi için hazırladığı sürprizlerden habersiz olarak arslanlar peşinde at sürerken, Hira Dağı'ın sahibi, cihanın bütün Arslanlarının ayağını bağlayacak bir güçle güçlenmekteydi. Hz. Hamza (r.a), İslam'ın ilk yıllarında davetiyle ilgilenmedi. O arslanların peşindeydi. Gizliden gizliye yapılan İslam'a davet üç yıl kadar sürdü. Sonra: "Ey Muhammed sana emredileni açıkla ve korkup çekinme! "(Hicr Suresi,94) "Sen öncen yakın akrabalarını uyar, ahiret azabıyla korkut."(Şuara,214–215) Resulullah (s.a.v) Hz. Ali'yi çağırdı: "Ey Ali! Yüce Allah'ın en yakın akrabalarımı davet etmemi emir buyurması beni düşündürüyor. Ben ne zaman kavmime bu işi açmaya kalksam muhakkak onlardan hoşuma gitmeyen bir şeylerle karşılaşacağımı biliyorum." buyurdu. Bir müddet sustu. Sonra Cebrail (A.S) Resulullah'a (s.a.v) gelip "Ya Muhammed! Eğer sen Yüce Rabbinin sana emretttiği şeyi yapmayacak olursan Rabbin sana azap edecektir." dedi. Resulullah (s.a.v) Ya Ali yemekler hazırlansın, sonra Abdulmuttalip oğullarını benim için topla! O gün yemekler hazırlandı kırk kişiye yakın misafir toplandı. Yemekler yendikten sonra Resulullah (s.a.v) tam söze başlamak istediği sırada davetsiz misafir Ebu Leheb abuk subuk cümlelerle kızgınlığını, kaygılarını, korkularını kustu. Resulullah (s.a.v)'ın konuşmasına imkân vermedi. Hz. Hamza dâhil dağılıp gitti misafirler. Yılmadı nebi(A.S).Aradan bir müddet geçtikten sonra birçok akrabasını yeniden davet etti. Bu defa Ebu Leheblere fırsat vermeden. Başladı tebliğine önce çocuk yaşlardaki cesur Ali sahip çıktı Allah'ın Resulü’ne (s.a.v).Allah Resulü(s.a.v) Allahu Rabbul Alemine hamdu senalar ederek orada var olanları asıl varlığın birliğine davet etti. Ebu Leheb'ten gayrisi yumuşak ve olumlu sözler söylediler. Bu birliktelikte Hz. Hamza (r.a)iman etmediyse de O'na karşı da gelmedi. Hz. Hamza (r.a)bu tarihten sonra daha üç yıl kadar İslamiyet'e karşı dıştan ilgisiz yaşadı. Kur’an, müşriklerin putlarını ayıplayıp şirk üzere ölen atalarının da cehennemde azap gördüklerini açıklayınca Kureyş düşmanlıklarına başladı. Düşmanlığı zamanla şiddetleniyordu. Öyle ki Bir gün Resulullah (s.a.v) Safa ya da Hacun denilen yerde ibadetle meşgul iken Ebu Cehil ve yandaşlarının saldırısına uğradı. Bil hassa Ebu Cehil, Allah Resulü’nün (s.a.v) topuklarını tekmeleme küstahlığında bulunmuş yüzüne toz toprak saçarak üzerine deve pisliği atmıştı.(Ali bin BurhaneddinSiret'ül Halebiyye, darul marife,1/477)

Hz Hamza yine avdaydı. Avdan dönünce âdeti üzere Haremi Şerife uğrar, sonra evine giderdi. Tavaf ederken bir kadın olup bitenleri hz.Hamza'ya (r.a)anlattı. Bunları duyunca evine girmeden geri döndü. Boynunda yayı olduğu halde mescide doğru yürüdü. Akrabalık damarları kabarmış, anlatılanlar onu gazaba getirmişti. Kureyş büyüklerinin yanına geldi. Ama hepsi aslanlar gibi Hamza'nın (r.a)yanında küçük fareler gibiydiler. Hz. Hamza (r.a)"kardeşimin oğluna kötü söz söyleyen, sen misin kalbini inciten? " diyerek boynundaki yayı eline alıp haddini aşan zalim Ebu Cehil'in başına vurdu. Sonra kükreyen aslanlar gibi bir daha ki sefer kılıcımla vururum haberin olsun, dedikten sonra inancını özgürce ifade edip Yaratanın, yerlerin ve göklerin şahitliğinde şerefli İslam'a önce sağlam bir ayak sonra mübarek bir sudur oluveriyordu. İslam onunla daha da dallanıp budaklandı. Sonra Hz. Hamza (r.a)Allah Resulü’nün (s.a.v) yanına gelip" Seni sevindirmek, üzüntüden kurtarmak için ne istersen yaparım." dedi. Allah Resulü (s.a.v) insanlar için âlemler için ancak rahmet olsun diye gönderilmişti. Âlemlere Rahmet Rahman'ın lütfünden başka bir şey istemezdi ki. Hz. Hamza (r.a)Ebu Cehillere karşı Müslümanlığını ilan edip evine döndü. Ancak Şeytan lanetullahi aleyh onun peşini bırakmıyordu: "Sen Kureyşin seyyidisin, efendisisin. Atalarının dinini bırakıp bir çocuğa uydun. Bu yaptığına karşılık ölsen daha iyiydi" sözleriyle ona vesvese veriyordu. Zeki Hamza (r.a)bunlardan kurtulmak için dua etti: "Allah'ım eğer Muhammed doğru yoldaysa kalbimin onu tasdik etmesini sağla, değilse bana bir çıkış yolu ihsan et."O gece vesveselerle dolu bir geceydi. Şimdiye kadar böyle bir gece geçirmemişti. Sabahı zor etmişti ki günün aydınlanmasıyla doğruca aydınlığa, Nur Muhammed'e (s.a.v) koştu. Hoş bir sohbetle korku ve ümit arasında ümit dolu sözlerle Resulullah (s.a.v) nasihati üzerine imanına iman katılıyordu. Kat kat imanıyla şöyle dedi Resulullah'a (s.a.v) "Ey kardeşimin oğlu! Senin sadık olduğuna şahadet ediyorum, dinini açıktan anlat." dedi. Onun bu cesaretini bakın Yüce Allah Kuran’da nasıl ifade ediyor: "Ölü iken kalbini diriltip insanlar arasında yürürken önünü aydınlatacak bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp çıkamayan kimsenin durumu gibi midir? Kâfirler de işledikleri güzel gösterilmiştir."(Enam Suresi, 122) Hz. Hamza (r.a)vahyin ifadesiyle kalbi diriltilmiş, kendisine tabi olacağı iman nuruyla ve tam bir sadakat ile Resulullah'a (s.a.v) yönelmişti. O çoğu zaman aslanlar peşinde at süren yiğit şimdi sohbet meydanlarında savaş sahralarında alnı açık, sırtı dik, yüzü pak İslam nurunun nurlarından bir nurdu. Kim bir aslan avcısının karşısında durmaya cesaret edebilirdi ki? Bedir buna şahiddi. Esedullah’ın karşısında kâfir çakallar kılıçtan pençelerle devrilip savruluyordu. Esedullah bir borandı adeta... Esiyordu estikçe de İslam'a engel birçok hak düşman setini deviriyor gelecek İslam nesillerine yollar açıyordu. Ne var ki Uhud başkaydı. Esme diyordu adeta. Bedir’de cesaret ve heybetin dillere destan oldu da kem gözlerin nazarlarına yakalandın, diyordu adeta. Keşke bulutlar perdeler inse de seni çepeçevre sarsa da Hinduların kem gözünden kin dolu hırslı sözlerinden bir kişiye özgürlük olacak vahşiyetten saklayabilseydi."ve hüve ala kulli şeyin kadir" ve Yüce Rahman her şeye Kadirdir, ayeti celilesiyle sevdiğini yanına almayı takdir etmişti. Allahu Teâlâ’nın ol dediğine kim "Hayır, olma" diyebilirdi ki. Hâşâ... Biz O'ndan geldik ve O'na döneceğiz. Kaderin tecellisi başladı yavaş yavaş kendini göstermeye. Uhud günü bir ara düşmanlar ile Resulullah (s.a.v) nefes kadar yakındı. Kimse kalmamıştı Hz. Hamza'dan (r.a)başka. Bozgun ve panik sarmıştı müminleri. O korkmuyordu ki insanlardan onun korkusu nazenin Resulullah'a (s.a.v) bir şey olmasıydı. Yanlarına gelen Enes b. Nadr (r.a)ile birlikte naralar atıp "O (s.a.v) öldükten sonra sizin yaşamanızın ne değeri var" diye korkanları ayıplıyorlardı. Öyle ya Allahu Rabbul Âleminin ve Resulullah (s.a.v) yaşamadığı anılmadığı bir toplumun yaşamasının ne değeri var.
Cabir b. Abdullah şöyle anlatır: Halkın, çarpışmaktan yüz çevirdikleri sırada Hz. Hamza (r.a)"Ben Allah'ın ve Resulü'nün (s.a.v) arslanıyım! Allah'ım, şu Ebu Süfyan'la arkadaşlarının getirdikleri kötülüklerden uzak durur, Sana sığınırım. Şu Müslümanların yaptıkları bozgunculuklardan dolayı da Senden özür ve af dilerim." sözleriyle savaşın ortasına ilerliyordu.(Müsdetrek,3/199) O haltını adamıştı İslam'a canını koyuyordu ortaya. Kuvvetli imanıyla hem dili hem eliyle deviriyordu hakkı örten küffarı. Takdiri İlahı bir ara atı tökezledi. Hz. Hamza (r.a)kafası üzerine yere düştü. Karın bölgesini kapatan zırhı açıldı. Birden acı, ağrı ve sızısına rağmen ayağı kalktı. Zaman kıymetliydi. Kaybetmemeliydi. Düşman pusudaydı. Uzaktaki vahşiye fırsat doğmuş yakındaki çakallara gün doğmuştu sanki... Fırsat yoktu ki belinde ki zırhını düzeltmeye. Ah ne olurdu kendisi ya da biri hemen sarıverseydi onu koruyan zırhını. Alacağı darbeye yol açıyordu takdiri ilahi. O da umursamıyordu hiçbir şeyi. O an ayaktaydı ve yaşıyordu kılıcı elindeydi ve kendine yaklaşanları devirebiliyordu ya bu ona yeterdi. Öleceksem de "O"nun uğrunda ölmeyim diyordu. O korkmuyordu ki.
Yıllar sonra İslamla şereflenen sahabi Vahşi, Hz. Hamza'yı(r.a)öldürdüğü anı acı ve üzüntüyle şöyle anlatır: "Ben savaş alanına girdiğimde, 'Muhammed'i (s.a.v) öldüremem. Hamza’yı uykuda bulsam uyandıramam. Ama Ali'ye harbe atabilirim." diyordum. Savaş başladığında Ali'yi gördüm. Gayet iyi savaşıyordu. Dört yanındaki pusulara karşı uyanıktı. Ona bir şey yapamayacağımı anladım. Bir ara Hamza'yı gördüm. Kızgın deve gibi düşmanın ortasına girmiş, kafasında harp hilesinden bir haber yok, Kureyş askerini birbirine katıyordu. Seba b. Abdüluzza ile savaşırken ben de onları bir taşın arkasında gözetliyordum. Ben iyi harbe (mızrak) kullanırdım. Öyle ki attığım harbelerden boşa giden çıkmazdı. Bir ara Hamza bana iyice yaklaşmıştı. Harbeyi attım. Kasığının bir yanından girmiş öbür yanından çıkmıştı. Can havliyle üzerime saldırdı. Kaçtım Birazdan canı kesilip düştü. Arkadaşları koşup etrafını sardılar ." Ya Eba Ammare" diye seslendiler, cevap vermedi. Anladım ki ölmüş. Biraz bekledim. Yanında kimse kalmadı. Varıp yanına mızrağımı karnından çıkardım. Sonra karnını yarıp ciğerlerini çıkardım. Doğruca Hind'e götürdüm."İşte babanın katili Hz. Hamza (r.a)ciğerleri." Hind elimden aldı. Bir parça ağzına atıp çiğnedikten sonra tükürdü. Yanında bulunan bir elbise ve bütün takılarını bana verdi. Mekke'ye dönünce de on altın daha vereceğini söyledi. Hind cesedi göstermemi istedi. Onu cesedin bulunduğu yere götürdüm. Müslümanlar savaş alanından çekilince, Hind Hamza'nıın yanına geldi. Hz. Hamza'nın (r.a)burnunu ve kulaklarını kesti. İki bilezik ve gerdanlık yaptı. Bunları takınmış olarak Mekke’ye girdi."(Halebîye,2/529) Mekkeliler böyle yaparken acı haber ise Müslümanlara yayılıyordu. Resulullah’a (s.a.v) Hind'in Hamza'nın ciğerini söktüğü haber verilince :"Ondan bir şey yedi mi?" diye sordu."hayır" dedi sahabiler. Resulullah (s.a.v) da "Allah Hamza'nın etinin her bir cüzünü cehennem ateşine ebediyyen haram etmiştir." buyurdu. Hak Teâlâ en iyi bilendir belki ağzına bulanan kanın mübarekliği onun taş kalbini yumuşattı da kalbi İslam’la şereflendi. Birçok sahabiye göre kısa yaşadı. Ama az bir ömre âlemleri sığdırdı. Yaşarken aslanlar gibi yaşadı ölürken aslanlar gibi pusuyla öldürüldü. Küffarın onun kulağını burnunu kesmesi, ciğerini sökmesi korkaklığın yokluğa yaklaşmasıyken onun aziz ve yüce yenilmez ruhu Rahman'a doğru melekler eşliğinde yüceliyor yükseliyordu. Yüce Rahman'a ancak yüce ruhlu, canını ve ruhunu her şeyini admışlar ulaşabilir. Tıpkı Hamzalar gibi... İnsanlara Hz. Hamzalar, Ebu Dücaneler, Enes b. Nadirler, Hz. Aliler, Hz. Hüseyinler, Hz Ebubekir-i Sıddıklar (Radıyallahü anhum),Şahı-ı Nakşibendiler, Abdülkadir-i Geylaniler, İmam-ı Rabbaniler, Mevlana Halid-i Bağdadiler, Şeyh Abdurrahman-i Tağiler, Şeyh Ahmed el-Hazneviler, Şeyh Fadlullahlar (k.s) anlatılmalı günlük hayatımızda yeniden destanlaştırılmalı, hayal ve hafızalarımızı yeniden onlarla donatmalı ve paylaşmalıyız. Neden mi?Sahte hayatların, yalancı ve uyduruk kahramanların, içi boşaltılmış aşkların yerini, insana has safi güzelliklerin hakiki sahipleri almalı.Güzel ahlak da, güzel kavramlar da insanlığa yeniden gelmeli.İşte bu yüzden.
."(el-Firdevsu bi Me'seri'l-Hitab, 1/485)
.(kaynak: Balcı, Uhad'da Hamza Olmak, Nesil Yayınları, İstanbul, 2005, 5. baskı)
"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "




