“Güzel insanların gözü güzel şeyleri, kötü insanların gözü ise kötü şeyleri görür.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahına pişman olmayan kimsenin tarikattan nasibi yoktur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tasavvufa giren insanlar meşayih-i kiramın evladıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s) 

“Günahtan duyulan pişmanlığın derecesi, dağdan üzerine yuvarlanan taşın önünde eli kolu bağlı kalınca duyulan korku gibi olmalıdır.” Seyda Molla Muhyeddin (k.s)

“Kişi başına gelen musibetlerin belaya dönüşmemesi için Allah’a dua etmelidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bütün insanlar Allah’a giden yolda peygamberlere, peygamberler de Cebrail’e muhtaçtı.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tarikat, İslamiyet içerisindeki nurların döndüğü yerdir.” Seyda Alameddin (k.s)

“Öfkelenen insan şeytanın elindeki topaç gibidir, şeytan onu istediği yöne çevirir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kulun kula haset etmesi, aslında Allah’a haset etmesidir. (H.B.)

“Acziyeti idrak, en büyük mertebedir.” Hz. Ömer (r.a)

“Ma’siyyet içinde tövbe olmaz.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah Teâlâ insana faydalı her nimeti Resul-i Ekrem (s.a.v)  zamanında vermiştir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Anne babasından güzel bir din eğitimi alan evladın işlediği her hayrın sevabı önce annesine, sonra babasına gönderilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bizlere Seyyid demeyiniz, eğer biz Seyyid isek Allah bunun mükâfatını zaten verecektir ama eğer değilsek Allah bunun hesabını bizden sorar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s) 

“Allah dostları vefatlarından sonra gizlendiği bulutun arkasından çıkan kızgın güneş gibidir.”(H.B.)

“Her bakan gözün gördüğü şey farklıdır.” (H.B.)

“Şeyhe yapılan sürekli rabıta, kalbin her an zikretmesine vesile olur.” (H.B.)

“Zikirde görülen şeylere aldanmak, aynadan yansıyan akse takılı kalmak gibidir.” (H.B.)

“Her an rabıta halinde olmak müridi kötülüklerden korur.” (H.B.)

“Derecesi yüksek olan kendini küçük görendir; derecesi küçük olan ise kendini büyük görendir.” (H.B.)

“Allah Teâlâ’nın mağfireti Resul-i Ekrem’in (s.a.v) mutabaatına bağlıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Rabıta, müridi dünya muhabbetinden uzaklaştır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Evlat-ı salihin işlediği her güzel amele anne babası da ortaktır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Müridin şeyhinden izin alarak çektiği ezkar, aşılanmış ağacın verdiği meyve gibi daha kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Resul-i Ekrem (s.a.v) vefatından sonra en büyük bela tokluk oldu.” Hz. Ayşe (r.a)

“İnsan gecesini boş işlerle geçirip geç yatar, sonra da sabah namazına kalkamazsa, o namazını keyfi olarak terk etmiş gibi olur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Asr’a andolsun ki insan mutlaka ziyandadır.” (Asr/1,2)

“Bilesiniz ki, Allah dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.”(Yûnus,62)

“Bir insan günahı nispetinde edepsizdir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın nefsi köleye benzer, onun efendisi kalp ve ruhtur.” Mevlana Celaleddin Rumi

“Sadık bir mürid evlattan daha hayırlıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s)

“Tarikattaki insanın iki babası vardır. Biri nesebi babası, diğeri şeyhidir. Nesebi babası onu dünya hayatına, manevi babası da âhiri hayatına hazırlar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah dostları zühd sahibi insanlardır, şanla şöhretle ilgilenmezler.” (H.B.)

“İnsanlar bir araya geldiklerinde gıybet etmek, boş sözler söylemek yerine Allah'ı anmalılar ki meclislerine azap değil nur yağsın.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahından pişman olmayan, nasihat tesir etmeyen insanın imanından şüphe edilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan hiçbir yerdedir.” Necip Fazıl Kısakürek

“Âlimlerin en şansızı cahilin arasında olandır.” (H.B.)

“Müridin virdini terk etmesi varlık duygusundan kaynaklanır.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Dostunla çok dost olma, düşmanınla çok düşman olma. Olur ki bir gün dostun düşmanın, düşmanın dostun oluverir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın güzelliği sabrettiği sıkıntılar nispetindedir”. (F.B.)

“İlim ancak amel edildiğinde kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kalpler ancak Allah'ı anmakla zikriyle mutmain olur.” (Ra’d/28)

“Hakikat bir kuştur; bir kanadı tarikat, bir kanadı şeraittir. Birinden biri eksik olursa hakikat kuşu uçmaz.” İmam Rabbani (k.s)

“Tasavvuf kal ilmi değil hal ilmidir.”

“Keşke tasavvuf üzerine hiç söz söylenmeseydi de, ehl-i tasavvuf olmayan kimseler tasavvufu anlatmamış olsalardı.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Müridin gördüğü değişik haller ve cezbe hali, oyalanması için küçük bir çocuğun önüne konulan şekerlemeler gibidir.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“İnsan haklı olduğu bir konuda münakaşa etmek yerine susup, geriye çekilse, haksız olabileceğini düşünse ne kaybeder? Ne kazanır? (H.B.)

“Üç günden fazla küs kalan insanlar kendi elleriyle kendilerini Allah’ın rahmetinden mahrum ederler.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Her mürşid-i kâmil, yetiştirdiği halifesini omzuna bastırarak bir üst dereceye ulaştırır.” (H.B.)

“Mürşid-i kâmil olan kulların kalbi Allah Teâlâ’nın nazargahıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Acı çekmeden başarı kazanılmaz”. (H.B.)

“Her insanın evinden son çıkışı vardır.” (F.B.)

“Bir yerde bir hayır işlendiği zaman o hayrın nispeti etrafa da faydalı olur; bir yerde de bir günah işlendiği zaman da o günahın zulmeti etrafı sarar.” (F.B.)

“Sadakat sıkıntılı dönemlerde kendini belli eder.” Seyda Alameddin (k.s)

“Sınırı olan dünyayı sınırsız bir aşkla sevmek, insana eziyet verir.” Seyda Alameddin (k.s)

Allah katında büyüklük, sayıya değil keyfiyyete bakar.” Seyda Alameddin (k.s)

“Ahir zamanda imanı muhafaza etmek, elde sıcak kor tutmaktan daha zordur.” (H.Ş.)

“Tasavvufta hissesi olmayan bir insan zamanın muhakkik ulemalarından biri sayılsa dahi, ahir zamanda zındıkların kurdukları tuzaklara karşı imanını muhafaza edemez.” Seyda Alameddin (k.s)

“Çok mukaddes neticelerin kazanılacağı zamanlarda insan, nefs ve şeytanın istilasındadır.” Seyda Alameddin (k.s)

“Kişinin işlediği her bir amelin elbisesi kendisine giydirilir. Hayır ise hayır, şer ise şer.” Hz. Osman (r.a)

“Eğer kalpleriniz temiz olsaydı, Allah'ın kelâmını okumaya doymazdınız." Hz. Osman (r.a) 

“Eğer söz gümüş ise sükût altındır.” Hz. Süleyman (a.s)

“Mü'min bir kimsenin dili, kalbinin arkasındadır. Konuşmak istediği zaman kalbiyle o şeyi düşünür, sonra diliyle onu geçiştirir; münafığın dili kalbinin önündedir. Bir şeyi kastettiğinde diliyle söyler, kalbiyle düşünmez.” Hasan Basri (r.a) 

“Kişinin malayani şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.”(Tirmizi, Zühd/11)

“ Âdemoğlu sabahladığı zaman tüm azaları dile hatırlatıcı oldukları halde sabahlar ve derler ki: Bizim hakkımızda Allah’tan kork! Zira sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Eğer sen inhirat edersen  biz de inhirat eder  haktan ayrılırız.”(Tirmizi)

“Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Kalbi de dili doğru olmadıkça doğru olmaz. (Haraiti)

“Sâdık arkadaşlar bulun ve onların arasında yaşayın. Dürüst ve samîmi arkadaşlar, darlıkta yardımcı, genişlikte süs ve zînettirler.” Hz. Ömer (r.a) 

“Dostunun sana düşen işini güzel bir şekilde gör ki, lüzumunda, sana daha güzeliyle karşılıkta bulunsun.” Hz. Ömer (r.a)

“ İşlerini Allah’tan korkanlara danış ve onlarla istişâre et.” Hz. Ömer (r.a)

“Allah’a itâat eden büyük zâtların sözlerine dikkat edin. Çünkü onlara Allah tarafından gerçekler tecellî eder ve onu konuşurlar.”Hz. Ömer (r.a)

“İyilik kolay bir şeydir. Güler yüz ve yumuşak söz bunu temin eder. Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık göstermeksizin yumuşak ol.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok gülenin heybeti azalır. Şaka yapan eğlenceye alınır. Bir şeyi çok yapan onunla tanınır.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok konuşan çok yanılır, hataya düşer. Böyle kimsenin hayâsı azalır. Hayâsı azalan şüpheli şeylerden az kaçınır. Şüpheli şeylerden az kaçınanın kalbi ölür.” Hz. Ömer (r.a)

“Amellerin efdali, farzları yapıp haramlardan kaçınmak ve Allah katında sâdık niyettir.” Hz. Ömer (r.a)

“Hesâba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” Hz. Ömer (r.a)

“Âhiret işlerinde zarar etmektense, dünyâya âit işlerde zarar ediniz. Böylesi sizin için daha hayırlıdır.” Hz. Ömer (r.a)

“Alay, şaka ve mizah etmekten kaçınınız. Zîrâ insanın şerefini kırar, vakarını azaltır.” Hz. Ömer (r.a)

“Ahmakla arkadaşlık etmekten kaçın. Çünkü ekseriya, sana iyilik yapayım derken zararı dokunur.” Hz. Ömer (r.a)

“Tövbe edenlerle oturun, onların kalpleri yumuşak olur.” Hz. Ömer (r.a)

"Kalp kör olduktan sonra, gözün görmesinde pek yarar yoktur." Hz. Ali (r.a.)

"Mü'min bir kimse mazeretleri, münafık ise günah ve hataları arar!" İbn-i Mübarek

"Herkesin ölümü kendi rengindedir." Mevlana Celaleddin Rumi (k.s)

“Zâlim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.”(Tirmizî)

“Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir. (Ankebut/45)

“Akıl, insana verilen cevherlerden biridir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

Günün Sözü

Dünyayı arayıp ahireti bulanı hiç görmedik. Ama ahireti arayıp dünyayı bulanı gördük.
Ebû Said Hasan Basrî -

Ziyaret Usulü           13. 05. 200 .

 

İnsanın şeyhini ziyaret etmesinde çok faydalar vardır. Biliyorsunuz ki birçok insan hayattayken şeyhini ziyarete gitmiş, onların maneviyatından faydalanmışlardır.  Biz de inşallah bu niyetle ziyarete gidiyoruz.  Bu yolculukta insanın dünyevi bir beklentisi yoktur. Biz de madem bir yolculuğa çıkacağız ne istediğimizi bilelim ki elimiz boş dönmeyelim, heybemizi dolduralım.

Şeyh Muhammed Diyauddin hazretleri vefatına yakın  bir zamanda talebelerine  diyordu ki: (Kendisinden 3-4 gün önce oğlu vefat etmişti.) ben umuyordum ki, oğlum bu yolu devam ettirir ama o benden önce vefat etti.  Ben artık ölüyorum, yani dünya yıkıldı. Sizler buradaki feyzin kaybolmamasına dikkat edin, eğer buradaki ilim kaybolursa bir daha Mevlana Halid hazretleri gibi bu ilmi Hindistan’dan geri getirecek biri bulunmaz.

Mevlana Halid Bağdadi hazretleri bizim tarikatımızın pirlerinden biridir. Kendisi çok genç yaşta vefat etmiştir.

Mevlana Halid hazretleri Bağdat’ta ki büyük medreselerden birinde hocadır, aynı zamanda ulemaya ve talebeye üstat idi.   Kalbinde bazı boşluklar hissetti ve Kâbe’yi ziyaret etmeğe karar verdi.  Hicaz’a gitmeden önce “ Ya Rabbi beni irşat edecek hayırlı bir insanla karşılaştır.” diye dua eder. Giderken de her bir adımda, iki rekât namaz kılmaya niyet etti. Bir adım atar, seccadesini serer, iki rekât namaz kılar ve bir adım ilerlerdi.  Bir düşünün, Mevlana Halid hazretleri tasavvufa girmeden önce de keramet sahibi idi.  Zamanın meşhur üstadı, takva ehli biri olmasına rağmen, kendisine bir şeyh aramıştır.  Mekke’ye ulaşmadan önce yolda Yemenli fazilet sahibi bir zat ile karşılaştı. Bu zat ona: “ Mekke’ye gittiğin zaman kimsenin hakkında yanlış düşünme, çünkü onlar Allahu Teâlâ’nın misafirleridir. Kendi işlerinle ilgilen, başkalarının davra nışlarını eleştirme.” diyerek nasihatte bulundu.  

Mevlana Halid hazretleri de onun tavsiyesini dinledi. Kâbe’ye gidişinde orada tavaf yaparken bir adama rastlar, adam Kâbe’nin duvarına yaslanmış ayaklarını uzatmış oturuyor.  Bu nasıl olur herkes” Kâbe’ye bakmak sevap derken o Kâbe’ye sırtını vermiş oturuyor.” diye içinden geçiriyor.  O, kişi de hemen onu yanına çağırıp, şehrin dışındaki dostumuz sana “Kâbe’de hiç kimseye karışma, orada herkes Allahu Teâlâ’nın misafiridir.” Demedi mi? Mevlana Halid Bağdadi hazretleri üzülüyor, af diliyor. Neden böyle oturdunuz, bunun sebebi hikmeti nedir diye soruyor. O zat da diyor ki; “ Mümine hürmet Kâbe’ye hürmetten daha önemlidir. Bunun için yüzümü sana çevirdim. Kâbe Allah-u Teâlâ’nın evidir. Senin kalbin Allahu Teâlâ’nın nazarğahıdır. Ayeti kerime vardır: Ben kulumun kalbine nazar ederim. Ben de taş olan bir binaya bakmaktansa Allah ‘u Teâlâ’nın asıl nazargahı olan senin kalbine bakıyorum diyor. Mevlana Halid hazretleri de:  Beni irşat edecek olan zat siz misiniz? Diye sorar.

Hayır!  Seni irşad edecek olan zat Hindistan’dadır. Der ve eliyle Hindistan taraflarını işaret eder. O zat, eli ile işaret ettiğinde Mevlana Halid Bağdadi hazretleri Hindistan’daki evlerin çatılarını gördüğünü söylüyor.

Hac vazifesini tamamlayıp uzun ve sıkıntılı bir yolculuğa başlar ve bir sene sonra Hindistan’da Dehli yakınlarında küçük bir medreseye uğrar. Bir kaç gün orada misafir olur, dersleri dinler. Hoca ders anlatırken devamlı düzeltmek zorunda kalır. Etrafındakiler merak eder, sen kimsin, bunları nerden biliyorsun, bizim medresede hoca olur musun? Diye sorular yöneltirler. O’ da bir zatı aradığını, onu ziyaret etmek istediğini burada kalamayacağını söyler. Medresedekiler, Abdullah Dehlevi hazretlerinin adını duyunca oraya gitmemesi gerektiğini, onların cahil sofiler olduğunu, değerini bilemeyeceklerini ifade ederler. O ‘da

Buralara kadar gelmişken ziyaret etmeden geri gidemeyeceğini söyler, oradan ayrılıp Abdullah Dehlevi Hz.lerinin yanına gelir. Dergâha ulaştığında Abdullah Dehlevi Hz.leri sohbet etmekteydi. Saflar boşaldıkça önlere doğru ilerliyordu. Sohbetin bitiminde ziyaret için geldiğini, kalmak istediğini belirtir. Abdullah Dehlevi Hz.leri yerlerinin küçük olduğunu eğer kabul ederse samanlıkta kalabileceğini ve dergâha su taşıyabileceğini söyler.

Mütevazı, ince insan bu görevi kabul eder ve neden, niçin demez omuzlarında, ellerinde su kovaları dergâha su taşır.

Gelirken uğradığı medrese hocası Mevlana Halid Hz.lerini merak eder ve Delhi’ye dergâha gelir. Mevlana Halid Hz.lerini üstü ıslak, su taşırken görünce Abdullah Dehlevi Hz.lerine

-Seni bilirdik ama bu kadar da bilmezdik, böyle bir zata su taşıtılır mı? Böyle bir âlime bu revamıdır, diye sitem eder. Abdullah Dehlevi Hz.leri

-Ya! Demek büyük bir âlimdir, o zaman akşam namazını O, kıldırsın der. Mevlana Halid Hz.leri çok utanır, namazı kıldıramayacağını ifade eder. Lakin şeyhi kabul etmez ve namaza dururlar. Besmele çekip fatihayı okumaya başladığında, bir türlü hatırlayamaz. Bir kaç kez tekrar eder, sonra arkaya çekilip şeyhi namazı kıldırır. Namaz bittiğinde Abdullah Dehlevi hz.leri dönüp hocaya,

-Demek ki Fatiha’dan başlamamız gerekiyor. Biz biliyorduk ama bu kadarını da bilmiyorduk, diye cevap verir. Hocada özür diler, biz de sizi böyle bilmiyorduk, der.  

Mevlana Hz.leri uzun süre su taşır, tuvaletleri temizler. Bu şekilde nefsine ağır gelen her işi yapar. Bir gün yine böyle su taşırken, hocası onun mübarek omuzları üzerinden Arşa doğru muazzam bir nurun yükseldiğini, meleklerin ona gıpta ve hayranlıkla baktıklarına şahit oldu.

Abdullah Dehlevi Hazretleri onun kemale erişip yüksek dereceler ulaştığını görünce devamlı huzurunda bulunmasını emretti. Beş ay çalışıp huzur ve müşahede makamına kavuştu. Velayeti Kübra hâsıl oldu ve Kadiriyye Sühreverdiyye, Kübreviyye ve Çeştiyye yolunda icazet aldı. Yanından ayrılırken Abdullah Dehlevi hazretleri onu ata bindirir ve Atının yularından tutup başını dizginlerin yanına koyar, ağlar. Gittiğin yerlerden bize de feyzinden gönder, der. Onu dört millik bir mesafeye kadar uğurlar ve

Halid bürd yani Halid her şeyi götürdü buyurur. 

Bir düşün! Şeyhi bile ondan feyiz bekliyor. Mevlana Halid Hz.leri çok akıllı bir insan ki Hindistan dan o feyzi almış, buraya getirmiş. İnsanın şeyhini ziyareti onların kiyle karşılaştırılmaz ama niyetler ve amaçlar o maneviyattan faydalanmak.

Beyazıt bestemi hazretlerine bir insan gelir ve bende sizin gibi namaz kılıyorum, oruç tutuyorum, insanlara iyi davranıyorum ama bende neden sizde görünen haller yok? Diye sorar.  Beyazıt Bistami hazretleri de senin durumun farklı, benim durumum farklı, senin yaptığın amelle, benim yaptığım amel bir  değil, der. Adam da sen söyle ben de senin yaptıklarını yaparım, diye ısrar eder. Beyazıt Bistami;

O zaman boynuna bir çuval asacaksın,  içine ceviz koyacaksın, çarşıda gezeceksin, kim iki ceviz alırsa bana bir tokat vursun diyeceksin, der.  Adam da sen nasıl bana böyle bir şey teklif edersin, der. Beyazıt Bistami Hazretleri de“ bizim işimiz nefis terbiyesidir, sen bizim söylediklerimizi yapamazsın ve bizim ulaştığımız mertebeye de ulaşamazsın, diyerek cevap verir.

Nefis oruçla, namazla terbiye olamaz. Nefsi terbiye için nefisin hoşuna gitmeyecek şeyler yapacaksın.  İnsanın kendisini beğenmemesi gerekir.  Kur’an-ı Kerim’ de “Allahu Teâlâ size zulmetmez ,siz kendinize zulmedersiniz.” buyuruyor. Bu ayeti kerimeden anlaşıldığı gibi insan nefsin isteklerini yaparak kendisini cehenneme sürükler. Nefis hep dünyevi şeyler ister.

Allahu Teâlâ’nın lütfü, feyzi herkese aynı şekilde gelir. Mesela güneş doğduğu zaman onun ışıkları herkese yansır.  Domates, biber, patlıcan,  hepsi güneşin ışığıyla olgunlaşır.  Elma kızardıkça daha tatlı olur. domates kızardıkça ekşi olur. Biber kızardıkça acı olur.  Hâlbuki hepsini ısıtan aynı güneş, insanlarda böyle Allahu Teâlâ herkese merhametiyle yaklaşıyor.  Kim kendisini iyi yetiştirirse insanı kâmil olur.  Kim de nefsinin emirlerine uyuyorsa hali cehennemlik olur.   Biz de nefsimizi tanıyıp ona karşı savaşmalıyız.  Rasulullah (s.a.v.)  bir gün savaştan dönmüştü. Ashabına dönerek “ Küçük cihaddan büyük cihada döndük” dedi; işte Ogün nefis terbiyesini yerine getirmek dünyadaki asıl vazifemiz oldu.

Allah’u Teâlâ  “ Ben insanları ve cinleri beni tanısınlar diye yarattım” buyuruyor. Bizim yaratılış gayemiz Allah’u Teâlâ’yı tanıyıp bilmek bu da Allah’u Teâlâ’ya iyi bir kul olmakla mümkün olur. İnsan nefsini eğitmediği müddetçe yapmış olduğu her amel nitelik açısından eksik olur.  Oruç tutar, namaz kılar ama bunları zahiren yapar farz olanı bilir, özünü bilmez. İslam âlimleri der ki “ Bunların hepsi birer kabuktan, asıl olan öze inmektir.” İnsan eğer bunları gerçek manada yaparsa o zaman gerçek imana sahip olur.  Peki, insan bunları nasıl öğrenecek, bunları kendi kendisine yapması mümkün müdür?     İ Mesela üniversitede öğrenciler ayrı ayrı fakültelerde okur. Hocalar bölüm derslerini size anlatmazsa siz bunları bilebilir misiniz?  İşte aynen böyle, Mürşid-i kâmil insanlar da Allah’u Teâlâ’ ya giden yolu insana öğretir.  İnsan onların sözlerini dinlerse kazanır. Dinlemeyip kendi yolunda giderse derslerden kalacaktır.

Abdulkadir Geylani Hazretleri sohbetinde diyor: “ Biz bir sofra gibiyiz her an sizleri bekliyoruz. Fakat siz bu sofradan gelip yemiyorsunuz.  İnsan hiç bir şey talep etmezse hiç faydalanamaz”.  İnsan ne istediğini bilecek ki o insanlardan faydalansın.

Şeyh Muhammed Diyauddin Hazretleri “ bu zamanda yaşayan insanlara ne laf kar eder ne de keramet, Onlar hiçbir şeyi dinlemezler, hiçbir şeyden nasihat almazlar.” Bizim halimiz onlardan daha kötü. Hazret 70 sene öncesinden söz ediyor.  Allah Teâlâ insanlardan ne istiyor? Önce farzlar; insan farzları yapmazsa binlerce zikir çekse hiçbir faydası yok. İlk önce farzları yerine getireceğiz, sonra sünnetleri, nafileleri, emirleri ve nehiyleri yerine getireceğiz. Ancak bunların hepsini yerine getirdiğimizde, onlara layık insanlar oluruz. Ama bunların hiçbirini yapmıyoruz. Mesela Seyda Hz.leri geliyor bize nasihatlerde bulunuyor şunları şunları yapın diyor ama biz daha kapıdan çıkmadan unutuyoruz. Hepimizin dünyaya gelişimizde ki asıl maksat dünyayı kazanmak mı acaba?

Hazret diyor ki: “Dünyanın güzel olmasının tarafı ahireti kazanmak. Bu böyle olmasa dünya ne kadar boş olurdu”. Biz bakıyoruz dağlar denizler Allah Teâlâ ne kadar güzel yaratmış diyoruz. Ama onlar bunların güzelliğine itibar etmiyorlar. Düşünce tarzı olarak onlardan ne kadar uzağız. Burası çalışma yeri. Hazret diyor ki: dünya bir çalıma yeridir. Hiç bir zaman bir Nakşibendî olarak gaflette olmayın her anınızı değerlendirmeye çalışın. Her anın hakkını verin, her an çalışın. Yani insan yaptığı işte Allah Teâlâ’yı zikirle anmalı. Bir insan Allah Teâlâ’dan uzaklaşması, kalbinin gaflet halinde olması demektir. Siz şimdi kalplerinize baksanız, burada oturuyoruz bize verilmiş şu kadar virt var, diyoruz ve o virtleri vaktinde yapmıyoruz. Evratların haricinde olan vakitlerde hiç Allah’ı hatırlamıyoruz. Fakat insanın aklı her an Allahu Teâlâ’da olmalı ki Allahu Teâlâ’ya yakın olsun. Yoksa bizim durumumuz gibi olur.

Niyazi mısri diyor ki mürit bir gün derede, bir gün tepede, bir gün tövbede gezendir. Biz de inşallah oralara gittiğimiz zaman kalbimizde imanın kuvvetlenmesinde, orada ki büyüklerin yanında olmayı istemeliyiz.

Hazret vefat etmeden bir sene önce etrafındakilerin ısrarına rağmen Nurşin’e gelmiş. Daha önce Azizan’da yaşıyordu. Seyda-i Tahi’nin dolaştığı yerlerde dolaşır, sürekli babasını anardı.  Babam böyle yapardı, burada dolaşırdı derdi ve vefatından 3-4 ay öncesi hiç Nurşin’den çıkmadı. Arkadaşlarına ölüm vaktini hep hatırlatmış onu ziyarete gelmek isteyenlere Şubattan önce gelin sonra biz burada olmayacağız.” Demişti.  Ve şubat ayında vefat etti.  Yine bazı insanlar onu davet ettiğinde eğer Allahu Teâlâ izin verirse şubat ayından sonra geliriz.” demiştir.

Bizler de kendi halimize bir bakalım. Beyazıt Bistami hazretleri bir gecede bir defa Allah der ve düşer bayılırdı. Sorarlar neden diye? Korktum derdi, Allahu Teâlâ ismimi söyledin ama gafletle mi söyledin yoksa benden haberdar mıydın? Ne cevap veririm?

Kalpleri aydınlık, nefisleri mutmain, bütün işlerini ihlasla yapan bu büyüklerin yaşadıkları gibi yaşamaya gayret etmeliyiz. Böylece bu insanların yollarından gitmiş oluruz.işte bu ziyaretimiz gerek kendimiz için,gerek ihvanlar için hayatlarında yeni sayfalar açmaya vesile olsun.                                                                                                                                            

"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "

discount tretinoin 0.1 45 gm cream site will u buy viagra over the counter viagra generic prednisone for sale online link link oral safe generic propecia male pattern baldness lisinopril reviews impotence cialis canadian generic here buy overnight viagra online viagra sales in 2007 cialis levitra shop generic viagra over no ed generic viagra online generic drug list for accutane purchase glucophage metformin paxil 40 price of cialis at walmart zoloft without a prescription generic name how to xenical reviews link imitrex gmc biggest buyer of viagra zithromax dosing cost the cheapest time to take lipitor cialis how long online drugstore buspar price generic buy erythromycin without rx sitemap