24 Ekim 2008
TASAVVUFUN KAYNAĞI
Kuran-ı Kerim de ”Kim de İslam dan başka bir din ararsa;artık kendisinden asla kabul edilmeyecektir.Ahirette ise o hüsrana uğrayanlardan olacaktır.”buyrulmaktadır(1).
Bu ayeti kerimenin; kim Kuran-ı Kerim ve sünnet dışında bir iş yaparsa Allahu Teâlâ katında reddedilir anlamı da vardır. Buna binaen bir kısım insanlar, Kuran-ı Kerim ve sünneti seniyyenin yeterli olduğunu, mezheplere ve tasavvufa gerek olmadığını söylemektedir. Bu yanlıştır. Bu ayeti kerime tabiî ki haktır, din İslam dinidir. İslam dinini, açıklayan âlimler olmuştur. Onların görüşleri de mezhepler ve tasavvuf gibi ilimleri ortaya çıkarmıştır. Bunlar birer din değil; İslamiyet’i daha iyi yaşamaya yardımcı vesilelerdir. Âlimlerden biri:”Milyonlarca insan vardır ve Allahu Teâlâ’ya giden milyonlarca yol vardır.”der. Her insan; nesepleri, tabiatları, ruh yapılarıyla birbirinden farklı birer âlem gibidir. Buna bağlı olarak eğitim şekilleri de ayrı ayrıdır. O yüzden dini öğrenmek için “mezhepler”;ahlakı güzelleştirmek içinde “tasavvuf” vardır.
Tasavvuf bir amaç değildir; tasavvuf; insanları Allahu Teâlâ ‘ya ulaştıran bir araçtır. Peygamber Efendimiz(s.a.v.) tasavvufu; Sahabe-i Kirama öğretmiş, oradan da Tabiin, Tebe-i Tabiin yoluyla bizlere gelmiştir.
Rasulullah(s.a.v.);Hazreti Ali(r.a.)’yi Küfe’ye gönderir. Hazreti Ali(r.a.) de yaşının küçüklüğünden dolayı kendisini tecrübesiz görerek, ben nasıl giderim, oradaki anlaşmazlıkları nasıl çözerim, benim o kadar bilgim yok, diye düşünür. Efendimiz(s.a.v.) de eliyle Hazreti Ali(r.a.)’nin göğsüne vurur ve”Senin hiç dilin sürçmesin, Allahu Teâlâ senin ufkunu açsın ve verdiğin tüm kararlar doğru olsun”diye dua eder. Gerçekten de o olaydan sonra Hazreti Ali’nin (r.a.) ağzından hiç yanlış bir şey çıkmamıştır. Hazreti Ömer(r.a.) ve Hazreti Osman(r.a.) halifelik zamanlarında bazı meselelerde O’na danışırlardı.
Bir gün zenci bir çocuk, müminlerin emiri Hazreti Ömer(r.a.)’in yanına gelir ve beyaz bir kadının kendi annesi olduğunu iddia eder, kadın ise bunu reddeder. Hazreti Ömer(r.a.) tam kadını haklı bulacağı sırada; Hazreti Ali(r.a.) gelir ve çocuğu içeri götürür:”O kadın seni inkâr ediyor, sen de onu inkâr et, kadını nikâhla ve zifafa girdiğinde bana haber ver.” der. Çocuk denileni yapar. İş ciddileştiğinde kadın zenci çocuğun, kendi çocuğu olduğunu itiraf etmek zorunda kalır. Olayın başında, kadın kocasını savaşta kaybeder, daha sonra zenci bir adamdan çocuğu olur, çocuk da zenci olunca kadın onu köle olarak vermiştir.
Peygamber Efendimiz deki(s.a.v.) bir kısım maddi ve manevi ilimler Sahabe-i Kirama geçmiştir. Bu büyük zatların yanına gelen insanlar biraz oturmakla çok güzel haller edinip, kemale ererlermiş. Âlimler de Peygamberlerin varisleri oldukları için bu özellikler onlara da verilmiştir.
Tasavvufun merkezinde insanları irşat eden mürşidi kâmiller vardır. Bir de bu mürşidi kâmillerin seyri sülük yapan sufi denilen müritleri bulunmaktadır. Herkes görevini yerine getirince de tasavvuf terbiyesi ile terbiyelenmiş güzel insanlar ortaya çıkmaktadır.
Mevlana(k.s.); ”Birçok insan benim yanıma geldi gitti herkes bir şeyime baktı kimse sırrıma kimse talip olmadı.”diyor. Seyda’mızda da böyle bir sır vardır;” Allahu Teâlâ’ya ulaştırma sırrı” Şimdi ki insanlarda almayı bilmediği için büyüklerden faydalanamıyor yâda bu sırrı kaldıramıyorlar. Burada görev sufilere düşüyor. Sufilik de; çalışma, gayret, hizmetle olur bunlara çok dikkat etmek gerekir. Aynı zamanda insan; bu büyük zatlara güvenerek amellerini bırakmayacak, hiç gayreti olmayan, nefis mücadelesine girmeyen kişi elbette hiçbir şey sağlayamaz.
Peygamber Efendimiz(s.a.v.)”Beni seviyorsanız fakirliğe; Allah’ı(c.c.) seviyorsanız belaya hazır olun” buyurmaktadır. Allah(c.c.) insana neyi takdir ederse onda o insan için büyük hayırlar vardır.
Veli olan bir zatın hanımı; bir gün eşine “Dua et biz zengin olalım da şu sıkıntılardan kurtulalım” der. Zat da dua ederken hemen ayağın altından bir tuğla düşer, hanımına: ”Hanım bu bizim cennetteki evimizden düştü. Şimdi cennetteyken insanlar orda noksan bir tuğla olduğunu görecekler” der. Hanım da o zaman “Sen tekrar dua et cennetteki evimiz tamam olsun da dünyada ki halimize razıyız” der.
İmam Sühreverdi(k.s.); tasavvufun bin tane tarifi vardır, diyor. Tasavvufun kaynağı Kuran-ı Kerim ve sünneti seniyedir. Tasavvuf; insanın her haliyle ilgilenen, her ihtiyacına cevap verebilecek bir ilimdir, çünkü tasavvuf güzel ahlaktan ibarettir, içiyle dışıyla tertemiz olmaktır. Bizde güzel ahlaklı olucağız, insanlara örnek olucağız ve nefsanî isteklerimize uymayacağız.
"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "




