“Güzel insanların gözü güzel şeyleri, kötü insanların gözü ise kötü şeyleri görür.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahına pişman olmayan kimsenin tarikattan nasibi yoktur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tasavvufa giren insanlar meşayih-i kiramın evladıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s) 

“Günahtan duyulan pişmanlığın derecesi, dağdan üzerine yuvarlanan taşın önünde eli kolu bağlı kalınca duyulan korku gibi olmalıdır.” Seyda Molla Muhyeddin (k.s)

“Kişi başına gelen musibetlerin belaya dönüşmemesi için Allah’a dua etmelidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bütün insanlar Allah’a giden yolda peygamberlere, peygamberler de Cebrail’e muhtaçtı.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tarikat, İslamiyet içerisindeki nurların döndüğü yerdir.” Seyda Alameddin (k.s)

“Öfkelenen insan şeytanın elindeki topaç gibidir, şeytan onu istediği yöne çevirir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kulun kula haset etmesi, aslında Allah’a haset etmesidir. (H.B.)

“Acziyeti idrak, en büyük mertebedir.” Hz. Ömer (r.a)

“Ma’siyyet içinde tövbe olmaz.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah Teâlâ insana faydalı her nimeti Resul-i Ekrem (s.a.v)  zamanında vermiştir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Anne babasından güzel bir din eğitimi alan evladın işlediği her hayrın sevabı önce annesine, sonra babasına gönderilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bizlere Seyyid demeyiniz, eğer biz Seyyid isek Allah bunun mükâfatını zaten verecektir ama eğer değilsek Allah bunun hesabını bizden sorar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s) 

“Allah dostları vefatlarından sonra gizlendiği bulutun arkasından çıkan kızgın güneş gibidir.”(H.B.)

“Her bakan gözün gördüğü şey farklıdır.” (H.B.)

“Şeyhe yapılan sürekli rabıta, kalbin her an zikretmesine vesile olur.” (H.B.)

“Zikirde görülen şeylere aldanmak, aynadan yansıyan akse takılı kalmak gibidir.” (H.B.)

“Her an rabıta halinde olmak müridi kötülüklerden korur.” (H.B.)

“Derecesi yüksek olan kendini küçük görendir; derecesi küçük olan ise kendini büyük görendir.” (H.B.)

“Allah Teâlâ’nın mağfireti Resul-i Ekrem’in (s.a.v) mutabaatına bağlıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Rabıta, müridi dünya muhabbetinden uzaklaştır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Evlat-ı salihin işlediği her güzel amele anne babası da ortaktır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Müridin şeyhinden izin alarak çektiği ezkar, aşılanmış ağacın verdiği meyve gibi daha kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Resul-i Ekrem (s.a.v) vefatından sonra en büyük bela tokluk oldu.” Hz. Ayşe (r.a)

“İnsan gecesini boş işlerle geçirip geç yatar, sonra da sabah namazına kalkamazsa, o namazını keyfi olarak terk etmiş gibi olur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Asr’a andolsun ki insan mutlaka ziyandadır.” (Asr/1,2)

“Bilesiniz ki, Allah dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.”(Yûnus,62)

“Bir insan günahı nispetinde edepsizdir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın nefsi köleye benzer, onun efendisi kalp ve ruhtur.” Mevlana Celaleddin Rumi

“Sadık bir mürid evlattan daha hayırlıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s)

“Tarikattaki insanın iki babası vardır. Biri nesebi babası, diğeri şeyhidir. Nesebi babası onu dünya hayatına, manevi babası da âhiri hayatına hazırlar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah dostları zühd sahibi insanlardır, şanla şöhretle ilgilenmezler.” (H.B.)

“İnsanlar bir araya geldiklerinde gıybet etmek, boş sözler söylemek yerine Allah'ı anmalılar ki meclislerine azap değil nur yağsın.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahından pişman olmayan, nasihat tesir etmeyen insanın imanından şüphe edilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan hiçbir yerdedir.” Necip Fazıl Kısakürek

“Âlimlerin en şansızı cahilin arasında olandır.” (H.B.)

“Müridin virdini terk etmesi varlık duygusundan kaynaklanır.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Dostunla çok dost olma, düşmanınla çok düşman olma. Olur ki bir gün dostun düşmanın, düşmanın dostun oluverir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın güzelliği sabrettiği sıkıntılar nispetindedir”. (F.B.)

“İlim ancak amel edildiğinde kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kalpler ancak Allah'ı anmakla zikriyle mutmain olur.” (Ra’d/28)

“Hakikat bir kuştur; bir kanadı tarikat, bir kanadı şeraittir. Birinden biri eksik olursa hakikat kuşu uçmaz.” İmam Rabbani (k.s)

“Tasavvuf kal ilmi değil hal ilmidir.”

“Keşke tasavvuf üzerine hiç söz söylenmeseydi de, ehl-i tasavvuf olmayan kimseler tasavvufu anlatmamış olsalardı.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Müridin gördüğü değişik haller ve cezbe hali, oyalanması için küçük bir çocuğun önüne konulan şekerlemeler gibidir.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“İnsan haklı olduğu bir konuda münakaşa etmek yerine susup, geriye çekilse, haksız olabileceğini düşünse ne kaybeder? Ne kazanır? (H.B.)

“Üç günden fazla küs kalan insanlar kendi elleriyle kendilerini Allah’ın rahmetinden mahrum ederler.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Her mürşid-i kâmil, yetiştirdiği halifesini omzuna bastırarak bir üst dereceye ulaştırır.” (H.B.)

“Mürşid-i kâmil olan kulların kalbi Allah Teâlâ’nın nazargahıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Acı çekmeden başarı kazanılmaz”. (H.B.)

“Her insanın evinden son çıkışı vardır.” (F.B.)

“Bir yerde bir hayır işlendiği zaman o hayrın nispeti etrafa da faydalı olur; bir yerde de bir günah işlendiği zaman da o günahın zulmeti etrafı sarar.” (F.B.)

“Sadakat sıkıntılı dönemlerde kendini belli eder.” Seyda Alameddin (k.s)

“Sınırı olan dünyayı sınırsız bir aşkla sevmek, insana eziyet verir.” Seyda Alameddin (k.s)

Allah katında büyüklük, sayıya değil keyfiyyete bakar.” Seyda Alameddin (k.s)

“Ahir zamanda imanı muhafaza etmek, elde sıcak kor tutmaktan daha zordur.” (H.Ş.)

“Tasavvufta hissesi olmayan bir insan zamanın muhakkik ulemalarından biri sayılsa dahi, ahir zamanda zındıkların kurdukları tuzaklara karşı imanını muhafaza edemez.” Seyda Alameddin (k.s)

“Çok mukaddes neticelerin kazanılacağı zamanlarda insan, nefs ve şeytanın istilasındadır.” Seyda Alameddin (k.s)

“Kişinin işlediği her bir amelin elbisesi kendisine giydirilir. Hayır ise hayır, şer ise şer.” Hz. Osman (r.a)

“Eğer kalpleriniz temiz olsaydı, Allah'ın kelâmını okumaya doymazdınız." Hz. Osman (r.a) 

“Eğer söz gümüş ise sükût altındır.” Hz. Süleyman (a.s)

“Mü'min bir kimsenin dili, kalbinin arkasındadır. Konuşmak istediği zaman kalbiyle o şeyi düşünür, sonra diliyle onu geçiştirir; münafığın dili kalbinin önündedir. Bir şeyi kastettiğinde diliyle söyler, kalbiyle düşünmez.” Hasan Basri (r.a) 

“Kişinin malayani şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.”(Tirmizi, Zühd/11)

“ Âdemoğlu sabahladığı zaman tüm azaları dile hatırlatıcı oldukları halde sabahlar ve derler ki: Bizim hakkımızda Allah’tan kork! Zira sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Eğer sen inhirat edersen  biz de inhirat eder  haktan ayrılırız.”(Tirmizi)

“Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Kalbi de dili doğru olmadıkça doğru olmaz. (Haraiti)

“Sâdık arkadaşlar bulun ve onların arasında yaşayın. Dürüst ve samîmi arkadaşlar, darlıkta yardımcı, genişlikte süs ve zînettirler.” Hz. Ömer (r.a) 

“Dostunun sana düşen işini güzel bir şekilde gör ki, lüzumunda, sana daha güzeliyle karşılıkta bulunsun.” Hz. Ömer (r.a)

“ İşlerini Allah’tan korkanlara danış ve onlarla istişâre et.” Hz. Ömer (r.a)

“Allah’a itâat eden büyük zâtların sözlerine dikkat edin. Çünkü onlara Allah tarafından gerçekler tecellî eder ve onu konuşurlar.”Hz. Ömer (r.a)

“İyilik kolay bir şeydir. Güler yüz ve yumuşak söz bunu temin eder. Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık göstermeksizin yumuşak ol.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok gülenin heybeti azalır. Şaka yapan eğlenceye alınır. Bir şeyi çok yapan onunla tanınır.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok konuşan çok yanılır, hataya düşer. Böyle kimsenin hayâsı azalır. Hayâsı azalan şüpheli şeylerden az kaçınır. Şüpheli şeylerden az kaçınanın kalbi ölür.” Hz. Ömer (r.a)

“Amellerin efdali, farzları yapıp haramlardan kaçınmak ve Allah katında sâdık niyettir.” Hz. Ömer (r.a)

“Hesâba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” Hz. Ömer (r.a)

“Âhiret işlerinde zarar etmektense, dünyâya âit işlerde zarar ediniz. Böylesi sizin için daha hayırlıdır.” Hz. Ömer (r.a)

“Alay, şaka ve mizah etmekten kaçınınız. Zîrâ insanın şerefini kırar, vakarını azaltır.” Hz. Ömer (r.a)

“Ahmakla arkadaşlık etmekten kaçın. Çünkü ekseriya, sana iyilik yapayım derken zararı dokunur.” Hz. Ömer (r.a)

“Tövbe edenlerle oturun, onların kalpleri yumuşak olur.” Hz. Ömer (r.a)

"Kalp kör olduktan sonra, gözün görmesinde pek yarar yoktur." Hz. Ali (r.a.)

"Mü'min bir kimse mazeretleri, münafık ise günah ve hataları arar!" İbn-i Mübarek

"Herkesin ölümü kendi rengindedir." Mevlana Celaleddin Rumi (k.s)

“Zâlim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.”(Tirmizî)

“Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir. (Ankebut/45)

“Akıl, insana verilen cevherlerden biridir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

Günün Sözü

Dünya şehvetlerle donatılmış, âfetlerle kuşatılmıştır. Dünya malının helalinin hesabı, haramının azabı vardır. Dünyaya yakınlık ve ilginiz ona göre olsun.
İbn-i Semmak -

24.04.07       

 

TASAVVUF EĞİTİMİNİN FAZİLETİ

 

 

Resûlullah (sas) buyurdu:

“Bana şerden sormayınız, hayırlı şeyleri sorunuz!” dedi ve bunu üç kere tekrarladı. Sonra: “ Şerlerin en kötüsü: âlimlerin kötü olmasıdır, hayırların en iyisi de âlimlerin hayırlı olmasıdır”[1] buyurdu.

Bunun böyle olmasının sebebi şudur: ulema, ümmetin yol göstericisi, dinin direği, cehalet karanlığının aydınlatıcısı, İslam cemiyetinin seçilmiş temsilcileri, Kitap ve sünnetin hüküm kaynağı, Allah-u Teâlâ’nın yeryüzündeki emini, kulların manevi hastalıklarının doktoru, tevhit dininin mütehassısları, büyük emanetin taşıyıcıları olan zevat-ı kiramdır. Bu halleriyle onlar, insanlar içinde gerçek takvaya en layık olanlar ve dünyaya karşı kulların en zahidi olma durumunda olan kimselerdir. Çünkü onlar bu güzel hal ve sıfatlara, hem kendileri hem de diğer insanların istifadesi adına muhtaçtırlar. Onların bozulması âlemin bozulmasıdır, onların salahı da âlemin rahatça ıslah olması demektir.

Günümüzde televizyondaki programlar insanları tamamıyla haram olan davranışlara yönlendiriyor. Toplumun İslam âlimlerinden uzaklaşıp haramlara meyletmesi, âlimlerin de toplumdan uzaklaşmalarına neden oldu. Hiçbir kanalda bu tür programlar yok, etrafımızda bize doğruyu anlatacak büyüklerimiz yok. Hâlbuki âlimler insanlara doğruyu anlatmak için daha çok gayret içinde olsalar toplumdaki cehalet bu noktalar ulaşmazdı.

Sufyan b. Uneyne demiştir ki: “ İnsanların en cahili; bildiği ile amel etmeyenlerdir. Onların en âlimi; bildikleriyle amel eden, en faziletlileri ise; Allah’tan en çok korkan kimsedir.”

Bu söz ilmi ile amel etmeyen kimsenin gerçekten âlim olmadığını ortaya koymaktadır. Böyle kimselerin düzgün ve güzel konuşması, münazarada kuvvetli olmasının bir önemi yoktur. Böyle kimseler gerçek âlim değil cahildir. Ancak İslam yolundaki ilim, sahibini zayi etmez. Bu ilme sahip olan âlimin, ilminin bereketiyle amele ve güzel bir hale dönmesi umulur.

İlim, farz ve fazilet olarak ikiye ayrılır. Farz olan ilim; insanın dini vazifelerini hakkıyla yerine getirmesi için bilmesi gereken ilimdir. Fazilet olan ilim ise; ihtiyacının dışında, Kitap ve sünnete uygun olarak elde ettiği ilimdir.

Kitap ve sünnete uygun olmayan, onlardan istifade ile elde edilmeyen, onların anlaşılmasına yardım etmeyen yahut onlara dayanmayan bütün ilimler, ne çeşit ve ne kadar olursa olsun fazilet değildir. Bu gibi ilimlerle insan ancak dünyada boş zevklerini, ahirette de pişmanlığını arttırır.

Farz olan ilimde insanın cahil kalmasına müsaade yoktur. Enes bin Malik (ra)’dan nakledilen bir hadis-i şerife göre Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur:

“ İlim Çin gibi, bulunduğunuz yere uzakta da olsa onu arayıp bulunuz. Şüphesiz, ilim talep etmek erkek-kadın her müslümana farzdır.”[2]

Farz ilim, ihlâs ilmidir. Tehlikeli davranışları incelikleriyle bilmektir. Vakit ilmidir. Helali bilmeye yarayan ilimdir. Alış-veriş, satın alma, nikâh-talak gibi muamelelerin ilmidir. Cahili olduğu ilmi elde etme ilmidir. İlmi tevhidi öğrenmek, yerine getirilmesi farz olan şeyleri amel etmeyi bilecek kadar öğrenmek, emir ve nehiy ilmini öğrenmek farz olan ilimdir. Tevhit ilmi Kitap ve sünnetten öğrenilir.

Emirlerin bazıları iman ve namaz gibi kulun devamlı riayete mecbur olduğu hususlardır. Alış-veriş, nikâh, talak gibi konularda ki bilgi eksiklikleri insanı haramlara götürebilir. İnsan bir işe başlamadan veya evlenmeden evvel bu konuda ki fıkhı hükümleri araştırıp, okumalıdır.

Resûlullah (sas) “ Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!”[3] Emri beni ihtiyarlattı buyurmuştur. Resûlullah (sas) ve Allah-u Teâlâ’nın zühd sahibi kulları istikamet üzere olmayı en faziletli amel ve en şerefli emir bilmişlerdir. Bütün emirleri en iyi ve en doğru şekilde yerine getirmek insanlar için çok zordur. Çünkü terbiye edilmemiş Nefs insanı sürekli doğru yoldan çıkarmaya, Allah-u Teâlâ’dan uzaklaştırmaya çalışır.

Ebu Ali el Cüzcani: “Allah’tan istikamet üzere olmayı isteyenlerden ol, keramet sahibi olmayı isteyenlerden değil.” demiştir.

Allah-u Teâlâ bazen gayret ve sadakat ehli bazı kullarına kerametten bir kapı açar ve ikramlarda bulunur. Bunun hikmeti; böyle kimselerin bu tür şeyleri görmeleri imanlarının artmasına, dünya heveslerinin peşinden koşmayı terk etmelerine sebep olur.

Kendisinde bu tür haller olmayan bazı salikler amellerinin sıhhatinin bozuk olduğunu düşünüp üzülürler. Eğer kişi marifet yolunda ilerlerken keramet ve harikuladeliklere rastlarsa bu caiz ve güzeldir, rastlamazsa bu mühim olmadığı gibi eksiklik de değildir. İnsan hal ve kerametlerin peşinden koşmaktan vazgeçmelidir. Nitekim Allah-u Teâlâ bu hali dilediği kullarına verir.

İnsanlar tasavvuf ilmi dışındaki ilimleri öğrenmek, dünyada makam ve mevki sahibi olabilmek için çok zahmet çekerler fakat Allah-u Teâlâ’nın Salih kulları dünyaya ait hiçbir şey istemedikleri için Allah-u Teâlâ onlara hakikat perdesini açar. Fakat o kul için bu hallerin önemi yoktur çünkü o, bu mertebeye sırf temiz imanı ile ulaşmıştır.

Ehl-i tasavvufun ilmi, dünya ile elde edilmez, heva ve hevesten kaçınmadıkça bu ilmin hakikatlerine ulaşılmaz. Allah-u Teâlâ “Allah’tan korkun; o size (bilmediklerinizi) öğretir.”[4] Buyurmuştur. Sufilerin sahip oldukları ilim dışındaki ilimler kolayca öğrenilebilir.

Abdullah el-Havvas şöyle anlatmıştır:

Ebu Abdurrahman Hatem el-Esamm yanında 320 kişiyle birlikte hac yolculuğuna çıkıp Rey şehrine geldiğinde ben de onlarla birlikteydim. Hepsinin üzerinde yün elbise ve cübbe vardı. Yanlarında azık torbası ve yiyecek olarak hiçbir şey yoktu. Şehre girdiğimizde geceyi zühd ve takva sahibi bir tüccarın evinde geçirdik.

Sabah olunca, tüccar; hasta bir âlimi ziyaret etmek istediğini söyleyip,  Ebu Abdurrahman’ a bir ihtiyacı olup olmadığını sordu. Ebu Abdurrahman “ Madem ziyaret etmek istediğin hasta zat âlimdir ben de seninle gelmek isterim.” dedi. Hasta olan zat hadis ilmine sahip Rey kadısı Muhammed b. Mukatil idi.

Tüccarla birlikte ziyarete gittiklerinde kadının evinin çok görkemli olduğunu gören Ebu Abdurrahman, böyle büyük bir ilme sahip olan insan nasıl bu kadar dünyaya dalar diye hayret etti.

Kadının yanına girdiklerinde; kadı gösterişli bir yatakda uzanmış yatıyordu. Başucunda elinde yelpaze bulunan bir köle vardı. Tüccar hal hatır sormaya başladı fakat Ebu Abdurrahman oturmadı. Kadıya “Size soracağım bir mesele var ama önce kalk düzgünce otur ki sorayım.” dedi. İbni Mukatil’i hizmetçileri doğrultup oturttular. Ebu Abdurrahman Hatem:

“ Size bu ilim nereden geldi?” diye sordu. O:

“ Sağlam ve güvenilir kimselerden.” dedi. Hatem:

“ Onlar kimden aldılar?” dedi. İbnu Mukatil:

“ Resûlullah (sas) efendimizin ashabından.” Dedi. Hatem:

“ Efendimizin ashabı kimden aldı?” diye sordu. İbni Mukatil:

“ Resûlullah (sas)’den aldılar.” Dedi. Hatem:

“ Resûlullah (sas)  Efendimize nereden geldi?” Diye sordu. İbni Mukatil :

“ Cebrail (as)’dan.” Deyince, Hatem el-Asamm:

“ Peki, sen, Cebrail’in Allah-u Teâlâ’dan alarak Resûlullah (sas)’e verdiği, O’ndan ashabına, ashabdan da büyük âlimlere ve onlardan da sana gelen ilimde:

“ Kim evinde krallar gibi yaşar, süsü ve debdebesi fazla olursa, onun Allah katında ki derecesi daha yüksek olur!” diye bir şey işittin mi?” diye sordu. İbni Mukatil:

“ Hayır, işitmedim.”dedi. Hatem el-Asamm:

“ Öyleyse nasıl işitin?” deyince, İbni Mukatil:

“ Kim dünyaya gönlünü kaptırmaz, ahirete rağbet eder, miskinleri (fakirleri) sever ve ahiret için hayır ameller takdim ederse; kendisine Allah katında en yüksek makam verilir.” Haberini işittim, dedi. Bunun üzerine Hatem:

“ O halde sen bu halinle, Hz Peygamber (sas)’e, O’nun ashabına ve Salihlere mi uyuyorsun; yoksa görkemli ve süslü binalar yapan Firavun ve Nemrud’u mu takip ediyorsun. Ey kötülüğün başını çeken âlimler! Dünyaya rağbet eden cahiller size bakıp: “ Âlim olduğu halde o böyledir, ben niçin ondan geri kalayım!” demektedir.” Dedi ve İbni Mukatil’in yanından ayrıldı.

Bu hadiseyi tüm Rey halkı duydu. Ya Ebu Abdurrahman! Kazvin’de durumu bundan daha acayip olan bir âlim var diye Kadı Muhammed Ubeyd et-Tenafisi’den bahsettiler. Bunun üzerine Hatem bahsedilen âlimin yanına gitti. Huzuruna vardığında:

“Allah sana rahmet etsin. Ben acemi bir kimseyim, bana abdest almayı öğretir misin? Dedi. Kadı derhal hizmetçisinden su ve leğen getirmesini istedi. Kadı abdest aldı ve işte böyle abdest alırsın dedi. Hatem el-Asamm da oturdu ve abdest almaya başladı fakat kollarını dört kez yıkadı. Bunu görünce Tenafisi:

“ Kollarını dörder kez yıkayarak israf yaptın dedi.” Hatem:

“ Sübhanallah! Sen bunca saltanat ile yaşayıp israf etmiyorsun da, ben bir avuç fazla su kullandım diye mi israf ediyorum?” dedi. Tenafisi  Hatem’in cahil bir kimse olmadığını, kendi halini göstermek için geldiğini anladı. Üzüntüsünden kırk gün evden çıkmadı.

Rey ve Kazvin tüccarları bu olayları yazdılar. Hatem el- Asamm Bağdat’a gelince halk etrafına toplandı ve “ Ya Hatem Sen, Arapçayı zor konuşursun nasıl oldu da seninle konuşanı mat ettin?” dediler. Hatem:

“Ben de üç haslet var ki, bunlar sayesinde hasımlarıma üstün gelirim. Hasmım doğruyu bulunca sevinirim, hata edince üzülürüm, ona karşı cahilce, edep dışı davranmaktan sakınırım.” Dedi.

Onun bu sözleri ve durumunu duyan Ahmet bin Hanbel kendisini ziyarete gitti. “ Ya Ebu Abdurrahman! Dünyada selamet nedir?” diye sordu. Hatem el- Asamm:

“Ya Ebu Abdullah! Sende dört haslet bulunmadıkça dünyada selamet ve afiyet bulamazsın.” Dedi. Ahmed bin Hanbel:

“ Onlar nedir?” deyince, Hatem:

“Sana karşı cahillik edenin kusurunu affedersin, onlara cahilce davranışlardan kaçınırsın. Kendi malından onlara dağıtırsın ve onların elindeki maldan da ümidini kesersin. Böyle yaparsan selameti bulursun.”dedi.

Allah-u Teâlâ bir ayeti kerimede: “ Kulları içinde Allah’dan ancak O’nu hakkıyla bilen âlimler korkar.”[5] Buyurmuştur.

Bu ayetten anlaşılacağı üzere ahiret âlimleri için, marifet derecelerine ve kurbiyyet makamlarına giden bütün yollar kapalıdır sadece zühd ve takva yolu açıktır.

Ebu Yezid Bistami Hz (ks) bir gün arkadaşlarına:

“ Dün gece sabaha kadar bir defa La ilahe illallah demeye çalıştım, fakat güç yetiremedim.” Dedi.

“Niçin?” diye sorulduğunda:

“ Çocukluğumda söylediğim kötü bir kelimeyi hatırladım, bundan dolayı bana bir ürperme geldi ve beni bu zikirden alıkoydu. Kendisinde sevimsiz hal ve sıfatlar bulunan kimsenin Allah-u Teâlâ’yı zikretmesine şaşarım!”dedi.

Gerçek zühd sahibi âlimler şeriatin esası ve dinin temeli olan zaruri ilimleri öğrendikten sonra, tamamen Allah’a yönelip, her şeyleri ile O’na bağlanırlar. Masivayı terk ederler. Böylece ruhları kurbiyyet makamına ulaşarak kalbleri nurla dolar ve her türlü ilmi anlayacak hale gelir. Ruhları ise devamlı ezeli âleme bağlı kaldığı için ilimleri idrak etme durumundan daha öteye yükselir, ilmin kabı olan bedenden sıyrılarak tam bir müşahedeye ulaşır.

Kalblerin, ruhların bulunduğu makamdan ayrılması, onun nefis tarafından maddi âleme çekilmesiyle olur. Bu durumda araları ayrılan ruh ile kalbin birbirlerine ulaşmasını sağlayacak tek sebep ilimdir. İlimler bunun için ortaya çıkmıştır.

Allah-u Teâlâ bazı semavi kitaplarda şöyle vahyetmiştir:

“Ey İsrailoğulları! İlim gökyüzündedir, onu kim indirecek veya ilim yeraltındadır, onu kim çıkaracak veyahut ilim denizlerin ötesindedir, onu kim gidip de getirecek demeyin! İlim sizin kalbinize yerleştirilmiştir. Benim huzurumda meleklerin edebiyle edeplenip, sıdıkların ahlakı ile ahlâklanınız ki; kalplerinizdeki ilmi ortaya çıkarayım ve her yanınızı ilimle doldurayım.”

Meleklerin edebiyle edeplenmek; nefsi, tabiatından kaynaklanan şerlerden alıkoymak, bütün söz ve fiillerini ilme uygun yapmakla hâsıl olur. Bu da ancak Allah-u Teâlâ’yı tanıyan, O’na yakın olan ve huzuru, ilahi huzurda arayan kimse için mümkün olur.

“ Şeddad b. Evs (ra) bir eve misafir olarak geldi ve “ Bize şöyle yemekli bir sofra getirin de biraz eğlenelim!” deyince etrafındakiler bu sözü ona yakıştıramadılar. Bunun üzerine o:

“ Bu sözüm hariç ben, Müslüman olduğum günden beri hiçbir kelimemi iyice düşünüp tartmadan konuşmadım. Bunu da benden duymamış olun” dedi. İşte meleklerin edebiyle edeplenmek böyle olur.

İncil’de “ Bildiklerinizle amel etmedikçe, bilmediklerinizi öğrenmeye kalkmayın!” denmektedir.

Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur: “ Şeytan çok defa sizi ilimle oyalayarak ameli tehir ettirir. Sen ilim öğrenmeye bak, iyice öğreninceye kadar amele bakma der. İnsan da şeytanın bu sözüne aldanarak, ilmi konularda durmadan laf edip durur, ameli hep sonraya bırakır ve nihayet amel etmeden ölüp gider.”[6]

Allah’u Teâlâ buyurmuştur ki:

“Amma kim Allah yolunda verir, Allah’tan korkar ve en güzel kelimeyi (kelime-i tevhid’i) tasdik ederse, biz onu (Allah’ın razı olduğu) en kolay yola ulaştırırız.”[7]

Bu ayetin Hz Ebu Bekir (ra) hakkında nazil olduğu söylenmiştir.[8] Ayetin manası hususunda şöyle bir izah vardır:

“Ayette bahsedilen kimse; salih amellere devamla kendini taate verdi. Müşahede yeri olan kalbini boş ve çirkin şeylerden temizledi. Biz de kendisine huzur ve muhabbet içinde amel etmesi için kolaylık kapısını açtık.”

Bunun yanında, amele yanaşmayan, içini boş şeylerle dolduran ve güzel olanı yalanlayan kimsenin basireti kapanır; melekût âlemine nüfuz edemez. O zaman biz de amellerde kolaylık kapısını kapatarak onun işini zorlaştırırız.

Bazıları demiştir ki: “ Allah-u Teâlâ, bir kula kötülük dilerse; ona, amel kapısını kapatır, tembellik kapısını açar.”

Yakin, ilmin en faziletlisidir. İnsanı daha çok ve daha güzel amel etmeye sevk eder. Bu da onu Rabbine karşı daha güzel kulluk yapmaya götürür.

Âlimin birisi bir mescide girdi. Kendisini ilim ve mevki bakımından orada bulunanlardan üstün gördüğü için, onlardan ayrı, kendine layık gördüğü bir yere oturdu. Bu sırada başka âlim bir zat mescide girdi ve ondan daha üstün bir yere oturunca çok canı sıkıldı. İmkânı olsa onu perişan edecekti. Bu durum onun ne kadar cahil olduğunu, cahilliğinin de kibirden geldiğini gösterir fakat o bunun farkında olmadan ilmiyle övünür, kendini Allah katında kıymetli görür.

Gerçek manada âlim olan kimseler diğer insanlardan üstün ve seçilmiş olmalarına rağmen bu hallerini nefsi adına kullanmazlar. Böyle bir durum onlardan birinin başına gelse nefsinin isteklerinin peşinden gitmez, kalbiyle Allah’tan yardım isteyerek nefsinin şerrinden Allah’a sığınır.

Tasavvuf ehli insanların yaptığı farz olan ilimler onların Allah’a gerçek manada kul olmalarına, kibirden, kıskançlıktan uzaklaşmalarına sebep olur.

      

KAYNAK: GERÇEK TASAVVUF



[1]  Darimi, Mukaddime, 34; Tebrizi, Mişkatu’l-Mesabih,267; Zebidi, İthaful’s-Sade.I,369.

[2] Beyhaki, Şuabu’l-iman. II, 254. (Had. No:1663); İbnu Mace, Mukaddime,17

[3] Hud (11),112

[4] Bakara (2),282

[5] Fatır (35), 28

[6] Hatib, el- Cami li Ahlaki’r-Ravi,I,132 ( Beyrut,1991); Mekki, Kutu’l-Kulub,I,130;Zebidi, İthafu’s-Sade.I,616.

[7] Leyl (92), 5-7.

[8] Taberi, Camiu’l-Beyan, Cüz:xxx,221; Vahidi, el-Vasit,IV,503.

"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "

discount tretinoin 0.1 45 gm cream site will u buy viagra over the counter viagra generic prednisone for sale online link link oral safe generic propecia male pattern baldness lisinopril reviews impotence cialis canadian generic here buy overnight viagra online viagra sales in 2007 cialis levitra shop generic viagra over no ed generic viagra online generic drug list for accutane purchase glucophage metformin paxil 40 price of cialis at walmart zoloft without a prescription generic name how to xenical reviews link imitrex gmc biggest buyer of viagra zithromax dosing cost the cheapest time to take lipitor cialis how long online drugstore buspar price generic buy erythromycin without rx sitemap