“Güzel insanların gözü güzel şeyleri, kötü insanların gözü ise kötü şeyleri görür.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahına pişman olmayan kimsenin tarikattan nasibi yoktur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tasavvufa giren insanlar meşayih-i kiramın evladıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s) 

“Günahtan duyulan pişmanlığın derecesi, dağdan üzerine yuvarlanan taşın önünde eli kolu bağlı kalınca duyulan korku gibi olmalıdır.” Seyda Molla Muhyeddin (k.s)

“Kişi başına gelen musibetlerin belaya dönüşmemesi için Allah’a dua etmelidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bütün insanlar Allah’a giden yolda peygamberlere, peygamberler de Cebrail’e muhtaçtı.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tarikat, İslamiyet içerisindeki nurların döndüğü yerdir.” Seyda Alameddin (k.s)

“Öfkelenen insan şeytanın elindeki topaç gibidir, şeytan onu istediği yöne çevirir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kulun kula haset etmesi, aslında Allah’a haset etmesidir. (H.B.)

“Acziyeti idrak, en büyük mertebedir.” Hz. Ömer (r.a)

“Ma’siyyet içinde tövbe olmaz.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah Teâlâ insana faydalı her nimeti Resul-i Ekrem (s.a.v)  zamanında vermiştir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Anne babasından güzel bir din eğitimi alan evladın işlediği her hayrın sevabı önce annesine, sonra babasına gönderilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bizlere Seyyid demeyiniz, eğer biz Seyyid isek Allah bunun mükâfatını zaten verecektir ama eğer değilsek Allah bunun hesabını bizden sorar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s) 

“Allah dostları vefatlarından sonra gizlendiği bulutun arkasından çıkan kızgın güneş gibidir.”(H.B.)

“Her bakan gözün gördüğü şey farklıdır.” (H.B.)

“Şeyhe yapılan sürekli rabıta, kalbin her an zikretmesine vesile olur.” (H.B.)

“Zikirde görülen şeylere aldanmak, aynadan yansıyan akse takılı kalmak gibidir.” (H.B.)

“Her an rabıta halinde olmak müridi kötülüklerden korur.” (H.B.)

“Derecesi yüksek olan kendini küçük görendir; derecesi küçük olan ise kendini büyük görendir.” (H.B.)

“Allah Teâlâ’nın mağfireti Resul-i Ekrem’in (s.a.v) mutabaatına bağlıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Rabıta, müridi dünya muhabbetinden uzaklaştır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Evlat-ı salihin işlediği her güzel amele anne babası da ortaktır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Müridin şeyhinden izin alarak çektiği ezkar, aşılanmış ağacın verdiği meyve gibi daha kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Resul-i Ekrem (s.a.v) vefatından sonra en büyük bela tokluk oldu.” Hz. Ayşe (r.a)

“İnsan gecesini boş işlerle geçirip geç yatar, sonra da sabah namazına kalkamazsa, o namazını keyfi olarak terk etmiş gibi olur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Asr’a andolsun ki insan mutlaka ziyandadır.” (Asr/1,2)

“Bilesiniz ki, Allah dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.”(Yûnus,62)

“Bir insan günahı nispetinde edepsizdir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın nefsi köleye benzer, onun efendisi kalp ve ruhtur.” Mevlana Celaleddin Rumi

“Sadık bir mürid evlattan daha hayırlıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s)

“Tarikattaki insanın iki babası vardır. Biri nesebi babası, diğeri şeyhidir. Nesebi babası onu dünya hayatına, manevi babası da âhiri hayatına hazırlar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah dostları zühd sahibi insanlardır, şanla şöhretle ilgilenmezler.” (H.B.)

“İnsanlar bir araya geldiklerinde gıybet etmek, boş sözler söylemek yerine Allah'ı anmalılar ki meclislerine azap değil nur yağsın.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahından pişman olmayan, nasihat tesir etmeyen insanın imanından şüphe edilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan hiçbir yerdedir.” Necip Fazıl Kısakürek

“Âlimlerin en şansızı cahilin arasında olandır.” (H.B.)

“Müridin virdini terk etmesi varlık duygusundan kaynaklanır.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Dostunla çok dost olma, düşmanınla çok düşman olma. Olur ki bir gün dostun düşmanın, düşmanın dostun oluverir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın güzelliği sabrettiği sıkıntılar nispetindedir”. (F.B.)

“İlim ancak amel edildiğinde kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kalpler ancak Allah'ı anmakla zikriyle mutmain olur.” (Ra’d/28)

“Hakikat bir kuştur; bir kanadı tarikat, bir kanadı şeraittir. Birinden biri eksik olursa hakikat kuşu uçmaz.” İmam Rabbani (k.s)

“Tasavvuf kal ilmi değil hal ilmidir.”

“Keşke tasavvuf üzerine hiç söz söylenmeseydi de, ehl-i tasavvuf olmayan kimseler tasavvufu anlatmamış olsalardı.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Müridin gördüğü değişik haller ve cezbe hali, oyalanması için küçük bir çocuğun önüne konulan şekerlemeler gibidir.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“İnsan haklı olduğu bir konuda münakaşa etmek yerine susup, geriye çekilse, haksız olabileceğini düşünse ne kaybeder? Ne kazanır? (H.B.)

“Üç günden fazla küs kalan insanlar kendi elleriyle kendilerini Allah’ın rahmetinden mahrum ederler.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Her mürşid-i kâmil, yetiştirdiği halifesini omzuna bastırarak bir üst dereceye ulaştırır.” (H.B.)

“Mürşid-i kâmil olan kulların kalbi Allah Teâlâ’nın nazargahıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Acı çekmeden başarı kazanılmaz”. (H.B.)

“Her insanın evinden son çıkışı vardır.” (F.B.)

“Bir yerde bir hayır işlendiği zaman o hayrın nispeti etrafa da faydalı olur; bir yerde de bir günah işlendiği zaman da o günahın zulmeti etrafı sarar.” (F.B.)

“Sadakat sıkıntılı dönemlerde kendini belli eder.” Seyda Alameddin (k.s)

“Sınırı olan dünyayı sınırsız bir aşkla sevmek, insana eziyet verir.” Seyda Alameddin (k.s)

Allah katında büyüklük, sayıya değil keyfiyyete bakar.” Seyda Alameddin (k.s)

“Ahir zamanda imanı muhafaza etmek, elde sıcak kor tutmaktan daha zordur.” (H.Ş.)

“Tasavvufta hissesi olmayan bir insan zamanın muhakkik ulemalarından biri sayılsa dahi, ahir zamanda zındıkların kurdukları tuzaklara karşı imanını muhafaza edemez.” Seyda Alameddin (k.s)

“Çok mukaddes neticelerin kazanılacağı zamanlarda insan, nefs ve şeytanın istilasındadır.” Seyda Alameddin (k.s)

“Kişinin işlediği her bir amelin elbisesi kendisine giydirilir. Hayır ise hayır, şer ise şer.” Hz. Osman (r.a)

“Eğer kalpleriniz temiz olsaydı, Allah'ın kelâmını okumaya doymazdınız." Hz. Osman (r.a) 

“Eğer söz gümüş ise sükût altındır.” Hz. Süleyman (a.s)

“Mü'min bir kimsenin dili, kalbinin arkasındadır. Konuşmak istediği zaman kalbiyle o şeyi düşünür, sonra diliyle onu geçiştirir; münafığın dili kalbinin önündedir. Bir şeyi kastettiğinde diliyle söyler, kalbiyle düşünmez.” Hasan Basri (r.a) 

“Kişinin malayani şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.”(Tirmizi, Zühd/11)

“ Âdemoğlu sabahladığı zaman tüm azaları dile hatırlatıcı oldukları halde sabahlar ve derler ki: Bizim hakkımızda Allah’tan kork! Zira sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Eğer sen inhirat edersen  biz de inhirat eder  haktan ayrılırız.”(Tirmizi)

“Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Kalbi de dili doğru olmadıkça doğru olmaz. (Haraiti)

“Sâdık arkadaşlar bulun ve onların arasında yaşayın. Dürüst ve samîmi arkadaşlar, darlıkta yardımcı, genişlikte süs ve zînettirler.” Hz. Ömer (r.a) 

“Dostunun sana düşen işini güzel bir şekilde gör ki, lüzumunda, sana daha güzeliyle karşılıkta bulunsun.” Hz. Ömer (r.a)

“ İşlerini Allah’tan korkanlara danış ve onlarla istişâre et.” Hz. Ömer (r.a)

“Allah’a itâat eden büyük zâtların sözlerine dikkat edin. Çünkü onlara Allah tarafından gerçekler tecellî eder ve onu konuşurlar.”Hz. Ömer (r.a)

“İyilik kolay bir şeydir. Güler yüz ve yumuşak söz bunu temin eder. Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık göstermeksizin yumuşak ol.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok gülenin heybeti azalır. Şaka yapan eğlenceye alınır. Bir şeyi çok yapan onunla tanınır.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok konuşan çok yanılır, hataya düşer. Böyle kimsenin hayâsı azalır. Hayâsı azalan şüpheli şeylerden az kaçınır. Şüpheli şeylerden az kaçınanın kalbi ölür.” Hz. Ömer (r.a)

“Amellerin efdali, farzları yapıp haramlardan kaçınmak ve Allah katında sâdık niyettir.” Hz. Ömer (r.a)

“Hesâba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” Hz. Ömer (r.a)

“Âhiret işlerinde zarar etmektense, dünyâya âit işlerde zarar ediniz. Böylesi sizin için daha hayırlıdır.” Hz. Ömer (r.a)

“Alay, şaka ve mizah etmekten kaçınınız. Zîrâ insanın şerefini kırar, vakarını azaltır.” Hz. Ömer (r.a)

“Ahmakla arkadaşlık etmekten kaçın. Çünkü ekseriya, sana iyilik yapayım derken zararı dokunur.” Hz. Ömer (r.a)

“Tövbe edenlerle oturun, onların kalpleri yumuşak olur.” Hz. Ömer (r.a)

"Kalp kör olduktan sonra, gözün görmesinde pek yarar yoktur." Hz. Ali (r.a.)

"Mü'min bir kimse mazeretleri, münafık ise günah ve hataları arar!" İbn-i Mübarek

"Herkesin ölümü kendi rengindedir." Mevlana Celaleddin Rumi (k.s)

“Zâlim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.”(Tirmizî)

“Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir. (Ankebut/45)

“Akıl, insana verilen cevherlerden biridir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

Günün Sözü

Dünya şehvetlerle donatılmış, âfetlerle kuşatılmıştır. Dünya malının helalinin hesabı, haramının azabı vardır. Dünyaya yakınlık ve ilginiz ona göre olsun.
İbn-i Semmak -

                      

      NÜBÜVVET NURUYLA AYDINLANANLAR

Allah (c.c) İslam dinini insanlar arasından bir peygamber seçip, kitabı Kur’an-ı Kerim’i de parça parça, Hz. Rasulullah ve sahabilerinin hayatlarına tatbik etmesi suretiyle indirmiştir. Dolayısıyla insanı Allah u Teâla’ya ulaştıran yegane yol Rasulullah’ın (s.a.v) sünnetine uymaktır. Tasavvuf da Allah (c.c) ve Rasulünün (s.a.v) öğrettiği edep üzere kurulmuş bir sistemdir. Büyük mürşid Ebu Hafs Haddad (k.s) tasavvufu şöyle tarif etmiştir:

‘Tasavvuf bütünüyle edepten ibarettir. İnsanın yaşadığı her anın, her halin ve her makamın kendine göre bir edebi vardır. Bu edebe her zaman riayet eden kimse Allah dostu olur. Edebi korumayan ise, her ne kadar kendini güzel bir halde zannetse bile, Allah katında bir yeri ve değeri yoktur. Kendisinin ilahi huzurda kabul gördüğünü düşünse bile aslında oradan çok uzaktadır.’

Tasavvuf metod olarak kâmil bir mürşid rehberliğinde nefis terbiyesi ve kalb tezkiyesidir. Ehlullah müridin kalbinin dünya ile olan bağını çözüp, Allah’a bağlar.

Tasavvufun hedefi ise kalbin ihsan mertebesine ulaşmasıdır, yani Allah’ı görüyormuş gibi halini muhafaza etmesidir. Tasavvufun 11 temel düsturundan birincisi ‘Huş der dem’ dir. Yani nefesi her an muhafaza, tek bir nefesi dahi gaflet içinde alıp-vermeme halidir. İşte bu mertebeye ulaşan müride ‘sufi’ denir.

Sufi Kur’an’da mukarrebun, sabikun veya muttaki mümin diye hitab olunan kişidir. Her ne kadar halk arasında sufi kelimesi bu yola giren herkes için kullanılsa da, bizim sufiden kasdımız bu yolun bütün aşamalarını geçmiş ve bu yoldan mezun olmuş kişidir.

İmam-ı Gazali Hazretleri El-Munkız Min Ed-Dalal adlı eserinde on sene uzlet hayatı süresince sufilerle ilgili görüşlerini şöyle nakleder: “Sufilerin Allah-ü Teâla’ nın yoluna girmiş kimseler olduklarını, onların hayat tarzının en güzel hayat tarzı yollarının en doğru yol olduğunu, ahlaklarının ahlakın en güzeli bulunduğunu yakinen (kat’i, şüphesiz bir bilgi ile) anladım. Akıllı insanlar, hikmet sahipleri, şeriatın sırrına vakıf âlimler, onların hayat tarzından ve ahlakından birşey değiştirmek ve yerine daha iyisini koymak üzere biraraya gelseler buna bir imkan bulamazlar. Onların dış ve içleirndeki hareket ve duyguların hepsi Nübüvvet kandilinin nurundan alınmıştır. Yeryüzünde Nübüvvet nurundan başka kendisi ile aydınlanılacak bir nur yoktur.’’

Sufilerin hangi hal ve davranışlarıyla bu mertebeye ulaştıklarını irdeleyecek olursak;

TEVAZU

Sufilerin en başta gelen güzel ahlakı tevazudur. Tevazu sahibi insan hem kendisi rahat eder, hem de etrafındakileri rahat ettirir. Rasulullah (s.a.v) kimseyi ayırt etmeden her davete icabet ederdi, bir yudum süt dahi olsa hediyeyi kabul eder ve karşılık verirdi. Veh b. Münebbih demiştir ki: ‘Allahu Tealanın önceki indirmiş olduğu kitaplarında şunlar yazılı idi; Ben Âdem’in sülbünden bütün evlatlarının zerrelerini çıkardım, içlerinde bana karşı en fazla tevazu sahibi olarak Musa’nın kalbini buldum. Bunun için onu seçtim ve kendisiyle özel olarak konuştum.’

Rasulullah (s.a.v); ‘Tevazunun başı karşılaştığın kimseye önce senin selam vermen, selam verene karşılıkta bulunman, meclisin gerisinde oturmaya razı olman, methedilmeyi, nefsini temize çıkarmayı ve iyiliklerin anılmasını sevmemendir.’ buyurmuştur.

Âlim zatlara tevazunun ne olduğu sorulduğunda, her şartta Hakk’a boyun eğmek, teslim olmak ve kimin söylediğine bakmadan hakkı kabul etmektir, demişlerdir. Yine nefsinde az da olsa kıymet gören kişi için tevazudan nasibini almamış denmiştir. Zira sufilerin yolunda amaç benliği ortadan kaldırmaktır. Kişi bütün güzellikleri Allahu Teâla’dan, kusurları da kendinden bilir. Sadece kendi kusurlarını görmeye odaklanır, hatalarını fark ettikçe de yükseklik ve şerefe tamah etmeden tevazuya yönelir. Kendisine kötü bir şey söylendiğinde hakkı kabul eder, kendisinin övülmesine de aldırış etmez.

Bir elçi Rasulullah’ı (s.a.v) görmek için Medine’ye gelir. O sırada Rasulullah (s.a.v), suffe ehline su dağıtmaktadır. Elçi gördüğü topluluğun en güzel, en dikkat çekici kişisini su dağıtırken görünce sorar: ‘Bu topluluğun efendisi kimdir.’ Rasulullah (s.a.v) 1400 yıl sonra bizler için de kesin bir ölçü olacak cevabını verir: “Bir topluluğun efendisi, onlara hizmet edendir.”(Kenzü’l-ummâl, 7/710)İşte Rasulullahın varisleri olan Evliyaullah da asırlardır bu ölçüye riayet ettiler, zira Seyda (k.s), ‘Biz büyüklüğü başkalarına bıraktık, biz hizmet için varız.’ demiştir. Seyda (k.s) kendisini ziyaret eden bir müdürün şoförünün elini öpmesine mukabil, o da şoförün elini öpmüştür. Çevresindekiler bu duruma şaşırmakla beraber, Seyda’nın (k.s) tevazusunun ne ölçüde olduğunu görmüşlerdir.

Büyük veli Bayezid-i Bistami (k.s), ‘Kişi kendi kötülüğünü ve basitliğini bilerek, nefsi için herhangi bir hal ve makam görmediği ve insanlar içinde kendisinden daha şerli bir kimse görmediği zaman tevazu sahibi olur.’ demiştir. Zira kibir kendini beğenmeden doğar, insanın kendisini beğenmesi de güzelliklerin Allahu Teâlâ’dan geldiğini unutmasındandır. Allahu Teâlâ ayet-i kerimede buyuruyor:

‘Kahrolası (kâfir) insan ne nankör! (Bu kibir ve gurur nereden? O, hiç düşünmez mi?) onu yaratan neden yarattı? Bir meni parçasından yarattı da insan biçimine koydu.’  (Abese, 17-19)

Tevazunun aşırısı zillettir, zillet de yerilmiştir. Müslüman tevazu ve izzet sahibi olmalıdır. Çünkü Münafıkun suresinde Allahu Teâlâ ‘Asıl izzet, Allah’ın, Rasulün ve mü’minlerindir.’ buyurmuştur.

Zillete düşmeden tevazuyu muhafaza etmek ve kibre kapılmadan izzet sahibi olmak çok zordur. Bunu başarabilenler kalbini ucubdan (kendini beğenme) tamamen temizlenmiş olanlardır ki onlar nefis terbiyesini tamamlamış sufilerdir, mukarrebun makamındakilerdir, ilimde yükselmiş âlimlerdir.

İSAR

Rasulullah (s.a.v) Medine’ye hicret ettiğinde yüksek feraseti ile Ensar ve Muhaciri kardeş yaparak, hem kurulacak İslam Devleti’nin temellerini atmış, hem de tarihte ki en güzel kardeşliği oluşturmuştur.

Rasulullah (s.a.v) Ben-i Nadr ganimetlerini elde edince Ensar’a: ‘Sizler kendi isteğinizle Muhacir kardeşlerinizle mallarınızı ve evlerinizi bölüştünüz. Bu ganimette de onlara ortak oldunuz. Eğer isterseniz, mal ve evleriniz size kalsın, bu ganimetten size bir şey vermeyelim (hepsini Muhacirlere dağıtalım).’ buyurdu. Bunun üzerine Ensar:

‘Hayır, biz mallarımızı ve evlerimizi onlarla bölüşmeye devam edelim. Ayrıca bizler bu ganimetteki payımızdan vazgeçerek hepsini onlara veriyoruz.’ dediler. Bunun üzerine Allahu Teâlâ:

‘Onlar kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, başkalarını kendilerine tercih ederler.’ (Haşr, 9) ayet-i kerimesini indirdi.

İşte Ashab-ı Kiramda en güzel örneğini bulan bu ahlakın ismi isardır. İsar dünya ve ahiret işlerinde, kardeşinin hakkını ve isteğini, kendi hak ve isteğinden önde tutmaktır. Bunu hakkıyla başarabilenler, her şeyin Allahu Teâla’ya ait olduğunun, kendi nefsinin herhangi bir şeye malik olamayacağının bilincinde olanlardır.

Sufilerin hayatında isarın çok fazla örneği görülmüştür. Bununla ilgili güzel bir temsil anlatılır:

Bir ev sahibi iki tane sofra kurar. Sofralara birer kap yemek, etrafına da yarım metre sapı olan kaşıklar koyar. Birinci sofradaki misafirler yemeye koyulurlar. Ancak bu kaşıklarla yemek hayli güçtür ve her denemede yemek ya elbiselerine ya da ortalığa dökülür. İşin sonunda karınlarını doyuramadıkları gibi bütün yemek israf olmuştur.

Diğer sofrada ise sufiler vardır. Onlar kendilerinden önce kardeşlerini düşündükleri için, kaşıklarını önce yemeğe daldırır, sonrada rahatça karşıdaki arkadaşlarına yedirirler. Nihayetinde hem herkesin karnı doyar, hem de ortalık kirlenmez. İşte bu misal insanın İslam ahlakı ile ahlaklandığında kendisine ve çevresine hayatı nasıl kolaylaştırdığının çok güzel bir örneğidir.

İnsan cömertlik ve Allah yolunda infak ederek isara ulaşır. Cömertlik Allahu Teâla’nın çok hoşuna giden bir haslettir. Nitekim ayet-i kerimede: ‘Nefsinin cimriliğinden kurtulanlar felaha ermiştir.’ (Haşr,9) buyurulmaktadır. Cömertliğin kademeleri vardır:

Seha; İçinde hiçbir sıkıntı duymadan, karşılıksız ihsan etmektir.

Cud; Malın çoğunu verip bir kısmını saklamaktır.

Bühl; Malın azını verip çoğunu saklamaktır.

Şuhh; Verilmesi gereken hiçbir şeyi vermeyip eli çok sıkı olmaktır.

Bunların en üstünü sehavettir. Çünkü sehavet yaptığına dünya ve ahirette karşılık beklemeden yapılır ve bunun için riyadan uzaktır. Bu da ancak kalbini tezkiye etmiş insanlarda görülecek bir ahlaktır.

İNSANLARLA İYİ GEÇİNMEK, EZİYETLERE SABRETMEK VE GÜLERYÜZLÜLÜK

Rasulullah(s.a.v) : ‘İnsanların içinde yaşayan ve onların eziyetlerine sabreden bir mü’min, onlara karışmayan ve eziyetlerine sabretmeyenden daha hayırlıdır.’ buyurmuştur. İnsanların eziyetlerine katlanmak kolay değildir, çünkü nefis kendi arzusunun dışındaki hareketleri hiç sevmez, kin ve öfke onu esir alır. Güzel geçimle, yumuşaklıkla nefsin azgınlığı giderilir. Nitekim bir hadis-i şerifte:

‘Kendisine yumuşaklık verilen kimseye, hayırdan bir pay verilmiştir. Yumuşaklıktan nasibi olmayanın, hayırdan da bir nasibi yoktur.’

Tasavvuf yolunun büyüklerinden Şah-ı Nakşibendi Hazretleri de, ‘Halvette şöhret vardır, şöhret ise afettir buyurmuştur.’ Sufiler zahirde halk içerisinde, onlarla beraberdirler ancak kalpleri Allah (c.c) iledir. Yalnızken gözleri Allah korkusundan ağlar, ancak kalabalık içinde yüzleri güler. Bu gülümseme kalplerindeki nurun yüzlerine yansımasıdır. Ebrar için ayet-i kerimede Allahu Teâlâ buyuruyor:

‘Yüzlerinde nimetlerin sevinç ve pırıltısını görüp tanırsın.’  (Mutaffifin, 24)

AFFETMEK VE MÜSAMAHA GÖSTERMEK

Sufilerin ahlaklarından birisi de kardeşinin kusurlarını affetmek ve kötülüğe iyilikle karşılık vermektir. Enes b. Malik (r.a)’in rivayet ettiği bir hadiste:

‘Cennette yüksekçe köşkler gördüm ve Cebrail’e ‘ Bunlar kimler için Ya Cebrail?’ diye sordum. ‘Öfkesini tutan ve insanların kusurlarını müsamaha ile karşılayıp affedenler içindir.’ dedi.

Sufiler zulmedeni affetmeyi, gelmeyene gitmeyi ve kendilerine vermeyene vermeyi adet edinmişlerdir. Çünkü ihsan bunu gerektirir ve onlar her şeyi sadece Rablerinin rızasını kazanmak için yaparlar.

KOLAY GEÇİM VE HERKESE HUYUNA GÖRE DAVRANMAK

Rasulullah (s.a.v), ‘Ben şaka da yaparım, ancak hak olanı söylerim.’  Buyurmuştur .Rasulullah (s.a.v) sahabileriyle ve ev halkıyla şakalaşmış ve her zaman çevresine güleryüz göstermiştir. Çocuklara onların hoşlanacağı şekilde muamele etmiş, torunları Hasan ve Hüseyin (r.a) ile oyunlar oynamıştır.

Tasavvuf büyükleri de bu konuda sünnete ittiba etmişler çocukla çocuk, büyükle büyük olmuşlardır. Ancak nefsini kontrol altına almış, ilim sahibi sufiler ifrad ve tefrid arasında itidali koruyabilirler. Nefs-i emmareye ait bir takım huyları barındıran kimsenin nefsi bu tür şakalardan haz alır ve ifrada sürüklenir. Sa’d b.el-As oğluna demiştir ki: ‘Şakanda haddi aşma, zira bu insandaki heybeti giderir ve düşük kimseleri sana karşı cahilane hareketler yapmaya sevkeder. Onu tamammen terketmek ise sana yaklaşmak isteyenlerin canını sıkar ve dostlarını senden soğutur.’

TEKELLÜFÜ TERKETMEK

Tekellüf, insanlara gösteriş olsun diye yapılan yapamacık söz ve davranışlardır. İnsanın kendi isteğiyle külfete girmesi, gereksiz bir zorluğa katlanmasıdır. Allah (c.c) ve Rasulü (s.a.v) tekellüfü nehyetmişlerdir. Tasavvuf, tekellüfü terketmektir diye tarif edilmiştir.

Süfyan b. Seleme (r.a) şöyle anlatmıştır: ‘Bir gün Selman-ı Farisi’nin (r.a) yanına gitmiştim. İkram olarak ekmek ve tuz getirdi ve: ‘Buyur ye, eğer Rasulullah (s.a.v) bir kimsenin diğer bir kimse için sıkıntıya girmesini menetmeseydi, ben de sizin için külfete girer elimde ve hazırda olmayan şeyler getirirdim.’ dedi.

İNFAK, MAL BİRİKTİRMEMEK, KANAAT VE TEVEKKÜL

Sufi Allahu Teâla’nın rahmet hazinesinin sonsuz olduğunu bilir. Bunun için de sonrası için birikim yapmaz, aza kanaat eder, geçimi için gerekenden fazlasını hemen infak eder ve bütün ihtiyaçları tevekkülü ve Rabbine olan güveni ile Allah (c.c) tarafından karşılanır.

Rasulullah (s.a.v) buyurmuştur ki: ‘Eğer siz, Allahu Teâla’ya hakkıyla tevekkül etseydiniz, Allah size kuşlara rızık verdiği gibi rızık verirdi. Kuşlar sabahleyin karınları aç olarak çıkar, doymuş olarak akşam yuvalarına dönerler.’

Bünnan el-Hammal ne güzel söylemiştir:

Tamah ettikçe bir hür, hep köle olur.

Kanaat ettikçe köle, hürriyet bulur.

MÜNAKAŞA VE CEDELİ TERKETMEK

İnsana hoşuna gitmeyen bir şey söylendiği zaman, hemen nefis ortaya çıkar. Terbiye edilmemiş nefislerde kin ve hile duyguları bulunur ve çekişme isteğini ortaya çıkarır. Sufi ne zaman arkadaşının nefsiyle davrandığını görse ona kalbiyle (hilm ile) karşılık verir. Nefis kalb ile karşılaşınca fitne söner. Ayet-i kerimede buyrulur:

‘Sen kötülüğü en güzel hareketle karşılayıp sav. O vakit bakarsın ki; seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, yakın bir dost gibi olmuştur.’ (4)

 

Rasulullah (s.a.v) da münakaşayı terk edenleri cennete köşkler ile müjdelemiştir. Sufi eğer Allah’a yönelmiş birisiyle karşı karşıya gelirse, o kişiye kin beslemez ve rekabet etmez. Çünkü onunla safları aynıdır, onun kardeşidir. Eğer makam ve mevki peşinde bir ehl-i dünya ise onunla da tartışmaya girmez, çünkü onun taleb ettiği şeylerden zaten gönlünü çekmiştir. Ancak Allahu Teâla’ya asi olunduğunda Allah için gazap eder. Bunun dışında birşeye öflkelendiğinde ilmi ve takvası onu sabretmeye sevk eder, nefsini Allah’ın takdirine rıza göstermemekle kınar.

İNSANLARI SEVMEK VE İNSANLARLA KAYNAŞMAK

Allahu Teâla Al-i İmran suresinde: ‘Hepiniz Allah’ın ipine ( Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Ayrılıp dağılmayın. Siz Allah’ın nimet ve ihsanıyla kardeş oldunuz.’ buyurur. Rasulullah (s.a.v) da : ‘Mü’min başkalarıyla iyi geçinen ve kendisiyle iyi geçinilen kimsedir. Başkalarıyla güzel geçinmeyen, kendisiyle de güzel geçinilmeyen kişi de hayır yoktur.’  buyurmuştur.

Kişi ne şekilde insanlarla beraber olursa zamanla onlara benzer. Şeyh Sadi Şirazi, bir müddet gülle arkadaşlık eden çamurun, gül koktuğunu söyler. Sufilerle beraber olmak onlarla ünsiyet kurmak çok büyük bir şeydir. Çünkü onların sevgisi Allah içindir. Onlar biraraya geldiklerinde biribirlerine hakkı tavsiye ederler ve mutlaka birbirlerine faydaları olur.

ŞÜKÜR VE İYİLİK YAPANA TEŞEKKÜR

Sufi kendisine bir iyilik geldiği zaman bunun Hakk’tan geldiğini bilir ve Allahu Teâla’ya şükreder. Allah’a şükrettikten sonra bunun kendisine ulaşmasına vesile olanlara da teşekkür eder. Hadis-i Şerifte: ‘Kendisine iyilik yapan bir kardeşine : ‘Allah seni hayırla mükâfatlandırsın.’ diye dua eden kimse, ona en güzel teşekkürü yapmış olur.’ buyurulmuştur.

 

 

KAYNAKLAR:

1)Gerçek Tasavvuf, Sühreverdi.

2)İhya-u Ulumuddin, İmam-ı Gazali.

3)Kaynaklarıyla Tasavvuf, Dr. Dilaver Servi.

"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "

discount tretinoin 0.1 45 gm cream site will u buy viagra over the counter viagra generic prednisone for sale online link link oral safe generic propecia male pattern baldness lisinopril reviews impotence cialis canadian generic here buy overnight viagra online viagra sales in 2007 cialis levitra shop generic viagra over no ed generic viagra online generic drug list for accutane purchase glucophage metformin paxil 40 price of cialis at walmart zoloft without a prescription generic name how to xenical reviews link imitrex gmc biggest buyer of viagra zithromax dosing cost the cheapest time to take lipitor cialis how long online drugstore buspar price generic buy erythromycin without rx sitemap