13 Aralık 2010
Veli bütün Allah dostlarının ortak adıdır. Ehlullah da bu anlamda yaygın olarak kullanılır. Bu isim onların hem adı hem de sıfatı olmuştur. Onları kendi zatına dost yapan Allahu Teala’dır. Kendilerini seven ve bize “bunları sevin” diye buyuran yine O’dur. Peki biz bilebiliyor muyuz kimin Allah dostu kimin Allah düşmanı olduğunu?
Allah Teala’nın kitabında ve Rasulullah’ın (a.s.) sünnetinde velilerin nasıl tanıtıldıklarına baktığımızda aslında Kur’an’ın bütün ayetlerinin bir yönüyle Allahu Teala’nın dostunu , dostluğunu ve bunun yolunu tarif ettiğini görüyoruz. İman, emir, nehiy, öğüt, kıssa, ibret, hikmet, ibadet, tefekkür, infak, cihad… gibi konuları işleyen bütün ayetler, baştan sona Allah dostlarının ahlakını anlatır. Ehlullahın, Kur’an-ı Kerim’de zikredilen en belirgin birkaç sıfat ve hallerini başlıklar altında topladığımızda şunları görürüz;
Ehlullah Allah’ın dostlarıdır:
“Allah’ın dostu ancak muttaki olanlardır. Fakat (kâfir ve gafil) insanların çoğu bunu bilmezler.” (Enfal 8/34)
Veliler dünya ve ahiret saadetine ulaşmışlardır:
“Haberiniz olsun ki, Allah’ın velileri için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. Dünya hayatında da ahiret hayatında da onlar için nice müjde (ve kerametler) vardır. Allah’ın söz ve hükümlerinde asla bir değişme yoktur. İşte bu en büyük kurtuluştur.”
(Yunus 10/62-64)
Veliler hidayet önderleridir:
“Onlar Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir. Sende onların yoluna uy.” (Enam 6/90)
Veliler canlarını Allah’a feda etmişlerdir:
“İnsanların öyleleri vardır ki, Allah’ın rızası için nefsini (ve malını) feda eder.” (Bakara 2/20)
Birde Efendimiz’in saadetli dilinden kendisine varis olan ve zat-ı alisine vekâleten ümmetinin irşadını yürüten bu kâmil insanları tanımak istediğimizde ise Rasulullah (s.a.v) şöyle buyuruyor:
“Âlimlerin yeryüzündeki misali, gökyüzündeki yıldızlar gibidir. O yıldızlarla kara ve deniz yolculuğunda karanlıklarda yol bulunduğu gibi (âlimlerle de küfür, gaflet ve günah karanlıkları içinde) Allah’a yol bulunur. Yıldızlar yok olduğu zaman yolcuların sapıtması yakındır.”
Gerçek Rabbani âlimler, kâmil mürşitler yeryüzünde Allah’ın şahitliğini yaparlar. Onlar din hakkında en güvenilir kimselerdir. Allah onlarla kalpleri aydınlatır, insanlığa yol gösterir. Allah yolunda cahile tabi olunmaz. Çünkü cahil kimsenin yapacağı tek şey vardır, o da sapıtmak ve peşinden gidenleri hak yoldan saptırmaktır. Resulullah (a.s.) bu tehlikeyi şöyle haber vermiştir:
“Şüphesiz Allah, ilmi kullarından çekip almaz. Fakat âlimlerin ruhunu kabzederek ilmi ortadan kaldırmış olur. Ortada gerçek bir âlim kalmayınca insanlar, başlarına bir takım cahil reisler getirirler, meselelerini onlara sorarlar, onlar ilimsiz fetva verirler. Böylece kendileri haktan sapmış, insanları da sapıtmış olurlar.”
Nurşin medresesinin müderrislerinden Molla Sıdık; Seyda Şeyh Fadlullah hazretlerinin büyük bir âlim olmasını ve mütevazılığını şöyle anlatır:
“Seyda Şeyh Fadlullah hazretleri Saadat’ın tavır ve hareketlerini bilirdi ve davranışlarında hep onları uygulardı. Onlar kadar âlim bir insandı. Mesela bana bir soru sorulduğunda sorunun cevabını vermek için kitapları okur ve araştırır, sonra cevap verirdim. Lakin Seyda Şafii ve Hanefi fıkhının konularını iyi bilirdi ve soruların cevabını kitaba bakmadan hemen verirdi. Ben konuyu araştırdığımda Seyda’nın cevabını kitapta bulurdum. İnsanlar genelde çözemedikleri fıkıh meselelerini Nurşin’e yöneltirlerdi. Seyda ise cevapları hemen verirdi. Nurşin soruları ve sorunları çözme konusunda çok tecrübelidir. Seyda bu vasıflara rağmen riyadan kaçan biriydi. Âlimlere ve hocalara çok önem verirdi.”
Allah dostlarının en önemli özelliklerinden bir diğeri ise Allahu Teâla’nın zikrine çok düşkün olmalarıdır. Zikir onların kalpleri için hayat sebebidir. Zikir onların kalbinde iyice yerleşmiştir. Öyle ki hiçbir halde zikirden gafil olmazlar. Onların nazarları şifa, sözleri deva, meclisleri baştan sona sefadır. Onlardaki ilahi heybeti, Rabbani edebi, üzerlerindeki huşu ve hayâyı, sekinet ve takvayı gören sadık müminler Allahu Teâla’yı hatırlar. Velilerin kalplerinde yerleşen zikir nuru, gözlerinden dışa yansır. Bu nurlu nazarlarıyla teveccüh ettikleri kimsede ilahi bir aşk ve anlayış oluşur. Rasulullah (a.s) şöyle buyurur:
“Sizin en hayırlınız, görüldüklerinde Allah’ı hatırlatan kimselerdir.”
“Sizin hayırlınız, görülmesi size Allah’ı hatırlatan, konuşması ilminize bereket katan ve ameli ahirete rağbetinizi arttıran kimselerdir.”
Hadis-i şerifte zikredildiği gibi velilerin en büyük özelliği, yüzlerine bakınca Allah’ın zikredilmesidir. Bunun sebebi onlarının kalplerinin ilahi zikir, fikir ve feyiz ile dolu olmasıdır. Akıllı kimseye gereken, zikrullah ile nurlanıp yumuşamış ve ilahi huzura ulaşmış kalp sahipleriyle, bütünüyle gönlünü ve gününü Cenab-ı Hakk’ın zikir ve taatına vermiş sadık kullarıyla beraber olmaktır. Bu beraberlik insanı Allah ile beraber edecektir. Çünkü Allahu Teâla:
“Ben beni zikredenle beraberim.” buyurur.
Ehlullahın sohbetiyle mürde ve gafil gönüller bahar günleri gibi yeşerir ve hayat bulur. Onun içindir ki Allah’ın velileri ölmez diridirler. Onlar Allah’ın Hayy ismine mazhar olmuşlardır. Bu veli kullar dar-ı dünyadan berzah âlemine imanlı olarak geçiverirler. O veli kullar ki dünya zevkini ehline, ahiret zevkini yine ehline bırakıp Allah ile beraber olmuşlardır. Onlar cennet ve cehennemi unutup ancak Allah için ibadet ederler. O’nunla bulundukları an iki cihanda cennet, O’ndan ayrı oldukları an iki cihan da cehennem olur. Ancak O’nu bilirler
Velileler bütün âlem için rahmettir. Dayanılmaz musibet ve belalara karşı emniyettir. Onlar insanların arasında yaşadıkları sürece etraflarına nur saçar, bereket vesilesi olurlar. Yaptıkları ve yaptırdıkları zikirler, ibadetler ve niyazlar hürmetine hem kalpler, hem kâinat ferasetten kurtulur. Bu konuda Resulullah (a.s.) şöyle buyurur:
“Ashabım ümmetim için bir emniyettir. Onlar gidince ümmetime vaadolunan şeyler gelir.”
“Abdallar (seçkin ehlullah) kırk kişidir. Şam bölgesinde bulunurlar. İçlerinden birisi vefat edince, Allah onun yerine bir başkasını getirir.
İnsanlar onların (dua ve bereketi) sebebiyle yağmura kavuşur. Onların bereketiyle (müminlere düşmanlarına karşı ilahi) yardım olunur, halktan (umumi) azap kaldırılır.”
“Yeryüzü İbrahim Halilü’r-Rahman’ın misli (kalp ve ahlak olarak ona benzeyen) otuz – diğer bir rivayette kırk – kişiden hiçbir zaman boş kalmaz.”
Veliler her devirde bulunup kıyamete kadar dini ihya ederler. Her devirde ilahi emirleri ayakta tutacak ve dini yayacak bu kimseleri Hz. Ali (r.a.) şöyle tanıtmıştır:
“Yeryüzü kıyamete kadar Allah’ın dinini ayakta tutacak, ayetleri ibtalden koruyacak kimselerden boş kalmaz. Onlar, insanlar içinde adedi çok az, fakat Allah katında kıymetleri çok yüksek kimselerdir.”
Veliler cömert ve mert kimselerdir. Onlar Allah yolunda malını, canını ve bütün zamanlarını verirler, fakat buna karşılık insanlardan hiçbir dünyevi menfaat beklemezler. İrşat ve davetlerini sırf Allah rızası için yaparlar. Onların örneği peygamberlerdir.
Seyda Şeyh Fadlullah hazretleri bu anlatılan vasıfları üzerinde toplayan kâmil bir mürşid örneğidir. Dua ve nasihatleri ile sadece insanları değil, toplum barışını etkileyen azim bir zattı. Herkesle dost olmayı, kimseyi kırmamayı, kimseye kin tutmamayı, insanlardan bir şey istemeyip Allah’tan istemeyi, biri size küsmüşse yanına gitmeyi, kötülük yapanlara iyilik ile muamale etmeyi, sizi aramayanı aramayı, vermeyene ikram etmeyi, insanların gönüllerini gül bahçesine çevirmeyi tafsiye ederdi.
Veliler Allah’ın seçkin kullarıdır. Onları üzen Allahu Teâla’yı gazaba getirmiş olur. Bu konuda Efendimiz şöyle buyurur:
“Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır: Her kim benim veli kullarımdan birine düşmanlık ederse, muhakkak ben ona harp açar dostumun intikamını alırım.
Bir kulum kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevgili bir şeyle bana yaklaşmamıştır. Kulum bana nafile ibadetleriyle de durmadan yaklaşır; nihayet onu severim.
Bir kerede onu sevdim mi artık ben o kulumun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.
Benden herhangi bir şey isterse onu verir, bana sığınırsa muhakkak onu himaye ederim.”
İmam Tabarini’nin rivayeti ise şöyle başlar:
“Kim benim velilerimden birisini hafife alırsa, bana düşman olarak karşıma çıkmış olur.”
Bu kudsi hadis Allah dostlarını en güzel şekilde anlatan bir hadistir. Velilere verilen bütün özellik ve güzellikler bu hadiste özetlenmiştir. Buradan şu önemli neticeleri elde edebiliriz:
- Veliler, hususiyle mürşidi kâmil ilahi koruma altındadır. Onlara eziyet etmek Cenab-ı Hakk’ı üzer.
- Velilere sataşan kimse, Allah’ın gazabına uğrar.
- Kamil imandan sonra herkes için en önemli amel, farzları yerine getirmektir. İlahi emir, hüküm ve edeplere dikkat etmeyen kimse veli olamaz.
- Farzlardan sonra nafileler, kulun ilahi huzura yakınlığını ve derecesini arttırır.
- Allah sevdiği kuluna diğer kullardan ayrı hususiyetler ve hasletler verir. Başkalarının göremediği hikmet ve tecellileri o görür. İşitemediğini o işitir. Güç yetiremediğine o güç yetirir. Çünkü ona ayrı bir nur ve yetki verilmiştir.
- Veliler naz makamındadır. Duaları kabul edilir, istekleri verilir. Ancak arifler Allah’tan sadece O’nun affını ve rızasını isterler. Nefislerini Allah’ın iradesine tabi ederler. Değersiz ve gereksiz şeyler için dua etmezler.
- Allah’ın bu şekilde sevdiği ve övdüğü kimseyi “Ben Allah’a iman ettim, ben Rabbimi severim.” diyen her müminin sevmesi ve saygı göstermesi vacip, ona yanaşıp nurani atmosferine giderek istifade etmesi lazımdır. Sevgiliye ait şeyleri sevmeyen kimse, sevgisinde yalancıdır. Yalan sevgi ise dilde bir ağırlık, gönülde bir sancıdır.
"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "




