Tasavvuf

Yazdır

Tasavvufta İlerleme Nasıl Olur?

Aktif .

Tasavvufta ilerlemek için tasavvufa giren sâlik şunları yapardı:

Hocasına tam inanırdı. Bütün başarılarını ve kendisine gelen her iyiliği hocasından bilir, “O olmasa, ben bunlara kavuşamazdım.” derdi.

Kalbinde hocasına karşı en ufak bir itiraz yer almazdı. Tam teslimiyet sahibi idi. Hocaya en ufak bir itirazın öldürücü zehir olduğunu ve itirazın feyzi kestiğini, hocasına itiraz edenin Allahın nazarından da düştüğünü bilirdi. Resûlullaha itiraz Allaha itiraz demektir. Âlime itiraz Resûlullaha itiraz olur. Bu bakımdan âlimin, hocasının sözüne itiraz eden Allaha itiraz etmiş gibi olur ve hocasını imtihân eden mel’undur.

Abdestsiz bulunmazdı. Allahü teâlâ Mûsâ aleyhisselâma buyurdu ki:

“Yâ Mûsâ! Sana bir musîbet gelince abdestsiz isen, kusuru kendinde bul!”  [Şir’a]

Devamlı abdestli bulunmanın fazileti çoktur. Daima abdestli durmaya gayret etmelidir. Abdest alanın bütün küçük günahları affolur.
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
“Güzelce alınan abdest, imanın yarısıdır.”
“Abdestli bulunan, oruç tutan gibidir.”
“Abdest alıp, 2 rekât namaz kılan, Cennete girmeye lâyık olur.”
“Can alıcı melek gelince, abdestli olan, şehitlik mertebesine kavuşur.”
“Abdest alanın, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi, günahları dökülür.”
“Ancak [kâmil] mümin, devamlı abdestli durabilir.”
“Abdestli yatan, gece vefât ederse şehit olur.”
“Abdestli yatan; gece ibâdet eden, gündüz oruç tutan gibidir.”


“Abdestli olmaya devam edene, Allahü teâlâ şunları ihsan eder:
1-Melekler yanından ayrılmaz.
2-Devamlı sevap yazarlar.
3-Bütün âzâları tesbih eder.
4-Uyuyunca melekler, insan ve cin şerrinden korur.
5-Can vermesi kolaylaşır.
6-Abdestli iken Allahü teâlânın emniyetinde bulunur.
7-İftitah tekbirini kaçırmaz.”

 
            Ehl-i dünyadan uzak durur, ehl-i kemal ile sohbet ederdi. Allah dostundan başkası ile dostluk etmezdi. Zira iki zıt bir kalbde olmaz.

Günâhlardan el çekerdi. Hep nefsi ile mücâdele ederdi. Çünkü nefsi ile mücâdele edene Hak teâlâ hakîkî hidâyeti ihsân eder. İhtiyâç kadar yiyip içerdi. Çünkü açlık müşâhedeye [Kalb gözünün açılmasına], uzlet [kötülerden uzak durmak], vâsıl olmaya sebep olur.

Sükûtu bilirdi. Çünkü sükût mahallinde sukût, konuşmak mahallinde konuşmak daha şereflidir. Konuşulacak yerde sukût, sukût edilecek yerde konuşmak aklın noksanlığındadır. Hikmet on kısımdır, dokuzu dinlemek, biri de kötülerden, kötülüklerden uzlettir, el çekmektir. Bir kimse tahrik edici söz söylemezse, o kimse tahrik edici sözün âfetinden mâsun kalır. Hakîkati meydana çıkarmak için hak için, hakîkati bildirmek için konuşmak şarttır.

Hep Allahı hatırladı, yâni zikrederdi. Zikri aslâ ihmâl etmezdi. Allahtan gayrısını unuturdu. Çünkü Allahtan başkalarını unutmadıkça, zikirden beklenilen fayda hâsıl olmaz. Zikrin faydaları şunlardır;

1. Zikreden insanlar şeytanı kovar, onun belini kırar, işe yaramaz hale getirir. Zikreden kulun yanına şeytan sokulamaz. Allah ism-i şerifindeki ateş, şeytanı yakan bir ateştir. Allah ismini anan insanın yanına şeytan sokulamaz.
2. Allah-u Teàlâ, zâkir kulundan râzı olur. Allah razı olduktan sonra, daha ötesi kalmamıştır. Allah diyen insandan Allah-u Teàlâ hoşnud oluyor. Onun için en büyük nîmet Allah-u Teàlâ’nın zikridir.
3. Zikir kalbden gam, kaygı, gussa ve kederleri giderir. Zikreden insan gam, gussa keder nedir, bilmez.
4. Zikir kalbe ferah, sürûr ve genişlik verir. Allah dedikçe kalbde inşirah hasıl olur. İnsan sıkıntı bilmez, kalb genişliği olur.
5. Zikir kalbi ve yüzü nurlandırır. Allah diyen insanların yüzlerinde bir nur vardır.
6. Zikir rızkı da celb eder. Allah-u Teàlâ’nın ismini anmak suretiyle rızkın bollanır, genişler. Cenâb-ı Hak esbâbını halk eder, kolaylıkla ve rahatça merzuk olursun.
7. Ruh-u İslâm olan zikri yapan zâkire, Allah-u Celle ve A’lâ sevgisini ihsân eder.
8. Zikrullah tevbeyi îrâs eder. Bu da Allah-u Celle ve A’lâ’ya rücu’ için kalbine te’sir eder. Sığınacağı yeri, ilticâgâhı ve kalbinin kıblesi Allah olur.
9. Zikrullah kalbe cilâ verir, paslarını giderir. Kalbin pası, gaflet ve hevâsına uymaktır. İnsan, canı ne isterse öyle yapıyor; o kalbe pas getirir. Cilâsı da, tevbe, istiğfar ve zikrullahtır.
10. Zikir, kul ile Hàlik arasındaki vahşeti, korkuyu giderir. Hak Sübhànehû ve Teàlâ Hazretleri’yle ünsiyet peydâ eder.
11. Zikir, dilin gıybet, nemîme, yalan, fuhuş, boş ve faydasız sözlerden korunmasına sebep olur. Çünkü Allah diyorsun, meşgulsün, boş laf söylemeye vakit bulamıyorsun. Allah demezsen tabii, dedikoduya başlayacaksın. Gıybet de girecek, fuhuş da girecek, zem de girecek, her şey olacak... Bir sürü günahla çekilip gideceksin. Onun için, sen dilini Allah-u Teàlâ’nın zikrinden kat’iyyen ayırma!
12. Zikir ibadetlerin en kolayıdır ve en büyüğü ve efdalidir.

İhlâs ile ibâdet ederdi. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:(Kırk gün ihlâs ile islâmiyete uyanın kalbi hikmetle dolar. Konuşunca hikmetler söyler.) [İbni Adiy]

Sâlik, doğru îmân sâhibi idi. Kalbde doğru îmânın bulunmasına alâmet, dinin emîrlerini seve seve yapmak, kâfirleri düşman bilip, onlara mahsûs olan ve kâfirlik alâmeti şeyleri yok etmektir. Allahü teâlânın emîrlerini yapmamak hep kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk olması, dine tam inanmamaktan olur.

Hak teâlâ, kâfirlere kıymet verenlerin ve onlara tâbi olanların aldandıklarını ve pişman olacaklarını beyân buyurmuştur.

Sâlik, Allahü teâlâyı iyi tanırdı. Çünkü Allahü teâlâyı tanımaya çalışmak, Allahü teâlânın râzı olduğu şeyleri, Resûlullah efendimizin yolunu bilen ve bu yolda bulunan birini aramak ve böyle bir Allah adamına uymak, her müslümanın vazîfesidir. Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:(Allahın rızâsına kavuşmak için vesile, vâsıta arayınız!) (Mâide 38)

Hocasına karşı şahsen riayet edeceği şartlara uyar ve edebe riayet ederdi.Bir müridin hocasına karşı edepleri ise şunlardır;

1 - Kalbinde, şeyhin fiillerine itiraz olmamalıdır. Aklına yatmayan bir iş gördüğü zaman, ne

kadar tevil etmesi gerekli ise, o kadar tevil etmelidir. Bu tevilde, bir çıkar yol bulamazsa kusuru nefsine yüklemelidir.

2 - Hatırına gelenleri şeyhe anlatmaktır. Bu hatıra gelenler ister hayır olsun; ister ser.. Bunları anlatmalı ki, şeyhi kendisini ilaç eylesin. Zira şeyh, bir tabip gibidir. Müridin haline muttai olunca, onun ıslahı gereken ilacı yapıp iyileştirir. Hastalıkları kaldırır.

3 - Mürit bu yoldaki talebinde azimli olmalıdır. Mihnetler ve şiddetler, onda bir değişiklik meydana getirmemelidir. Ayıplama ve çeşitli zorluklar, onu yormamalıdır. Sadık bir şekilde, şeyhine büyük bir hürmetle saygı ve muhabbet beslemelidir.

4 - Mürit, şeyhinin kendisine emrettiği şeyi yapmakta acele etmelidir. Ve, derhal o emri yerine getirmelidir. Hiç bir tevil ve tehir yoluna sapmamalıdır. Zira, tevil ve tehir yol kesicilerin en büyüğüdür.

5 - Mürit, nefsini yaratılmışların en hakiri görecektir. Nefsi­ni hiç kimseden üstün bir hakka sahip saymayacaktır. Üzerinde başkalarına ait haklar varsa, onları ödeyecektir. Eksiksiz, tam bir şekilde .Bir de, esas gaye dışında bütün bağlarla alakasını kesecektir.

6 - Bir hak yolcusu mürit, işlerin hiç birinde, şeyhine hıyanet etmeyecektir. Şeyhine olan hürmeti ve tazimi, en güzel şekilde olmalıdır. Kendisine telkin edilen zikre devam edip gafleti ve uy­gunsuz hatıraları gönülden atmak yolu ile kalp bünyesini imara çalışmalıdır.

7- Her mürit, şeyhin emrine amade; gönülden teslime hazır olmalıdır. Halifelerden veya müritlerden biri, şeyh’ tara­fından kendisi,ne üst tanıtılırsa, ona da aynı şekilde teslim ol-

malıdır: emrini dinlemelidir. Böylece nefsini alçaltmalıdır.

8 - İhtiyacını şeyhinden başkasına açmamalıdır. Şayet şeyhi olmazsa  kendisi de sıkışık bir durumda bulunursa: Salih, cömert ve ittika sahibi birinden istemelidir.

9-Hak yolcusu mürit, hiç kimseye gazap etmemeli; öf­kelenmemelidir. Zira öfke zikrin nurunu yok eder. ilim talebe­leri ile münakaşa ve mücadele yoluna girmemelidir. Bu türlü münazara  unutkanlık doğurur; İnsana ağırlık verir. Şayet kendisinden öfke, yahut anlatılan cinsten her­hangi biri ile münazara zuhur ederse, derhal istiğfar etmeli; öfke­lendiği kimseden özür dilemelidir. isterse haklı olsun, isterse hak­sız.

Sonra hiç kimseye hakaret nazarı ile bakmamalıdır. Aksine: Her gördüğünü Hızır (A.s.) yahut        Allah’ın veli kullarından biri gibi bilmeli; o gördüğü kimselerden kendisi için dua talebinde bulun­  malıdır.

Buraya kadar saydıklarımız, müridin şahsen riayet edeceği şartlardı. Aşağıda müridin şeyhine karşı izleyeceği edep yolları bulunmaktadır:

1 - Müridin bağlılığı şeyhinde kalmalı. Şuna inanmalı ki: Matlubu ve maksudu ancak, bağlı bulunduğu şeyhinin elinde ta­mam olacaktır. Şayet gözü bir başka şeyhte kalırsa, kendi şey­hinden de mahrumiyete uğrar. Ayrıca feyiz kapıları üzerine ka­panır.

2 - Mürit, şeyhine teslim olmalı; şeyhin emrine ram, ta­sarrufuna razı olmalıdır. Malı ile, canı ile ona hizmet etmelidir. Zira, iradenin ve sevginin cevheri ancak anlatılan yoldan açığa çıkar. Sadakatin ve ihlasın ağırlığı ancak, anlatılan terazi ile bulu­nur.

3 - Tam manası ile, şeyhin istemediği şeylerden kaçmak­tır. Şeyhin tab’an Ü:;temediği şeyleri de istememektir. Şeyhin güzel huyu yolunda gidip, sevmediği işleri yapmamalıdır.

4 - Görülen rüyaların, düşlerin tabirlerine muttali olmaya çalışmamalıdır. Hatta keşif yollarına dahi, dalmamalıdır. Şayet bunlardan biri, kendisine açılacak olursa, ona İtimat etmemelidir. Durumu, şeyhine arz ettikten sonra, cevap talebi yoksa, onun bir şey demesini beklememelidir. Sonra, sıradan biri, şeyh birşey sorduğu zaman, şeyhin huzurunda, ondan önce cevap ver­meye yeltenmemelidir .

5 - Şeyhin huzurunda sesini kısmalıdır. Zira, büyüklerin yanında yüksek sesle konuşmak edepsizliktir

6 - Şeyhle konuşma zamanlarını bilmelidir.· Ancak, onun açık zamanlarında konuşmalıdır. O da, edep ve tevazu ile· olmalıdır. Konuşmalarında, zaruri durum dışına çıkmamalıdır. Haliyle bu zaruri durum; kendi haline, mertebesine ve .derecesine göre olacaktır. Sorduğu şeylerin cevabını tam bir teveccühle dinlemelidir. Aksi halde, gönül açıklığından mahrum olur. Bir defa mahrum olduğu şeye artık hiç bir zaman kavuşamaz.

7 - Saklanması gerekli olan şeyhin sırlarını saklamaldır.

8 - Allah-ü Teala’nın kendisine hibe yollu ihsan buyurdu­ğu hal, hatıra, yak’a. keşif, keramet gibi şeylerden hiç birini şey­hinden gizli tutmamalıdır.

9 - Şeyhin kelamını halka anlatırken, ancak onların aklı­na ve anlayışına göre anlatmalıdır.

10 - Şeyhle, bir başkasına selam yollamamalıdır.  Çünkü bu edepsizliktir.

11 -Şeyhin gözü önünde abdest almamalıdır. Onun mecli­sinde tükürmemeli; sümkürmemelidir. Onun meclisinde nafile na­maz kılmamalı. Ancak, o kılarsa kendisi de onunla kılabilir.

Yukarıda anlatılan edep yolları birer misaldir. Hülasa olarak anlatılmıştır. Bunların dışında nice edep yolları vardır ki, onlar say­makla bitmez. Ancak onlar, İlahi bir terbiye yolu ile bilinir. Zevkle, ilahi hibe yolundan gelen bir duygu ile bilinir.

Tasavvufta ilerlemek isteyen bir kişi yukarıda belirtilen şartlara riayet etmeli,edebi elden bırakmamalıdır.