“Güzel insanların gözü güzel şeyleri, kötü insanların gözü ise kötü şeyleri görür.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahına pişman olmayan kimsenin tarikattan nasibi yoktur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tasavvufa giren insanlar meşayih-i kiramın evladıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s) 

“Günahtan duyulan pişmanlığın derecesi, dağdan üzerine yuvarlanan taşın önünde eli kolu bağlı kalınca duyulan korku gibi olmalıdır.” Seyda Molla Muhyeddin (k.s)

“Kişi başına gelen musibetlerin belaya dönüşmemesi için Allah’a dua etmelidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bütün insanlar Allah’a giden yolda peygamberlere, peygamberler de Cebrail’e muhtaçtı.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tarikat, İslamiyet içerisindeki nurların döndüğü yerdir.” Seyda Alameddin (k.s)

“Öfkelenen insan şeytanın elindeki topaç gibidir, şeytan onu istediği yöne çevirir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kulun kula haset etmesi, aslında Allah’a haset etmesidir. (H.B.)

“Acziyeti idrak, en büyük mertebedir.” Hz. Ömer (r.a)

“Ma’siyyet içinde tövbe olmaz.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah Teâlâ insana faydalı her nimeti Resul-i Ekrem (s.a.v)  zamanında vermiştir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Anne babasından güzel bir din eğitimi alan evladın işlediği her hayrın sevabı önce annesine, sonra babasına gönderilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bizlere Seyyid demeyiniz, eğer biz Seyyid isek Allah bunun mükâfatını zaten verecektir ama eğer değilsek Allah bunun hesabını bizden sorar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s) 

“Allah dostları vefatlarından sonra gizlendiği bulutun arkasından çıkan kızgın güneş gibidir.”(H.B.)

“Her bakan gözün gördüğü şey farklıdır.” (H.B.)

“Şeyhe yapılan sürekli rabıta, kalbin her an zikretmesine vesile olur.” (H.B.)

“Zikirde görülen şeylere aldanmak, aynadan yansıyan akse takılı kalmak gibidir.” (H.B.)

“Her an rabıta halinde olmak müridi kötülüklerden korur.” (H.B.)

“Derecesi yüksek olan kendini küçük görendir; derecesi küçük olan ise kendini büyük görendir.” (H.B.)

“Allah Teâlâ’nın mağfireti Resul-i Ekrem’in (s.a.v) mutabaatına bağlıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Rabıta, müridi dünya muhabbetinden uzaklaştır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Evlat-ı salihin işlediği her güzel amele anne babası da ortaktır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Müridin şeyhinden izin alarak çektiği ezkar, aşılanmış ağacın verdiği meyve gibi daha kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Resul-i Ekrem (s.a.v) vefatından sonra en büyük bela tokluk oldu.” Hz. Ayşe (r.a)

“İnsan gecesini boş işlerle geçirip geç yatar, sonra da sabah namazına kalkamazsa, o namazını keyfi olarak terk etmiş gibi olur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Asr’a andolsun ki insan mutlaka ziyandadır.” (Asr/1,2)

“Bilesiniz ki, Allah dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.”(Yûnus,62)

“Bir insan günahı nispetinde edepsizdir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın nefsi köleye benzer, onun efendisi kalp ve ruhtur.” Mevlana Celaleddin Rumi

“Sadık bir mürid evlattan daha hayırlıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s)

“Tarikattaki insanın iki babası vardır. Biri nesebi babası, diğeri şeyhidir. Nesebi babası onu dünya hayatına, manevi babası da âhiri hayatına hazırlar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah dostları zühd sahibi insanlardır, şanla şöhretle ilgilenmezler.” (H.B.)

“İnsanlar bir araya geldiklerinde gıybet etmek, boş sözler söylemek yerine Allah'ı anmalılar ki meclislerine azap değil nur yağsın.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahından pişman olmayan, nasihat tesir etmeyen insanın imanından şüphe edilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan hiçbir yerdedir.” Necip Fazıl Kısakürek

“Âlimlerin en şansızı cahilin arasında olandır.” (H.B.)

“Müridin virdini terk etmesi varlık duygusundan kaynaklanır.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Dostunla çok dost olma, düşmanınla çok düşman olma. Olur ki bir gün dostun düşmanın, düşmanın dostun oluverir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın güzelliği sabrettiği sıkıntılar nispetindedir”. (F.B.)

“İlim ancak amel edildiğinde kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kalpler ancak Allah'ı anmakla zikriyle mutmain olur.” (Ra’d/28)

“Hakikat bir kuştur; bir kanadı tarikat, bir kanadı şeraittir. Birinden biri eksik olursa hakikat kuşu uçmaz.” İmam Rabbani (k.s)

“Tasavvuf kal ilmi değil hal ilmidir.”

“Keşke tasavvuf üzerine hiç söz söylenmeseydi de, ehl-i tasavvuf olmayan kimseler tasavvufu anlatmamış olsalardı.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Müridin gördüğü değişik haller ve cezbe hali, oyalanması için küçük bir çocuğun önüne konulan şekerlemeler gibidir.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“İnsan haklı olduğu bir konuda münakaşa etmek yerine susup, geriye çekilse, haksız olabileceğini düşünse ne kaybeder? Ne kazanır? (H.B.)

“Üç günden fazla küs kalan insanlar kendi elleriyle kendilerini Allah’ın rahmetinden mahrum ederler.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Her mürşid-i kâmil, yetiştirdiği halifesini omzuna bastırarak bir üst dereceye ulaştırır.” (H.B.)

“Mürşid-i kâmil olan kulların kalbi Allah Teâlâ’nın nazargahıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Acı çekmeden başarı kazanılmaz”. (H.B.)

“Her insanın evinden son çıkışı vardır.” (F.B.)

“Bir yerde bir hayır işlendiği zaman o hayrın nispeti etrafa da faydalı olur; bir yerde de bir günah işlendiği zaman da o günahın zulmeti etrafı sarar.” (F.B.)

“Sadakat sıkıntılı dönemlerde kendini belli eder.” Seyda Alameddin (k.s)

“Sınırı olan dünyayı sınırsız bir aşkla sevmek, insana eziyet verir.” Seyda Alameddin (k.s)

Allah katında büyüklük, sayıya değil keyfiyyete bakar.” Seyda Alameddin (k.s)

“Ahir zamanda imanı muhafaza etmek, elde sıcak kor tutmaktan daha zordur.” (H.Ş.)

“Tasavvufta hissesi olmayan bir insan zamanın muhakkik ulemalarından biri sayılsa dahi, ahir zamanda zındıkların kurdukları tuzaklara karşı imanını muhafaza edemez.” Seyda Alameddin (k.s)

“Çok mukaddes neticelerin kazanılacağı zamanlarda insan, nefs ve şeytanın istilasındadır.” Seyda Alameddin (k.s)

“Kişinin işlediği her bir amelin elbisesi kendisine giydirilir. Hayır ise hayır, şer ise şer.” Hz. Osman (r.a)

“Eğer kalpleriniz temiz olsaydı, Allah'ın kelâmını okumaya doymazdınız." Hz. Osman (r.a) 

“Eğer söz gümüş ise sükût altındır.” Hz. Süleyman (a.s)

“Mü'min bir kimsenin dili, kalbinin arkasındadır. Konuşmak istediği zaman kalbiyle o şeyi düşünür, sonra diliyle onu geçiştirir; münafığın dili kalbinin önündedir. Bir şeyi kastettiğinde diliyle söyler, kalbiyle düşünmez.” Hasan Basri (r.a) 

“Kişinin malayani şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.”(Tirmizi, Zühd/11)

“ Âdemoğlu sabahladığı zaman tüm azaları dile hatırlatıcı oldukları halde sabahlar ve derler ki: Bizim hakkımızda Allah’tan kork! Zira sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Eğer sen inhirat edersen  biz de inhirat eder  haktan ayrılırız.”(Tirmizi)

“Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Kalbi de dili doğru olmadıkça doğru olmaz. (Haraiti)

“Sâdık arkadaşlar bulun ve onların arasında yaşayın. Dürüst ve samîmi arkadaşlar, darlıkta yardımcı, genişlikte süs ve zînettirler.” Hz. Ömer (r.a) 

“Dostunun sana düşen işini güzel bir şekilde gör ki, lüzumunda, sana daha güzeliyle karşılıkta bulunsun.” Hz. Ömer (r.a)

“ İşlerini Allah’tan korkanlara danış ve onlarla istişâre et.” Hz. Ömer (r.a)

“Allah’a itâat eden büyük zâtların sözlerine dikkat edin. Çünkü onlara Allah tarafından gerçekler tecellî eder ve onu konuşurlar.”Hz. Ömer (r.a)

“İyilik kolay bir şeydir. Güler yüz ve yumuşak söz bunu temin eder. Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık göstermeksizin yumuşak ol.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok gülenin heybeti azalır. Şaka yapan eğlenceye alınır. Bir şeyi çok yapan onunla tanınır.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok konuşan çok yanılır, hataya düşer. Böyle kimsenin hayâsı azalır. Hayâsı azalan şüpheli şeylerden az kaçınır. Şüpheli şeylerden az kaçınanın kalbi ölür.” Hz. Ömer (r.a)

“Amellerin efdali, farzları yapıp haramlardan kaçınmak ve Allah katında sâdık niyettir.” Hz. Ömer (r.a)

“Hesâba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” Hz. Ömer (r.a)

“Âhiret işlerinde zarar etmektense, dünyâya âit işlerde zarar ediniz. Böylesi sizin için daha hayırlıdır.” Hz. Ömer (r.a)

“Alay, şaka ve mizah etmekten kaçınınız. Zîrâ insanın şerefini kırar, vakarını azaltır.” Hz. Ömer (r.a)

“Ahmakla arkadaşlık etmekten kaçın. Çünkü ekseriya, sana iyilik yapayım derken zararı dokunur.” Hz. Ömer (r.a)

“Tövbe edenlerle oturun, onların kalpleri yumuşak olur.” Hz. Ömer (r.a)

"Kalp kör olduktan sonra, gözün görmesinde pek yarar yoktur." Hz. Ali (r.a.)

"Mü'min bir kimse mazeretleri, münafık ise günah ve hataları arar!" İbn-i Mübarek

"Herkesin ölümü kendi rengindedir." Mevlana Celaleddin Rumi (k.s)

“Zâlim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.”(Tirmizî)

“Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir. (Ankebut/45)

“Akıl, insana verilen cevherlerden biridir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

Günün Sözü

Dünya şehvetlerle donatılmış, âfetlerle kuşatılmıştır. Dünya malının helalinin hesabı, haramının azabı vardır. Dünyaya yakınlık ve ilginiz ona göre olsun.
İbn-i Semmak -

                                       NİSBET

   
          Nisbet, Allah-u Teâlâ’nın Resul-ü Ekrem (s.a.s) vasıtasıyla insanlara gönderdiği feyzidir. Bu feyiz önce Resul-ü Ekrem’e (s.a.s.), O’ndan da bağlı olduğu tarikatın büyüklerinden sırasıyla kendi şeyhine, ondan da müridlere taksim edilir.

İnsanın bu nisbetten faydalanabilmesi için, nisbetin zamanlarına ve yerlerine dikkat etmesi gerekir. Mesela sabah namazından sonraki nisbet farklıdır, ikindi namazından sonraki nisbet farklıdır, akşam namazından sonraki nisbet farklıdır. Allah-u Teâlâ her vakitte insanlara farklı nisbetler ihsan etmiştir. Bu vakitleri takip edip, değerlendirmek gerekir. Seher vakti tüm mahlûkat Allah’ı zikreder, o vakti uyanık geçirmek çok faziletlidir. Teheccüd vakti günün en kıymetli vakitlerinden biridir. Bu vakit insanın Allah-u Teâlâ’ya en yakın olduğu vakittir. Bu vakitleri Allah-u Teâlâ’yı anarak geçirmek gerekir.

            Sadece vakitlerin değil bulunulan mekânların da nisbeti birbirinden farklıdır. Mesela Resul-ü Ekrem’in (s.a.s) sünnetine uygun bir hayat süren, şeyhine muhabbeti çok olan, ibadet ehli bir kimsenin evindeki feyizle, sünnetlere daha az dikkat eden, muhabbeti eksik olan kimsenin evinin feyzi farklıdır.

            Nisbet her zamana, her mekâna ve her insana gelir. Müslümana da gelir, kâfire de gelir fakat kalp hâli bu feyze açık, onu almasını bilen kişilerin kalbine yerleşir. Şah-ı Nakşibend(k.s.) Hz. bazen talebelerini çarşıya, pazara gönderirdi. Buralarda gezen insanların kalbi Allah-u Teâlâ’dan uzaklaşırsa ortamdaki feyz kimsenin kalbine girmez fakat böyle bir kalabalığa giren, kalbi Allah-u Teâlâ’nın feyzine açık insan orada bulunan tüm feyzi kendi kalbinde toplar. Böyle ortamlarda kalp hâlini muhafaza etmek oldukça zordur. Bunun için Allah-u Teâlâ’dan vaktin nisbetinden faydalanmayı dilemek gerekir.

            Melekler her sabah insanların rızkını dağıtırlar. Uyanık olanların rızkını verir, uyuyanların rızkını da uyanık olanlara verirler. Yahudiler bunu bildikleri için seher vaktinde asla uyumazlar. Küçük çocuklarını dahi vaktin nisbetinden faydalanması için uyandırırlar. Bu nedenle hem maneviyat hem de rızık bolluğu için seher vakitlerini uyanık geçirmek gerekir.

Abdurrahman-i Taği(k.s) Hz. bir sohbetinde şöyle dedi:

“Gecenin ilk kısmının nisbeti, son kısmının nisbetinden farklıdır. Gecenin son kısmının nisbeti de gündüzün ilk kısmının nisbetinden, bu da gündüzün orta kısmının nisbetinden, bu da gündüzün son kısmının nisbetinden farklıdır. Bir mevsimin nisbeti, diğer mevsimin nisbetinden de farklıdır. Çünkü feyzler devamlı suretle geldiği için, birbirinden farklıdır, bunları gözetmek gerekir.

            Feyzin gelmediği hiçbir vakit yoktur. İnsan tüm bu vakitlerin nisbetinden faydalanabilir fakat kalp başka şeylerle meşgul olduğu için bu feyzi alamaz. Bu nedenle insan her vaktin feyzinden fayda görmek için kalbini hazır bulundurması gerekir.”

             Cahillerle, âlimlerin nisbetleri birbirinden farklıdır. Bilenlerle bilmeyenler bir olmazlar, hepsinin nisbeti başkadır. Âlimlerle cahiller bir araya toplanırlarsa nisbetleri başka, kendi aralarında toplanırlarsa nisbetleri başka olur. Âlimlerin kalbi her an uyanık olduğundan, bir araya toplandıklarında o ortama gelen feyz çok farklıdır. Abdurrahman-i Taği Hz. (k.s); “Bazen âlimlerin avamla birlikte teveccühe katılmalarını tavsiye ederim. Çünkü feyzler teveccühe katılan kişilerin sayısına göre gelir. Toplumda da âlim zatların sayısı az olduğundan, avamın arasında sayıları oldukça az kalır, onların teveccühü daha farklıdır. Kıskançlık ihtimali olmadıkça âlimlerin avamla bir araya gelmelerini tercih ederim, buna karşılık kıskançlık ihtimali varsa ayrı ayrı toplanmalarını tavsiye ederim. Çünkü avamın teveccühü âlimin teveccühünden çok başkadır. Bazen birinin teveccühü bir saat sürerken, diğerinin teveccühte bulunmaması dahi mümkündür.” diyor.

Müridin kendi nisbetinden sıyrılması, kemal sıfatlara talip olmakla olur. Bu da müridin kendi hâlini, eksikliklerini bilip bunları düzeltmek ve daha iyi olmak için şeyhine talep etmesi, bunun için gayret etmesidir. Bu talep, dua ile rabıta ile olabilir. Fakat dil ile söylemek bunun için yeterli değildir. Mürid hâlinin düzelmesinde gayret göstermeli, nefsinin arzu ve isteklerinden vazgeçebilmelidir.

            Abdurrahman-i Taği Hz. (k.s) bir sohbetinde şöyle dedi:

“Tarikatın amacı; nefsin alçaklığının ve pisliğinin farkına varmaktır. Çünkü fazilet şükürdedir, şükredicilik de bizden değildir. Çünkü insanda bulunan her iyi haslet ulu Allah’tandır. Kul şükredince onu buna Allah muvaffak ettiğine göre insana hiçbir şey kalmaz. Böylece insan kusurlu durumdan çıkmış olmaz.

Bu hikmetin ışığı altında Ulu Allah’ın Peygamber Efendimize (s.a.s) seslenen şu ayeti kerimesi üzerinde düşünmek gerekir: “ Buna göre Rabbinden mağfiret dile! Hiç şüphesiz O tövbeleri kabul edendir.”  (Nasr, 3)

Bilindiği gibi bu ayet, Peygamber Efendimizin (s.a.s) vefatında az önce nüzul olmuştur. Çünkü günahlar ya şeriatla ilgili günahlardır, yani haramlardır ve peygamberler bundan korunmuşlardır, ya da varlık duygusundan ileri gelen günahlardır ki bu çeşit günahlar herkes için söz konusudur. İnsanın kendini üstün görmesi, yeterli görmesi, kibirli olması, gurur ve enaniyet duygusu insana has duygulardır. Bunların hepsi, nefsi günahlardır. Bu sebeple insan kendinde bulunan güzel huyları kendinden bilmeyip, Allah-u Teâlâ’nın ona ihsanı olarak görmelidir. Bu şekilde insan iyi huylarını Allah’tan, kötü huylarını kendinden bilerek Allah-u Teâlâ’dan mağfiret dilemelidir. Böylece insanda nefis hâli gelişmemiş olur.

             Abdurrahman-i Taği Hz.(k.s.) bir sohbetinde şöyle dedi:

            “Benim sohbetlerimde iki konuya ağırlık vermek âdetimdir. Bu iki konu ölüm ve dünyayı kötüleyip kalbin ondan nefret etmesini sağlamaktır. Aslında Nakşibendî sohbetinin adabında ölümle korkutmak yoktur fakat ben sık sık ölümü hatırlatırım. Çünkü Peygamber Efendimiz (sas) buyuruyor ki: “Kim günde yirmi kez ölümü hatırlar ya da ölümden bahsederse; Allah-u Teâlâ ona şehitlik makamını nasip eder.” Bu nedenle ben ölümden bahsederim ki; kalp göçmeye gaye edinsin, bu dünyadan gideceğini bilsin, dünyanın hırs ve nimetlerine kapılmasın.”

            İnsanın kalbi dünyayı sever, bu dünyada ona cazip gelen pek çok dünya nimeti vardır. Bunlar da insana Allah-u Teâlâ’yı unutturur. Kalbi bu halden vazgeçirmek için devamlı dünyanın kötü bir yer olduğunu kendi kendine telkin etmek gerekir. Resulullah (s.a.s) “Dünyada rahatlık yoktur.” demiştir. Bir sıkıntı bittiği zaman, diğeri başlar. Bu nedenle insan bu dünyanın rahatlık yeri olmadığını bilip, kendini her zaman ahirete hazırlamaya, iyi olmaya gayret etmelidir.

 

            Abdurrahman-i Taği Hz. bir sohbetinde şöyle dedi:

            “Göğsün açılmasından yani inşirah-ı sadrdan sonra nisbetin en kuvvetli derecesi; onun deniz dalgaları gibi gelmesidir. Bundan sonra gelen dereceler sırasıyla; çiğ şekliyle, duman şekliyle ve koku biçiminde olur.”

            İnşirah-ı sadr Peygamber Efendimize  (s.a.s) iki kez yapılmıştır. Melaikeler gelip Efendimizin (s.a.s.) göğsünü açıp, kalbini altın bir tas içerisinde gökyüzünden getirmiş oldukları bir suyla yıkadılar. Biri çocukluk zamanında yapılmıştır. Fıtrat bakımından çocuklar birbirleriyle oynamayı severler fakat Resul-ü Ekrem (s.a.s) göğsü yarılıp, kalbi yıkandıktan sonra çocuklarla oynamak yerine Allah-u Teâlâ’yı düşünmeyi tercih etti.

            Diğeri ise; gençlik yıllarında yapılmıştır. Resulü Ekrem (s.a.s) gençlik çağında ticaret yapıyor, kervanlarla ilgileniyordu. Ticaret insan kalbini meşgul eden bir iştir. Allah-u Teâlâ kalbinde ticaret sevgisinin yerleşmemesi için O’nun kalbini bundan temizlemiştir.

            Göğsün açılması nisbetten faydalanmanın en üst derecesidir. Büyük zatlar da bunu yaşarlar. Allah-u Teâlâ tarafından manevi olarak onların da göğüsleri açılır ve kalpler temizlenir.

             Abdurrahman-i Taği Hz. (k.s.) bir sohbetinde; virdleri terk etmenin varlık duygusundan ileri geldiğini söyledi. Böyle insanlar kendini o kadar beğenirler ki Allah-u Teâlâ’nın zikrinden vazgeçerler.

             Abdurrahman-i Tagi Hz. (k.s.) Nurşin köyündeki bir sohbetinde şöyle bahsetti:

            “Hace Muhammed Parsa, Şah-ı Nakşibend Hazretleri’nin talebelerinden biridir. Parsanın kelime manası dilenci demektir. Kendisine parsa denmesinin sebebi, birgün Şah-ı Nakşibend Hazretleri’nin kapısını biri çalıyor. Kapıyı açan zat karşısında üstü başı eski birini görünce kapıdakini dilenci zannediyor. Şah-ı Nakşibend Hz. (k.s.)  onu içeriye alıyor, kıyafetlerinden dolayı o günden sonra adı parsa olarak kalıyor.

            Muhammed Parsa Hz.’nin kalbi dardı. Kalbine Allah’tan başkası sığmadı. Allah kalbine yerleşince artık daha fazla yükselemedi. Buna karşılık Hace Alaaddin Attar Hz.’nin kalbi geniş olduğu için hem Allah’ı, hem de şeyhini içine sığdırabilmişti. Böyle olunca nefsini devamlı gaflet halinde gördüğü için yükselmeye devam etti, oysa kalbi gafil değildi.”

            Sözlerinin burasında; “Alaaddin Attar Hz.’nin kalbinin geniş olması kendi elinde miydi?” sorusu üzerine; “Hayır, bunun kaynağı varlık duygusundan sıyrılma seyrinin gelişmesini, diğer alanlardaki gelişmesinden öne almaktır.” cevabını veriyor. Yani benlik hâlini hiç terk etmemiş, her zaman kendini eksik hissedip ilerlemeye çalışmış. Alaaddin Attar Hz. kendisi için; “Benim kalbim bir kuşun gagasını suya daldırıp çıkaracağı zaman kadar bile Allah-u Teala’dan gafil olmadı.” diyor. Böyle bir kalp hâline sahipti, buna rağmen hep kendini eksik görmüş ve bu hâlini hiç terk etmemişti. Bu nedenle gelişmesi hep devam etti.

            Ömrün hakkı için, O’nun bu kutsi sözlerini dinlerken anladım ki şeyhler, kabiliyetli müritlerinin cezbe ve müşahede alanlarındaki gelişmelerini ertelememek için onların kalplerini genişleterek daha çok yükselmelerini sağlarlar. Mürşitlerin vazifesi, müridin devamlı ilerlemesine, kalp hâlinin düzelmesine yardımcı olmaktır. Şeyhler müritlerini her zaman daha iyiye sevk etmek için uğraşırlar. Bu tutum, şeyhlerinden o müridlere bağışlanmış büyük bir lütuftur. Buna göre mürid, olanca gayretiyle varlık duygusundan sıyrılmaya çalışmalıdır.

            Demek ki Abdurrahman-i Tagi Hz.’nin (k.s.)  tavsiyesi; mürid hangi dereceye ulaşırsa ulaşsın, ister yeni ister eski mürid olsun, her zaman kendini eksik, hatalı görüp varlık duygusundan sıyrılmaya çalışmalıdır. Ancak bu şekilde manevi yükselmeniz devam eder. İnsan kendini ne kadar kötü görürse hâli o kadar iyi olacaktır. İnsanlar arasında ne kadar iyi olduğundan bahsetse de Allah isterse kulunu yükseltir, isterse zelil eder. Bu Allah-u Teâlâ’nın elinde olan bir şeydir.

            Şeyh hazretleri sözlerine devem ederken Tarikat-ı Şerrai adlı kitaptan şu kıssayı anlattı:

            “ Azizan Hz.’nin şöyle bir huyu vardı; müridlerinden birini kemale erdireceği zaman, onu cariyeme sarkıntılık etti diye şikâyet ederdi. Bu sebeple o müride dayak atılır ve o mürid bir süre hapse atılırdı. Ardından hâkim huzuruna çıkarılınca şeyhini yalanlamaya gönlü razı olmaz, cariyeye sarkıntılık yapmadığı halde suçu kabul ederdi. Hapisten çıktıktan sonrada şeyhini terk etmez, yine şeyhinin yanına gelirdi. Ölmek üzereyken de; “Olup bitenlerin hepsi yalandır, benim bir tek müridim bile yoktur, hiç olmamıştır.” dedi. Azizan Hz.’ne neden böyle yaptığı sorulunca; müridlerin benlik duygusundan tamamen sıyrılmaları için yaptığını söyledi. Abdurrahman-i Taği Hz. sözlerini şöyle bağladı:

            “Bu hikâyeyi okuyunca, sizleri de buna benzer şekilde imtihan etmek istedim fakat inkârcıların çıkaracağı dedikoduları düşünerek bu fikrimden vazgeçtim.”

            Müritlik çok kolay bir şey değildir. Eskiden şeyhler müritlerini çok ağır şekilde imtihan ederlerdi. Müritler de itiraz etmez, sabır gösterirlerdi. Şeyhin huzurunda kendi nefislerini kötü bilip, yollarında ilerlemeye devam ederlerdi.

            Hacı Bayram Veli Hz. Ankara’da yaşamış çok büyük bir zattır. Zamanın padişahı, Hacı Bayram Veli Hz.’nin talebelerinden vergi alınmamasını emredince, artık Ankara’da devlet vergi toplayamaz hâle geldi. Herkes vergi vermemek için Hacı Bayram Veli Hz.'nin müridi olduğunu söylüyordu. Bu durumu gelip Hacı Bayram Veli Hazretleri’ne bildirmişler, “Gerçekten herkes sizin müridiniz mi?” diye sormuşlar. Hacı Bayram Veli Hz. de bunun üzerine; “O zaman kim benim gerçek müridim bir görelim bakalım.” demiş. Ankara'nın büyük meydanlarından birine çadır kurdurmuş. “Bana bağlı olan herkes burada toplansın, bana bağlı olanları burada kurban edeceğim.” demiş. İnsanlar toplanmış. Çadırın içine bir adam almış. Daha önceden çadıra getirdiği kurbanı kesmiş. Çadırdan dışarı süzülen kanları gören herkes Hacı Bayram Veli Hz. aklını yitirdi, hepimizi kesecek diye koşarak kaçmışlar. Hacı Bayram Veli Hz. dışarıda kaç kişinin kaldığını görmek için dışarıya çıkıp bakınca sadece iki kişinin olduğunu görmüş. “İşte benim gerçek bağlılarım bunlardır, onlar da tam değildirler.” demiş. Dışarıda iki kişi kalmış. Onların da biri topal, diğeri ise körmüş, kaçamadıkları için orada kalmışlar.

            Şeyhine gerçek bağlılık zor ve sıkıntılı zamanlardaki bağlılıktır. Her şey yolundayken, güzel sofralarda birlikte otururken herkes şeyhine bağlıdır fakat zor anlarda şeyhinin yanında olanlar gerçek müridlerdir.

            Abdurrahman-i Taği Hz. 1923 yılında Tercunk köyündeki bir sohbetinde bize varlık duygusundan sıyrılmanın faydasıyla ile ilgili şunları söyledi:

            “İçime bir kuşku doğdu, bizim işlediğimiz ameller başkalarının amelleri gibi değildir diye endişeye kapıldım. Oysa amellerimizin az olmasına rağmen bizim nisbetimiz, amelleri bizden çok olan başka insanların nisbetinden daha çoktur. Bana denildi ki; nisbet herkese gelir fakat varlık duygusundan sıyrılanın kalbine yerleşir. Buna karşılık öyle olmayanın nisbeti geldiği zamanki gibi onda kalmaz, bizim varlık duygusundan sıyrılmamız en üstün sıyrılmadır. Çünkü bu sıyrılma hem bu dünyayı hem ahireti kapsar. Oysa bizim dışımızdakilerin varlıktan sıyrılışı böyle değildir.”

         

 

Kaynak:

KELİMAT-I KUDSİYYE

 

"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "

discount tretinoin 0.1 45 gm cream site will u buy viagra over the counter viagra generic prednisone for sale online link link oral safe generic propecia male pattern baldness lisinopril reviews impotence cialis canadian generic here buy overnight viagra online viagra sales in 2007 cialis levitra shop generic viagra over no ed generic viagra online generic drug list for accutane purchase glucophage metformin paxil 40 price of cialis at walmart zoloft without a prescription generic name how to xenical reviews link imitrex gmc biggest buyer of viagra zithromax dosing cost the cheapest time to take lipitor cialis how long online drugstore buspar price generic buy erythromycin without rx sitemap