13 Aralık 2010
GELİN TANIŞ (BİRLİK) OLALIM
Ümmetkelimesi"e-m-m" kökünden bir isim olup asıl anlamı, sınıf ve cemaat demektir. Kur’an-ı Kerim’de altmış dört yerde geçen ümmet kelimesi cemaat, din, zaman ve topluluk anlamlarında kullanılır. Peygamberimiz’in davetine icabet edip onun getirdiklerini kabul eden topluluklara ’ümmet-i icabet’, davet edildikleri hâlde iman etmeyenlere de ‘ümmet-i davet’ denilir. Küfür topluluğu da bir ümmettir.
İnsanlara her asırda peygamberler gönderildi. Dinin tebliğ edildiği bu insanlar, o peygamberin ümmeti oldular. Bundan dolayı onlara Âdem Aleyhisselam’ın ümmeti, Nuh Aleyhisselam’ın ümmeti, İbrahim Aleyhisselam’ın ümmeti denildi. Peygamber Efendimiz ise bütün insan ve cinlere peygamber olarak gönderildiğinden bütün insanlar ve cinler O’nun ümmeti oldular. Bütün kemalat ve üstünlükleri kendisinde toplayan Efendimiz’den ötürü ümmetlerin en hayırlısı, O’nun ümmetidir.
Seyda Fadlullah Hazretleri bir sohbeti esnasında:
“İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve inzar ediciler olarak peygamberler gönderdi
ve onlarla birlikte insanların ihtilafa düştükleri konular hakkında aralarında hüküm verilmesi için hak ile kitap indirdi. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra aralarındaki hasetten dolayı ihtilafa düşenler, o kitap verilenlerden başkası değildir. İşte Allah (böylece) iman edenleri, kendi iradesiyle hakkında ihtilafa düştükleri Hakk’a ulaştırdı. Allah kimi dilerse onu sırat-ı müstakime ulaştırır.”
( Bakara 213 ) ayetini okudu ve bugün ayırımcılığın Müslümanlar arasında önemli bir mesele olduğuna dikkat çekti. Daha sonra Kur'an-ı Kerim’in, insanların önce tek bir toplum olduklarını ve sonradan ayrıldıklarını bildirdiğini, tek bir ümmet olan bu insanların aralarında çıkan anlaşmazlıklardan dolayı tefrikaya düştüklerini söyledi. Bu sorunun çözülmesinin ise Peygamberimiz’in sünneti etrafında toplanılması ile mümkün olacağını dile getirdi.
Sünnetlere bağlılığa dair samimiyet ve kararlılığın en güzel temsili ise Allah dostları olan mürşidlerdir. Peki bir mürşid-i kâmil sadece kendi etrafındakilere faydalı olan insan mıdır? Yoksa yeryüzünde yaşayan bütün Ümmet-i Muhammed’in ve diğer ümmetlerin sıkıntıları ile ilgilenen ve onları şeytanın ve nefsin hilelerinden koruma sorumluluğunu üstünde hisseden midir ? Eğer kişiSeyda Fadlullah Hazretleri gibi bir zat ise tüm Ümmet-i Muhammed’in derdi onun derdidir. Seyda Fadlullah Hazretleri iman, ibadet, ahlak konusunda herkese faydalı olmaya çalışan bir zattı. Ümmetin birliği beraberliği için çalışırdı. Kimin talebesi veya müridi olduğunuz onun için önemli değildi. Siz onun karşısında Müslüman bir bireydiniz. O’nu ziyarete gelen başka tarikatlara mensup kişilerin manevi durumlarıyla da ilgilenirdi. Seyda’yı ziyaretleri esnasında bu arkadaşlarımız, manevi hâllerinin düzeldiğini “O’nun vesilesi ile rabıtalarımız, hâl ve hareketlerimizde büyük değişiklikler oldu.” diyerek ifade ettiler.
Seyda Hazretleri kendisinden istifade eden ve bu değişimi yaşayan insanlara “ Bize gelin. ” dememiştir. Bazen talebeleri Seyda Hazretleri’ne: “Bunlar sizin müridiniz olsa ne kadar iyi olur.” dediklerinde: “Onlara dokunmayın, bulundukları cemaatlerden istifade ediyorlar.” derdi.
Cemaatlerin sonuna eklenmiş “şucu, bucu” kelimelerinden rahatsız olur ve kelimelerin sonundaki “cı, cu” lar atılmadıktan sonra birlik ve beraberliği teessüs etmenin mümkün olmadığını dile getirirdi.
Seyda Fadlullah Hazretleri’nin cemaat taassubu yoktu. Yurt içinde ve yurt dışında yaşayan büyük zatları ziyaret eder, onların dualarını alırdı. Umre ziyaretleri esnasında Mekke ve Medine’deki âlimleri ziyaret ederdi. Manevi alemde manevi derecelere sahip olan alim, mürşid, salih insanlarbir araya geldiklerinde aralarında Müslümanların faydasına olacak bereketli alışverişler zuhur eder. Seyda Fadlullah Hazretleri, Muhammed Alevi Hazretlerini ziyaretlerinde manevi fütuhatlar yaşanmıştı. Muhammed Alevi Hazretleri Türkiye’de Seyda gibi âlimlerin bulunmasından çok memnun olmuştur. Hadis âlimi Muhammed Alevi Hazretleri, son nefese kadar ilim ve tedrisata devam etmesini kendisinden istemiştir. Altının kıymetini sarraf bilir. Altın silsilenin halkası olan bu mübarek zatlar da birbirlerini hiç tanımadıkları hâlde kendilerini birbirlerine çekmişlerdir.
“İnsanlara mevki, makam ve seviyelerine göre muamele etmelidir.” hadis-i şerifi gereğincekendisini ziyarete gelen zatlara hürmetle muamele ederdi. Yaptıkları hizmetleri hep överdi ve sünnet olduğu düşünülerek hareket edilirse bu hizmetlerin daha da bereketleneceğini söylerdi.
Seyda Fadlullah Hazretleri, kendisini ziyarete gelen bürokrat ve siyasetçilere, sohbet ve nasihatleri içinde şu tavsiyelerde bulunurdu: “Her topluluğun ve cemaatin yaptığı hizmet farklıdır. Allah için yapılan hizmet az da olsa kıymetlidir.” Bu yüzden her cemaate merhamet gözüyle yaklaşılmasını izah etmeye çalışırdı. İnsanlara hizmet ederken bir tarafa sempati ile yaklaşıp diğer taraftan yüz çevirmemeyi tavsiye ederdi. Çevresine farklı insanlar geldiğinde sünnet-i seniyyeye uymanın çok önemli olduğunu onlara aktarırdı. Böylece bütün insanların kendi anlayışlarının yerine, Peygamberimiz’in etrafında toplanma anlayışını kazanmalarını isterdi. Sohbetlerine katılan, olaylara yön veren insanlar tarafından, bu anlayışın kabul gördüğü görülürdü. Bunun sebebi hem cemaat taassubu ile konuşmaması hem de kalplere olan tasarrufuydu.
Said Nursi’yi okuyan birisi geldiğinde, “Risale-i Nur okumak Nurculuksa biz de Nurcuyuz,Hz. Ali’yi sevmek Alevilik ise biz sizden daha fazla Alevi’yiz.” derdi; ama Peygamberimiz’e itaat çerçevesinde olması şartıyla. Yapacaklarını Allah Teâlâ Hazretleri’nin Cebrail (a.s) vasıtasıyla öğrettiği bir rehberi örnek almak, insanın kalbinde acabaya yer bırakmaz. Seyda Fadlulllah Hazretleri bu anlayışı insanların kalbine yerleştirmek için gayret ediyordu. Ne kadar güzel bir ölçü…
Geçen yıllar içinde yapmış olduğu bir teveccüh sonrasında kendisini ziyarete gelen değişik gruplardan birinin “Zamanın gavsı bizim efendimizdir. Siz nasıl teveccüh yaparsınız?” sorusunu şu şekilde izah etti: “İki sebebi vardır.” diyerek böyle bir soru sorulmasında birinci nedenin kendini beğenmek olduğunu vurguladı. Diğer nedenin kaynağının ise cehalet olduğunu, bu sözleri sarf eden bir insanın, derecesinin kendi cemaat liderinden daha üstün olduğunu iddia ettiğini söyledi ve şöyle devam etti: “Ben iyiyim demek insanı her zaman helake sürükler. İnsanda herhangi bir konuda oluşan aşırı sevgi ve heyecan bilgi ile değil de cehaletle desteklenirse bu taassuba girer, ilimle desteklenirse müsamaha (hoşgörürlülük) meydana gelir. Tarikatte oluşan sevgi ve muhabbetin insanı taassuba götürmemesine dikkat etmek gerekir. Fakat Kur’anî nasslara ve sünnete uygun olan bağlılık taassup değildir. Zira iman, tasdik etmek; İslam ise hak ve doğru olana teslim olmak demektir. Bu da dine bağlılık ve sadık olmak anlamını taşır ki buna salabet-i diniyye denir.”
Bir sohbeti esnasında Seyda’ya sordular: "Bütün tarikatlerde müridan çeşitli mürşitlere makam veriyorlar, ne diyorsunuz?" Seyda kızarak: "Eğer o kimseler bir velinin makamını Levhi Mahfuz’da görmüşseler o velinin hakkında filan makamdadır, desinler. Yok eğer görmemişlerse o velinin hakkında boşuna yalan söz sarf etmesinler."
Seyda Hazretleri, tasavvuftaki birlik ve beraberlik anlayışına Nurşin’deki anlayışı örnek gösterirdi. Nurşin’de dedesi ve babası zamanındaki anlayışın hâlen devam ettiğini söylerdi. Nurşin Türk, Kürt, Arap, Farisiher milletten insanın bir arada birlik ve beraberlik içinde yaşadığı bir yerdir. Bu Nurşin’de yaşayan insanların gerçek nefs terbiyesine önem vermelerinden ileri gelir. Bir insanın nefsi ona iyilik emrediyorsa o insanda hasedin ve diğer duyguların olması pek mümkün değildir. Nurşin birçok mürşidin bir arada yaşadığı bir yerdir. Bu mürşitlerin hepsinin müritleri ve talebeleri vardır. Herkes birbirinin hatmesine girer. Kimse kimsenin müridine karışmaz. Bir mürşidin bir tane müridi olabilir. Nurşin’de o kimseye “Sen tek kişisin, gel bizim tarikata gir.” denmez. Herkes birlik beraberlik içindedir ve ümmetin kardeş olduğunu bilerek hareket eder.
Seyda’nın dikkat çeken özelliklerinden biri de herhangi bir siyasi görüşe yakın olmamasıydı. Siyaset ile İslamiyet’in ayrı görüşler olduğunu, hiçbir siyasi görüşü İslamiyet olarak değerlendirmemek gerektiğini ancak İslamiyet’e yakın görüşler olabileceğini söylerdi. Bu yüzden etrafında birçok farklı görüşten insan huzur ile otururdu.
Farklı görüşten olan insanlar bir evde de yaşasalar aralarında kırgınlıklar olmaktadır. Bu da ümmetin parçalanmasına sebebiyet vermektedir.
“Ey insanlar, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah'ın yanında en üstün olanınız, (Allah'ın buyruklarının dışına çıkmaktan) en çok korunanızdır. Allah her şeyi bilir ve her şeyden haberdardır.” (el-Hucurât, 49/13).Seyda Hazretleri Hz. Muhammed (s.a.v)'in ümmetinin arasında, hiçbir ırkın veya rengin ve cinsiyetin diğerine üstünlüğü düşünmezdi. Üstünlüğün tek ölçüsünün takva, yani Allah'ın emir ve yasaklarına uygun hareket etmek olduğunu söylerdi. İslam'a göre, ırkları Allah yaratmıştır. Bu ırklar, kaynaşmaya ve yardımlaşmaya bir yoldur. İnsanların hepsi bir babadandır. O baba da toprak asıllıdır. Üstünlük beşerî ölçülerle değildir. Üstünlük takva iledir.
Zamanımızda insanların sıkça unuttuğu Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmanın en emin yolu Peygamber Efendimiz’e uymak ve onun varis tayin ettiği kâmil mürşitlerin anlayışlarını rehber edinmektir. Bu kadar güzel hasletleri kendinde toplayan bu zatın davranışları ve anlayışı sadece Müslümanlara değil bütün topluluklara örnek olmalıdır. İnsanlar bu anlayış ile yoğrulmalı; ibadette, ihlâsta ve güzel ahlakta birbirleriyle yarışmalıdır.. Böylelikle insanlar arasındaki ayrılıklar birlikteliğe, savaşlar da barışa dönüşecektir. Tarihimizde bunun en güzel örneklerinden biri Moğolların Anadolu’yu işgali sonrasında yaşanmıştır. Bu işgal dolayısıyla Anadolu’da yaşayan Müslümanlar arasında büyük ayrılıklar yaşanmışken onları yeniden bir araya getirerek toplumsal barışı ve birlikteliği o devrin büyük mürşidleri yapmışlardır. Bu dönemin önemli mutasavvıfı Yunus Emre Anadolu insanına şöyle seslenmiştir:
Gelin tanış (birlik) olalım,
İşi kolay kılalım,
Sevelimi sevilelim
Bu dünya kimseye kalmaz.
Mürşid-i kâmiller yaşadıkları her devirde insanları birliğe ve kardeşliğe sevk etmişlerdir. Seyda Fadlullah Hazretleri bir önder olarak vazifesini yerine getirmiş ve örnek davranışlar sergilemiştir. Bundan sonrası bizim gayret ve anlayışımıza kalmaktadır.
"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "




