“Güzel insanların gözü güzel şeyleri, kötü insanların gözü ise kötü şeyleri görür.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahına pişman olmayan kimsenin tarikattan nasibi yoktur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tasavvufa giren insanlar meşayih-i kiramın evladıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s) 

“Günahtan duyulan pişmanlığın derecesi, dağdan üzerine yuvarlanan taşın önünde eli kolu bağlı kalınca duyulan korku gibi olmalıdır.” Seyda Molla Muhyeddin (k.s)

“Kişi başına gelen musibetlerin belaya dönüşmemesi için Allah’a dua etmelidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bütün insanlar Allah’a giden yolda peygamberlere, peygamberler de Cebrail’e muhtaçtı.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tarikat, İslamiyet içerisindeki nurların döndüğü yerdir.” Seyda Alameddin (k.s)

“Öfkelenen insan şeytanın elindeki topaç gibidir, şeytan onu istediği yöne çevirir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kulun kula haset etmesi, aslında Allah’a haset etmesidir. (H.B.)

“Acziyeti idrak, en büyük mertebedir.” Hz. Ömer (r.a)

“Ma’siyyet içinde tövbe olmaz.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah Teâlâ insana faydalı her nimeti Resul-i Ekrem (s.a.v)  zamanında vermiştir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Anne babasından güzel bir din eğitimi alan evladın işlediği her hayrın sevabı önce annesine, sonra babasına gönderilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bizlere Seyyid demeyiniz, eğer biz Seyyid isek Allah bunun mükâfatını zaten verecektir ama eğer değilsek Allah bunun hesabını bizden sorar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s) 

“Allah dostları vefatlarından sonra gizlendiği bulutun arkasından çıkan kızgın güneş gibidir.”(H.B.)

“Her bakan gözün gördüğü şey farklıdır.” (H.B.)

“Şeyhe yapılan sürekli rabıta, kalbin her an zikretmesine vesile olur.” (H.B.)

“Zikirde görülen şeylere aldanmak, aynadan yansıyan akse takılı kalmak gibidir.” (H.B.)

“Her an rabıta halinde olmak müridi kötülüklerden korur.” (H.B.)

“Derecesi yüksek olan kendini küçük görendir; derecesi küçük olan ise kendini büyük görendir.” (H.B.)

“Allah Teâlâ’nın mağfireti Resul-i Ekrem’in (s.a.v) mutabaatına bağlıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Rabıta, müridi dünya muhabbetinden uzaklaştır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Evlat-ı salihin işlediği her güzel amele anne babası da ortaktır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Müridin şeyhinden izin alarak çektiği ezkar, aşılanmış ağacın verdiği meyve gibi daha kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Resul-i Ekrem (s.a.v) vefatından sonra en büyük bela tokluk oldu.” Hz. Ayşe (r.a)

“İnsan gecesini boş işlerle geçirip geç yatar, sonra da sabah namazına kalkamazsa, o namazını keyfi olarak terk etmiş gibi olur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Asr’a andolsun ki insan mutlaka ziyandadır.” (Asr/1,2)

“Bilesiniz ki, Allah dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.”(Yûnus,62)

“Bir insan günahı nispetinde edepsizdir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın nefsi köleye benzer, onun efendisi kalp ve ruhtur.” Mevlana Celaleddin Rumi

“Sadık bir mürid evlattan daha hayırlıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s)

“Tarikattaki insanın iki babası vardır. Biri nesebi babası, diğeri şeyhidir. Nesebi babası onu dünya hayatına, manevi babası da âhiri hayatına hazırlar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah dostları zühd sahibi insanlardır, şanla şöhretle ilgilenmezler.” (H.B.)

“İnsanlar bir araya geldiklerinde gıybet etmek, boş sözler söylemek yerine Allah'ı anmalılar ki meclislerine azap değil nur yağsın.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahından pişman olmayan, nasihat tesir etmeyen insanın imanından şüphe edilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan hiçbir yerdedir.” Necip Fazıl Kısakürek

“Âlimlerin en şansızı cahilin arasında olandır.” (H.B.)

“Müridin virdini terk etmesi varlık duygusundan kaynaklanır.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Dostunla çok dost olma, düşmanınla çok düşman olma. Olur ki bir gün dostun düşmanın, düşmanın dostun oluverir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın güzelliği sabrettiği sıkıntılar nispetindedir”. (F.B.)

“İlim ancak amel edildiğinde kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kalpler ancak Allah'ı anmakla zikriyle mutmain olur.” (Ra’d/28)

“Hakikat bir kuştur; bir kanadı tarikat, bir kanadı şeraittir. Birinden biri eksik olursa hakikat kuşu uçmaz.” İmam Rabbani (k.s)

“Tasavvuf kal ilmi değil hal ilmidir.”

“Keşke tasavvuf üzerine hiç söz söylenmeseydi de, ehl-i tasavvuf olmayan kimseler tasavvufu anlatmamış olsalardı.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Müridin gördüğü değişik haller ve cezbe hali, oyalanması için küçük bir çocuğun önüne konulan şekerlemeler gibidir.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“İnsan haklı olduğu bir konuda münakaşa etmek yerine susup, geriye çekilse, haksız olabileceğini düşünse ne kaybeder? Ne kazanır? (H.B.)

“Üç günden fazla küs kalan insanlar kendi elleriyle kendilerini Allah’ın rahmetinden mahrum ederler.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Her mürşid-i kâmil, yetiştirdiği halifesini omzuna bastırarak bir üst dereceye ulaştırır.” (H.B.)

“Mürşid-i kâmil olan kulların kalbi Allah Teâlâ’nın nazargahıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Acı çekmeden başarı kazanılmaz”. (H.B.)

“Her insanın evinden son çıkışı vardır.” (F.B.)

“Bir yerde bir hayır işlendiği zaman o hayrın nispeti etrafa da faydalı olur; bir yerde de bir günah işlendiği zaman da o günahın zulmeti etrafı sarar.” (F.B.)

“Sadakat sıkıntılı dönemlerde kendini belli eder.” Seyda Alameddin (k.s)

“Sınırı olan dünyayı sınırsız bir aşkla sevmek, insana eziyet verir.” Seyda Alameddin (k.s)

Allah katında büyüklük, sayıya değil keyfiyyete bakar.” Seyda Alameddin (k.s)

“Ahir zamanda imanı muhafaza etmek, elde sıcak kor tutmaktan daha zordur.” (H.Ş.)

“Tasavvufta hissesi olmayan bir insan zamanın muhakkik ulemalarından biri sayılsa dahi, ahir zamanda zındıkların kurdukları tuzaklara karşı imanını muhafaza edemez.” Seyda Alameddin (k.s)

“Çok mukaddes neticelerin kazanılacağı zamanlarda insan, nefs ve şeytanın istilasındadır.” Seyda Alameddin (k.s)

“Kişinin işlediği her bir amelin elbisesi kendisine giydirilir. Hayır ise hayır, şer ise şer.” Hz. Osman (r.a)

“Eğer kalpleriniz temiz olsaydı, Allah'ın kelâmını okumaya doymazdınız." Hz. Osman (r.a) 

“Eğer söz gümüş ise sükût altındır.” Hz. Süleyman (a.s)

“Mü'min bir kimsenin dili, kalbinin arkasındadır. Konuşmak istediği zaman kalbiyle o şeyi düşünür, sonra diliyle onu geçiştirir; münafığın dili kalbinin önündedir. Bir şeyi kastettiğinde diliyle söyler, kalbiyle düşünmez.” Hasan Basri (r.a) 

“Kişinin malayani şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.”(Tirmizi, Zühd/11)

“ Âdemoğlu sabahladığı zaman tüm azaları dile hatırlatıcı oldukları halde sabahlar ve derler ki: Bizim hakkımızda Allah’tan kork! Zira sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Eğer sen inhirat edersen  biz de inhirat eder  haktan ayrılırız.”(Tirmizi)

“Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Kalbi de dili doğru olmadıkça doğru olmaz. (Haraiti)

“Sâdık arkadaşlar bulun ve onların arasında yaşayın. Dürüst ve samîmi arkadaşlar, darlıkta yardımcı, genişlikte süs ve zînettirler.” Hz. Ömer (r.a) 

“Dostunun sana düşen işini güzel bir şekilde gör ki, lüzumunda, sana daha güzeliyle karşılıkta bulunsun.” Hz. Ömer (r.a)

“ İşlerini Allah’tan korkanlara danış ve onlarla istişâre et.” Hz. Ömer (r.a)

“Allah’a itâat eden büyük zâtların sözlerine dikkat edin. Çünkü onlara Allah tarafından gerçekler tecellî eder ve onu konuşurlar.”Hz. Ömer (r.a)

“İyilik kolay bir şeydir. Güler yüz ve yumuşak söz bunu temin eder. Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık göstermeksizin yumuşak ol.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok gülenin heybeti azalır. Şaka yapan eğlenceye alınır. Bir şeyi çok yapan onunla tanınır.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok konuşan çok yanılır, hataya düşer. Böyle kimsenin hayâsı azalır. Hayâsı azalan şüpheli şeylerden az kaçınır. Şüpheli şeylerden az kaçınanın kalbi ölür.” Hz. Ömer (r.a)

“Amellerin efdali, farzları yapıp haramlardan kaçınmak ve Allah katında sâdık niyettir.” Hz. Ömer (r.a)

“Hesâba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” Hz. Ömer (r.a)

“Âhiret işlerinde zarar etmektense, dünyâya âit işlerde zarar ediniz. Böylesi sizin için daha hayırlıdır.” Hz. Ömer (r.a)

“Alay, şaka ve mizah etmekten kaçınınız. Zîrâ insanın şerefini kırar, vakarını azaltır.” Hz. Ömer (r.a)

“Ahmakla arkadaşlık etmekten kaçın. Çünkü ekseriya, sana iyilik yapayım derken zararı dokunur.” Hz. Ömer (r.a)

“Tövbe edenlerle oturun, onların kalpleri yumuşak olur.” Hz. Ömer (r.a)

"Kalp kör olduktan sonra, gözün görmesinde pek yarar yoktur." Hz. Ali (r.a.)

"Mü'min bir kimse mazeretleri, münafık ise günah ve hataları arar!" İbn-i Mübarek

"Herkesin ölümü kendi rengindedir." Mevlana Celaleddin Rumi (k.s)

“Zâlim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.”(Tirmizî)

“Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir. (Ankebut/45)

“Akıl, insana verilen cevherlerden biridir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

Günün Sözü

Dünyayı arayıp ahireti bulanı hiç görmedik. Ama ahireti arayıp dünyayı bulanı gördük.
Ebû Said Hasan Basrî -

TEVESSÜL NEDİR?

 

Tevessül, Arapça  “vesile” kelimesinden gelmektedir. Vesile; derece, yakınlık, şefaat, başkasına yaklaşmak için vasıta kılınan şey manalarına gelir. Ayrıca vesile, cennette yüksek bir derecenin ve Peygamber Efendimizin şefaatinin adıdır.

Tevessül; Allah Teâlâ’ya yaklaşmak, huzurunda manevi itibar ve derece bulmak yahut bir faydanın elde edilip zararın defedilmesiyle ihtiyacını gidermek için salih bir amel veya zatla Cenab-ı Hakk’a yakınlık sağlamaktır.

Allah Teâlâ’nın razı olduğu şekil ve amellerle meşru olan vesilelerin temelini üç şey oluşturmaktadır:

Birincisi; kendisine tevessül olunan zat ki O, Allah Teâlâ’dır.

İkincisi; tevessül eden zat ki o, Allah Teâlâ’nın yakınlığını isteyen yahut bir hayrın ele geçip bir şerrin defedilmesi ile ihtiyacının giderilmesini arzulayan zayıf aciz kuldur.

Üçüncüsü; kendisi ile tevessül olunan şey ki bu, kulun kendisi ile Allah Teâlâ’ya yakınlık sağladığı salih ameller ve şahıslardır.

Yapılan tevessülün fayda vermesi ve ihtiyacın giderilmesi içinde bazı şartların bulunması gerekir.

1-Tevessül edenin vesileye ve faydasına inanan salih bir mümin olması gerekir.

2-Tevessül edilen amelin Allah Teâlâ’nın vesilesi için meşru kıldığı, rağbet ettiği bir amel olması gerekir.

3-Bu meşru amelin Allah’ın Resulünün öğrettiği şekilde Allah’a yakınlık için yapılması gerekir.

Bidat ve haram olan amellerle, salih olmayan kimselerle de Allah Teâlâ’ya yakınlık sağlanmaz. İman ve salih amellerle Allah Teâlâ’ya yaklaşma konusunda İslam ümmetinin ittifakı vardır. İhtilaf ve münakaşaya sebep olan tevessül ise zatlarla yapılan tevessüldür.

Peygamber Efendimizi ve bütün salihleri sevmek, onların halleriyle hâllenmek, bereketlerinden istifade etmek ilahi bir emir olup salih amellere girmektedir.Hayatta veya vefat eden zatların ruhlarından istifade edilebilir. Kabir ehli, âlemi berzahta hayattadır. Birbirlerini ziyaret ederler. Hayatta olanlardan kötü haber duyduklarında rahatsız olurlar.  Nimetlenir ve azap görürler. Hayattakilerin ameli bu ruhlara gösterildiğinde, iyi ameller için Allah’a hamd edip sevinirler ve daha fazlasını yapmaları için dua ederler.Kötü ameller için de şöyle dua ederler: ”Allah’ım onları taat ve ibadete döndür. Bizi hidayete erdirdiğin gibi onları da hidayete erdir.” Başka bir hadis-i şerifte: “Ölen kimse defin edildikten sonra kendisini defin eden cemaatin geri dönüşlerindeki ayak seslerini işitir. Ölü kendisini taşıyanı, yıkayanı, kabre koyanı tanır.” (Ahmed, Müsned, 126/11600) buyrulur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Bedir’de ölen kâfirlerin cesetlerinin Kalib kuyusuna atılmalarını emretti. Onlar kuyuya atıldıktan sonra o kuyunun başına gelen Peygamber Efendimiz, ölülerin baba adlarıyla beraber kendi isimlerini teker teker söyledi ve şöyle buyurdu: “Rabbimizin verdiği vaadin doğru olduğunu gördünüz mü? Ben doğru olduğunu gördüm.”Bu hitap üzerine Hz. Ömer (r.a ) şöyle dedi: ”Bu leş haline gelen kimselere mi söylüyorsun? Onlar nasıl duyarlar?” Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: ”Beni hak ile gönderen Allah’a yemin olsun ki siz onlardan daha fazla işitici değilsiniz.” (Buhari)

Hz. Aişe’den (r.a ) rivayet edilen bir hadis-i şerifte: “Bir adam kardeşinin kabrini ziyaret edip yanına oturduğunda, o kendisini tanıyarak sevinir, verdiği selama karşılık verir ve bu hal o kişi kalkıncaya kadar devam eder.” buyrulur. Bir başka hadis-i şerifte: “Ölülerinizin kefenlerini güzelleştiriniz. Onlara iyi kefen alınız. Çünkü ölüler, onlarla iftihar edip birbirlerinin ziyaretine giderler.”buyrulmuştur. Bu hadis-i şeriflerden anlaşılıyor ki ölüler de kendilerine özgü bir yaşamla diridirler.

Meşru olan tevessül şu başlıklar altında toplanabilir;

1-Peygamber (s.a.v.)  ile tevessül,

2-Salih kullar ile tevessül,

3-Salihlerin duası ile tevessül,

4-Amellerle tevessül,

5-Esma-ül Hüsna ile tevessül.

Dünya ve ahirette Allah Teâlâ’ya yaklaşmaya, O’na ihtiyaçlarımızı arz etmeye, sayesinde günahlarımızın bağışlanmasına, ihsanlara kavuşmamıza en büyük vesile Peygamber Efendimiz (s.a.v)dir. Peygamber Efendimiz (s.a.v), dünyaya teşrif etmeden önce, hayatı saadetlerinde ve ahirete irtihallerinden sonra Allah’a tevessül edilmiştir.

Hz. Ömer’den (r.a) rivayet edildiğine göre  Hz. Âdem (a.s) cennetten çıkarılmasına sebep olan hatayı işledikten sonra uzun süre affedilmesi için dua ve niyazda bulundu. Duası bir türlü kabul edilmedi. Sonra: “Allah’ım beni Muhammed’in hakkı için affeyle tövbemi kabul buyur.” diye yalvardı. Cenab-ı Hakk: “Sen Muhammed’i nereden tanıyorsun?” diye sorunca Âdem (a.s), yaratıldığı zaman başını kaldırıp arşa baktığında sütunlarında “La ilahe illallah muhammedenresullullah” cümlesini gördüğünü, ismi Allah ismiyle yazılan birinin O’nun sevdiği bir kul olması gerektiğini düşündüğünü ve bundan dolayı onun ismiyle tevessül ettiğini söyledi.Allah Teâlâ; doğru söylediğini, ahir zaman peygamberinin hatırına affedildiğini ve O olmasaydı kendisinin de (Âdem a.s) yaratılmayacağını ona bildirmiştir.

Hayatı saadetlerinde Peygamber Efendimiz (s.a.v) ile yapılan tevessül:

Osman b. Huneys (r.a) şöyle anlatıyor: “Gözleri görmeyen bir adam, bir gün Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) gelip şöyle dedi;

“Ya Resulullah! Gözlerim görmüyor, siz dua edin benim bu gözlerim iyi olsun.” Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v): “İstersen dua edeyim istersen sabret ama sabretmen senin için daha hayırlıdır.” buyurdu. Adam, gözlerinin görmemesinin kendisine çok ağır geldiğini ve açılması için dua etmesini istedi. O zaman Peygamber Efendimiz (s.a.v)  şöyle buyurdu: ”Öyleyse git güzel bir abdest al, sonra iki rekât namaz kıl, akabinde şöyle dua et; Yarabbi ben senden diliyorum, rahmet Peygamberin (s.a.v) ile sana yöneliyorum.  Ya Muhammed (s.a.v)! ben seninle Rabbine yöneliyorum ta ki gözlerim açılsın. Ya Rabbi! O’nun şefaatini benim hakkımda kabul eyle ve benim de kendim için yaptığım duayı kabul et.” Osman b. Huneys (r.a) şöyle diyor: “Bu adam gitti, biz daha Resulullah‘ın huzurundan ayrılmamıştık tekrar geldi. Baktık ki gözleri iyi olmuştu.” (ibniMace)

Vefatından sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v) ile yapılan tevessül:

El Utbi şöyle demiştir: “Resulullah’ın (s.a.v) kabri yanında oturuyordum. Araplardan biri geldi ve “es-selamualeyke ya Resulullah! Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu işittim; “Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileseler, Resul de onlar için istiğfar etseydi Allah’ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı.”(Nisa,64)İşte günahlarımdan istiğfar ederek, Rabbime seni şefaatçi edinerek sana geldim.” dedi ve şu şiiri söyledi:

“Ey bu topraklarda yatanın en hayırlısı ve en büyüğü! Senin güzel koku ve bereketinle bu vadi ve tepeler bereketlenip hoş oldu. Senin bulunduğun ve içinde her derde deva ile cömertlik ve kerem bulunan bu kabre canım kurban olsun.”

Bu şiiri okuduktan sonra dönüp gitti. O anda beni bir uyku bastı. Rüyamda, Peygamber Efendimizi (s.a.v) gördüm. Bana: “Ya Utbi! Arabiye yetiş ve kendisine, Allah’ın onu affettiğini müjdele.” dedi.”

Abdurrahman b. Sad (r.a) şöyle anlatmıştır: “İbn-i Ömer (r.a) ile beraber oturuyordum. Ayağı birden kasıldı.“Ya Ebu Abdurrahman, ayağına ne oldu?” dedim.“Ağrı girdi.” dedi.“En çok sevdiğinin adını an da iyi olsun.” dedim.“Ya Muhammed!” diye nida etti, ayağı hemen düzeldi.”

İmam Gazali Hazretleri: “Namaz kılan kişi ettehiyatü okuduğu zaman esselamualeykeeyyühennebiyyu ve rahmetullahi ve berekatühü derken şöyle düşünsün; sanki Peygamber (s.a.v) karşısındadır ve O’na hitap etmektedir. Aynı zamanda itikad etsin ki Peygamber (s.a.v) onun selamını işitip onu cevaplandırır.”

Emirel Müminin Ebu Cafer el Mansur ile İmam-ı Malik, Peygamber Efendimizin (s.a.v)  camiinde münazara ettiler. İmam-ı Malik (r.a), Emirel Mümine şöyle dedi: “Bu camide sesini fazla yükseltme; çünkü Cenab-ı Hakk bazı kişileri terbiye etmek için şöyle buyuruyor:

 “Ey iman edenler! Sesinizi Peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin, birbirinizi çağırır gibi ona çağırmayın. Haberiniz olmadan ameliniz boşa çıkar.” (Hucurat,2)

Cenab-ı Hakk bazı kişileri methederek şöyle buyuruyor:

“Gerçekten Allah’ın peygamberi yanında seslerini kısanlar, bunlar o kimselerdir ki Allah kalplerini takva için imtihan etmiştir. Onlara marifet ve büyük bir mükâfat vardır.” (Hucurat,3)

Bazı kişileri de yaptıklarından dolayı kötüleyerek şöyle buyuruyor:

“Peygambere ait odaların önünde sana çağıranlar varya onların çoğu aklı ermeyenlerdir.” (Hucurat,4)”

İmam-ı Malik bu bilgileri Emirel Mümine anlatınca Emirel Müminin kabul edip sordu:

“Ya imam! Kıbleye mi dönüp dua edeyim yoksa kabri şerife mi?” İmam-ı Malik:

“Peygamber Efendimiz (s.a.v) hayatta iken nasıl hürmet ve saygı lazımsa vefatından sonra da aynı şekilde hürmet ve saygı lazımdır. Sen nasıl yüzünü ondan çeviriyorsun? Hâlbuki O, hem senin hem de baban Âdem’in (a.s) kıyamete kadar vesilesidir. Bunun içindir ki O’na yönel, O’ndan şefaat dile, ta ki O da sana şefaat etsin.” Bu sözleri söyleyen imam sonra şu ayeti okudu:

“Eğer onlar nefislerine zulmettikleri zaman sana gelselerdi, kendileri için Allah’tan af isteselerdi ve Resul de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette cenab-ı Hakk’ı tövbeleri ziyadesiyle kabul edici, merhametli bulacaklardı.” (Nisa,64)

 

Ahirette Peygamber Efendimiz (s.a.v) ile tevessül:

Ebu Hureyre, Ebu Said ve Huzeyfe’den (r.a ) rivayet edilen hadis-i şeriflerde kıyamet günü mahşerin dehşetinden kurtulmak isteyen bütün insanlar babaları Âdem’den (a.s)  başlayıp bütün ulul-azam peygamberlere gidecek, Allah Teâlâ’nın kendilerini bu halden kurtarması için şefaat etmelerini talep edecekler. Her biri kendisinin buna liyakatli olmadığını, kendisini meşgul edecek bir derdi bulunduğunu ve bu işe en ehil olanın Hz. Muhammed (s.a.v) olduğunu, O’na gitmelerini tavsiye edecekler.İnsanlar da Peygamber Efendimize (s.a.v) gelip durumu arz edecekler. Efendimiz de (s.a.v) Allah Teâlâ’dan izin isteyip secdeye kapanarak O’na hamd edecek. Cenab-ı Hakk kendisine:

“Ya Muhammed! Başını kaldır. Söyle, sözün dinlenecek. İste, istediğin verilecek. Şefaat et, şefaatin kabul edilecek.”buyuracak. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v):

“Ya Rabbi! Ümmetim, ümmetim.” diyecek.

Kendisine: “Kalbinde zerre kadar imanı olanı cehennemden çıkar.” buyrulacak. O da zerre kadar imanı olanı cehennemden çıkarıp cennete sevk edecek. Böylece bütün insanların en zor gününde, en büyük müşküllerini ortadan kaldırmak için Allah’ın izni ve inayetiyle vesile olacaktır. (Buhari, Müslim)

Buraya kadar olan kısımda gördük ki çeşitli şekillerde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vesile kılınarak tevessül edilmiştir.

Tüm Müslümanlar bilirler ki Allah Teâlâ her şeyin yaratıcısıdır, her şeyin hâkimiyeti O’nun elindedir, bütün işler O’na döndürücüdür. Tevessül eden kişi, kendisiyle tevessül ettiği şahsa ne bir fiil ne de yaratma işini nispet etmektedir; sadece o insanın Allah Teâlâ katındaki derece ve yakınlığını kabul edip onu aracı kılmaktadır. Allah Teâlâ’ya yakınlık ise sabit bir gerçektir. İşte bu yakınlıkla Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kıyamet gününde müslümanlara şefaat edecektir.

İnsanlar cansız varlıklara fiil isnat etmekten çekinmezler. Şu sözler herkesin dilindedir: “Su hararetimi giderdi.  İlaç bana fayda verdi. Yemek beni doyurdu.” Bu tür bir isnat Peygamber Efendimize (s.a.v) yapıldığında ise şirk yaygaraları kopararak cahilane saçmalarlar.Biz de onlara soruyoruz: “Siz sıkıntınızı gidermesini istediğiniz kimsenin tek başına Allah Teâlâ olmadan o işi yaratacağını düşünüyor musunuz?” Eğer böyle düşünüyorsanız bu durumda asıl şirke düşmüş olan siz oluyorsunuz.

Allah bir hayrın ortaya çıkmasını murat etmişse o iş için sebeplerden bir sebep kılmaktadır. Konumuzun bu bölümünü Haşr Suresi’nin 10. ayeti ile noktalıyoruz:

“Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla, kalbimizde müminlere karşı kin bırakma. Rabbimiz şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin.”

Yüce Allah’tan dileğimiz, bizleri dinden uzaklaştırmasın ve düşmanlığı kalplerimizden uzaklaştırsın. Muhalif olan kardeşlerimizi de hayır ve hidayet yoluna fazlı keremiyle ulaştırsın. Onları fitne ve fesat sebebi eylemesin.

"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "

discount tretinoin 0.1 45 gm cream site will u buy viagra over the counter viagra generic prednisone for sale online link link oral safe generic propecia male pattern baldness lisinopril reviews impotence cialis canadian generic here buy overnight viagra online viagra sales in 2007 cialis levitra shop generic viagra over no ed generic viagra online generic drug list for accutane purchase glucophage metformin paxil 40 price of cialis at walmart zoloft without a prescription generic name how to xenical reviews link imitrex gmc biggest buyer of viagra zithromax dosing cost the cheapest time to take lipitor cialis how long online drugstore buspar price generic buy erythromycin without rx sitemap