24 Ekim 2008
08.04.06
TARİKAT
İnsan İslami emirleri kitaplardan öğrenebilir. Fakat Nefs nazar ile tezkiye edilir. Sahabe-i Kiram’ın üstün olmalarının nedeni Rasulullah (SAS)’ı görmüş olmalarıdır. Sahabe-i Kiram’dan sonra yaşayan insanların manevi dereceleri ne kadar yüksek olursa olsun Sahabe Efendilerimiz gibi olamazlar. Peygamber Efendimiz (SAS) ‘ümmetimin âlimleri benim varislerimdir ’ diyerek vefat ettikten sonra da bu yolun devam edeceğini müjdelemiştir.
Mürşid-i kâmil olan kişi; kâmil ve mükemmil olan bir zatın yanında eğitim görüp, mükemmel olan ve karşısındakini de mükemmelleştirebilen insandır.
Tarik Arapçada 'yol' demektir. Tarikat Allah-u Teâlâ’nın rızasını kazanmak için gidilen yoldur. İmam Rabbani Hz.leri ‘Hakikat bir kuşa benzer. Bu kuşun bir kanadı şeriat, bir kanadı tarikattır. Bu kanatlardan biri olmazsa o kuş uçamaz’ der. Allahu tealanın emir ve nehiyleri nin öğrenilip tatbik edilmesi kuşun kanatlarından biridir. İslamın farzları, vacipleri yaşanmadan tarikat olmaz.
Bunlar yaşanır, güzel ahlak ve takva olmazsa kuş yine uçamayacaktır.
Rabıta bağ anlamındadır. İnsan kalbi sürekli rabıta halindedir, her an bir şeyle meşguldür. "Ya Rabbi, beni senin sevgine, sevgisi beni sana ulaştıracak kimselerin muhabbetiyle rızıklandır. "hadis-i şerifi vardır. İnsan öyle bir kimseyi sevmeli ki, sevdiği zat, onu Rasulullah (s.a.v.) Efendimizin muhabbetine, oradan da Cenabı Hakk’a götürsün. Allah-u Teala’ı zat olarak direk düşünmemiz mümkün değildir, çünkü soyut şeyleri direkt düşünemeyiz. Yarattıklarından hiç birine benzemeyen eşi benzeri olmayan ulu Allah’ı sen nasıl hayal edebilirsin? Bu nedenle Kuran-ı Kerim’de yasaklanmıştır.
Allah-u Teâlâ Kuran-ı Kerim’de tefekkür ediniz, düşünmez misiniz? buyuruyor. ‘ Siz düşünmez misiniz? Allah-u Teâlâ direkler olmadan göğü, dağları yarattı, denizleri akmadan sabit kıldı.’Allahu tealanın azameti ilahiyyesini anlamak için bunları tefekkür etmek gerekir.
Allah-u Teâlâ’nın öyle kulları vardır ki uyurken, gezerken kalpleri Allah-u Teâlâ’nın zikrinden gafil değildir. Salih kullar peygamber Efendimiz (SAS)’den aldıkları feyzi mürşid-i kâmil olan insanlara gönderirler. Her mürşid-i kâmil de Allah-u Teâlâ’nın onlara verdiği yetki ve özelliğe göre bu feyzi dağıtırlar.
Üçler, yediler ve kırklar denilen erenlere Gayb Erenleri denilir.
Bunlar Yüce Allah tarafından belli görevlerle görevlendirilmiş Allah dostlarıdırlar. Derece itibariyle aralarında farklılıklar bulunur. Bu manevî derecelerin en üstünü Kutupluk derecesidir. En üst derecede ise Kutbiyyet-i Kübrâ denilen “Gavsiyyet” derecesi vardır. Bu makamda bulunan zat Allah Resulü (s.a.v.)’nün gerçek temsilcisi, gerçek halifesidir. ”Üçyüzler”den her biri bir nebi (peygamber) meşrebindedir. Üç yüzlerden kırkı, Âdem Aleyhisselam’ın meşrebindedir. Kutbul arifin zatlar en yüksek makamda olanlardır, bütün feyz onlara gelir, onlarda kendi makamlarının altındakilere, onlarda kendi talebelerine bu feyzi aktarırlar.
Rabıta Peygamberimizin Allah-u Teâlâ’nın sevgisini temin etmek içindir. Rabıta, şu gibidir. Mesela, Keban barajından elde edilen elektrik trafo vasıtasıyla kullanılacak alanların ihtiyacına göre dağıtılır, evlerde kullandığımız ampul için belli kuvvette elektik yeterlidir daha fazlası ampulün yanmasına sebep olur. İnsan kalbi de böyledir. İnsan, Allah-u Teâlâ’nın nurundan bir cüzü bile görmeye takat yetiremez. Güzelliğini bir an dahi aşikâr olarak görse mecnun olur, kendinden geçer, her şeyden vazgeçer. Allahu teala Hz.lerinden gelen feyiz, peygamber efendimizin maneviyat denizine oradan da insanın mürşidi vasıtasıyla müride gelir. Muridin kalbi 110 volt mu? 220 volt mu? Ne kadarını kaldırabilecekse o, kadarından istifade eder.
Nakşibendî tarikatının esaslarından biri halk içinde Hak’la beraber olmaktır. Yani dünyevi işlerini yaparken kalbi Allah’ın zikrinden ayırmamaktır. Büyük zatlardan biri kalbinden, keşke herkes benim gibi Allah’ı ansa diye geçiriyor. Allah-u Teâlâ duasını kabul ediyor, fakat bakıyor ki herkes işini bırakmış hiçbir şey yapmıyor. Fırıncı ekmek pişirmez, terzi elbise dikmez olmuş. Affet Allahım! senin hikmetinden sual olunmaz diyerek dua ediyor ve işler eski seyrine dönüyor. Böylelikle Allah-u Teâlâ’nın her yaptığının bir hikmeti olduğunu anlar.
Tarikata giren insanlarda ilerleme birden olmaz, zaman alır, bu bir eğitim sürecidir. Çünkü nefsi alıştığı boş şeylerden vazgeçirmek kolay değildir. Tarikatta bir yıllık talebeyle, on yıllık talebe aynı değildir.
Kurbağalar yumurtalarını nehir kıyısına bırakırlar sonra da belirli zaman aralıklarında gelir bakarlar ve bu bakışın etkisiyle yumurtalar zamanla olgunlaşırlar. Kurbağanın bakışı bile böyle etkili ise insanı kâmilin bakışının ne kadar etkili olacağı tartışılmaz. Büyük zatların insan üzerinde ki etkileri de böyledir. Hatme nin, sohbetin, rabıtanın, Allah zikrinin birleşmesiyle iyi insan ortaya çıkar. Bu bir amaç değil araçtır.
Tarikata girmekteki amaç Allah-u Teâlâ’nın rızasını kazanmaktır ve bir insan Allah-u Teâlâ’nın rızasını kazanmışsa, bu dünyada ki kazanabileceği en büyük başarıyı elde etmiş demektir.
İki âlemde tasarruf ehlidir, ruhu veli
Deme ki Bu mürtedir, bunda nice derman ola.
Ruh şimşiri Hüdadır,ten gılaf olmuş ana,
Daha ala kar eder bir tığ kim üryan ola!
---------------------------
Behreden olur naimden sireti terk eyleyen,
Nahl olunca bi şuhufe Bari kendin gösterir.
1.7.08.Beykoz hatırası
"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "




