“Güzel insanların gözü güzel şeyleri, kötü insanların gözü ise kötü şeyleri görür.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahına pişman olmayan kimsenin tarikattan nasibi yoktur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tasavvufa giren insanlar meşayih-i kiramın evladıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s) 

“Günahtan duyulan pişmanlığın derecesi, dağdan üzerine yuvarlanan taşın önünde eli kolu bağlı kalınca duyulan korku gibi olmalıdır.” Seyda Molla Muhyeddin (k.s)

“Kişi başına gelen musibetlerin belaya dönüşmemesi için Allah’a dua etmelidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bütün insanlar Allah’a giden yolda peygamberlere, peygamberler de Cebrail’e muhtaçtı.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tarikat, İslamiyet içerisindeki nurların döndüğü yerdir.” Seyda Alameddin (k.s)

“Öfkelenen insan şeytanın elindeki topaç gibidir, şeytan onu istediği yöne çevirir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kulun kula haset etmesi, aslında Allah’a haset etmesidir. (H.B.)

“Acziyeti idrak, en büyük mertebedir.” Hz. Ömer (r.a)

“Ma’siyyet içinde tövbe olmaz.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah Teâlâ insana faydalı her nimeti Resul-i Ekrem (s.a.v)  zamanında vermiştir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Anne babasından güzel bir din eğitimi alan evladın işlediği her hayrın sevabı önce annesine, sonra babasına gönderilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bizlere Seyyid demeyiniz, eğer biz Seyyid isek Allah bunun mükâfatını zaten verecektir ama eğer değilsek Allah bunun hesabını bizden sorar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s) 

“Allah dostları vefatlarından sonra gizlendiği bulutun arkasından çıkan kızgın güneş gibidir.”(H.B.)

“Her bakan gözün gördüğü şey farklıdır.” (H.B.)

“Şeyhe yapılan sürekli rabıta, kalbin her an zikretmesine vesile olur.” (H.B.)

“Zikirde görülen şeylere aldanmak, aynadan yansıyan akse takılı kalmak gibidir.” (H.B.)

“Her an rabıta halinde olmak müridi kötülüklerden korur.” (H.B.)

“Derecesi yüksek olan kendini küçük görendir; derecesi küçük olan ise kendini büyük görendir.” (H.B.)

“Allah Teâlâ’nın mağfireti Resul-i Ekrem’in (s.a.v) mutabaatına bağlıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Rabıta, müridi dünya muhabbetinden uzaklaştır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Evlat-ı salihin işlediği her güzel amele anne babası da ortaktır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Müridin şeyhinden izin alarak çektiği ezkar, aşılanmış ağacın verdiği meyve gibi daha kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Resul-i Ekrem (s.a.v) vefatından sonra en büyük bela tokluk oldu.” Hz. Ayşe (r.a)

“İnsan gecesini boş işlerle geçirip geç yatar, sonra da sabah namazına kalkamazsa, o namazını keyfi olarak terk etmiş gibi olur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Asr’a andolsun ki insan mutlaka ziyandadır.” (Asr/1,2)

“Bilesiniz ki, Allah dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.”(Yûnus,62)

“Bir insan günahı nispetinde edepsizdir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın nefsi köleye benzer, onun efendisi kalp ve ruhtur.” Mevlana Celaleddin Rumi

“Sadık bir mürid evlattan daha hayırlıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s)

“Tarikattaki insanın iki babası vardır. Biri nesebi babası, diğeri şeyhidir. Nesebi babası onu dünya hayatına, manevi babası da âhiri hayatına hazırlar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah dostları zühd sahibi insanlardır, şanla şöhretle ilgilenmezler.” (H.B.)

“İnsanlar bir araya geldiklerinde gıybet etmek, boş sözler söylemek yerine Allah'ı anmalılar ki meclislerine azap değil nur yağsın.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahından pişman olmayan, nasihat tesir etmeyen insanın imanından şüphe edilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan hiçbir yerdedir.” Necip Fazıl Kısakürek

“Âlimlerin en şansızı cahilin arasında olandır.” (H.B.)

“Müridin virdini terk etmesi varlık duygusundan kaynaklanır.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Dostunla çok dost olma, düşmanınla çok düşman olma. Olur ki bir gün dostun düşmanın, düşmanın dostun oluverir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın güzelliği sabrettiği sıkıntılar nispetindedir”. (F.B.)

“İlim ancak amel edildiğinde kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kalpler ancak Allah'ı anmakla zikriyle mutmain olur.” (Ra’d/28)

“Hakikat bir kuştur; bir kanadı tarikat, bir kanadı şeraittir. Birinden biri eksik olursa hakikat kuşu uçmaz.” İmam Rabbani (k.s)

“Tasavvuf kal ilmi değil hal ilmidir.”

“Keşke tasavvuf üzerine hiç söz söylenmeseydi de, ehl-i tasavvuf olmayan kimseler tasavvufu anlatmamış olsalardı.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Müridin gördüğü değişik haller ve cezbe hali, oyalanması için küçük bir çocuğun önüne konulan şekerlemeler gibidir.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“İnsan haklı olduğu bir konuda münakaşa etmek yerine susup, geriye çekilse, haksız olabileceğini düşünse ne kaybeder? Ne kazanır? (H.B.)

“Üç günden fazla küs kalan insanlar kendi elleriyle kendilerini Allah’ın rahmetinden mahrum ederler.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Her mürşid-i kâmil, yetiştirdiği halifesini omzuna bastırarak bir üst dereceye ulaştırır.” (H.B.)

“Mürşid-i kâmil olan kulların kalbi Allah Teâlâ’nın nazargahıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Acı çekmeden başarı kazanılmaz”. (H.B.)

“Her insanın evinden son çıkışı vardır.” (F.B.)

“Bir yerde bir hayır işlendiği zaman o hayrın nispeti etrafa da faydalı olur; bir yerde de bir günah işlendiği zaman da o günahın zulmeti etrafı sarar.” (F.B.)

“Sadakat sıkıntılı dönemlerde kendini belli eder.” Seyda Alameddin (k.s)

“Sınırı olan dünyayı sınırsız bir aşkla sevmek, insana eziyet verir.” Seyda Alameddin (k.s)

Allah katında büyüklük, sayıya değil keyfiyyete bakar.” Seyda Alameddin (k.s)

“Ahir zamanda imanı muhafaza etmek, elde sıcak kor tutmaktan daha zordur.” (H.Ş.)

“Tasavvufta hissesi olmayan bir insan zamanın muhakkik ulemalarından biri sayılsa dahi, ahir zamanda zındıkların kurdukları tuzaklara karşı imanını muhafaza edemez.” Seyda Alameddin (k.s)

“Çok mukaddes neticelerin kazanılacağı zamanlarda insan, nefs ve şeytanın istilasındadır.” Seyda Alameddin (k.s)

“Kişinin işlediği her bir amelin elbisesi kendisine giydirilir. Hayır ise hayır, şer ise şer.” Hz. Osman (r.a)

“Eğer kalpleriniz temiz olsaydı, Allah'ın kelâmını okumaya doymazdınız." Hz. Osman (r.a) 

“Eğer söz gümüş ise sükût altındır.” Hz. Süleyman (a.s)

“Mü'min bir kimsenin dili, kalbinin arkasındadır. Konuşmak istediği zaman kalbiyle o şeyi düşünür, sonra diliyle onu geçiştirir; münafığın dili kalbinin önündedir. Bir şeyi kastettiğinde diliyle söyler, kalbiyle düşünmez.” Hasan Basri (r.a) 

“Kişinin malayani şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.”(Tirmizi, Zühd/11)

“ Âdemoğlu sabahladığı zaman tüm azaları dile hatırlatıcı oldukları halde sabahlar ve derler ki: Bizim hakkımızda Allah’tan kork! Zira sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Eğer sen inhirat edersen  biz de inhirat eder  haktan ayrılırız.”(Tirmizi)

“Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Kalbi de dili doğru olmadıkça doğru olmaz. (Haraiti)

“Sâdık arkadaşlar bulun ve onların arasında yaşayın. Dürüst ve samîmi arkadaşlar, darlıkta yardımcı, genişlikte süs ve zînettirler.” Hz. Ömer (r.a) 

“Dostunun sana düşen işini güzel bir şekilde gör ki, lüzumunda, sana daha güzeliyle karşılıkta bulunsun.” Hz. Ömer (r.a)

“ İşlerini Allah’tan korkanlara danış ve onlarla istişâre et.” Hz. Ömer (r.a)

“Allah’a itâat eden büyük zâtların sözlerine dikkat edin. Çünkü onlara Allah tarafından gerçekler tecellî eder ve onu konuşurlar.”Hz. Ömer (r.a)

“İyilik kolay bir şeydir. Güler yüz ve yumuşak söz bunu temin eder. Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık göstermeksizin yumuşak ol.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok gülenin heybeti azalır. Şaka yapan eğlenceye alınır. Bir şeyi çok yapan onunla tanınır.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok konuşan çok yanılır, hataya düşer. Böyle kimsenin hayâsı azalır. Hayâsı azalan şüpheli şeylerden az kaçınır. Şüpheli şeylerden az kaçınanın kalbi ölür.” Hz. Ömer (r.a)

“Amellerin efdali, farzları yapıp haramlardan kaçınmak ve Allah katında sâdık niyettir.” Hz. Ömer (r.a)

“Hesâba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” Hz. Ömer (r.a)

“Âhiret işlerinde zarar etmektense, dünyâya âit işlerde zarar ediniz. Böylesi sizin için daha hayırlıdır.” Hz. Ömer (r.a)

“Alay, şaka ve mizah etmekten kaçınınız. Zîrâ insanın şerefini kırar, vakarını azaltır.” Hz. Ömer (r.a)

“Ahmakla arkadaşlık etmekten kaçın. Çünkü ekseriya, sana iyilik yapayım derken zararı dokunur.” Hz. Ömer (r.a)

“Tövbe edenlerle oturun, onların kalpleri yumuşak olur.” Hz. Ömer (r.a)

"Kalp kör olduktan sonra, gözün görmesinde pek yarar yoktur." Hz. Ali (r.a.)

"Mü'min bir kimse mazeretleri, münafık ise günah ve hataları arar!" İbn-i Mübarek

"Herkesin ölümü kendi rengindedir." Mevlana Celaleddin Rumi (k.s)

“Zâlim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.”(Tirmizî)

“Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir. (Ankebut/45)

“Akıl, insana verilen cevherlerden biridir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

Günün Sözü

Halkın içinden kaçmak marifet değildir. Asıl marifet halkın içinde iken kendi içine dönebilmektir.
Ebû Bekir Şibli -

Tasavvuf, insana hitap eden ve insanı Allah Teâlâ Hazretleri’ne ulaştıran bir yoldur. Tasavvufun gayesi Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmaktır. Bugün, insanlar tasavvufun başlangıç noktasında farklı sebeplerden dolayı bu yola adım atsalar da zamanla bir tek gayenin asıl olduğunu görürler. Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmak ve yakin sahibi olmak…

Yaradılışın gayesi Allah Teâlâ’yı tanımak ve bilmek,  buna muhatap olan da insan ise her devirde tasavvuf olacaktır. Tasavvuf akılla anlaşılmaz, dille anlatılamaz, yanına yanaşılmaz bir şey değildir. Tasavvufu değişik şekillerde tarif etmek mümkündür ve kolaydır. Fakat tasavvufun yaşantıya tatbiki nefse hitap ettiğinden zordur.

Tasavvufa hem adım atan hem taş atan onu iyi tanımalıdır. Yoksa biri cehalet, diğeri de gaflet ile kul hakkı yemiş olur. Tasavvuf terbiyesi Allah ve Resulünün öğrettiği edep üzerine kurulmuş, manevi bir ahlak eğitim sistemidir. Tasavvufun her bir kısmında Peygamberimizin yaşantısından, ahlakından, tavsiyelerinden parçalar vardır. Tasavvufun temel eğitim sisteminde sohbet, zikir, rabıta, nefis mücadelesi ve ahlaki eğitim yer alır.

“İlahi ente maksudi ve rızake matlubi.” gayeye,

“Allah’ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.” ile zikre[1],

            “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun.” ayeti ile rabıtaya[2],

Nitekim size (içinizde görev yapmak üzere) sizden bir Resul (Peygamber) gönderdik ki ayetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye etsin, size kitap ve hikmet öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.” ayeti ile nefis mücadelesine teşvik vardır.[3]

Bunlar amaç değil, yakini sağlamaya yarayan araçlardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in ashabı, Efendimizin sohbetinden elde ettiklerinden başka bir şeyle adlandırılmadılar. Zira sohbet faziletinden daha üstün bir fazilet yoktur. Bunun için onlara “sahabe” denildi. İkinci asırda da sahabelerle sohbet edenlere “tabiin”,  onlardan sonraki asırda da tabiin ile sohbet edenlere “Tebe-i Tabiin” denildi. Daha sonra insanlar arasında ihtilaflar çıkmaya başladı. Din işlerine gereken ilgiyi gösteren havassa, dünya süs ve makamlarından feragat eden kimse manasında “zahid” denildi. Birçok fırkalar ortaya çıkınca her fırka “zahid” bizdedir, diye iddiada bulundu. O vakit nefisleri Allah Teâlâ ile bulunanlar ve gafletten kalbini muhafaza edenler, yani ehl-i sünnetin havası, kendilerine “tasavvuf” ehli dediler. Bu büyüklere tasavvuf adı, hicri 200 senesinden evvel meşhur olmuştur.”[4]

Tasavvuf terbiyesinin merkezinde bir rehber (mürşid-i kâmil) bulunur. Bu kişiye mürşid denilir. Mürşid insanları eğitme yetkisini halktan değil, Cenab-ı Allah’tan alır. Mürşid-i kâmiller Allah Teâlâ’nın emirlerine uyan, sünneti seniyyeyi yerine getiren, yanlarına gidildiğinde size Allah’ı hatırlatan ve kendileri her an Allah Teâlâ’yı hatırlayan insanlardır. Gönülleri ilahi ikramlardan kendi payını almıştır.

 

Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de “Gökten bir su indirdi de vadiler kendi miktarınca sel oldu, sel de yüzüne çıkan bir köpük yüklendi. Bir ziynet veya bir eşya yapmak için ateşte üzerini körükledikleri madenlerden de onun gibi bir köpük meydana gelir, işte Allah hak ile batılı böyle çarpıştırır. Fakat köpük atılır gider, insanlara faydası olan ise yerde kalır! İşte Allah böyle misaller verir!”[5] buyuruyor. “Allah gökten bir su indirdi de her vadi (dere) kendi miktarınca akıp su ile doldu.” ayetinde anlatılan sudan murat, ilimdir; vadiler ile kastedilen de kalplerdir.

“Allah Teâlâ safi bir inci yarattı. Ona azametle nazar edince inci hayâsından eridi, gitti ve su hâlinde aktı.”. Bu ayet-i kerimede anlatılan “İşte kalplerin safiliği bu suyun o kalplere ulaşmasından hâsıl olmuştur.”[6]denmiştir.

“Allah gökten su indirdi.” ayetiyle Allah Teâlâ kullarına bir misal vermiştir. Bir yerde sel olduğu zaman, selin aktığı dere ve vadilerde hiçbir pislik kalmaz, sel suları bütün kirleri siler süpürür. Aynı bunun gibi Allah Teâlâ’nın kullarına taksim ettiği nur, o kimsenin nefsinde aktığı zaman onda gaflet, karanlık ve sıkıntı bırakmaz, temizler.

“Allah gökten su indirdi.” ifadesi ile kullara taksim edilen bu nur “Vadiler kendi miktarınca aktı.” sözüyle de ezelde kalpler için taksim edilmiş nurlara işaret edilmiştir.“Üstte oluşan köpüğe gelince, sel onu alır götürür.” ayeti ile de kalpler üzerindeki nefsanî kir ve zulmetlerin gitmesiyle temizlenmiş ve nurlanmış olmasına işaret edilmiştir.

Ayetin devamında “İnsanlara fayda veren ise yerde, yerinde kalır.” Doğru olmayan her şey kalpten çekip gitmiş, onun yerine Hak Teâlâ kalpte kalmıştır. Bu ayet Allah’ın kullarına lütfettiği bütün keramet çeşitlerini içine alır.

Her kalp bu ilahi ikramlardan kendi payını almıştır. Tefsir, hadis ve fıkıh âlimleri kalplerinde akan bu nurlu sudan güçleri yettiğince istifade etmiş, takva sahibi gerçek âlim ve sufilerin kalpleri de bu rahmet suyundan kendi miktar ve nasiplerince faydalanmıştır. Yükselme ve makam arzusu, itibar elde etme duygusu, mal biriktirme endişesi gibi dünya muhabbeti ile dolu ve kirli kalpler de kendi durumuna göre içinde bu suyu akıtmıştır. Kalplerinde bu türlü duyguları olanlar, ilim adına bir takım şeyler elde edebilirler. Fakat ilmin hakikatine ve manevi lezzetine ulaşamazlar. Gerçek fakihler, dünyaya gönlünü kaptırmayan ve ilmiyle kalpleri uyandırılan ve ihya mertebesine ulaşan muttaki kimselerdir.

Tasavvufun en mühim konularından birisi takvadır. Takva, bütüngünahlardan kendini koruyanmuttaki kul olmak demektir. “En iyi mutasavvıflar kimlerdir?” diye bir soru sorulsa “En takvalı insanlardır.” denilebilir.

İlimlerin kaynak ve dağılma noktası Rasûlullah (s.a.v)’dır. Efendimizin kalb-i şerifi hidayet ve ilimle kaynayan bir denizdir. Allah Resulü ilim kaynayan kalbiyle ümmetine yöneldi. Nur saçan yüzünü, anlayış kanallarına sahip olanlara çevirdi. Efendimizin yöneldiği her bir kalp ve anlayış kanal sahiplerine, o kimsenin payı ve nasibi kadar ilim aktı. İşte ümmetin âlimlerinin idrak ve zihnine ulaşan bu pay, dini hakkıyla anlatmaktır.

Sufiler de güzel anlayış sahibi oldukları için gerçeği bildiler, bildikleri ile amel ettiler. Amel edince Hakkı yakinen tanıdılar. Yakinen tanıyınca da tam hidayete ulaştılar. Kim Allah’ın dinini güzel anlarsa onun teslimiyet ve yaşantısı da o nispette güzel olur, ilahi davete hemen icabet eder ve yakın nurundan nasibi daha fazla olur.

Peygamber Efendimizin maneviyat denizinden gelen hicrette, sığınmış oldukları mağarada Efendimizin gönlünden Hz. Ebubekir (r.a)’in gönlüne akan ve Hz. Ebu Bekir (r.a) vefat edince silsilemizin ikinci halkasını oluşturan sahabe-i kiramdan Selman-i Farisi (r.a)’ye devredilen, Selman-i Farisi (r.a) vefat ettikten sonra Hz. Ebu Bekir (r.a)’in torunu Kasım bin Muhammed (r.a)’e,  ondan sonra Resulü Ekrem (s.a.v)’in torunu Cafer-i Sadık (r.a)’a devredilen bu nur, silsile yolu ile bu şekilde günümüze kadar ulaştı. Bu nurlu yol gönülden gönüle hitaben kıyamete kadar devam edecektir. Silsilenin her devirde nurlu bir halkası olacaktır. O halkadan, her insan kendi nasibince faydalanacaktır. Su akacak, kalpler kendi miktarınca dolacaktır.

 “O Allah insana bilmediği şeyleri öğretti.”[7],  insana bilmediklerini öğreten Allah’tır. İlim ve hikmet Allah tarafından kalplere ikram edilmiştir. “Anlayışlı kulaklar duyup anlasın.”[8] diye… Sufiler de anlayış bakımından Allah’a yakın olduklarından söylenenleri en iyi şekilde anlayıp uygulamışlardır.

Gerçek sufi, mukarrebun sıfat ve makamındaki kimsedir. Sufi yüce hâlleri ve insanların çoğunun anlayamayacağı gizli hâlleri ile iman, ilim, zevk sahibidir. Sufi, ruh makamında müşahede sahibidir. Sufinin hâlden hâle geçmesi kalbinin varlığı sebebiyledir.”Sufiler” dediğimizde mukarrebun makamına çıkmış velileri kastettiğimiz bilinmelidir.[9]

Mutasavvıf ise, sufilerin hâl ve özelliğine vakıf olan kimsedir. Kalp makamında murakabe sahibidir.

Sufilere benzemek isteyen ( müteşebbih)’in ise, sufileri sevmeleri,  onların ruhlarının meylettiği ilahi şeylere onun da ruhunun meyletmesi sebebiyledir. Çünkü Allah’ın emrine, O’na yaklaştıran ve O’na yakın olan kimselere muhabbet duymak ruhun o tarafa çekilmesi ile meydana gelir. Müteşebbihler, kendini zahiren onlara benzetip de hâl olarak onlar gibi olmayan kimselerdir. Sufilere benzemek isteyen müteşebbih de nefisle mücadele ve muhasebe içindedir.[10]  “Hiç bir hâli müteşebbihlere de benzemeyen bugünkü tasavvuf ehli olduğunu düşünen kimselere ne ad verilir?” sorusu üzerinde düşünülmelidir. Ben “şuyum” diyen insan, bu vasıflara sahip mi, değil mi, araştırmalıdır.

Tasavvuf güzel insanları, güzel paydalarda bir araya toplayan bir muhabbet sistemdir. Bu topluluğa mensup olan insanlarda güzel hâl ve tavırlar ortaya konur. Gül yağı satıcısının dükkânına giren insanının üstü, gül kokar. Tasavvuf ehli insan olayları sadece zahiren değerlendirmeyen, farklı bakış açıları olan insandır. Bu özellikleri kalplerine gelen suyun eşsiz bir membadan gelmesindendir. Kaynağı bildiklerinden, kendilerini kaynakta birleştirip yeri geldiğinde toprak olup bulut olmuşlardır. Her kesimin kendilerinden istifade ettiği bu topluluğa ne mutlu…

 

 

 

DİPNOT



[1]
Enfal, 45

[2]Tevbe, 119

[3]Bakara, 151

[4]Mevlana Halid, Mektubat

[5]Ra’d ,17

[6]Şihabuddîn Sühreverdî, Gerçek Tasavvuf

[7]Alak(96),5

[8]El-Hâkka(69),12

[9]Şihabuddîn Sühreverdî, Gerçek Tasavvuf

 

[10]Şihabuddîn Sühreverdî, Gerçek Tasavvuf

 

"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "