19 Kasım 2008
CEMAATİN GEREKLİLİĞİ
Allah-u Teâlâ Hazretleri Ali İmran suresi 102.ve 103.ayeti kerimelerinde şöyle buyurmuştur: ''Ey iman edenler! Allah’tan tam manasıyla korkun ve ancak Müslüman olarak can verin. Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp parçalanmayın. Allah’ın size nimetlerini hatırlayın. Hani siz bir zaman birbirinize düşman idiniz. O kalplerinizi birleştirdi ve O'nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Sizler bir ateş çukurunun kenarında idiniz, O sizi kurtardı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki, doğru yolu bulasınız.''
Müfessirlerden Fahruddin-i Razi (ra.) bu ayetin tefsirinde şu açıklamayı yapar:
''Bil ki Allah-u Teâlâ Müslümanlara haramdan sakınmalarını emretmiştir. Bunun için bütün hayır ve taatların başı sayılan Allah'ın ipine sımsıkı sarılmayı istemiştir. Malumdur ki ince ve dar bir yolda giden kimsenin ayağının kaymasından korkulur. Eğer bu yolun iki tarafında uçları sağlam bağlanmış bir ip bulunsa da insan onu tutunacak olsa korkudan emin olur. Şüphe yok ki, Hakk’ın yolu ince bir yoldur. Birçok insanın bu yolda ayağı kaymıştır. Ama Allah'ın delillerine ve apaçık emirlerine sımsıkı sarılan kimseler tehlikeden emin bir şekilde yürürler. Burada diyoruz ki ayette geçen ipten maksat; din yolunda kişiyi Hakk’a ulaştıran her şeydir. Bunlar pek çoktur. Müfessirler bu konuda değişik şeyler söylemişlerdir.
Hz Ali (r.a) rivayet eder. Rasulullah (sav):
— “İyi biliniz ki, yakında fitneler çıkacak.” buyurdu. Kendisine,
— “Ondan kurtulmak nasıl olur?”
— “Çıkış yolu Allah'ın kitabıdır. Onda sizden öncekilerin kıssaları, sizden sonra gelecek olanların haberleri ve aranızda çözemediğiniz meselelerin hükmü mevcuttur. O Allah'ın sağlam ipidir.” buyurdu. (Tirmizi)
Bu hadisi şerif Peygamberimiz’in (sas) vefatından sonraki döneme ve günümüz devrine de ışık tutmaktadır. Fitne her devirde olmuştur ve olmaya devam edecektir. Fitneden kurtuluş yolu Allah’ın kitabıdır ve içinde bize nasıl davranmamız gerektiğini bildiren ayeti kerimeler vardır. Kim bu ipe sağlam sarılırsa o, doğru yol üzeredir.
Yine Rasulullah(sav): ''Size hukuku ağır iki büyük emanet bırakıyorum. Birisi aziz ve celil olan Allah’ın kitabı Kuran diğeri de gözümün nuru kimseler. Allah'ın kitabı Kuran semadan yeryüzüne uzatılmış bir nurlu iptir. Gözümün nuru kimseler ehli beytimdir. Her şeyi bilen Rabb’im bana bildirdiğine göre Kuran’la ehli beytim ahirette havz-ı kevserin başında ben gelene kadar birbirinden ayrılmayacaklardır. Öyleyse sizler size emanet ettiğim bu iki şeye benden sonra nasıl davrandığınıza iyi bakın.” (Tirmizi, Menakıp,32)
Resul-i Ekrem efendimiz (sav) Kuran-ı Kerim’i ve ehli beytini Allah-u Teâlâ’ya giden o zor yolda bize rehber yardımcı olarak işaret etmiştir. Kim hayatında bu iki rehberi düstur almışsa o sıratı müstakim üzerindedir.
Ayeti kerimede Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp parçalanmayın emri de verilmiştir. Birbirine düşman olan kalplerin Allah'ın nimeti ile bir araya geldiği ve kalplerinde bir sevgi bağı ile kaynaştığı hatırlatılmıştır. Bunlar birbirlerini tamamlayan unsurlardır. Birinin diğerinden ayrılması mümkün değildir.
Enfal suresi 46. ayeti kerimede ise şöyle buyrulmuştur: ''Allah ve resulüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin; sonra korku ile zaafa düşersiniz de kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.''
İnsanların nasıl ayrılıklara düştüğünü de Fahreddün Razi (Hz) şöyle belirtiyor:
1. Dinde ihtilaf edip birbirleri ile ayrılığa düşerler.
2. Ayet ve hadislerden bozuk görüşler çıkarmak suretiyle birbirinden ayrılır, her grup kendi görüşünü ispat ve desteklemek için uğraşır ve böylece ihtilafa düşerler.
3. Her beldede insanların gözünde reis hükmünde olan âlim ve ona tâbi cemaat bulunur. Bunların her biri kendilerinin hak diğerlerinin batıl üzere olduğunu iddia ve ispatla uğraşıp ihtilafa düşerler.
Biraz insafla düşünürsen zamanımızdaki insanların da böyle olduklarını görürsün.
Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur:
''Sizin cemaat hâlinde olmanız gerekir. Ayrılıktan, tek başına kalmaktan sakının, şüphesiz şeytan tek başına kalanla beraberdir, iki(hayır ehli) kişiden ise çok uzakta durur. Kim iman selameti ile ölüp cennetin tam ortasında olmak istiyorsa, cemaate yapışsın. Kim iyileri sevindiriyor kötüleri üzüyorsa o,gerçek bir mümindir.'' (Tirmizî, Ahmed, Hakim)
Yine Rasulullah (sav) : ''Kim cemaatten bir karış ayrılırsa, boynundan İslam bağını çıkarmış olur.'' (Müsned-i Ahmed bin Hanbel)
Bu hadisi şeriflerden anladığımız, müminler kardeştir. Bir arada olmalarında rahmet vardır. Bir arada olmalarında usul ve edep vardır. Tasavvuf da edepten ibarettir. Her anın, her vaktin, her makamın bir edebi vardır.
Cemaat hâlinde, bir arada hareket eden sahabe-i kiram Peygamberimize karşı ve birbirlerine karşı aralarındaki hukuka dikkat etmişlerdir. Birçok örnek olay yaşandı, bize düşen de her ayeti edep olan Kuran’dan ve her hâlinden edep fışkıran Hz. Rasulullah’tan(sas) bu konudaki edepleri öğrenip amel etmektir.
Ben-i Tenim kabilesinden bir grup Rasulullah’a(sas) geldiler, Hz Ebu Bekir (ra);onların başına Ka'kee b. Mabed'i emir tayin etseniz iyi olur, dedi. Hz Ömer de başka birini tavsiye etti. Bunun üzerine Hz Ömer'e Hz Ebu Bekir “Sen ancak muhalefet için böyle diyorsun.” dedi. Hz. Ömer de:“Hayır, sana muhalefet için söylemedim.” dedi. Bu arada karşılıklı söz mücadelesine girdiler. Rasulullah(sav) huzurunda sesleri yükseldi. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ Hucurat suresinde:
''Ey iman edenler(sözde ve işte ) Allah’ın Resulünün önünde ileri geçmeyin (haddi aşmayın).” ayetini indirdi.
Bu ayeti kerimenin iniş sebeplerinden biri de bazı insanlar Resululah’ın(sav) huzuru saadetlerinde(evlerinde)bulundukları sırada yüksek sesle konuşmaya ve Peygamber Efendimize(sav) seslenmeye başlamalarıdır. Kendi aralarında yüksek sesle konuşarak münakaşa etmeleri, Allah Resulü’ne(sav) bir şey sorulduğunda hemen ileri atılarak ondan önce söze başlayıp fetva vermeye kalkışmalarıydı.
Öğlen saatleri Arapların dinlenme, istirahat saatleridir. Herkes sıcaktan evlerine çekilir. Böyle bir zamanda düşünmeden hareket etmişler ve bu ayeti kerime nazil olmuştur. Ve bu hareketten nehiy edildiler.
Bu ayetin tefsirinde Allah-u Teâlâ kimse hata edip daha büyük edepsizliğe düşmesin diye en basitinden bile insanları sakındırdı. Ve “O’nunla(sav) konuşurken söze önce siz başlamayın, size bir şey sorulduğunda da ancak hürmet ve edep çerçevesinde cevap veriniz.” diye buyurmuştur. Yine “O’na (sav) karşı sert kaba konuşmayın. Birbirinizi çağırdığınız gibi, O’nu da Ya Muhammed! Ya Ahmet diye çağırmayın. Bunun yerine O’nu (sav) gözünüzde, gönlünüzde büyüterek Ya Nebiyullah! Ya Resulullah (sav) diye hitap edin.” şeklinde buyurmuştur.
“Ey iman edenler seslerinizi Peygamberin (sav) sesinden yüksek çıkarmayın. O’nu birbirinizi çağırır gibi çağırmayın. Hiç haberiniz olmadan ameliniz boşa gider.” (Hucurat, 2) ayeti nazil olunca, Sabit bin Kays (ra) yola oturup ağlamaya başladı.
–Ben, Resullullah’ın(sas) önünde sesi yüksek çıkan biriyim bu ayetin benim hakkımda nazil olmasından korkarım, dedi ve evine gitti. Hanımına:
-Ben atımın bulunduğu yere girince kapıyı üzerime çivile ve açma dedi. Hanım içeri girince kapıyı çiviledi ama dayanamadı ve açtı. O ise,
- Allah-u Teâlâ canımı alıncaya ya da Resullullah(sav) benden razı oluncaya kadar buradan çıkmayacağım, diye söz verdi.
Asim bin Adiyy (ra), Peygamberimize(sav) gelip olayı haber verdi. Asım bin Adiyy(ra), Sabit’i (ra) ahırda buldu Resullullah (sav) seni çağırıyor dedi. O da‚ kapıyı kır, dedi ikisi Resulullah’ın (sav) huzuruna geldiler. Rasulullah(sav):
-Nedir seni ağlatan ya Sabit? diye sorunca,
- Ben yüksek sesle konuşan biriyim. Bu ayetin benim hakkımda nazil olduğundan korkuyorum, dedi. Rasulullah (sav):
-Sait olarak yaşayıp, şehit olarak ölmeye ve cennete girmeye razı değil misin? buyurdu. Sabit (ra), da:
-Elbette Allah Teala’nın ve Resullullah’ın(sav) müjdesinden razı oldum, artık bir daha sesimi Resullullah’a(sav) karşı yükseltmeyeceğim, dedi. Bu hadise üzerine:
“Allah Resulü’nün(sav) yanında seslerini kısanlar var ya, şüphesiz onlar Allah’ın kalplerini takva için imtihan ettiği kimselerdir. Onlara büyük bir mükâfat vardır.” ayeti inmiştir. (Hucurat,3)
Allah-u Teâlâ(c.c) onların kalplerinde gerçek imanı görüp ortaya çıkardı. Ve artırdı. Madenin ateşte yakılarak gerçek altının ortaya çıkarılması gibi, kalplerini tertemiz kıldı.
Peygamber (sav) ve ashabı bir arada yaşamışlar ve birbirlerinden hiç ayrılmamışlardır. Sonraki zamanda yaşayacak insanlara örnek olacak davranışlar sergilemişlerdir.
Bu yaşanan güzel davranışlar sadece Asr-ı saadet zamanında kalmayacaktır. Bu devirde de bu şekilde yaşayacak, bu ayetin hükümlerini yerine getirecek evlatlar, talebeler, müritler bu hükümlerden sorumlu değil midir? Ben kendi başıma dinimi imanımı korurum, demek tehlikedir…
Cemaat hâlinde bir arada olmanın birçok faydası vardır. Bunlardan biri;
İlim ve tecrübe artar. İnsanın bâtını gözlerini açar ve basiretini kuvvetlendirir. İnsanlara karışarak sohbet yoluyla elde edilen ilmin ağırlığı ile bâtın kuvvetlenir. Sohbet yoluyla destek ve yardımlaşma meydana gelir. Kalbin askerleri takviye olur. Ruhlar birbirleriyle koklaşmalarıyla rahatlarlar. Teveccühlerinde refiki alaya yükselirler. Bunun bu dünyada örneği; seslerdir. Sesler bir olunca gökyüzündeki semanın katlarını deler geçer, göğe yükselir, tek olduğu zaman ise gayeye ulaşmaktan geri kalır.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: ''Mümin Allah için kardeş olandır. Kardeşinden sıcak bir ilgi gören ona sarılsın.''
Allah-u Teâlâ yarısı kardan yarısı ateşten olan bir melek yaratmıştır. Bu melek duasında ''Allah’ım şu kar ile ateşi birleştirdiği ve karın ateşi söndüremediği gibi salih kulların kalplerini birleştir.'' diye dua eder.
Salihlerin kalbi nasıl kaynaşmasın ki… Resullullah (sav) miracında hiçbir şeyin araya giremediği en değerli vaktinde Kâbe Kavseyn makamında onları bulmuş, hâllerini yücelik ve letafetinden dolayı kendilerini karşısında görünce onlara ''essalamu aleyke ve ala ibadillahi salihin''(Allah'ın selamı bizim ve salih kulların üzerine olsun )buyurarak selam vermişlerdir.
Demek ki onlar her ne kadar ayrı ayrı yerlerde olsalar da bir arada toplanmışlardır. Onların sohbet ve yakınlığı lazımdır. Dünya ve ahiret hususunda onlara sarılmak gereklidir.''Allah ile beraber olunuz buna güç yetiremezseniz Allah ‘la beraber olan salihlerle olunuz ki onların bereketi sizi Allah’la beraber olmaya ulaştırsın.''
Seyda Hz. bir sohbetinde: ''Siyah atla beyaz at yan yana bağlansa bir zaman sonra siyah atta beyaz, beyaz atta siyah kıllar görürsünüz.'' der.
Bir arada olan insanlar güzel davranışlarından etkilenirler. Ağyarın yanına gidenin onun durumundan etkilendiği gibi, güzel koku satanın yanına gidenin de üstüne güzel kokular siner.
Ehl-i sünnet vel cemaatten ayrılmamalı aradaki ufak meseleleri büyütmeyip bunları birer rahmet olarak değerlendirmeliyiz.
"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "




