“Güzel insanların gözü güzel şeyleri, kötü insanların gözü ise kötü şeyleri görür.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahına pişman olmayan kimsenin tarikattan nasibi yoktur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tasavvufa giren insanlar meşayih-i kiramın evladıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s) 

“Günahtan duyulan pişmanlığın derecesi, dağdan üzerine yuvarlanan taşın önünde eli kolu bağlı kalınca duyulan korku gibi olmalıdır.” Seyda Molla Muhyeddin (k.s)

“Kişi başına gelen musibetlerin belaya dönüşmemesi için Allah’a dua etmelidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bütün insanlar Allah’a giden yolda peygamberlere, peygamberler de Cebrail’e muhtaçtı.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tarikat, İslamiyet içerisindeki nurların döndüğü yerdir.” Seyda Alameddin (k.s)

“Öfkelenen insan şeytanın elindeki topaç gibidir, şeytan onu istediği yöne çevirir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kulun kula haset etmesi, aslında Allah’a haset etmesidir. (H.B.)

“Acziyeti idrak, en büyük mertebedir.” Hz. Ömer (r.a)

“Ma’siyyet içinde tövbe olmaz.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah Teâlâ insana faydalı her nimeti Resul-i Ekrem (s.a.v)  zamanında vermiştir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Anne babasından güzel bir din eğitimi alan evladın işlediği her hayrın sevabı önce annesine, sonra babasına gönderilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bizlere Seyyid demeyiniz, eğer biz Seyyid isek Allah bunun mükâfatını zaten verecektir ama eğer değilsek Allah bunun hesabını bizden sorar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s) 

“Allah dostları vefatlarından sonra gizlendiği bulutun arkasından çıkan kızgın güneş gibidir.”(H.B.)

“Her bakan gözün gördüğü şey farklıdır.” (H.B.)

“Şeyhe yapılan sürekli rabıta, kalbin her an zikretmesine vesile olur.” (H.B.)

“Zikirde görülen şeylere aldanmak, aynadan yansıyan akse takılı kalmak gibidir.” (H.B.)

“Her an rabıta halinde olmak müridi kötülüklerden korur.” (H.B.)

“Derecesi yüksek olan kendini küçük görendir; derecesi küçük olan ise kendini büyük görendir.” (H.B.)

“Allah Teâlâ’nın mağfireti Resul-i Ekrem’in (s.a.v) mutabaatına bağlıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Rabıta, müridi dünya muhabbetinden uzaklaştır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Evlat-ı salihin işlediği her güzel amele anne babası da ortaktır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Müridin şeyhinden izin alarak çektiği ezkar, aşılanmış ağacın verdiği meyve gibi daha kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Resul-i Ekrem (s.a.v) vefatından sonra en büyük bela tokluk oldu.” Hz. Ayşe (r.a)

“İnsan gecesini boş işlerle geçirip geç yatar, sonra da sabah namazına kalkamazsa, o namazını keyfi olarak terk etmiş gibi olur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Asr’a andolsun ki insan mutlaka ziyandadır.” (Asr/1,2)

“Bilesiniz ki, Allah dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.”(Yûnus,62)

“Bir insan günahı nispetinde edepsizdir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın nefsi köleye benzer, onun efendisi kalp ve ruhtur.” Mevlana Celaleddin Rumi

“Sadık bir mürid evlattan daha hayırlıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s)

“Tarikattaki insanın iki babası vardır. Biri nesebi babası, diğeri şeyhidir. Nesebi babası onu dünya hayatına, manevi babası da âhiri hayatına hazırlar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah dostları zühd sahibi insanlardır, şanla şöhretle ilgilenmezler.” (H.B.)

“İnsanlar bir araya geldiklerinde gıybet etmek, boş sözler söylemek yerine Allah'ı anmalılar ki meclislerine azap değil nur yağsın.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahından pişman olmayan, nasihat tesir etmeyen insanın imanından şüphe edilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan hiçbir yerdedir.” Necip Fazıl Kısakürek

“Âlimlerin en şansızı cahilin arasında olandır.” (H.B.)

“Müridin virdini terk etmesi varlık duygusundan kaynaklanır.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Dostunla çok dost olma, düşmanınla çok düşman olma. Olur ki bir gün dostun düşmanın, düşmanın dostun oluverir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın güzelliği sabrettiği sıkıntılar nispetindedir”. (F.B.)

“İlim ancak amel edildiğinde kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kalpler ancak Allah'ı anmakla zikriyle mutmain olur.” (Ra’d/28)

“Hakikat bir kuştur; bir kanadı tarikat, bir kanadı şeraittir. Birinden biri eksik olursa hakikat kuşu uçmaz.” İmam Rabbani (k.s)

“Tasavvuf kal ilmi değil hal ilmidir.”

“Keşke tasavvuf üzerine hiç söz söylenmeseydi de, ehl-i tasavvuf olmayan kimseler tasavvufu anlatmamış olsalardı.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Müridin gördüğü değişik haller ve cezbe hali, oyalanması için küçük bir çocuğun önüne konulan şekerlemeler gibidir.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“İnsan haklı olduğu bir konuda münakaşa etmek yerine susup, geriye çekilse, haksız olabileceğini düşünse ne kaybeder? Ne kazanır? (H.B.)

“Üç günden fazla küs kalan insanlar kendi elleriyle kendilerini Allah’ın rahmetinden mahrum ederler.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Her mürşid-i kâmil, yetiştirdiği halifesini omzuna bastırarak bir üst dereceye ulaştırır.” (H.B.)

“Mürşid-i kâmil olan kulların kalbi Allah Teâlâ’nın nazargahıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Acı çekmeden başarı kazanılmaz”. (H.B.)

“Her insanın evinden son çıkışı vardır.” (F.B.)

“Bir yerde bir hayır işlendiği zaman o hayrın nispeti etrafa da faydalı olur; bir yerde de bir günah işlendiği zaman da o günahın zulmeti etrafı sarar.” (F.B.)

“Sadakat sıkıntılı dönemlerde kendini belli eder.” Seyda Alameddin (k.s)

“Sınırı olan dünyayı sınırsız bir aşkla sevmek, insana eziyet verir.” Seyda Alameddin (k.s)

Allah katında büyüklük, sayıya değil keyfiyyete bakar.” Seyda Alameddin (k.s)

“Ahir zamanda imanı muhafaza etmek, elde sıcak kor tutmaktan daha zordur.” (H.Ş.)

“Tasavvufta hissesi olmayan bir insan zamanın muhakkik ulemalarından biri sayılsa dahi, ahir zamanda zındıkların kurdukları tuzaklara karşı imanını muhafaza edemez.” Seyda Alameddin (k.s)

“Çok mukaddes neticelerin kazanılacağı zamanlarda insan, nefs ve şeytanın istilasındadır.” Seyda Alameddin (k.s)

“Kişinin işlediği her bir amelin elbisesi kendisine giydirilir. Hayır ise hayır, şer ise şer.” Hz. Osman (r.a)

“Eğer kalpleriniz temiz olsaydı, Allah'ın kelâmını okumaya doymazdınız." Hz. Osman (r.a) 

“Eğer söz gümüş ise sükût altındır.” Hz. Süleyman (a.s)

“Mü'min bir kimsenin dili, kalbinin arkasındadır. Konuşmak istediği zaman kalbiyle o şeyi düşünür, sonra diliyle onu geçiştirir; münafığın dili kalbinin önündedir. Bir şeyi kastettiğinde diliyle söyler, kalbiyle düşünmez.” Hasan Basri (r.a) 

“Kişinin malayani şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.”(Tirmizi, Zühd/11)

“ Âdemoğlu sabahladığı zaman tüm azaları dile hatırlatıcı oldukları halde sabahlar ve derler ki: Bizim hakkımızda Allah’tan kork! Zira sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Eğer sen inhirat edersen  biz de inhirat eder  haktan ayrılırız.”(Tirmizi)

“Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Kalbi de dili doğru olmadıkça doğru olmaz. (Haraiti)

“Sâdık arkadaşlar bulun ve onların arasında yaşayın. Dürüst ve samîmi arkadaşlar, darlıkta yardımcı, genişlikte süs ve zînettirler.” Hz. Ömer (r.a) 

“Dostunun sana düşen işini güzel bir şekilde gör ki, lüzumunda, sana daha güzeliyle karşılıkta bulunsun.” Hz. Ömer (r.a)

“ İşlerini Allah’tan korkanlara danış ve onlarla istişâre et.” Hz. Ömer (r.a)

“Allah’a itâat eden büyük zâtların sözlerine dikkat edin. Çünkü onlara Allah tarafından gerçekler tecellî eder ve onu konuşurlar.”Hz. Ömer (r.a)

“İyilik kolay bir şeydir. Güler yüz ve yumuşak söz bunu temin eder. Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık göstermeksizin yumuşak ol.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok gülenin heybeti azalır. Şaka yapan eğlenceye alınır. Bir şeyi çok yapan onunla tanınır.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok konuşan çok yanılır, hataya düşer. Böyle kimsenin hayâsı azalır. Hayâsı azalan şüpheli şeylerden az kaçınır. Şüpheli şeylerden az kaçınanın kalbi ölür.” Hz. Ömer (r.a)

“Amellerin efdali, farzları yapıp haramlardan kaçınmak ve Allah katında sâdık niyettir.” Hz. Ömer (r.a)

“Hesâba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” Hz. Ömer (r.a)

“Âhiret işlerinde zarar etmektense, dünyâya âit işlerde zarar ediniz. Böylesi sizin için daha hayırlıdır.” Hz. Ömer (r.a)

“Alay, şaka ve mizah etmekten kaçınınız. Zîrâ insanın şerefini kırar, vakarını azaltır.” Hz. Ömer (r.a)

“Ahmakla arkadaşlık etmekten kaçın. Çünkü ekseriya, sana iyilik yapayım derken zararı dokunur.” Hz. Ömer (r.a)

“Tövbe edenlerle oturun, onların kalpleri yumuşak olur.” Hz. Ömer (r.a)

"Kalp kör olduktan sonra, gözün görmesinde pek yarar yoktur." Hz. Ali (r.a.)

"Mü'min bir kimse mazeretleri, münafık ise günah ve hataları arar!" İbn-i Mübarek

"Herkesin ölümü kendi rengindedir." Mevlana Celaleddin Rumi (k.s)

“Zâlim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.”(Tirmizî)

“Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir. (Ankebut/45)

“Akıl, insana verilen cevherlerden biridir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

Günün Sözü

Dünya şehvetlerle donatılmış, âfetlerle kuşatılmıştır. Dünya malının helalinin hesabı, haramının azabı vardır. Dünyaya yakınlık ve ilginiz ona göre olsun.
İbn-i Semmak -

İnsanın  "Bu Yere De Ne Oluyor?" Dediği Gün

Allahu Teâlâ zilzal  suresinde insana gafletten uyanması gerektiğini hatırlatır. Dünyanın sonunun nasıl olacağını bize haber verir. Bu surede kıyamet  gününün dehşetinden bahsedilmektedir. Bu surede mü’minlere ve kafirlere hitap vardır. Bu sûre sekiz ayetdir, Mekke´de nazil olmuştur.[1]

Allah Teâlâ, "Onların Rableri nezdindeki mükafaat... Adn cennetleridir" (Beyyine, 8) buyurunca, insan sanki, "Bu ne zaman olacak Ya Rabbi?" demiş de, buna cevaben Cenâb-ı Hak, "Yer, kendisine ait şiddetli bir zelzele ile zelzeleye uğratıldığı zaman..." buyurmuştur. O gün geldiğinde mü’min kullar, bütün alem bir korku ve endişe içine girerken, mükafaatını elde edecekdir. Mü’min kullar o günde emin ve güvenlik içinde olacaktır. "Onlar o gün o müthiş korkudan emindirler." (Nemi, 89) ayetinde bildirildiği gibi.

Allah Teâlâ önceki sûrede kâfirlerle ilgili tehdidden bahsedilmiştir.

"O gün bir takım yüzler ağarır; bir takım yüzler ise kararır." buyurup, peşisıra da, "Yüzleri kararanlara gelince... Ama yüzleri ağaranlara gelince..." (Al-i Imran, 106-107) buyurmuş olmasıdır. Hak Teâlâ, daha sonra Zilzâl Sûresi´nin sonunda, her iki hususu birlikte getirerek, zerre kadar hayır ve zerre kadar şerden bahsetmiştir.[3]

Hak Teâlâ sanki insana "O cansız yer bile, kıyamet koparken hareket etmeye başlarken, senin hareket etme ve gafletten uyanma zamanın gelmedi mi?" demek istemiştir. "O (dağı), Allah´ın haşyetinden paramparça olmuş ve korkmuş olarak görürsün" (Haşr, 21) ayeti de buna yakın bir iadedir. Bil ki "zelle", alışılmış olan hareketler için kullanılır; "zelzele" ise, kendisinde tekrar manası mevcut olduğu için, şiddetli-büyük hareketler için kullanılır. İşte bu hareketin şiddetli oluşundan ötürü, Allah Teâlâ bu sarsıntıyı, büyük olarak niteleyerek, "Kıyametin sarsıntısı, büyük bir şeydir." (Hacc,1) buyrulmuştur.

Mücâhid, burada birkaç manadan bahsedildiğini ifade eder. "Bu ayette bahsi geçen zelzele ile, sûra ilk nefha (üfürüş) kastedilmiş olup, bu tıpkı, "O gün sarsan sarsacak, onun ensesine binecek olan da ardından gelecek" (Nâziat, 6-7) ayetleri gibidir. Bu ayetler de, "Yeryüzü birinci nefhada (üflenişte) sarsar; daha sonra ikinci kez sarsar ve içindeki ölüleri çıkarır" manasınadır. İşte bu ölüler, yeryüzündeki "ağırlıklardır" (Zilzal, 2) demiştir. Diğer alimler de, "Bu ayette bahsedilen zelzele, ikinci zelzeledir. Bunun delili ise, Hak Teâlâ´nın, yeryüzünün ağırlıklarını çıkarma işini, bu zelzelenin ayrılmaz bir özelliği kılmış olmasıdır. Çünkü yeryüzünün, ağırlıklarını çıkarma işi, ancak ikinci zelzelede olacaktır" demişlerdir. [7]1) buyurmuştur.
"Yer, ağırlıklarını çıkardığı zaman..." (Zilzâl, 2). "Yer, ağırlıklarını çıkardığı zaman" buyurarak, bu "ağırlıklar" ile, yerin içindeki defineleri kastetmiştir. Yer içindeki defineleri dışarı atınca, yeryüzü altınlarla dopdolu olur, ama hiç kimse dönüp bunlara bakmaz. Buna göre altınlar, insanlara seslenerek "Hani sen, dinini ve dünyanı, benim uğruma harab etmiyor muydun? " der. Yahut bu hazinelerin ortaya çıkarılmasının hikmeti, HakTeâlâ´nın, "O gün bunlar, cehennem ateşinde kızdırılacak ve o´kimselerin alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlancak" (Tevbe, 35) sırrının tecelli ettiğini göstermektir. Bu ayetteki sarsıntı ile, ikinci sarsıntının, yani kıyametin kopmasından sonraki sarsıntının kastedildiğini söyleyenler ise demişlerdir ki: "Yeryüzü ağırlıklarını, yani içindeki ölüleri (cesetleri), tıpkı annenin çocuğu´dipdiri doğurduğu gibi, diri olarak ortaya kor" demişlerdir. Yeryüzünün, ölüleri defnedildiği gibi ölü olarak dışarı attığı, Allah Teâlâ´nın daha sonra bunları dirilttği de söylenmiştir.

b) "Eskâ" (ağırlıklar), "yeryüzünün sırları" manasınadır. Dolayısıyla o gün sırlar ortaya çıkar. Bundan ötürü Hak Teâlâ, "O gün (yer) bütün haberlerini anlatacak böylece senin lehine veya aleyhine şahadette bulunacak" buyurmuştur.
"Ve insan, "Buna ne oluyor?" dediği zaman..." (Zilzâl, 3). Bu sözü kafirlerin söyleyeceği rivayet edilmiştir. Nitekim onlar, "Bizi uykumuzdan kim uyandırdı" (Yasin, 52) derler¬ken; mü´min kimse, "İşte bu Rahman´ın va´dettiği ve peygamberlerin doğru olarak haber verdikleri şeydir." (Yasin- 52) derler. Bu sözün, hem mü´minler, hem kafirler tarafından söylenecek bir söz olduğu da söylenmiştir. Yani alabildiğine nankör, sabırsız ve işi gücü gaflet ile cehalet olan zalim insan, "Bu yere de ne oluyor?" diyecektir. Bu bir soru değil, aksine kulakların hiç duymadığı, dillerin ifade edemeyeceği ilginç şeyler gördüğü için insanın hayretini ifade için söylediği bir sözdür. Bundan ötürü Hasan Basrî, bu sözün hem günahkâr hem de kâfir kimselerin birlikte söyleyecekleri bir söz olduğunu söylemiştir.[14 Çünkü kişi bu sözle kendi kendini kınamakta, pişmanlığını ifade etmektedir. Binâenaleyh o, "Ey nefsim, şu yere de ne oluyor ki böyle yapıyor" demek istemiştir ki bu da, "Ey nefsim bunun sebebi sensin. Çünkü sen günah işlemeseydin, yer böyle yapmazdı" demektir. İşte kafirler böyle derken, mü´minler de, "Bizden endişe ve tasayı gideren Rabbimize hamd olsun"(Fâtır, 34) derler.[15]

"O gün yer, bütün haberlerini anlatacaktır"(Zilzal, 4). Yeryüzü adeta asilerden şikayette bulunup, Allah´a itaat edenlere teşekkür ederek, "Falanca üzerimde namaz kıldı, zekat verdi, oruç tuttu, haccetti. Falanca ise inkarda, zinada, hırsızlıkta ve zulümde bulundu" der. Bu durumda kafir bir an önce cehenneme sürülmeyi arzu eder.
Hz. Ali (r.a), Beytü´l-mâl´deki işini bitirip, orada iki rekât namaz kıldı ve "Ey Beytü´l-mal, seni hak ile doldurduğuma ve hak ile boşalttığıma şahidlik yap" diye dua etti. "Çünkü Rabbisi kendisine vahyetmiştir" (Zilzâl, 5).

"O gün insanlar amelleri kendilerine gösterilmek için bölük bölük döneceklerdir" (Zilzâl, 6).
"eştât" kelimesi hususunda şu izahlar yapılabilir:

1) Kıyamettekilerin bir kısmı, durak yerlerine binitli olarak, güzel elbiselerle, yüzleri bembeyaz ve önlerinde, "işte Allah´ın velileri" diye nida eden bir münadi bulunduğu halde giderlerken; diğer bir kısmı yüzleri simsiyah, yalın ayak, baş açık, zincirlerle ve bukağılarla bağlı olarak ve önlerinde "işte Allah´ın düşmanları" diye nida eden bir münadi bulunduğu halde götürülürler.

2) "Eştât" kelimesi, her fırka, kendi benzeriyle birlikte, yani yahudi yahudi ile hristiyan hristiyan ile birlikte olur." demektir.

3) Bu, "Yeryüzünün her bölgesinden gelerek" demektir.

Hak Teâlâ daha sonra, bu gelişin maksadını anlatarak, "Amelleri kendilerine gösterilmek için" buyurmuştur. Bazıları bu ifadeye, "Amel defterlerini görmeleri için..." manasını vermiş ve "Çünkü amel defteri kişinin önüne konur ve "işte talakın, işte alış verişin işte..." Sen bunu gördün mü?" denir. Halbuki görünen şey, yaptıkları değil, yazılı olan şeylerdir" demişlerdir. Bazıları da, "Amellerinin karşılığını görmek için..." manasını vermişlerdir. Bu karşılık da cennet veya cehennemdir. En uygun karşılık olduğu için ceza (karşılığına) yerine, "amelleri" kelimesi kullanılmıştır. Böylece o ceza (karşılık) amelin bizzat kendisi gibi olmuş olur. .Halbuki bu gibi yerlerde mecazi mana, hakiki manadan daha uygun ve kuvvetli olur. Hz. Peygamber (s.a.s) bu ifadeyi, yâ´nın fethasıyla "Görsünler idye" şeklinde de okumuştur.[21]
 "İşte kim, zerre ağırlığınca bir hayır yapıyorsa, onu görecek. Kim de zerre ağırlığınca şer yapıyorsa, onu görecek..." (Zılzâl, 7-8). Ayetteki, tabiri, "zerre kadar" demektir. Kelbî, "Zerre, karıncanın en küçüğüdür" derlerken, İbn Abbas, şöyle demektedir: "Avucunu toprağa koyup da daha sonra kaldırdığında, işte oraya yapışan toz zerreciklerinden her biri, "miskâl-i zerre"dir. Binâenaleyh, ister iyi ister kötü, ister az, ister çok olsun, Allah, kuluna, yaptığı bu şeyleri gösterecektir."[23] Hz. Peygamber (s.a.v) Ebû Bekir (r.a)´e "Ey Ebû Bekir, dünyada görmüş olduğun bu nahoş şeyler, kötülük zerresinin miktarlarıncadır: Ama Allah Teâlâ, senin için hayır miktar ve miskallerini, geriye bırakmaktadır. Böylece sen onları, kıyamet gününde tastamam elde edeceksin... "[25]demiştir. İbn Abbas, bu ayete, "İster   mü´min, ister kafir olsun, iyi veya kötü herhangi bir iş yaptığında, Allah, onu ona gösterir. Mü´mine gelince, Allah, günahlarını bağışlar, yaptığı hasenata karşı da, ona mükafaat verir. Kafire gelince, hasenatı reddedilir, günahları, yüzünden azab edilir" manasını vermiştir.

c) Kafirin iyilikleri, her ne kadar küfrü yüzünden batıl ve geçersiz olsa bile, ne var ki, yine tartılma işi, kafir hakkında da söz konusudur. Böylece, o haseneleri, küfrünün cezasından dolayı, geçersiz addedilir.

d) Ayette, "Saîd kimselerden, kim zerre miktarı hayır işlerse o onu görür; şakî kimselerden de kim zerre miktarı kötülük işlerse, o da onu görür" manası kastedilmiştir.[26]
Günah, her ne kadar az olsa bile, günah işlemede, karşı tarafı hafife alma vardır. Hâlbuki Kerim, buna tahammül edemez. Taatta ise, tazim vardır. Her ne kadar az olsa bile, kerim, onu zayi etmez. Buna göre Cenâb-ı Hak adeta, "Zerre kadar hayırı küçük sanmaz. Çünkü sen, onca değersizliğine ve zayıflığına rağmen, benim bir zerremi zayi etmedin, onu nazar-ı dikkate aldın, o hususta tefekkür ettin ve onunla, Benim zatım ve sıfatlarım hususunda istidlalde bulundun ve o zaruri bir binit edinerek Bana ulaştın, beni tanıdın, beni buldun. Sen Benim zerremi zayi etmediğine göre, ben senin zerreni zayi eder miyim?" demek istemiştir. Esas olan, niyet ve maksattır. Yapılan amel az bile olsa, niyet halis olduğunda, netice elde edilmiş demektir.
Ama yapılan amel çok bile olsa, niyet bozuk olduğu için, maksat elde edilemez. Ka´b´dan rivayet edilen şu husus da bunu göstermektedir. "İyilik namına, herhangi bir şeyi küçük görmeyin. Çünkü bir kimse, Allah rızası için kullanılmak üzere, bir iğneyi dahi emanet olarak verse, cennete girer. Bir kadın da, Beyti Makdis in yapımı sırasında bir dane ile yardımda bulunduğu için, cennete girmeyi hak etmiştir.

Hz. Aişe (r.a)´den de şu rivayet edilmiştir: "Kendisinin yanında üzüm bulunuyordu. Derken bunu, yanındaki kadına ikram etti. O esnada bir dilence gelince, Hz. Aişe, o kadına, üzümden bir habbe de o dilenciye vermesini istedi. Hz. Aişe (r.a)´nin yanında bulunanlardan birisi buna güldü. Bunun üzerine Hz. Aişe (r.a), "Ayette bahsedilen zerre miktarı hayırlar, işte, bu gördüğünüz basit şeylerde bulunmaktadır" dedi ve bu ayeti okudu, belki de, Hz. Aişe (r.a)´nin maksadı, bunu yanındakilere öğretmekti. Yoksa Hz. Aişe (r.a) son derece cömertti (yani, salkımın tamamını o dilenciye verebilirdi).
Zübeyr, Hz. Aişe (r.a)´ye iki torba içinde yüz seksen bin dirhem gönderdi. Bunun üzerine Hz. Aişe (r.a), bir tabak getirilmesini emretti ve onu, halka dağıtmaya başladı. Akşam olunca da, "Ey cariye, iftarlığımı getir" dedi. Bunun üzerine cariye de, ekmek zeytin getirdi. Kendisine, "Kendisiyle et alıp da iftarımızı açacağımız kadar yanında dirhem bıraksaydın ya?!" denildiğinde de, "Eğer hatırlatsaydın, bunu yapardım" dedi.
Mukatil de, bu ayetin iki kişi hakkında nazil olduğunu söylemiştir. Bunlardan birisi, kendisine bir dilenci gelip de, kendine az bir hurma, ekmek kırık döküğü ve bir miktar ceviz vermesini istediğinde, bu adam, "Bu bir şey değil. Biz, verdiklerimize karşılık ücret alacağız" derken; diğeri de, küçük günahları bir şey saymıyor ve "Bundan dolayı bana herhangi bir şey terettüp etme. Cehennem tehdidi, büyük günahlara karşı yapılmıştır" diyordu. İşte bu ayet, yapılacak hayrın miktarı az bile olsa, hayra teşvik etmek ve önemsiz sayılan günahlardan da sakındırmak için nazil olmuştur. Zira,  az olan o güzel şeyler birike birike bir yığın oluştururken, önemsenmeyen küçük günahlar da, yapıla yapıla büyük günah halini alır. İşte bu yüzden Hz. Peygamber (s.a.s), "Velev ki, yarım hurma ile bile olsun, bunu tasadduk ederek, cehennem ateşinden korununuz. Bunu bulamayan da (o dilenciyi), güzel söz söylemek suretiyle başından savsın! En iyi bilen Allah Teâlâ´dır.
Salat ü selâm efendimiz Hz. Muhammed´e, onun âline ve onun ashabına olsun (amin)! " buyurmuştur.
 

"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "

discount tretinoin 0.1 45 gm cream site will u buy viagra over the counter viagra generic prednisone for sale online link link oral safe generic propecia male pattern baldness lisinopril reviews impotence cialis canadian generic here buy overnight viagra online viagra sales in 2007 cialis levitra shop generic viagra over no ed generic viagra online generic drug list for accutane purchase glucophage metformin paxil 40 price of cialis at walmart zoloft without a prescription generic name how to xenical reviews link imitrex gmc biggest buyer of viagra zithromax dosing cost the cheapest time to take lipitor cialis how long online drugstore buspar price generic buy erythromycin without rx sitemap