“Güzel insanların gözü güzel şeyleri, kötü insanların gözü ise kötü şeyleri görür.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahına pişman olmayan kimsenin tarikattan nasibi yoktur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tasavvufa giren insanlar meşayih-i kiramın evladıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s) 

“Günahtan duyulan pişmanlığın derecesi, dağdan üzerine yuvarlanan taşın önünde eli kolu bağlı kalınca duyulan korku gibi olmalıdır.” Seyda Molla Muhyeddin (k.s)

“Kişi başına gelen musibetlerin belaya dönüşmemesi için Allah’a dua etmelidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bütün insanlar Allah’a giden yolda peygamberlere, peygamberler de Cebrail’e muhtaçtı.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tarikat, İslamiyet içerisindeki nurların döndüğü yerdir.” Seyda Alameddin (k.s)

“Öfkelenen insan şeytanın elindeki topaç gibidir, şeytan onu istediği yöne çevirir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kulun kula haset etmesi, aslında Allah’a haset etmesidir. (H.B.)

“Acziyeti idrak, en büyük mertebedir.” Hz. Ömer (r.a)

“Ma’siyyet içinde tövbe olmaz.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah Teâlâ insana faydalı her nimeti Resul-i Ekrem (s.a.v)  zamanında vermiştir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Anne babasından güzel bir din eğitimi alan evladın işlediği her hayrın sevabı önce annesine, sonra babasına gönderilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bizlere Seyyid demeyiniz, eğer biz Seyyid isek Allah bunun mükâfatını zaten verecektir ama eğer değilsek Allah bunun hesabını bizden sorar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s) 

“Allah dostları vefatlarından sonra gizlendiği bulutun arkasından çıkan kızgın güneş gibidir.”(H.B.)

“Her bakan gözün gördüğü şey farklıdır.” (H.B.)

“Şeyhe yapılan sürekli rabıta, kalbin her an zikretmesine vesile olur.” (H.B.)

“Zikirde görülen şeylere aldanmak, aynadan yansıyan akse takılı kalmak gibidir.” (H.B.)

“Her an rabıta halinde olmak müridi kötülüklerden korur.” (H.B.)

“Derecesi yüksek olan kendini küçük görendir; derecesi küçük olan ise kendini büyük görendir.” (H.B.)

“Allah Teâlâ’nın mağfireti Resul-i Ekrem’in (s.a.v) mutabaatına bağlıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Rabıta, müridi dünya muhabbetinden uzaklaştır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Evlat-ı salihin işlediği her güzel amele anne babası da ortaktır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Müridin şeyhinden izin alarak çektiği ezkar, aşılanmış ağacın verdiği meyve gibi daha kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Resul-i Ekrem (s.a.v) vefatından sonra en büyük bela tokluk oldu.” Hz. Ayşe (r.a)

“İnsan gecesini boş işlerle geçirip geç yatar, sonra da sabah namazına kalkamazsa, o namazını keyfi olarak terk etmiş gibi olur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Asr’a andolsun ki insan mutlaka ziyandadır.” (Asr/1,2)

“Bilesiniz ki, Allah dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.”(Yûnus,62)

“Bir insan günahı nispetinde edepsizdir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın nefsi köleye benzer, onun efendisi kalp ve ruhtur.” Mevlana Celaleddin Rumi

“Sadık bir mürid evlattan daha hayırlıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s)

“Tarikattaki insanın iki babası vardır. Biri nesebi babası, diğeri şeyhidir. Nesebi babası onu dünya hayatına, manevi babası da âhiri hayatına hazırlar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah dostları zühd sahibi insanlardır, şanla şöhretle ilgilenmezler.” (H.B.)

“İnsanlar bir araya geldiklerinde gıybet etmek, boş sözler söylemek yerine Allah'ı anmalılar ki meclislerine azap değil nur yağsın.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahından pişman olmayan, nasihat tesir etmeyen insanın imanından şüphe edilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan hiçbir yerdedir.” Necip Fazıl Kısakürek

“Âlimlerin en şansızı cahilin arasında olandır.” (H.B.)

“Müridin virdini terk etmesi varlık duygusundan kaynaklanır.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Dostunla çok dost olma, düşmanınla çok düşman olma. Olur ki bir gün dostun düşmanın, düşmanın dostun oluverir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın güzelliği sabrettiği sıkıntılar nispetindedir”. (F.B.)

“İlim ancak amel edildiğinde kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kalpler ancak Allah'ı anmakla zikriyle mutmain olur.” (Ra’d/28)

“Hakikat bir kuştur; bir kanadı tarikat, bir kanadı şeraittir. Birinden biri eksik olursa hakikat kuşu uçmaz.” İmam Rabbani (k.s)

“Tasavvuf kal ilmi değil hal ilmidir.”

“Keşke tasavvuf üzerine hiç söz söylenmeseydi de, ehl-i tasavvuf olmayan kimseler tasavvufu anlatmamış olsalardı.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Müridin gördüğü değişik haller ve cezbe hali, oyalanması için küçük bir çocuğun önüne konulan şekerlemeler gibidir.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“İnsan haklı olduğu bir konuda münakaşa etmek yerine susup, geriye çekilse, haksız olabileceğini düşünse ne kaybeder? Ne kazanır? (H.B.)

“Üç günden fazla küs kalan insanlar kendi elleriyle kendilerini Allah’ın rahmetinden mahrum ederler.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Her mürşid-i kâmil, yetiştirdiği halifesini omzuna bastırarak bir üst dereceye ulaştırır.” (H.B.)

“Mürşid-i kâmil olan kulların kalbi Allah Teâlâ’nın nazargahıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Acı çekmeden başarı kazanılmaz”. (H.B.)

“Her insanın evinden son çıkışı vardır.” (F.B.)

“Bir yerde bir hayır işlendiği zaman o hayrın nispeti etrafa da faydalı olur; bir yerde de bir günah işlendiği zaman da o günahın zulmeti etrafı sarar.” (F.B.)

“Sadakat sıkıntılı dönemlerde kendini belli eder.” Seyda Alameddin (k.s)

“Sınırı olan dünyayı sınırsız bir aşkla sevmek, insana eziyet verir.” Seyda Alameddin (k.s)

Allah katında büyüklük, sayıya değil keyfiyyete bakar.” Seyda Alameddin (k.s)

“Ahir zamanda imanı muhafaza etmek, elde sıcak kor tutmaktan daha zordur.” (H.Ş.)

“Tasavvufta hissesi olmayan bir insan zamanın muhakkik ulemalarından biri sayılsa dahi, ahir zamanda zındıkların kurdukları tuzaklara karşı imanını muhafaza edemez.” Seyda Alameddin (k.s)

“Çok mukaddes neticelerin kazanılacağı zamanlarda insan, nefs ve şeytanın istilasındadır.” Seyda Alameddin (k.s)

“Kişinin işlediği her bir amelin elbisesi kendisine giydirilir. Hayır ise hayır, şer ise şer.” Hz. Osman (r.a)

“Eğer kalpleriniz temiz olsaydı, Allah'ın kelâmını okumaya doymazdınız." Hz. Osman (r.a) 

“Eğer söz gümüş ise sükût altındır.” Hz. Süleyman (a.s)

“Mü'min bir kimsenin dili, kalbinin arkasındadır. Konuşmak istediği zaman kalbiyle o şeyi düşünür, sonra diliyle onu geçiştirir; münafığın dili kalbinin önündedir. Bir şeyi kastettiğinde diliyle söyler, kalbiyle düşünmez.” Hasan Basri (r.a) 

“Kişinin malayani şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.”(Tirmizi, Zühd/11)

“ Âdemoğlu sabahladığı zaman tüm azaları dile hatırlatıcı oldukları halde sabahlar ve derler ki: Bizim hakkımızda Allah’tan kork! Zira sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Eğer sen inhirat edersen  biz de inhirat eder  haktan ayrılırız.”(Tirmizi)

“Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Kalbi de dili doğru olmadıkça doğru olmaz. (Haraiti)

“Sâdık arkadaşlar bulun ve onların arasında yaşayın. Dürüst ve samîmi arkadaşlar, darlıkta yardımcı, genişlikte süs ve zînettirler.” Hz. Ömer (r.a) 

“Dostunun sana düşen işini güzel bir şekilde gör ki, lüzumunda, sana daha güzeliyle karşılıkta bulunsun.” Hz. Ömer (r.a)

“ İşlerini Allah’tan korkanlara danış ve onlarla istişâre et.” Hz. Ömer (r.a)

“Allah’a itâat eden büyük zâtların sözlerine dikkat edin. Çünkü onlara Allah tarafından gerçekler tecellî eder ve onu konuşurlar.”Hz. Ömer (r.a)

“İyilik kolay bir şeydir. Güler yüz ve yumuşak söz bunu temin eder. Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık göstermeksizin yumuşak ol.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok gülenin heybeti azalır. Şaka yapan eğlenceye alınır. Bir şeyi çok yapan onunla tanınır.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok konuşan çok yanılır, hataya düşer. Böyle kimsenin hayâsı azalır. Hayâsı azalan şüpheli şeylerden az kaçınır. Şüpheli şeylerden az kaçınanın kalbi ölür.” Hz. Ömer (r.a)

“Amellerin efdali, farzları yapıp haramlardan kaçınmak ve Allah katında sâdık niyettir.” Hz. Ömer (r.a)

“Hesâba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” Hz. Ömer (r.a)

“Âhiret işlerinde zarar etmektense, dünyâya âit işlerde zarar ediniz. Böylesi sizin için daha hayırlıdır.” Hz. Ömer (r.a)

“Alay, şaka ve mizah etmekten kaçınınız. Zîrâ insanın şerefini kırar, vakarını azaltır.” Hz. Ömer (r.a)

“Ahmakla arkadaşlık etmekten kaçın. Çünkü ekseriya, sana iyilik yapayım derken zararı dokunur.” Hz. Ömer (r.a)

“Tövbe edenlerle oturun, onların kalpleri yumuşak olur.” Hz. Ömer (r.a)

"Kalp kör olduktan sonra, gözün görmesinde pek yarar yoktur." Hz. Ali (r.a.)

"Mü'min bir kimse mazeretleri, münafık ise günah ve hataları arar!" İbn-i Mübarek

"Herkesin ölümü kendi rengindedir." Mevlana Celaleddin Rumi (k.s)

“Zâlim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.”(Tirmizî)

“Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir. (Ankebut/45)

“Akıl, insana verilen cevherlerden biridir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

Günün Sözü

Halkın içinden kaçmak marifet değildir. Asıl marifet halkın içinde iken kendi içine dönebilmektir.
Ebû Bekir Şibli -

Kalbin Ehemmiyeti

“Çeşmelerde bardağın, doldurmadan kor isen
Bin yanında durursa, kendi dolası değil”


 Kabı doldurmak için onu çeşmenin tam altına koymak lazımdır. Tıpkı bunun gibi kalbi doldurmak için de kalbin açık olması ve o sohbetteki feyzi almaya hazır olması gerekir. Yoksa çok sohbete oturulur, çok insan dinlenir; fakat dikkat edilmez, kalp açık tutulmazsa içine hiçbir fayda sağlanılmaz. Tıpkı ters çevrilmiş bardağın içine yağmurun dolmayacağı ya da taşın üzerine düşen damlaların akıp gideceği gibi. Peki, nedir kalbi açık tutmanın yolu? Birincisi, niyet, ikincisi ise rabıtadır. Malum, niyet her iyi amelin başıdır, esasıdır. Rabıta ise tasavvufta kalbi uyanık tutmanın yegâne yoludur. Çünkü mürşid-i kâmiller o kimselerdir ki siz onları gördüğünüz zaman Allah’ı hatırlarsınız. Devamlı rabıtalı olan bir kalp ise mürşidi, dolayısıyla da Allah’ı düşünmüş olur.

Rabbimiz (c.c ) buyuruyor ki: “ Ne malın ne de evladın fayda vermediği mahşer gününde ancak tertemiz bir kalp ile gelenler kurtuluşa ererler.” Peygamberimiz de (s.a.v.): “Muhakkak ki Allah sizin cisim ve suretlerinize bakmaz. O, ancak sizin kalbinize (niyetlere) ve amellerinize bakar.”buyuruyor. Kalp imanın merkezidir, nazargah-ı ilahidir. Kalp aynasında Allah’ı görmek de ancak orayı temizlemekle mümkün olur. İmam-ı Gazali’ye göre haset, riya, kibir v.b. hastalıklardan temizlenmek farzdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v ): “Dikkat edin, vücutta bir et parçası vardır. O salih oldu mu bütün vücut salih olur, o fesada uğradı mı bütün vücut fesada uğrar. İşte o kalptir.” buyurmuştur. Lokman Hekim’e demişler ki: “Şurada kesilmiş bir hayvan var, git onun en iyi organlarını getir.” Gitmiş ve hayvanın dilini ve kalbini getirmiş. “En kötü organlarını getir.” demişler. Yine dilini ve kalbini getirmiş. “İyisini istesek de kötüsünü istesek de aynı organları getirdin.” demişler. Bunun üzerine: “Efendim, kalp ile dil iyi olursa bütün vücut iyi olur, onlar kötü olursa bütün vücut kötü olur.” buyurmuş. Evliyaullahtan biri: “Vücut bir ülke gibidir. Bu ülkenin merkezi kalptir. Kalp ya düşman elindedir ya da dost elinde. Eğer iman cumhurbaşkanı; akıl başbakan; tevekkül, kanat, hilm, tevazuu, sabır gibi güzel huylar da bakanlar olursa merkeze dost hâkim olmuştur. Azalarımıza Hakk’ın emirlerini bildirir, yasaklarından kaçındırır. Eğer şeytan cumhurbaşkanı; nefis başbakan; dünya sevgisi, şehvet, kibir, benlik, riya gibi kötü huylar bakanlar olursa merkeze düşman hâkim olmuştur. Azalarımıza Hakk’a isyanı bildirecek, elimizi zulmetmek için, gözümüzü harama bakmak için, kulağımızı nahoş sözleri dinlemek için kullanacaktır.” demiştir. Ülkenin yönetimi idareciye bağlıdır. İdareci kötü olursa ülke huzursuz olur. İdareci salih, takva ehli ise ülke de huzurlu olacaktır. Göz ibretle bakacak, el sadaka verecek, dil doğruyu söyleyecek, ayak hayır yolunda yürüyecektir.

Kalbimiz Allah’ı sevmek ve onu zikretmek için yaratılmıştır. Allah-ü Teâlâ: “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle tatmin olur.” buyuruyor. Kalbin sahibi olan Allah onun nasıl mutlu olacağını da bize bildiriyor. Allah’ı devamlı zikretmek de ancak bir mürşid-i kâmile bağlanmak ve ona rabıta yapmakla mümkün olur. Rabıta, devamlı Allah’tan haberdar olmaktır, O’nunla irtibatı koparmamaktır. Böylece her işimizde ölçümüz yalnız Allah rızası olur. Muhyeddin-i Arabî Hz.leri buyuruyorlar ki: “Mevlamızı en çok zikreden, cemadat yani taşlar, topraklar, cansız varlıklardır. Sonra nebatat yani ağaçlar, bitkilerdir. En az zikreden de insanlar ve cinlerdir. Hâlbuki Fahri Kâinat Efendimiz: “Ümmetimin en şereflileri hafız-ı Kuran olanlar ve geceleri ibadet ve zikirle ihya edenlerdir.” Allah-u Teâlâ’yı en çok zikretmesi gereken ve asıl vazifesi bu olan insanlar ve cinler Allah’ı en az zikredenlerdir. Oysa Allah-u Teâlâ: “Ben insanları ve cinleri yalnız bana ibadet etsinler diye yarattım.”buyuruyor. Zikir ise en büyük ibadettir. Dünyalık işlerimizle uğraşırken bile kalbi devamlı uyanık tutup Allah’ın zikriyle meşgul etmenin yolu da yine rabıtalı olmaktan geçer.

Büyüklerden biri: “Dünya bir göldür, iyi ameller de o gölü geçmek için bir gemidir.”diyor. Yalnız, o geminin de bir kaptanı vardır ki işte o kalptir. Denizde yahut gölde giden bir gemide delik açılırsa gemi su alır ve batar. Aynen bunun gibi kalbin içine yersiz duygular -ki bunların genel adı vesvesedir- girerse kalp fesada uğrar. Vesveseye kulak asmamak lazımdır. Her işi yalnız Allah rızası için yapmalıdır. Bu niyeti de başından sonuna düzgün tutmak zordur. Şeytan amelimize riya katmak, ihlâsımızı zedelemek için uğraşır. İşte bundan korunmak için Peygamber Efendimiz Felak ve Nas Surelerini okumayı, sabahları En’am Suresinin ilk üç ayetini okumayı ve yine sabah-akşam “Euzu billahissemiil alimil mineşşeytanırracim.”demeyi tavsiye etmişlerdir.

Bir insan gaflet içindeyse, huşu ile namaz kılamıyorsa, zikrinden-ibadetinden feyz alamıyorsa bunun sebebi üçtür:

Birincisi: Hilaf-ı şeriat. Yani şeriata aykırı hareket etmek, helal ve haramlara riayet etmemektir. Yediklerimizin helal olması çok önemlidir. İbadetin onda dokuzu helal lokma yemektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Kırk gün helal lokma yiyenin kalbinden diline hikmet pırıltıları akar.”buyuruyor. Yine haram yiyenin duasının namazının kabul olmayacağı rivayetler arasındadır. Evliyaullah özellikle bu konuda çok titiz davranmışlar, şüpheli yiyeceklere kesinlikle yaklaşmamışlardır. Harama bakmak da insanın gafletinin sebeplerindendir. Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Haram bakış şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Her bir ok kalpte bir kara leke bırakır. Böylece kalp simsiyah olur.”buyuruyor. Göz gönlün penceresidir. Pencere nereye açılır, nereye bakarsa gönül onunla meşgul olur. Haram söz yani yalan ve gıybet de gafletin sebeplerindendir. Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Ya hayır söyle ya sus.”buyurmuşlardır. Başka bir hadis-i şerifte: “Müslümanda her şey olsa iki şey olmaz: yalan ve haset.” Zaten yalan münafıklığın alametlerindendir. Müslüman her durumda doğruyu söylemelidir. Gıybet ise hem ruhi hem toplumsal hasara sebep olan başlı başına bir faciadır. İnsan bu günahın kirinden yalnız tövbe etmekle kurtulamaz. Başka bir kulun hakkına girdiği için ayrıca helallik de alması gerekir.

İkincisi: Dünyaya aşırı düşkünlük, dünyanın bin bir türlü israf kabilinden olan ziynetlerine meyletmek. Böyle olunca o kalbe Allah’ın feyzi girmez. Dünya sevgisi ile Allah sevgisi bir arada durmaz. Allah-u Teâlâ: “İki sevgiyi bir arada vermem, iki korkuyu da bir arada vermem.”buyuruyor. Yani Allah sevgisi olan kalpte başka sevgi olamaz; Allah korkusu olan bir kalp de Allah’tan başka kimseden korkmaz. Dünya ile ahiret doğu ile batı gibidir; birine yaklaştıkça diğerinden uzaklaşırsınız, demişler. Put olan yere meleklerin girmediği gibi dünyanın putlaştırdığı kalbe de Allah sevgisi girmez.

Hadis-i şerifte: “Dünya sevgisi bütün kötülüklerin başıdır.” buyuruyor Peygamber Efendimiz. Bunun ilacı ise ölüm tefekkürüdür, Allah-ü Teâlâ’nın nimetlerini düşünmektir. Ölümü düşünmek kalpten dünya muhabbetini atar. O yüzden tasavvufta ölüm rabıtası vardır. İmam-ı Gazali: “Bir gemi bir sahile yanaşsa, içindekilere dense ki ihtiyaçlarınızı alın gideceğiz. Bir kısım insanlar giderler, ihtiyaçlarını alır, gelirler. Bir kısmı etrafın güzelliğine bakarlar, ihtiyaçlarını da alırlar, gelirler. Bir kısmı da oranın güzelliklerinden faydalanırlar, ihtiyaçlarını alır, gelirler. Yine bir kısmı iner, daha ilerlerde ne olduğunu merak edip uzaklaşırlar. Bu kişiler ancak geminin kalkış düdüğüyle uyanırlar ama yetişemezler. O topladıkları şeyler ise zamanla çürür, kendilerine de fayda vermez. Bir kısım insanların ise hiç haberi olmaz. Gemiye önce gelenler, takva sahipleridir. Onlar önce geldikleri için geminin en güzel yerlerini alırlar. Sonra gelenler, günahkâr müslümanlardır. Onlar da kalan güzel yerleri alırlar. Diğerleri ayakta da olsa gemiye binerler. O sahilde kalanlar ise kâfirlerdir.”diye güzel bir misal anlatır. Cennette derecemizin yüksek olmasını istiyorsak, yani geminin en güzel yerlerini almak istiyorsak, bunun için gayret göstermeliyiz. İnsan bir belediye otobüsüne binerken bile en önceki duraktan biner ki oturabileyim diye. Belki on-on besiş, belki otuz, belki kırk beş dakikalık yolu ayakta gitmeyi istemez. Hâlbuki ahiret yolculuğu sonsuz. O yolun bir durağı yok. “Dünyayı isteyene dünyayı, ahreti isteyene ahreti veririz.” buyuruyor Allah-ü Teâlâ. Nereyi istediğimizi iyi düşünelim. Mevlana hazretleri: “Dünya hayatı deniz suyuna benzer, içtikçe içesiniz gelir.” diyor. İnsan dünyada yaşayacak ama onu kalbine sokmayacak. Seyda Şeyh Fadlullah (k.s.) da: “Dünya elinizde, ahret gönlünüzde olsun.”buyuruyor.

Üçüncüsü: Gaflet sahibi, hasta kalpli insanlarla dost olmak. Vücuttaki hastalıklar gibi kalbi hastalıklar da bulaşıcıdır. Onun için kalbi uyanık, salih insanlarla dost olalım ki zikrimizden, fikrimizden, ibadetimizden feyz alalım. Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.): “Kiminle dost olalım?”diye soruyorlar. “Görülmesi size Allah’ı en çok hatırlatanlar ile konuşması amelinizle ilgili olan, ahiret amelini size hatırlatan ile.”buyuruyor. Ve yine: “Sizin efdaliniz görüldüğünde Allah’ı hatırlatandır.”buyuruyor. Bunun en güzel örneği mürşid-i kâmillerdir. Bir örnek vardır; körükçü dükkânında kalan is, gül dükkânında kalan misk kokar. Kiminle arkadaş olup, kiminle ünsiyet kurduğumuz çok önemlidir bu yüzden. Peygamber Efendimizin: “Kişi sevdiği ile beraberdir.”, “Kim kimi severse onunla haşrolur.” hadis-i şerifleri de gönlümüzde kime yer verdiğimize dikkat etmemizin gerekliliğini vurgulayan iki güzel öğüttür. Seyda Şeyh Fadlullah (k.s.), sevmenin işaretinin ve gereğinin de o kişiler gibi yaşamaya çalışmak olduğunu söylerdi. Mürşid-i kâmil, salih dost-arkadaş insana, dünyaya ibret gözüyle bakmayı, tefekkür etmeyi öğretir. Kuran-ı Kerim’de bir birine hayrı ve sabrı tavsiye edenler haricindekilerin hüsranda, ziyanda olduğunu buyuruyor Allah-u Teâlâ. Bu zamanda bu emri yerine getiren bir dost bulmak çok zordur. O yüzden böyle insanları bulduğumuz zaman değerlerini bilmeli, peşlerinden ayrılmamalıyız.
 

"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "