06 Temmuz 2009
İMANLA KÜFÜR ARASINDAKİ İNCE ÇİZGİ:
SIRAT-I MUSTAKİM
‘ İnsanın ulaşabileceği en son mertebe hayret etmektir.’* Hayret etme şüphecilik ve can sıkıntısının tam tersidir. Kişinin dorukta bir canlılığa sahip, ilgili, beklentiler içinde ve tepki vermeye hazır olduğunun belirtisidir. Temelde “açıklığın” davranışa dökülmüş biçimidir. Henüz anlaşılmamış, keşfedilmemiş deneyimlerin heyecanıdır. Merak etme ve hayret dürtüsünü muhafaza etmek kolay bir şey değildir. Yaşamda anlam ve önem taşıyan şeylerin bir fonksiyonudur hayret etmek.
Gördükleri her şeye hayret edenler çocuklardır; bu özelliğe yetişkinler arasında sadece olgunluğa ermiş ve üretkenliklerinin doruğuna çıkmış olanlarda rastlanır. Sahabilerden kimi çocukluğunda kimi gençliğinde kimi olgunluğunda yakaladı. Resulullah’ın (sav) davet ettiği imanla küfür arasındaki hidayet denilen ince çizgiyi. Kimi de daha risaletten önce sevdi hidayet rehberini. Zeyd bin Harise daha küçücük bir çocukken annesiyle birlikte akrabalarını ziyarete gittiğinde bir gece köye yapılan baskında yağmalanan mallar arasında, esaret damgası yemişti. Esaret zincirindeki Zeyd henüz sekiz yaşındaydı. Mekke’de Ukaz Panayırına çıkarılan minik yavru 400 dirhem karşılığında Hakim bin Hizam’a satılmıştı. Dünyanın en hayırlı kölesini Hâkim bin Hizam ticaretle uğraşan, zengin ve asil halası Hz Hatice’nin yanına getirdi. Herkesin “Emin” diye seslenip güven duyduğu bir zatı muhteremle aynı havayı teneffüs etmek, öyle herkese nasip olabilecek bir şey değildi.Bu Zeyd’e nasipolmuştu.

El’Eminin (sav) dünyasın da insanca yaşamak vardı, kölenin hürle bir farkı yoktu.Hz. Hatice ilerleyen zamanda Resulullah’ın Zeyd’e olan ilgisini gördüğünde küçük sevgiliyi büyük sevgiliye hediye ediyordu.aradan birkaç yıl geçtiğinde oğullarının Mekke’de yaşadığını haber alan ailesi onu götürmeye geldiğinde küçük Zeyd büyük aklı ve ruhuyla kerem sahibi efendisini ailesine tercih etmiş ve tereddütsüz şöyle cevap vermişti: “Seni tercih ediyorum.Zira benim için Sen, hem anne hem de baba mesabesindesin.” “Ben bu ADAM’da öyle şeyler gördüm ki, üzerine kimseyi tercih edemem.”
Allah Resulü (sav) ise yıllar sonra Mute Savaşında şehit olan ünlü komutan Zeyd için inci tanesi gözyaşlarını dökerken şunları söylüyor: “Bu Sevgilinin Sevdiğine iştiyakıdır.” Uğruna anne babanın ve yârin terk edildiği bu insan ve uğruna her şeylerini terk eden insanlar ne kadar da hayret verici. Hayreti ve bizlerin hayreti… Hayretler arası fark… Peygamberlikten sonra da fevkalade tercihler, ilginç yaşanmaya değer teslimiyetler saadet asrında devam ede gelmiştir.
En iyi hayatta kalıcılar, kendi düşündükleri ve yaptıklarıyla başkalarınınki uyuşmadığında hiç dert etmezler. En iyinin ne olduğunu onlar başka fikirler, bakış açıları aracılığıyla bulacaklardır.
Doğru iman sahibi olan bir mümin, her yönüyle davetin zorluklarını göğüslemiş, dünyanın meskûn mahallerine İslam’ı yaymak kahramanlar gibi mücadele etmiş insanlığı sapıklığın karanlığından hidayetin aydınlığına çıkaran Peygamber’i (sav) olanca sevgisiyle sever. Tecrübe edilen yaşanan bir din ve oluşturulan model bir toplum, gelecek nesiller için, kolay ve mutlu bir hayatın önemli bir teminattır. Yeter ki o din, gerçek yönüyle yaşansın ve İslam’ın esaslarını belirten ayet ve hadisler, çağlara göre doğru bir biçimde anlaşılıp yaşatılsın. Mücerret sözler insana fazla tesir etmez, ama insan “güzel bir örnek” karşısında kaldığında, hayranlık duyguları hemen harekete geçer ve onu yapmaya gayret eder. Bir bilginin gerçek olduğunu anlamak ve uygulamak için, bu bilgiyi teoriden pratiğe dönüştüren bir örneğe ihtiyaç vardır. Bir fikri kabul ettirmenin en geçer yolu da budur.
Fazilet, insana verilmiş bir şey, ortaya çıkan bir armonidir ve her defasında kalbi hayrete sürükler. Bakın fazilet sahibi nice şerefli sahabi Allahu Teâlâ ve Resulü (sav) için nelere göğüs germiş ve neleri terk etmiş. Hz Ebubekir (ra) ile oğlu Abdurrahman bir gün Uhut Savaşını yâd ederlerken (Abdurrahman o zaman henüz İslam ile şereflenmemişti) oğlu bir itirafta bulunur: “Uhud Gününde seni gördüm, fakat sana hücum etmedim. Yüzümü senden çevirdim.” Buna karşılık Hz Ebubekir cevaben: “Lakin ben eğer seni görseydim, senden yüzümü çevirmezdim.” (Kenz, 5/274 ‘İbn Ebi Şeybe,Eyyüb’den’)
Aşere-i Mübeşşere’den olan Ebu Ubeyde bin Cerrah’ın durumu ise şöyledir: Ebu Ubeyde bin Cerrah’ın babası Bedir Gününde durmadan oğluna hücum ederdi. Ebu Ubeyde de babasından kaçardı. Fakat babası Ebu Ubeyde’yi kurtulamaz bir halde çokça hücumlara maruz bıraktığı bir anda Ebu Ubeyde (RA) babasını öldürdü. Allahu Teâlâ o zaman Ebu Ubeyde hakkında şu ayeti indirdi: “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun-babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa- Allah’a ve rasulune düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin işte onların kalbine Allah, iman yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir. Onları içlerinden ırmaktan akan cennetlere sokacak, orada ebedi kalacaklardır. allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar Allah’ın tarafında olanlardır. İyi ki bilin ki kurtuluşa erecekler de sadece Allah’ın tarafın da olanlardır.
Ashabdan iki kişi ile babalarının kıssası: Bir kişi Peygamber’e (sav) vararak “Düşmanla karşı karşıya geldim. Babam da onların içindeydi. Baktım ki babam sana çirkin bir söz söyledi, küfretti. Ben buna karşı sabredemedim, babamı mızrakla vurdum (veya öldüresiye kadar vurdum).
—Ne buyruluyor? Dedi. Peygamber (s.a.v) suskun bir halde kaldı.
Sonra ikinci bir kişi geldi ve “Ben, babamla karşı karşıya geldim. Fakat onu öldürmek istemedim. İsterdim ki onun yerine bir başkası bana hücum etsin (o hücumlar devam etti ve onu öldürdüm).
— Ne buyuruyorsunuz? Dedi. Peygamber (sav) bu kişiye de cevap vermedi, sükût etti.(Beyhaki, IX/27,(Malik bin Umeyr’den)
Abdullah b.Ubey’in Oğlunun, Babasını Öldürmek İçin Hz Peygamber’den İzin İstemesi:
Peygamber (s.a.v) ,Abdullah b.Ubey’in yanından geçti.O bir kalenin gölgesinde oturuyordu ve Resulullah’ın (s.a.v) işiteceği bir sesle “İbni ebi kebşe her şeyimizi bulandırdı”dedi.Bunu duyan oğlu Abdullah: “ Ey Allah’ın Resulü (s.a.v), seni şereflendiren Allah’a yemin ederim ki,eğer dilersen sana babamın kellesini getiririm!” dedi.Hz Peygamber (sav) :
“Hayır, fakat babana iyilik yap, ona karşı şefkatli davran.” dedi. (Heysemi, IX/318 (Bezzar, Ebu Hureyre’den,)
Ebu Süfyan İle Kızı Ümmü Habibe Arasındaki Olay: Ebu Süfyan, Peygamber’e (s.a.v) Hudeybiye Barışını uzatmak için Medine’ye geldiğinde, Peygamber (s.a.v) O’na yüz vermedi. Suratına bakmadı O’da kalktı kızı Ümmü Habibe’nin hanesine gitti. Resullah’ın (sav) yatağına oturmak istediğinde kızı yatağı toplayıp kaldırdı. Ebu Süfyan kızına “Ey kızım bu yatağa oturmamamı uygun görmüyorsun yoksa yatağın bana uygun olmadığını mı düşünüyorsun?” deyince Ümmü Habibe bu Peygamber’in (s.a.v) yatağıdır “sen ise necis bir kişisin” dedi. Ebu Süfyan ‘Ey kızcağızım benden ayrıldıktan sonra ahlakın bozulmuş.’ Dedi(İbn Sad, Tabakat,VIII,/70,Bidaye,IV/280)
Ebu Aziz b.Umeyr , ünlü sahabilerden Musab b. Umeyr’in anne baba bir kardeşidir, Bedir Savaşın’da Muhriz bin Nadle’ye esir olarak verilmiştir.Musab kardeşini görünce Muhriz’e: “Onun ellerini sıkı tut bağla.Onun Mekke’de çok zengin bir annesi vardır.” dedi. Ebu Aziz : “Ey Kardeşim! Bu mudur hakkımda yapacağın tavsiye?” dedi. Musab : “Muhriz benim kardeşimdir, sen değilsin” dedi ve böylece annesi dört b. dirhem gönderdi ve oğlunu esaretten kurtardı.
Bütün bu olaylardan çıkarılan en bariz hisse Allahu Teâlâ ve Resulü (s.a.v) için tam bir teslimiyetin olması gerekliliğidir. Sahabilerin iman edip tasdik etmelerinin, teslim olmalarının çeşitli örnekleridir bunlar.
Şayet Peygamberler, birinci derecede işin merkezini tutan model insanlar ise –ki bunda şüphe yoktur- öyleyse,onların etrafında yerlerini alan kimselerin de,diğerlerine göre bariz bir üstünlüğü, tartışılmaz bir faikıyeti olacaktır.Terbiyesini Allah’ın üstlendiği donanımlı bir Peygamber’in (s.a.v) etrafında yetişen ve sohbetlerindeki manevi boyayla hayatı şekillenen bir insanın içinde bulunduğu keyfiyet,elbette diğerlerinden farklı olacaktır ve öyledir de...!Bunun içindir ki, Allah Resulü (s.a.v), Ashabını yıldızlara benzetir ve hangisinin peşine takılıp gidilirse, sahil-i selamete ulaşılacağından bahseder.İşte bu sebepledir ki biz, Hira’da başlayan vuslatla birlikte Allah Resulü’nün etrafında yerini alan örnek hayatlardan bir numune yaparak,o gün yaşanılanlarla bugün karşılaştıklarımızı da beraber masaya yatırıp, ilk günleri bu günümüzle bütünleştirmeye, onların şahsında kendimizi görmeye çalıştık.Bunların bugüne de ışık tutan önemli bir dinamik olacağının altını bir kez daha çizip Saadet Asrı’nın aynasında halimize bakarak gidişatımızı yeniden gözden geçirelim istedik.
“Allah’a yemin olsun ki Allah, Bana O’ndan daha hayırlısını vermemiştir; insanlar küfrederken O, Bana inandı. İnsanlar beni yalanlarken O, Beni tasdik etti. İnsanlar mahrum ederken malıyla Beni O, destekledi ve Allah, O’nun vesilesiyle Beni evlat olarak rızıklandırdı.” Hz Hatice’nin hatırına toz kondurmayan El-Emin RESULULLAH (s.a.v)…
“ALLAH, savaştan geri kalan ve haklarındaki hüküm ertelenen o üç kişinin de tövbesini kabul buyurdu. Çünkü onlar öylesine bunaldılar ki yer, bütün genişliğine rağmen onlar için daraldı ha daraldı… Ve vicdanları da bu daralma altında kaldı…”
Yukarıdakini söyleyen Nebi (s.a.v) vefa ve bağlılık yönünden aslında her yönden benzeyebilmek niyeti duası ve inşallah gayretiyle…
Rabbim Değerin Ne olduğu BİLİNCİNİ nasip eylesin. Kaybedenlerden değil kazananlardan eylesin duasıyla.
*(Goethe).
[1] Rollo May, Kendini Araya İnsan, Terc;Ayşen Karpat,Kuraldışı Yayınları,İstanbul,1998
[2] Rollo May, age
[3] Reşit Haylamaz, Saadet Asrına Doğan İLK Yıldızlar, İstanbul, 2004,s.102-111
[4] Zeki Duman, Kuran ve Müslüman, Fecr yayınları, Ankara, 2006, s.26
[5] Rollo May,age, s.195
[6] Reşit Haylamaz,age, arka kapağındaki yazı
"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "




