“Güzel insanların gözü güzel şeyleri, kötü insanların gözü ise kötü şeyleri görür.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahına pişman olmayan kimsenin tarikattan nasibi yoktur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tasavvufa giren insanlar meşayih-i kiramın evladıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s) 

“Günahtan duyulan pişmanlığın derecesi, dağdan üzerine yuvarlanan taşın önünde eli kolu bağlı kalınca duyulan korku gibi olmalıdır.” Seyda Molla Muhyeddin (k.s)

“Kişi başına gelen musibetlerin belaya dönüşmemesi için Allah’a dua etmelidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bütün insanlar Allah’a giden yolda peygamberlere, peygamberler de Cebrail’e muhtaçtı.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tarikat, İslamiyet içerisindeki nurların döndüğü yerdir.” Seyda Alameddin (k.s)

“Öfkelenen insan şeytanın elindeki topaç gibidir, şeytan onu istediği yöne çevirir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kulun kula haset etmesi, aslında Allah’a haset etmesidir. (H.B.)

“Acziyeti idrak, en büyük mertebedir.” Hz. Ömer (r.a)

“Ma’siyyet içinde tövbe olmaz.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah Teâlâ insana faydalı her nimeti Resul-i Ekrem (s.a.v)  zamanında vermiştir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Anne babasından güzel bir din eğitimi alan evladın işlediği her hayrın sevabı önce annesine, sonra babasına gönderilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bizlere Seyyid demeyiniz, eğer biz Seyyid isek Allah bunun mükâfatını zaten verecektir ama eğer değilsek Allah bunun hesabını bizden sorar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s) 

“Allah dostları vefatlarından sonra gizlendiği bulutun arkasından çıkan kızgın güneş gibidir.”(H.B.)

“Her bakan gözün gördüğü şey farklıdır.” (H.B.)

“Şeyhe yapılan sürekli rabıta, kalbin her an zikretmesine vesile olur.” (H.B.)

“Zikirde görülen şeylere aldanmak, aynadan yansıyan akse takılı kalmak gibidir.” (H.B.)

“Her an rabıta halinde olmak müridi kötülüklerden korur.” (H.B.)

“Derecesi yüksek olan kendini küçük görendir; derecesi küçük olan ise kendini büyük görendir.” (H.B.)

“Allah Teâlâ’nın mağfireti Resul-i Ekrem’in (s.a.v) mutabaatına bağlıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Rabıta, müridi dünya muhabbetinden uzaklaştır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Evlat-ı salihin işlediği her güzel amele anne babası da ortaktır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Müridin şeyhinden izin alarak çektiği ezkar, aşılanmış ağacın verdiği meyve gibi daha kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Resul-i Ekrem (s.a.v) vefatından sonra en büyük bela tokluk oldu.” Hz. Ayşe (r.a)

“İnsan gecesini boş işlerle geçirip geç yatar, sonra da sabah namazına kalkamazsa, o namazını keyfi olarak terk etmiş gibi olur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Asr’a andolsun ki insan mutlaka ziyandadır.” (Asr/1,2)

“Bilesiniz ki, Allah dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.”(Yûnus,62)

“Bir insan günahı nispetinde edepsizdir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın nefsi köleye benzer, onun efendisi kalp ve ruhtur.” Mevlana Celaleddin Rumi

“Sadık bir mürid evlattan daha hayırlıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s)

“Tarikattaki insanın iki babası vardır. Biri nesebi babası, diğeri şeyhidir. Nesebi babası onu dünya hayatına, manevi babası da âhiri hayatına hazırlar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah dostları zühd sahibi insanlardır, şanla şöhretle ilgilenmezler.” (H.B.)

“İnsanlar bir araya geldiklerinde gıybet etmek, boş sözler söylemek yerine Allah'ı anmalılar ki meclislerine azap değil nur yağsın.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahından pişman olmayan, nasihat tesir etmeyen insanın imanından şüphe edilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan hiçbir yerdedir.” Necip Fazıl Kısakürek

“Âlimlerin en şansızı cahilin arasında olandır.” (H.B.)

“Müridin virdini terk etmesi varlık duygusundan kaynaklanır.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Dostunla çok dost olma, düşmanınla çok düşman olma. Olur ki bir gün dostun düşmanın, düşmanın dostun oluverir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın güzelliği sabrettiği sıkıntılar nispetindedir”. (F.B.)

“İlim ancak amel edildiğinde kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kalpler ancak Allah'ı anmakla zikriyle mutmain olur.” (Ra’d/28)

“Hakikat bir kuştur; bir kanadı tarikat, bir kanadı şeraittir. Birinden biri eksik olursa hakikat kuşu uçmaz.” İmam Rabbani (k.s)

“Tasavvuf kal ilmi değil hal ilmidir.”

“Keşke tasavvuf üzerine hiç söz söylenmeseydi de, ehl-i tasavvuf olmayan kimseler tasavvufu anlatmamış olsalardı.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Müridin gördüğü değişik haller ve cezbe hali, oyalanması için küçük bir çocuğun önüne konulan şekerlemeler gibidir.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“İnsan haklı olduğu bir konuda münakaşa etmek yerine susup, geriye çekilse, haksız olabileceğini düşünse ne kaybeder? Ne kazanır? (H.B.)

“Üç günden fazla küs kalan insanlar kendi elleriyle kendilerini Allah’ın rahmetinden mahrum ederler.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Her mürşid-i kâmil, yetiştirdiği halifesini omzuna bastırarak bir üst dereceye ulaştırır.” (H.B.)

“Mürşid-i kâmil olan kulların kalbi Allah Teâlâ’nın nazargahıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Acı çekmeden başarı kazanılmaz”. (H.B.)

“Her insanın evinden son çıkışı vardır.” (F.B.)

“Bir yerde bir hayır işlendiği zaman o hayrın nispeti etrafa da faydalı olur; bir yerde de bir günah işlendiği zaman da o günahın zulmeti etrafı sarar.” (F.B.)

“Sadakat sıkıntılı dönemlerde kendini belli eder.” Seyda Alameddin (k.s)

“Sınırı olan dünyayı sınırsız bir aşkla sevmek, insana eziyet verir.” Seyda Alameddin (k.s)

Allah katında büyüklük, sayıya değil keyfiyyete bakar.” Seyda Alameddin (k.s)

“Ahir zamanda imanı muhafaza etmek, elde sıcak kor tutmaktan daha zordur.” (H.Ş.)

“Tasavvufta hissesi olmayan bir insan zamanın muhakkik ulemalarından biri sayılsa dahi, ahir zamanda zındıkların kurdukları tuzaklara karşı imanını muhafaza edemez.” Seyda Alameddin (k.s)

“Çok mukaddes neticelerin kazanılacağı zamanlarda insan, nefs ve şeytanın istilasındadır.” Seyda Alameddin (k.s)

“Kişinin işlediği her bir amelin elbisesi kendisine giydirilir. Hayır ise hayır, şer ise şer.” Hz. Osman (r.a)

“Eğer kalpleriniz temiz olsaydı, Allah'ın kelâmını okumaya doymazdınız." Hz. Osman (r.a) 

“Eğer söz gümüş ise sükût altındır.” Hz. Süleyman (a.s)

“Mü'min bir kimsenin dili, kalbinin arkasındadır. Konuşmak istediği zaman kalbiyle o şeyi düşünür, sonra diliyle onu geçiştirir; münafığın dili kalbinin önündedir. Bir şeyi kastettiğinde diliyle söyler, kalbiyle düşünmez.” Hasan Basri (r.a) 

“Kişinin malayani şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.”(Tirmizi, Zühd/11)

“ Âdemoğlu sabahladığı zaman tüm azaları dile hatırlatıcı oldukları halde sabahlar ve derler ki: Bizim hakkımızda Allah’tan kork! Zira sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Eğer sen inhirat edersen  biz de inhirat eder  haktan ayrılırız.”(Tirmizi)

“Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Kalbi de dili doğru olmadıkça doğru olmaz. (Haraiti)

“Sâdık arkadaşlar bulun ve onların arasında yaşayın. Dürüst ve samîmi arkadaşlar, darlıkta yardımcı, genişlikte süs ve zînettirler.” Hz. Ömer (r.a) 

“Dostunun sana düşen işini güzel bir şekilde gör ki, lüzumunda, sana daha güzeliyle karşılıkta bulunsun.” Hz. Ömer (r.a)

“ İşlerini Allah’tan korkanlara danış ve onlarla istişâre et.” Hz. Ömer (r.a)

“Allah’a itâat eden büyük zâtların sözlerine dikkat edin. Çünkü onlara Allah tarafından gerçekler tecellî eder ve onu konuşurlar.”Hz. Ömer (r.a)

“İyilik kolay bir şeydir. Güler yüz ve yumuşak söz bunu temin eder. Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık göstermeksizin yumuşak ol.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok gülenin heybeti azalır. Şaka yapan eğlenceye alınır. Bir şeyi çok yapan onunla tanınır.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok konuşan çok yanılır, hataya düşer. Böyle kimsenin hayâsı azalır. Hayâsı azalan şüpheli şeylerden az kaçınır. Şüpheli şeylerden az kaçınanın kalbi ölür.” Hz. Ömer (r.a)

“Amellerin efdali, farzları yapıp haramlardan kaçınmak ve Allah katında sâdık niyettir.” Hz. Ömer (r.a)

“Hesâba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” Hz. Ömer (r.a)

“Âhiret işlerinde zarar etmektense, dünyâya âit işlerde zarar ediniz. Böylesi sizin için daha hayırlıdır.” Hz. Ömer (r.a)

“Alay, şaka ve mizah etmekten kaçınınız. Zîrâ insanın şerefini kırar, vakarını azaltır.” Hz. Ömer (r.a)

“Ahmakla arkadaşlık etmekten kaçın. Çünkü ekseriya, sana iyilik yapayım derken zararı dokunur.” Hz. Ömer (r.a)

“Tövbe edenlerle oturun, onların kalpleri yumuşak olur.” Hz. Ömer (r.a)

"Kalp kör olduktan sonra, gözün görmesinde pek yarar yoktur." Hz. Ali (r.a.)

"Mü'min bir kimse mazeretleri, münafık ise günah ve hataları arar!" İbn-i Mübarek

"Herkesin ölümü kendi rengindedir." Mevlana Celaleddin Rumi (k.s)

“Zâlim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.”(Tirmizî)

“Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir. (Ankebut/45)

“Akıl, insana verilen cevherlerden biridir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

Günün Sözü

Dünyayı arayıp ahireti bulanı hiç görmedik. Ama ahireti arayıp dünyayı bulanı gördük.
Ebû Said Hasan Basrî -

 

 

TASAVVUFUN ESASLARINDAN CEM’UL CEM

 
        Tasavvufun esaslarından biri de cem’ul cem, yani birlikte olma hâlidir. Peygamber Efendimiz (sas) Mekke’den Medine’ye göç ederken; akşam olunca müşriklerden korunmak için Sevr Mağarasına gitti. O mağaranın önüne geldikleri zaman Hz Ebu Bekir (r.a) Resulü Ekrem’e (s.a.s): “ İzin verirseniz siz burada bekleyin, ben mağaraya girip bakayım, size zarar verebilecek herhangi bir haşerat varsa temizleyeyim.” dedi ve içeri girdi. Hz. Ebu Bekir (r.a) mağaraya girince orada gördüğü delikleri yılan, akrep gibi zararlı hayvanların girmesine engel olabilmek için üzerindeki örtüyü yırtarak tıkadı. Sonra Rasulullah (s.a.s)'ı içeri çağırdı. Ancak delikleri kapamada kullandığı bez, son deliği kapatmaya yetmemişti. O deliği de ayak topuğu ile kapamıştı. Gerçekten de bu delikten gelen bir yılan Hz. Ebu Bekir'i (s.a.s) acı bir biçimde ısırmıştı. Hz. Peygamber, son derece yorgun olması hasebiyle dostunun dizine başını dayayarak uyuyakalmıştı. Hz. Ebu Bekir (r.a), topuğunda hissettiği acıya rağmen hiç kımıldamadı, fakat çektiği acı gözlerinden yaşların boşalmasına yol açmıştı. Rasulullah'ın (s.a.s) yüzüne bu yaşlar dökülünce hemen uyandı. Durumu öğrenince Hz. Muhammed (s.a.s), kendi tükürüğünü ilaç olarak ısırılan yere sürdü. Bir süre sonra ayağı tamamen iyileşmişti.
               
     Daha sonra müşrikler mağaranın önüne geldiklerinde Hz. Ebu Bekir (r.a), Resulü Ekrem’e (s.a.s) zarar vermelerinden çok korktu. Rasulullah (s.a.s) da Hz. Ebu Bekir’in (r.a) kalp hâlinden haberdar oldu ve “ Korkma Ya Ebu Bekir! Dilini damağına yapıştır ve kalbinden Allah de!” dedi. O’na kalp zikrini talim ettirdi ve sanki kendini suyun altındaymış gibi farz et ve kalbinden Allah-u Teâlâ’yı zikret, dedi. Bu şekilde Hz. Ebu Bekir’in (r.a) kalbinde bir sükûnet hâli oluştu. Böylelikle ilk kalp zikri Hz. Muhammed (s.a.s)’in Hz. Ebu Bekir’e (ra) talimatıyla yapılmıştır.
               
“ Sadece kalpler Allah-u Teâlâ’nın zikriyle mutmain olur.” ayet-i kerimesi orada tecelli oldu. Hz. Ebu Bekir’in (r.a) kalbi korku ve endişeden arındı ve Resulü Ekrem’le birlikte Allah’ı zikrettiler ve dışarıdaki müşriklerden haberdar olmadılar.
               
Buradaki hadise; “cem’ul cem” yani birlikte olma hadisesidir. Resulü Ekrem: “Korkma! Allah-u Teâlâ bizimle beraberdir.” dedi. Allah-u Teâlâ eğer bir kuluyla beraberse, onun yardımına koşarsa artık o kul için hiçbir zaman korku yoktur.
               
İslam tarihinin diğer dönemlerinde de bunu görmek mümkün. Mute Savaşı’na baktığımızda müşriklerin ordusuyla Müslümanların orduları arasındaki farkı görürüz. Müşriklerin ordusu Müslümanların ordusundan üç kat daha büyüktü ama savaşı Allah’ın (c.c) izin ve yardımıyla Müslümanlar kazandı. Bedir Savaşı’nda Müslümanlar ordu dahi denilemeyecek kadar küçük bir toplulukla müşriklerin güçlü ordusunu yendiler. Bedir savaşından sonra müşriklere:“ Onlar sizden sayıca daha azdı, siz çok kuvvetliydiniz, onları iyi tanıyordunuz; neydi sizi onlardan korkutan?” diye sorduklarında müşrikler: “ Biz onlardan korkmadık, onları tanıyorduk; bazıları kölemizdi fakat onların yanında onlarla savaşan beyaz elbiseli insanlar vardı. Biz onlardan korktuk, geri çekilmemizin sebebi buydu” dediler.
               
Tüm bu olaylarda Resulü Ekrem’in (sas) “ Korkma! Allah-u Teâlâ bizimledir.” sözünün doğruluğunu görüyoruz. Allah-u Teâlâ, O’nun yolunda olan kullarının daima yanındadır.
 
Ebu Naim İsfahani Hz. yüz bin hadisi ezbere bilen çok büyük bir hadis âlimidir. Tasavvufu 21 şekilde açıklamıştır. Bu açıklamaları; Hz. Ebu Bekir (ra) , Hz. Ömer (ra) , Hz. Osman (ra) , Hz. Ali (ra) Efendilerimizin rivayet etmiş olduğu hadislerden ve onların yaşayış biçimlerinden yola çıkarak yapmıştır. 21 tarifin 7 tanesi Hz. Ebu Bekir’den, 7 tanesi Hz. Ömer’den, 4 tanesi Hz. Osman’dan, 3 tanesi Hz. Ali Efendimizden alınmıştır.
 
Ebu Naim İsfahani Hz.nin yaptığı bu tariflerden biri şöyledir:
“Allah-u Teâlâ’nın emirleriyle nefsiniz karşı karşıya geldiğinde; Allah-u Teâlâ’nın emirleri üzerinde kadem yani sıkı durmak, nefsine karşı meyletmemek, nefsin istek ve arzularını yerine getirmemektir.”
 
 
     Cebrail (as) bir gün şöyle bir duada bulunuyor: “Ya rabbi! Yeryüzünde senin en çok razı olduğun kul hangisiyse, beni onunla karşılaştırsan, onu görsem.” diye dua eder. Allah-u Teâlâ da ona bir köprüyü işaret ederek: “Eğer o köprünün başında durursan, o kulumu görebilirsin. Köprüden geçen ilk kişi odur.” buyurur. Cebrail (a.s) gidip o köprünün başında bekler. Aradan zaman geçer, teheccüd vaktinde bir adam gelir. Abdest alıp teheccüd namazını kılar, ardından sabah namazını kılar. Sabah namazının ardından güneş doğana kadar ibadetine devam eder. Güneş doğunca odun kesmeye başlayan adam, odunları sırtına alıp evine dönmek için yola çıkıyor. Köprüden geçeceği zaman, karşısına atlı bir adam çıkar. Atın ayağı bir şeye takılıp sendeleyince adam üstünden düşüyor ve Odun taşıyan adama: “Atım seni görünce ürktü, ben senin yüzünden düştüm.” der, eline aldığı odunla adamı dövmeye başlar. Adam da hiç sesini çıkarmaz ve ne kendini savunur, ne de dövmesine mani olur. Atlı adamın siniri geçtikten sonra atına binip gitmek ister, fakat bir türlü atına binemez. Bunu gören dayak yiyen adam, atlı adamın yanına gidip sana yardım edeyim, benim yüzümden atından düştün, ne olur bana hakkını helal et, üzerimde hakkın kalmasın, der. Atlı adam; tamam hakkım helal olsun, deyip gider. Cebrail (a.s) hemen adamın yanına gelir. “ Neden böyle yaptın, adamın attan düşmesinde senin bir suçun yoktu ki.” der ama adam hâlâ kendini bundan mesul görür. Cebrail (a.s) ona “ Sen Cebrail’i (a.s) tanıyor musun?” diye sorar. Adam da ben cahil biriyim nerden bilirim? Der. Cebrail (a.s), eğer bana Cebrail’in yerini söylemezsen seni atlı adamdan daha çok döverim, sonrada bu köprüden aşağı atarım, der. Adamcağız düşünüyor, düşünüyor ben nerden bilirim Cebrail nerededir?
      Cebrail (a.s) hayır muhakkak söyleyeceksin, diye ısrar eder. Adam ne yapacağını bilemez, bir yere oturup gözlerini kapatır, bir müddet rabıta halinde durur. Sonra; “Arşa baktım, Cebrail (a.s) orada yoktu, yeryüzüne baktım orada da yoktu. Öyleyse ya sen Cebrail’sin (a.s) ya da ben Cebrail’im. Ben olamayacağıma göre demek ki sensin” der. Cebrail (a.s) da ona tüm olanların aslını anlatır ve ortadan kaybolur.
 
     Tasavvufta ki insanın nefsi de bu şekilde olmalı ki kâmil insan olsun.
İslam âlimleri; tasavvuf kâl ilmi değil, hâl ilmidir derler. Çünkü tasavvuf insanın birebir yaşadığı hadiselerdir, nefsini terbiye etme hâli, kemale erme halidir. Hiç kimsenin hâli ve imtihanı başkasınınkine benzemez. Hâl ilmi insanın varoluş hâlidir, kal ilmi ise onun laftaki halidir.
 
    Şeyh Abdurrahman Tahi Hz. “Keşke tasavvuf üzerine hiçbir söz söylenmeseydi, o zaman tasavvuf ehli olmayan insanlar bu konu üzerinde söz söyleme hakkına sahip olamazlardı.” demiş. Maalesef zamanımızda tasavvufu bilmeyen, bu işin ehli olmayan kimseler tasavvufla ile ilgili pek çok yorumda bulunuyorlar.
 
 
     İmam Rabbani Hz. “ Hakikat bir kuştur; bir kanadı şeriat, bir kanadı tarikattır. Birinden biri eksik olursa, hakikat kuşu uçmaz.” der.
 
    Tasavvuf mistik bir olgu olduğu için, tasavvufa giren bazı insanlar kendilerinde cezbe hâli gibi değişik hâller beklerler. Hâlbuki insanın tasavvufa girmesindeki niyeti Allah'ın rızasını kazanmak, takva üzerine yaşamak yani yapmış olduğu ibadet ve davranışların daha iyisini yapmaya çalışmak olmalıdır. Ancak bu şekilde mesafe kat edebilir. Çünkü Allah-u Teâlâ’nın kullarından istemiş olduğu en önemli şey; emirleri yerine getirmeleri, nefsin arzu ve isteklerinden vazgeçebilmeleridir.
 
    Şeyh Abdurrahman Tahi Hz. “Müridin gördüğü değişik hâller ve cezbe hâli, küçük bir çocuğun önüne konan şekerlerle oyalanması gibidir, Allah-u Teâlâ insana böyle hâller verdiyse, hiçbir zaman insan bu hâllerle meşgul olmamalı, yoluna devam etmelidir.” der. Çünkü insan yaşadığı hâllere takılıp kalırsa daha üstteki makamlara ulaşamaz.
 
    Üstadımıza bazı insanlar gelip yaşadıkları değişik hâlleri, rüyalarını anlattıklarında; Üstadımız anlattıklarına hiç iltifat etmez, bu gibi beklentilerden vazgeçip, tasavvufun asıl gayesi olan sünneti seniyyeye uymayı, haramlardan mekruhlardan kaçınmayı, en azından hayatında birkaç kez dahi olsa bir sünneti yerine getirmeye gayret göstermelerini tavsiye eder. Hayatımızda düstur edinmemiz gereken en önemli şey her amel ve davranışta Allah'ın rızasına uygun yaşamak olmalıdır ki yanlış yollara sapmayacak bir kul olsun.
 
    Şeyh Abdurrahman Tahi Hz.ne bağlı bir köy halkı vardı. Köyde herkes cezbe ehli, ama sadece yaşlı bir kadında bu hâller yoktu. Kadın haramlara, helallere, kul hakkı almamaya dikkat eden takva ehli bir hanımdı. Köy halkı cezbe hâli olmadığı için bu kadına gerçek mürit gözüyle bakmazlardı. Şeyh Abdurrahman Tahi Hz. vefat edip aradan yedi yıl geçtiğinde o köydeki insanlar yavaş yavaş cezbe ve muhabbet hâllerini yitirmiş sadece o yaşlı kadının muhabbeti daha da iyiye giderek kalbinde kalmışdır.
 
 
    Bir gün Seyyid Sıbgatullah Arvasi Hazretleri, müritleriyle birlikte otururken müridlerine; birlikte gidip tarlalara su taşıyan su yolarını temizleyelim der. Hep birlikte suyollarını temizlemek için bir yamaca giderler. Bazı müritler üst taraftaki suyollarını, bazıları alt taraftaki arkları temizlemeye başlarlar. Seyyid Sıbgatullah Arvasi Hz.leri de yüksek bir tepenin alt kısmına oturmuş; bir yanında Abdurrahman Tagi Hz. Diğer bir yanında oğlu ile oturup sohbet yapıyorlardı. O sırada yukarıda çalışan talebelerden birinin ayağına bir taş değer, o değen taş hızlıca aşağıya doğru Seyyid Sıbgatullah Arvasi Hz.lerinin üstüne doğru yuvarlanır. Yukarıdan müridlerden biri bağırır ,
    —Dikkat edin taş çarpacak. Fakat Seyyid Sıbgatullah Arvasi Hz.lerinin arkası dönük olduğu için fark etmez. Abdurrahman Tagi Hz. leri hocasına doğru yuvarlanan taşı görünce hemen kalkıp kendisini taşın önüne atar. Seyyid Sıbgatullah Arvasi Hz.lerinin oğlu ise taş kendisine gelmesin diye kaçar. Bu hadise geçtikten sonra Seyyid Sıbgatullah Arvasi Hz.leri “hayırlı bir murid, evlattan daha hayırlıdır” der. İnşallah bizler de Seyda’nın manevi evlatlarıyız.
      İnsan tarikata girdiği zaman mürşidi onun manevi babası hükmündedir.
İnsan için iki defa doğum vardır. Bir tanesi insanın annesinden doğduğu zamandır, o zaman ki babası zahiri, yani dünyaya gelmesine vesile olan babasıdır. İkinci doğum ise, insanın tarikata girmesi ile başlar. Asıl doğuş budur, insanın mürşidi de manevi babasıdır. Manevi babası da kendi babası hükmündedir. İslam hukukuna göre insan nasıl kendi babasına hürmet ve saygı göstermesi gerekiyorsa, mürşidi de aynı konumdadır, aynı sevgiyi saygıyı ona da göstermesi gerekir. Sıbgatullah Arvasi Hz.lerinin dediği gibi müritler mürşitlere kendi evlatlarından daha hayırlı olabilirler. İnsanın babası evladını yetiştirirken, onun maneviyatına dikkat ederken iyi okullarda okumasını, iyi bir yaşam sürmesini ister ve onun için çalışır. Fakat bir mürşidi kâmilin evladı için istediği manevi hal asla kendi babasının ki gibi değildir. ahiretin zorluklarını, şeytanın hilelerini ve nefsin tuzaklarını bilen şeyh bu zorlu yolda müridini yalnız bırakmaz onu kollar ve gözetir. Maneviyatta ayağı tökezlediğinde onu elinden tutar kaldırır.
   Ahir zamanda evlatların yırtıcı aslanlar olduğu günümüzde, her babanın evladını kendi eliyle götürüp bir mürşide teslim etmesi gerekmezmi? Bu insanın kendine ve evladına yapacağı en büyük iyiliktir.

 

"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "

discount tretinoin 0.1 45 gm cream site will u buy viagra over the counter viagra generic prednisone for sale online link link oral safe generic propecia male pattern baldness lisinopril reviews impotence cialis canadian generic here buy overnight viagra online viagra sales in 2007 cialis levitra shop generic viagra over no ed generic viagra online generic drug list for accutane purchase glucophage metformin paxil 40 price of cialis at walmart zoloft without a prescription generic name how to xenical reviews link imitrex gmc biggest buyer of viagra zithromax dosing cost the cheapest time to take lipitor cialis how long online drugstore buspar price generic buy erythromycin without rx sitemap