“Güzel insanların gözü güzel şeyleri, kötü insanların gözü ise kötü şeyleri görür.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahına pişman olmayan kimsenin tarikattan nasibi yoktur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tasavvufa giren insanlar meşayih-i kiramın evladıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s) 

“Günahtan duyulan pişmanlığın derecesi, dağdan üzerine yuvarlanan taşın önünde eli kolu bağlı kalınca duyulan korku gibi olmalıdır.” Seyda Molla Muhyeddin (k.s)

“Kişi başına gelen musibetlerin belaya dönüşmemesi için Allah’a dua etmelidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bütün insanlar Allah’a giden yolda peygamberlere, peygamberler de Cebrail’e muhtaçtı.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tarikat, İslamiyet içerisindeki nurların döndüğü yerdir.” Seyda Alameddin (k.s)

“Öfkelenen insan şeytanın elindeki topaç gibidir, şeytan onu istediği yöne çevirir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kulun kula haset etmesi, aslında Allah’a haset etmesidir. (H.B.)

“Acziyeti idrak, en büyük mertebedir.” Hz. Ömer (r.a)

“Ma’siyyet içinde tövbe olmaz.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah Teâlâ insana faydalı her nimeti Resul-i Ekrem (s.a.v)  zamanında vermiştir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Anne babasından güzel bir din eğitimi alan evladın işlediği her hayrın sevabı önce annesine, sonra babasına gönderilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bizlere Seyyid demeyiniz, eğer biz Seyyid isek Allah bunun mükâfatını zaten verecektir ama eğer değilsek Allah bunun hesabını bizden sorar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s) 

“Allah dostları vefatlarından sonra gizlendiği bulutun arkasından çıkan kızgın güneş gibidir.”(H.B.)

“Her bakan gözün gördüğü şey farklıdır.” (H.B.)

“Şeyhe yapılan sürekli rabıta, kalbin her an zikretmesine vesile olur.” (H.B.)

“Zikirde görülen şeylere aldanmak, aynadan yansıyan akse takılı kalmak gibidir.” (H.B.)

“Her an rabıta halinde olmak müridi kötülüklerden korur.” (H.B.)

“Derecesi yüksek olan kendini küçük görendir; derecesi küçük olan ise kendini büyük görendir.” (H.B.)

“Allah Teâlâ’nın mağfireti Resul-i Ekrem’in (s.a.v) mutabaatına bağlıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Rabıta, müridi dünya muhabbetinden uzaklaştır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Evlat-ı salihin işlediği her güzel amele anne babası da ortaktır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Müridin şeyhinden izin alarak çektiği ezkar, aşılanmış ağacın verdiği meyve gibi daha kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Resul-i Ekrem (s.a.v) vefatından sonra en büyük bela tokluk oldu.” Hz. Ayşe (r.a)

“İnsan gecesini boş işlerle geçirip geç yatar, sonra da sabah namazına kalkamazsa, o namazını keyfi olarak terk etmiş gibi olur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Asr’a andolsun ki insan mutlaka ziyandadır.” (Asr/1,2)

“Bilesiniz ki, Allah dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.”(Yûnus,62)

“Bir insan günahı nispetinde edepsizdir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın nefsi köleye benzer, onun efendisi kalp ve ruhtur.” Mevlana Celaleddin Rumi

“Sadık bir mürid evlattan daha hayırlıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s)

“Tarikattaki insanın iki babası vardır. Biri nesebi babası, diğeri şeyhidir. Nesebi babası onu dünya hayatına, manevi babası da âhiri hayatına hazırlar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah dostları zühd sahibi insanlardır, şanla şöhretle ilgilenmezler.” (H.B.)

“İnsanlar bir araya geldiklerinde gıybet etmek, boş sözler söylemek yerine Allah'ı anmalılar ki meclislerine azap değil nur yağsın.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahından pişman olmayan, nasihat tesir etmeyen insanın imanından şüphe edilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan hiçbir yerdedir.” Necip Fazıl Kısakürek

“Âlimlerin en şansızı cahilin arasında olandır.” (H.B.)

“Müridin virdini terk etmesi varlık duygusundan kaynaklanır.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Dostunla çok dost olma, düşmanınla çok düşman olma. Olur ki bir gün dostun düşmanın, düşmanın dostun oluverir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın güzelliği sabrettiği sıkıntılar nispetindedir”. (F.B.)

“İlim ancak amel edildiğinde kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kalpler ancak Allah'ı anmakla zikriyle mutmain olur.” (Ra’d/28)

“Hakikat bir kuştur; bir kanadı tarikat, bir kanadı şeraittir. Birinden biri eksik olursa hakikat kuşu uçmaz.” İmam Rabbani (k.s)

“Tasavvuf kal ilmi değil hal ilmidir.”

“Keşke tasavvuf üzerine hiç söz söylenmeseydi de, ehl-i tasavvuf olmayan kimseler tasavvufu anlatmamış olsalardı.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Müridin gördüğü değişik haller ve cezbe hali, oyalanması için küçük bir çocuğun önüne konulan şekerlemeler gibidir.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“İnsan haklı olduğu bir konuda münakaşa etmek yerine susup, geriye çekilse, haksız olabileceğini düşünse ne kaybeder? Ne kazanır? (H.B.)

“Üç günden fazla küs kalan insanlar kendi elleriyle kendilerini Allah’ın rahmetinden mahrum ederler.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Her mürşid-i kâmil, yetiştirdiği halifesini omzuna bastırarak bir üst dereceye ulaştırır.” (H.B.)

“Mürşid-i kâmil olan kulların kalbi Allah Teâlâ’nın nazargahıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Acı çekmeden başarı kazanılmaz”. (H.B.)

“Her insanın evinden son çıkışı vardır.” (F.B.)

“Bir yerde bir hayır işlendiği zaman o hayrın nispeti etrafa da faydalı olur; bir yerde de bir günah işlendiği zaman da o günahın zulmeti etrafı sarar.” (F.B.)

“Sadakat sıkıntılı dönemlerde kendini belli eder.” Seyda Alameddin (k.s)

“Sınırı olan dünyayı sınırsız bir aşkla sevmek, insana eziyet verir.” Seyda Alameddin (k.s)

Allah katında büyüklük, sayıya değil keyfiyyete bakar.” Seyda Alameddin (k.s)

“Ahir zamanda imanı muhafaza etmek, elde sıcak kor tutmaktan daha zordur.” (H.Ş.)

“Tasavvufta hissesi olmayan bir insan zamanın muhakkik ulemalarından biri sayılsa dahi, ahir zamanda zındıkların kurdukları tuzaklara karşı imanını muhafaza edemez.” Seyda Alameddin (k.s)

“Çok mukaddes neticelerin kazanılacağı zamanlarda insan, nefs ve şeytanın istilasındadır.” Seyda Alameddin (k.s)

“Kişinin işlediği her bir amelin elbisesi kendisine giydirilir. Hayır ise hayır, şer ise şer.” Hz. Osman (r.a)

“Eğer kalpleriniz temiz olsaydı, Allah'ın kelâmını okumaya doymazdınız." Hz. Osman (r.a) 

“Eğer söz gümüş ise sükût altındır.” Hz. Süleyman (a.s)

“Mü'min bir kimsenin dili, kalbinin arkasındadır. Konuşmak istediği zaman kalbiyle o şeyi düşünür, sonra diliyle onu geçiştirir; münafığın dili kalbinin önündedir. Bir şeyi kastettiğinde diliyle söyler, kalbiyle düşünmez.” Hasan Basri (r.a) 

“Kişinin malayani şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.”(Tirmizi, Zühd/11)

“ Âdemoğlu sabahladığı zaman tüm azaları dile hatırlatıcı oldukları halde sabahlar ve derler ki: Bizim hakkımızda Allah’tan kork! Zira sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Eğer sen inhirat edersen  biz de inhirat eder  haktan ayrılırız.”(Tirmizi)

“Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Kalbi de dili doğru olmadıkça doğru olmaz. (Haraiti)

“Sâdık arkadaşlar bulun ve onların arasında yaşayın. Dürüst ve samîmi arkadaşlar, darlıkta yardımcı, genişlikte süs ve zînettirler.” Hz. Ömer (r.a) 

“Dostunun sana düşen işini güzel bir şekilde gör ki, lüzumunda, sana daha güzeliyle karşılıkta bulunsun.” Hz. Ömer (r.a)

“ İşlerini Allah’tan korkanlara danış ve onlarla istişâre et.” Hz. Ömer (r.a)

“Allah’a itâat eden büyük zâtların sözlerine dikkat edin. Çünkü onlara Allah tarafından gerçekler tecellî eder ve onu konuşurlar.”Hz. Ömer (r.a)

“İyilik kolay bir şeydir. Güler yüz ve yumuşak söz bunu temin eder. Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık göstermeksizin yumuşak ol.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok gülenin heybeti azalır. Şaka yapan eğlenceye alınır. Bir şeyi çok yapan onunla tanınır.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok konuşan çok yanılır, hataya düşer. Böyle kimsenin hayâsı azalır. Hayâsı azalan şüpheli şeylerden az kaçınır. Şüpheli şeylerden az kaçınanın kalbi ölür.” Hz. Ömer (r.a)

“Amellerin efdali, farzları yapıp haramlardan kaçınmak ve Allah katında sâdık niyettir.” Hz. Ömer (r.a)

“Hesâba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” Hz. Ömer (r.a)

“Âhiret işlerinde zarar etmektense, dünyâya âit işlerde zarar ediniz. Böylesi sizin için daha hayırlıdır.” Hz. Ömer (r.a)

“Alay, şaka ve mizah etmekten kaçınınız. Zîrâ insanın şerefini kırar, vakarını azaltır.” Hz. Ömer (r.a)

“Ahmakla arkadaşlık etmekten kaçın. Çünkü ekseriya, sana iyilik yapayım derken zararı dokunur.” Hz. Ömer (r.a)

“Tövbe edenlerle oturun, onların kalpleri yumuşak olur.” Hz. Ömer (r.a)

"Kalp kör olduktan sonra, gözün görmesinde pek yarar yoktur." Hz. Ali (r.a.)

"Mü'min bir kimse mazeretleri, münafık ise günah ve hataları arar!" İbn-i Mübarek

"Herkesin ölümü kendi rengindedir." Mevlana Celaleddin Rumi (k.s)

“Zâlim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.”(Tirmizî)

“Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir. (Ankebut/45)

“Akıl, insana verilen cevherlerden biridir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

Günün Sözü

Halkın içinden kaçmak marifet değildir. Asıl marifet halkın içinde iken kendi içine dönebilmektir.
Ebû Bekir Şibli -

KALBE YAKIN OLMAK

Yazdır

“Muhammedun beşerun. Ve leyse ke’l-beşeri
Bel hüve yâkûtetun.Ve’n nâsu ke’l-haceri.”

Hz. Muhammed bir insandır.
Fakat sıradan bir insan değil…
Sanki O, parlayıp duran bir Yâkut!
İnsanlar ise sıradan taşlar gibidir…

Şairin dediği gibi Hz. Muhammed (s.a.v) ışıltısını her yöne ayrı güzellikte aksettiren yakut gibidir. Tarih boyunca iyi ya da kötü yönleriyle pek çok insanın hayatı anlatıla gelir. Bu insanlardan her biri sadece en belirgin niteliği ile bahsedilirken Hz. Muhammed (s.a.v) nebilik vazifesinin yanı sıra beşeri yönleriyle de öne çıkar. Ayrılığına dayanamayan hurma kütüğünün gözyaşı, Resulullah’ın (s.a.v) nurunun kâinattaki her varlığa ulaştığının delilidir.

Allah Teâlâ diğer peygamberlerden farklı olarak kendi isimlerinden, çok şefkatli ve çok merhametli anlamındaki “er-Raûf” ve “er-Rahîm” isimlerini Resûlullah’a (s.a.v) sıfat olarak vermiştir. Allah Teâlâ Resûlullah’ın (s.a.v) bu merhametini Tevbe suresinde bildirir “Andolsun, size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki; herhangi bir sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. Size çok düşkün ve müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.”  Ayetten de anlaşıldığı üzere şefkat ve merhamet Resulullah’ın yaratılışında vardır.

Resûl-i Ekrem’in (s.a.v) ashabına, çocuklara, bedevilere, münkirlerine olan davranışları, insan ilişkilerinde doğru olan yolu gösterir. Hayatına bakıldığında kızdığı, beddua ettiği, üzdüğü, canını yaktığı bir tek kimse dahi yoktur. Öyle ki devesine fazla yük yükleyen ashabını dahi bu konuda uyarır. Tebliğ vazifesini ifa ederken insanların zorlanacağı hususları çok iyi bilen, bunları onlara sevdiren ve kolaylaştıran Resûl-i Ekrem’in (s.a.v) zor zamanlarda, zor anlarda ashabının gönüllerine dokunduğunu hissedersiniz.

Cahiliye devrinde kızını kuyuya atmasının pişmanlığını, kızının babacığım nidalarının hala kulaklarında yankılandığını anlatan ashabını gözlerinden yaşlar akarak dinleyen Resûl-i Ekrem (s.a.v) o babanın pişmanlığına şahit olur.

Yangın yerini andıran Uhud günü çok sevdiği ashabı, amcası Hz. Hamza’nın şehit edilmesi Resûlullah’ı (s.a.v) çok üzmüştü. Medine'ye döndüklerinde herkes kendi şehidine ağlıyordu, Hz. Hamza'nın eşi ve çocukları Medine'de olmadığı için şehâdetine ağlayan kimseyi göremeyince kalbi mahzun olup ağladı ve  "Hamza'nın niye ağlayanı yok" dedi. Bunu duyan Ensâr önce Hz. Hamza için sonra kendi şehitleri için ağlamaya başladılar.

Mus’ab bin Umeyr Mekke’nin en asil ve varlıklı ailelerinden birinin çocuğuydu. Güzel yüzü ve güzel ahlakı ile herkesin gözbebeğiydi. Herkes onun yaşantısına özenir hatta genç kızlar onun geçtiği yollara gül serperlerdi. Mus’ab, Resûlullah’ı (s.a.v) görür görmez iman etmiş ve müslümanların safına geçince ailesi tarafından dininden dönmesi için türlü işkencelere maruz bırakılmıştı. Her şeye rağmen dininden vazgeçmeyen Mus’ab ailesinden ayrıldı ve Uhud’da şehit olana dek Resulullah’ın (s.a.v) yanından ayrılmadı. Gençliğine, güzelliğine herkesin hayran olduğu Mus’ab’ın defin edileceği zaman kefen yapılacak hiçbir şeyi yoktu. Üzerindeki elbiseyle baş tarafı örtülse ayakları, ayakları örtülse başı açık kalıyordu. Mus’ab’ın bu halini gören Resûl-i Ekrem (s.a.v) gözyaşlarına mani olamadı.
Resûlullah (s.a.v) Hz. Hamza’nın, Hz. Mus’ab bin Umeyr’in elbette ahirette yüksek makamlara ulaşacaklarını biliyordu, ancak onların Allah yolunda nelerden vazgeçtiklerine, ne zorluklara katlandıklarına, bu dünyadan garip gitmelerine şefkatli yüreği dayanmadı.
Çocuk kalbi
Resûl-i Ekrem (s.a.v) ailelerinin gözbebeği, inci tanesi çocukları çok sever, onların arasına karışır ve güler yüzle onlarla latife ederdi.  Resulullah’ın (s.a.v) çocukları sevmesini, onlarla ilgilendiğini gören bedeviler bu duruma şaşırıp, bunun yanlış olduğunu söyledikleri zaman Resûlullah (s.a.v) “Eğer Allah Teâlâ sizin gönüllerinizden rahmet ve şefkati çekip almış ise, ben ne yapabilirim?” buyurdu.
Resûl-i Ekrem (s.a.v) anne ve babasız büyümüştü. Allah Teâlâ “Rabbin seni bir yetim olarak bulup da barındırmadı mı?”  ayet-i kerimesiyle ona yetim olduğunu hatırlatıyordu. Resûlullah (s.a.v) anne ve babasız çocuklarla yakından ilgilenirdi. Babasını yitirmiş çocukları saçlarını karıştırarak sever, annesini yitirmiş çocukları ise saçlarını düzelterek severdi. Savaşlardan dönüşte şehrin girişinde yakınlarını bekleyen insanları görünce babasını soran çocuklara ashab cevap vermezken, Allah Resûlü (s.a.v) çocukları kucağına alır, onları sever “Senin baban ben olsam, annen de Aişe olsa, razı olmaz mısın? buyururdu. Resulullah’ın (s.a.v)  şefkatli elinin değdiği bu çocukların saçları yaşlandıklarında beyazlamazdı.
Mute Savaşında şehit düşen komutanlardan Zeyd b. Hârise'nin kızı, Resulullah’ın (s.a.v)  yüzüne mahzun bakınca, kendisini tutamayarak ağlamaya başladı. Orada bulunan Sa'd b. Ubâde "Bu ne hal, Ya Resûlallah?" deyince "Bu, sevenin sevdiğine hasret ve özlemidir” cevabını verdi.

Resûl-i Ekrem (s.a.v) oğlu İbrahim'in ve kızı Zeyneb'in çocuğunun vefatında hüznüne mani olamamış, gözlerinden akan yaşlar mübarek sakalını ıslatmıştı. Ağlamasına şaşırıp, zor zamanlarda sabır tavsiye eden siz değil miydiniz diyenlere: “Bu babanın çocuğuna duyduğu rikkat ve şefkattir" buyurdu, ağlamaya devam ederek “Göz ağlar, kalp hüzünlenir. Biz, Rabbimizin razı olacağı sözden başka bir kelime ile hüznümüzü ifade etmeyiz. Ey İbrahim, biz, seni kaybetmekten son derece mahzun ve mükedderiz" sözleriyle hislerini dile getirdi  
Yolu aydınlatan ışık
İlk Müslümanların çoğunluğunun gençlerden oluşması ve azimli olmaları sebebiyle Resûl-i Ekrem (s.a.v) gençlere ayrı bir değer verir, onları önemli işlerle görevlendirirdi. Onlarda gördüğü hataları onları incitmeden düzeltirdi.
Ebû Mahzûre, Müslüman olmadan evvel Resulullah’ın (s.a.v) Huneyn savaşından döndüğü gün, arkadaşları ile birlikte bir köşede oturulurken, ezan okunmaya başlayınca alay ederek müezzinin söylediklerini tekrar etmeye başladılar. Resûlullah (s.a.v) bunu duydu ve “İçlerinden sesi güzel olanı buraya getirin.” dedi. Bu genç Ebû Mahzûre idi. Resûl-i Ekrem (s.a.v) Ebû Mahzûre’ye “Hadi ezan oku!” dedi, bilmediğini söyleyince Resûlullah (s.a.v) ona öğretti, o ise Resûlullah’ı (s.a.v) ve ezanı sevmediği halde ezanı okumaya başladı. Ezan bitince Resûlullah (s.a.v) kendisine bir miktar gümüş para verip, alnını ve göğsünü sıvazlayıp “Mübarek olsun.” dedi. Ebû Mahzûre’nin kalbindeki nefret bir anda muhabbete dönüştü ve “Ya Resûlullah Mekke’de ezan okuyabilir miyim?” dedi. O günden itibaren vefat edene dek Mescid-i Haram’da müezzinlik yaptı, kendisinden sonra da uzun süre çocukları ve torunları aynı görevi sürdürdü.

Hz. Ömer’in oğlu Abdullah bir yolculukta Resûl-i Ekrem (s.a.v) ile birlikteydi. Babasına ait genç ve güçlü bir deve üzerinde yolculuk yapıyordu, deve ise sürekli hızlanarak Resulullah’ın (s.a.v) devesinin önüne geçiyordu. Bu durumdan utanan Hz. Ömer her seferinde oğluna seslenerek Resûlullah’ı (s.a.v) geçmemesini söylüyordu. En sonunda Resûl-i Ekrem (s.a.v) Hz. Ömer’e “Bu deveyi bana satar mısın?” dedi. Hz. Ömer Resulullah’ın isteğini derhal kabul etti. Resûl-i Ekrem (s.a.v) devenin bedelini ödedikten sonra Abdullah’a “Bu deve senindir, ne istersen yap.” buyurdu.
Fazla söze, açıklama cümlelerine ihtiyaç duymayan bu hadiseler Allah Resulü’nün (s.a.v)  gençlere ne denli kıymet verdiğini açıkça anlatır.
Herkesin arkadaşı
Allah Resulü azametinin ashabını tamamen etkilememesi ve isteklerini rahatça söyleyebilmeleri için onlarla şefkatle şakalaşır, içlerinden birisini üzgün, dertli gördüğü zaman tatlı cümlelerle onu sevindirmeye, mesrur etmeğe çalışırdı. Hutbelerinin dışında ashabı ile onların konuştukları mevzularda konuşurdu.
Bir Arap Resulullah’ın (s.a.v) huzuruna gelip hediye getirirdi. Hediyeyi verdikten sonra da “Hadi parasını ver!” derdi. Ashab-ı Kiram bu adamın halinden kendileri utanırlardı, Resulullah (s.a.v) ise gülerdi. Hüzünlendiği zamanlarda “O Arap nerede acaba, keşke burada olsaydı.”buyururdu.
Resûl-i Ekrem (s.a.v) ata ya da deveye bindiği zaman kimsenin yanında yaya yürümesine izin vermez, onu da terkine alırdı. Eğer ashab kabul etmezse “Öyleyse benden önce git ve filan yerde beni bekle." buyururdu.
Sahabe-i Kiram yeni doğan çocuklarını isim vermesi için Resulullah’a (s.a.v) getirirlerdi. Allah Resûlü çocuğu kucağına aldığında bazen çocuklar altını ıslatırdı. Aileleri bundan utanır ve çocuklarına kızardı. Resûlullah ise (s.a.v) onlara mani olur, çocuğu rahat bırakmalarını söylerdi. Onlar gittikten sonra da elbisesini temizlerdi.
Candan vazgeçmek
Ashab-ı Kiram Resulullah’a (s.a.v) olan saygılarından onun bir adım arkasında yürümeye dikkat ederlerdi. Savaş meydanlarında ise Resûlullah (s.a.v) ashabının arkasından gider, onlar için dua eder, zayıf ve güçsüzler arkada kaldığında onları terkine bindirip şefkat ve muhabbetle orduya ulaştırırdı. Savaş şiddetlendiğinde ise ashab Resûlullah’ın (s.a.v) arkasına sığınırdı, düşman saflarına en yakın yerde O bulunurdu. O’nu en önde gören ashabı kuvvetlenirdi.  
Kendisinin katılmadığı gazvelere gönderdiği ordunun ardından dua eder, onlar geri dönene dek canı ten kafesine sığmazdı. Hz. Ali'yi komutan tayin ederek gönderdiği bir savaşta ardından “Ya Rabbi sen Ali'nin döndüğünü görmeden bana ölüm nasip etme” duasında bulundu.
Amiroğulları’nın reisi Ebû Berâ, Resûlullah’tan (s.a.v) Kuran ve sünneti öğrenmek için kendilerine ashabından bir heyet göndermesini istemesi üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.v) Necid halkının onlara zarar vermesinde korktuğunu söyledi. Ebû Bera’nın ben onları korurum sözü üzerine kırk ya da yetmiş kişiden oluşan kurra heyetini gönderdi. Bu garanti üzerine yola çıkan kurra heyeti yolda Ebû Bera’nın yeğeni Amir b. Tufeyl’in kurduğa tuzağa düşerek, öldürüldüler.

Cebrail (as) durumu Resulullah’a bildirdi. İslâm'ın tebliğinin önlenmesi ve bu âlimlerin katledilmesi Resûlullah’ı (s.a.v) çok üzdü ve haberin kendisine ulaştığı sabah namazının ikinci rek'atından itibaren bir ay süreyle, beş vakit namazında o halkın helak edilmesi için dua etti. Bu duanın ardından Allah o bölge halkına o zamana dek hiç görünmemiş şiddetli kuraklık ve salgın hastalık verdi.

"Kur'ân hüzünle indi. Ya ağlayarak okuyun veya ağlamaya çalışın" ayetinde bahsedildiği gibi Allah Resulü’nün de kalbi hüzünlü idi. Yaşadığı zorluklara isyan etmez, kimseye kızmazdı. Taif’de taşlandığı gün sadece "Allahım güçsüz ve çaresiz kaldığımı, halk nazarında horlandığımı ancak sana arz ve şikâyet ederim. Aldırmam çektiklerime, yeter ki uğradığım senin gazabın olmasın. Fakat bana bunları göstermeyecek kadar engindir Senin affın, merhametin."  diyebildi. Zorluklarla geçen ömrüne rağmen şefkat ve merhameti güneş ışığı gibi herkesi sardı, kalbleri ısındırdı.

Resûlullah'ın (s.a.v) yanına gelen herkese güzel muamelesi etmesi, ashabıyla şakalaşması, çocuklarla eğlenmesi hayatını okuyanların yüzünde tebessüm oluştururken; yaşadığı sıkıntılı anlar, kayıpları, acıları gözlerden incecik yaşların süzülmesine sebep olur. 1400 yıl evvel yaşamış bir şahsiyet görmeden sevilir, özlenir, hüznü ve sevinci yürekte iz bırakır…

 

"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "