“Güzel insanların gözü güzel şeyleri, kötü insanların gözü ise kötü şeyleri görür.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahına pişman olmayan kimsenin tarikattan nasibi yoktur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tasavvufa giren insanlar meşayih-i kiramın evladıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s) 

“Günahtan duyulan pişmanlığın derecesi, dağdan üzerine yuvarlanan taşın önünde eli kolu bağlı kalınca duyulan korku gibi olmalıdır.” Seyda Molla Muhyeddin (k.s)

“Kişi başına gelen musibetlerin belaya dönüşmemesi için Allah’a dua etmelidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bütün insanlar Allah’a giden yolda peygamberlere, peygamberler de Cebrail’e muhtaçtı.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tarikat, İslamiyet içerisindeki nurların döndüğü yerdir.” Seyda Alameddin (k.s)

“Öfkelenen insan şeytanın elindeki topaç gibidir, şeytan onu istediği yöne çevirir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kulun kula haset etmesi, aslında Allah’a haset etmesidir. (H.B.)

“Acziyeti idrak, en büyük mertebedir.” Hz. Ömer (r.a)

“Ma’siyyet içinde tövbe olmaz.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah Teâlâ insana faydalı her nimeti Resul-i Ekrem (s.a.v)  zamanında vermiştir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Anne babasından güzel bir din eğitimi alan evladın işlediği her hayrın sevabı önce annesine, sonra babasına gönderilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bizlere Seyyid demeyiniz, eğer biz Seyyid isek Allah bunun mükâfatını zaten verecektir ama eğer değilsek Allah bunun hesabını bizden sorar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s) 

“Allah dostları vefatlarından sonra gizlendiği bulutun arkasından çıkan kızgın güneş gibidir.”(H.B.)

“Her bakan gözün gördüğü şey farklıdır.” (H.B.)

“Şeyhe yapılan sürekli rabıta, kalbin her an zikretmesine vesile olur.” (H.B.)

“Zikirde görülen şeylere aldanmak, aynadan yansıyan akse takılı kalmak gibidir.” (H.B.)

“Her an rabıta halinde olmak müridi kötülüklerden korur.” (H.B.)

“Derecesi yüksek olan kendini küçük görendir; derecesi küçük olan ise kendini büyük görendir.” (H.B.)

“Allah Teâlâ’nın mağfireti Resul-i Ekrem’in (s.a.v) mutabaatına bağlıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Rabıta, müridi dünya muhabbetinden uzaklaştır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Evlat-ı salihin işlediği her güzel amele anne babası da ortaktır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Müridin şeyhinden izin alarak çektiği ezkar, aşılanmış ağacın verdiği meyve gibi daha kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Resul-i Ekrem (s.a.v) vefatından sonra en büyük bela tokluk oldu.” Hz. Ayşe (r.a)

“İnsan gecesini boş işlerle geçirip geç yatar, sonra da sabah namazına kalkamazsa, o namazını keyfi olarak terk etmiş gibi olur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Asr’a andolsun ki insan mutlaka ziyandadır.” (Asr/1,2)

“Bilesiniz ki, Allah dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.”(Yûnus,62)

“Bir insan günahı nispetinde edepsizdir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın nefsi köleye benzer, onun efendisi kalp ve ruhtur.” Mevlana Celaleddin Rumi

“Sadık bir mürid evlattan daha hayırlıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s)

“Tarikattaki insanın iki babası vardır. Biri nesebi babası, diğeri şeyhidir. Nesebi babası onu dünya hayatına, manevi babası da âhiri hayatına hazırlar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah dostları zühd sahibi insanlardır, şanla şöhretle ilgilenmezler.” (H.B.)

“İnsanlar bir araya geldiklerinde gıybet etmek, boş sözler söylemek yerine Allah'ı anmalılar ki meclislerine azap değil nur yağsın.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahından pişman olmayan, nasihat tesir etmeyen insanın imanından şüphe edilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan hiçbir yerdedir.” Necip Fazıl Kısakürek

“Âlimlerin en şansızı cahilin arasında olandır.” (H.B.)

“Müridin virdini terk etmesi varlık duygusundan kaynaklanır.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Dostunla çok dost olma, düşmanınla çok düşman olma. Olur ki bir gün dostun düşmanın, düşmanın dostun oluverir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın güzelliği sabrettiği sıkıntılar nispetindedir”. (F.B.)

“İlim ancak amel edildiğinde kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kalpler ancak Allah'ı anmakla zikriyle mutmain olur.” (Ra’d/28)

“Hakikat bir kuştur; bir kanadı tarikat, bir kanadı şeraittir. Birinden biri eksik olursa hakikat kuşu uçmaz.” İmam Rabbani (k.s)

“Tasavvuf kal ilmi değil hal ilmidir.”

“Keşke tasavvuf üzerine hiç söz söylenmeseydi de, ehl-i tasavvuf olmayan kimseler tasavvufu anlatmamış olsalardı.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Müridin gördüğü değişik haller ve cezbe hali, oyalanması için küçük bir çocuğun önüne konulan şekerlemeler gibidir.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“İnsan haklı olduğu bir konuda münakaşa etmek yerine susup, geriye çekilse, haksız olabileceğini düşünse ne kaybeder? Ne kazanır? (H.B.)

“Üç günden fazla küs kalan insanlar kendi elleriyle kendilerini Allah’ın rahmetinden mahrum ederler.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Her mürşid-i kâmil, yetiştirdiği halifesini omzuna bastırarak bir üst dereceye ulaştırır.” (H.B.)

“Mürşid-i kâmil olan kulların kalbi Allah Teâlâ’nın nazargahıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Acı çekmeden başarı kazanılmaz”. (H.B.)

“Her insanın evinden son çıkışı vardır.” (F.B.)

“Bir yerde bir hayır işlendiği zaman o hayrın nispeti etrafa da faydalı olur; bir yerde de bir günah işlendiği zaman da o günahın zulmeti etrafı sarar.” (F.B.)

“Sadakat sıkıntılı dönemlerde kendini belli eder.” Seyda Alameddin (k.s)

“Sınırı olan dünyayı sınırsız bir aşkla sevmek, insana eziyet verir.” Seyda Alameddin (k.s)

Allah katında büyüklük, sayıya değil keyfiyyete bakar.” Seyda Alameddin (k.s)

“Ahir zamanda imanı muhafaza etmek, elde sıcak kor tutmaktan daha zordur.” (H.Ş.)

“Tasavvufta hissesi olmayan bir insan zamanın muhakkik ulemalarından biri sayılsa dahi, ahir zamanda zındıkların kurdukları tuzaklara karşı imanını muhafaza edemez.” Seyda Alameddin (k.s)

“Çok mukaddes neticelerin kazanılacağı zamanlarda insan, nefs ve şeytanın istilasındadır.” Seyda Alameddin (k.s)

“Kişinin işlediği her bir amelin elbisesi kendisine giydirilir. Hayır ise hayır, şer ise şer.” Hz. Osman (r.a)

“Eğer kalpleriniz temiz olsaydı, Allah'ın kelâmını okumaya doymazdınız." Hz. Osman (r.a) 

“Eğer söz gümüş ise sükût altındır.” Hz. Süleyman (a.s)

“Mü'min bir kimsenin dili, kalbinin arkasındadır. Konuşmak istediği zaman kalbiyle o şeyi düşünür, sonra diliyle onu geçiştirir; münafığın dili kalbinin önündedir. Bir şeyi kastettiğinde diliyle söyler, kalbiyle düşünmez.” Hasan Basri (r.a) 

“Kişinin malayani şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.”(Tirmizi, Zühd/11)

“ Âdemoğlu sabahladığı zaman tüm azaları dile hatırlatıcı oldukları halde sabahlar ve derler ki: Bizim hakkımızda Allah’tan kork! Zira sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Eğer sen inhirat edersen  biz de inhirat eder  haktan ayrılırız.”(Tirmizi)

“Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Kalbi de dili doğru olmadıkça doğru olmaz. (Haraiti)

“Sâdık arkadaşlar bulun ve onların arasında yaşayın. Dürüst ve samîmi arkadaşlar, darlıkta yardımcı, genişlikte süs ve zînettirler.” Hz. Ömer (r.a) 

“Dostunun sana düşen işini güzel bir şekilde gör ki, lüzumunda, sana daha güzeliyle karşılıkta bulunsun.” Hz. Ömer (r.a)

“ İşlerini Allah’tan korkanlara danış ve onlarla istişâre et.” Hz. Ömer (r.a)

“Allah’a itâat eden büyük zâtların sözlerine dikkat edin. Çünkü onlara Allah tarafından gerçekler tecellî eder ve onu konuşurlar.”Hz. Ömer (r.a)

“İyilik kolay bir şeydir. Güler yüz ve yumuşak söz bunu temin eder. Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık göstermeksizin yumuşak ol.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok gülenin heybeti azalır. Şaka yapan eğlenceye alınır. Bir şeyi çok yapan onunla tanınır.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok konuşan çok yanılır, hataya düşer. Böyle kimsenin hayâsı azalır. Hayâsı azalan şüpheli şeylerden az kaçınır. Şüpheli şeylerden az kaçınanın kalbi ölür.” Hz. Ömer (r.a)

“Amellerin efdali, farzları yapıp haramlardan kaçınmak ve Allah katında sâdık niyettir.” Hz. Ömer (r.a)

“Hesâba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” Hz. Ömer (r.a)

“Âhiret işlerinde zarar etmektense, dünyâya âit işlerde zarar ediniz. Böylesi sizin için daha hayırlıdır.” Hz. Ömer (r.a)

“Alay, şaka ve mizah etmekten kaçınınız. Zîrâ insanın şerefini kırar, vakarını azaltır.” Hz. Ömer (r.a)

“Ahmakla arkadaşlık etmekten kaçın. Çünkü ekseriya, sana iyilik yapayım derken zararı dokunur.” Hz. Ömer (r.a)

“Tövbe edenlerle oturun, onların kalpleri yumuşak olur.” Hz. Ömer (r.a)

"Kalp kör olduktan sonra, gözün görmesinde pek yarar yoktur." Hz. Ali (r.a.)

"Mü'min bir kimse mazeretleri, münafık ise günah ve hataları arar!" İbn-i Mübarek

"Herkesin ölümü kendi rengindedir." Mevlana Celaleddin Rumi (k.s)

“Zâlim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.”(Tirmizî)

“Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir. (Ankebut/45)

“Akıl, insana verilen cevherlerden biridir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

Günün Sözü

Halkın içinden kaçmak marifet değildir. Asıl marifet halkın içinde iken kendi içine dönebilmektir.
Ebû Bekir Şibli -

Al Hambra in Granada - Spain (pool).jpg

 

TASAVVUF’UN BAŞLANGIÇ NOKTASI EDEP 

     Seyyid Sıbgatullahi Arvasi hazretleri sohbetten istifade edebilmeni yolunu şu şekilde açıklamıştır. İnsan sohbetleri dinlerken durumu aynı şahin kuşu misali gibi olması lazımdır. Şahin kuşu nasıl ki sürekli bir avcı pozisyonunda ise mürid de mürşidin sohbetini dinlediği zaman rabıtalı bir şekilde sürekli feyz-i istifade’ye noktalanıp kilitlenmesi lazımdır. Durumu avcı pozisyonu olması lazımdır. İnsanın müşerref bir sohbete katılmak ile aklı başka bir yerde ise sohbetten istifade etmesi mümkün değildir.

        Seyda (k.s) şöyle diyor: “Biz sürekli mürşidimizin sohbetinde iken yahut yanında iken gözlerimiz kapalı halimiz rabıtalı idi. Bazen gözler açık zihnimiz sözlere kilitlenir ama çoğu zaman rabıtalı haldeydik ve gelen o feyz-i berekete kilitlenirdik.’’

        Sohbet sırasında esas niyettir. Her ibadette esas niyettir. Yani bir insan sadece yatıp kalkmakla kıldığı ibadete namaz denilmiyor. Bir turist gibi Hacca gidip gelmesine de Hac denilmiyor. Hakiki ibadeti ile çakma ibadeti birbirinden ayıran faktör niyettedir. Hatta namazda Hanefi mezhebinde  namaza dille niyet bid’attir, ancak vesveseden kurtulmak için caizgörülmüştür.(Mezahib-ierbea)

         İmam-ı A’zam Hazretlerinin fetvalarını bildiren El-ihtiyar kitabında, (Niyet, o namazın hangi namaz olduğunu kalben bilmektir. Bu işte dille söylemeye itibar edilmez) buyuruluyor. Niyet bir bütünüyle baştan sona kadar Cenabı Allah’ın muhafazasına bağlı kalmaktır diyorlar. Fakat bu niyet getirilirken dille getirilsin mi getirilmesin mi noktasında ihtilaf var. Bazıları getirilsin diyor. Bazıları getirilmesin. Getirildiği zaman o insanın konsantrasyonuna mani oluyor düşüncesiyle bazıları getirilmesin diyor. İmam-ı Rabbani Hazretleri, İbni Âbidîn diyor ki, (Namâza başlarken niyyet etmenin farz olduğu sözbirliği ile bildirildi. Niyyet, yalnız kalb ile olur. Yalnız söz ile niyyet etmek bid’atdir. Kalb ile niyyet edenin, şübheden, vesveseden kurtulmak için, söz ile de niyet etmesi caizdir.) Çünkü namaz baştan sona kadar muhafazadır demek. İnsanlar da namaz konusunda  iki kategoride değerlendirilmeleri gerekir.

     1-Namaza yeni başlamış kişi , ilk etapta yeni namaz kılacak insanın namazındaki eksikleri Cenabı Allah affeder çünkü daha yenidir. Daha yeni başlamıştır.

  2-Namaz esnasında baştan sona kadar Cenabı Allah’ın bağlı kalıp o mülahazanın dışından bütün mülahazalardan sıyrılarak kılınan namaz.  O namaz ki baştan sona kadar Cenabı Allah’ın mülahazasına bağlı kalarak bütün düşüncelerden sıyrılıp bununla beraber kendinden de sıyrılıp saf sırasını ön ve arkasını unutup bir bütünüyle Cenabı Allah’da fanileşmektir diyorlar.  Hatta o mülahaza içerisinde başka bir düşünce gelirse o makamdaki insanların makamına göre şirk sayılıp namazı iptal edip “La ilahe illallah Muhammedün Rasulullah” diyerek bir daha namaz başlatılmalıdır. Elbette ki böyle olursa namaz namazdır. Bu niyet yok ise namaz sahte bir namazdır. Sahte ibadettir. Yani görünüşte aynı fakat içeriği farklıdır. Bütün ibadetler için bu geçerlidir. Şimdi hatme de insan hazır bulunduğunda     1400 seneden beri bütün evliya ulema, bütün saadatı kiram diyorlar ki: “Hatme sırasında Hazreti Rasul, Hazreti Ebubekir’den  bugüne kadar gelen hatme de ismi anılan tüm saaadat hazır bulunuyor, bizler hazır bulunuyoruz. O esnada kim bu düşünceye bağlı kalırsa diyorlar ki: “Bizim elimizde feyz, bereket ve hediyelerimiz vardır. Kim bunlara hazırlıklı ise layıksa ona veriyoruz.” diyorlar. Şimdi sizin mantığınıza uyar ya da uymaz bu ayrı bir şeydir. Fakat din noktasında çoğu şeyler vardır ki insan mantığına sığmıyor. Çünkü her insanın mantığı  farklıdır. Dünyevi işler de bile çoğu zaman mantık yürüttüğümüz şeylerde  bakıyoruz ki 2 saat sonra yanlış akıl yürütmüşüz. Seyda bahsediyordu: “ İmanımız o kadar zayıftır ki İman-ı Rabbani (k.s), Seyda’yı Taği (k.s) hazretleri bir şeyler söyler bunu söyledikten sonra sizler şüpheyle bakarsınız. Fakat televizyonda bir bilim adamı onu söylediği zaman sizler inanırsınız. Hâlbuki ilim dünyasında çoğu teoriye bakıyorsunuz ki bir 100 yıl sonra biz yanlış yaptık.” denilebiliyor. Örneğin bir misvak için şu ana kadar hiçbir faydası yok deniliyordu. Fakat bilim dünyası misvak özlü diş macunu üretiyor ve şu an faydası vardır, diyor. Bilim dünyası misvak faydalıdır dedikten sonra biz inandığımızda  bu iman değildir. Bu iman kime imandır? Televizyondaki o insanlara imandır. Fakat Hazreti Rasül, Hz. Ebubekir, İman-i Rabbani, Seyda-i Taği onlar bir şeyleri dedikten sonra inanmaya mecburuz. Mesela şu an rabıta kurmak, hatmede sadat-ı kiramın hazır bulunması konusunda Seyda’yı Tagi, İmam-i Rabbani, Hazret-i Rasul bunlar 1400 seneden beri bu vardır, derken inanmamışsak, bundan 100 sene önce televizyondan biri deprem olduğunda dünyanın her yerinden anında yayınlanabiliyorsa ve bu gün telefonla dünyanın dört bir tarafı ile bir alet yardımıyla görüşülebiliyorsa neden rabıta ve hatmede saaadat-ı kiramın hazır olması garip karşılanıyor.  Şah-ı Nakşibend:  “Bizler hatmede hazır bulunuyoruz. Bizim elimizde manevi anlamda paketler var eğer bize bağlı kalırsanız, sizlere vereceğiz.” diyor. Fakat biz bu noktada hala şüpheyle bakıyoruz. Bu da imanımızın zayıflığındandır. Allahu Teâlâ yardımcınız olsun. Namaza  insan ihtimam etmesi lazımdır. Şimdi tasavvuf, tarikattan amaç bunlardır. Amaçlar sünnet, Allah(c.c)’in emirleridir. Bunlar birer basamaktır. Niyete doğru bir basamaktır. Allah(c.c)’in emirleri ve sünnetin hakikatine ulaşmak için birer basamaktır. Biz namaz kılıyoruz. Namazın bir nuru vardır.Namazda amaç, insanın kendi iç maneviyatını tanzim edip, düzene sokup, onunla namazın ruhuna vakıf olmak, sünnetin ruhuna vakıf olup yaşamaktır. Amaç ve namaz noktalarında sünnet noktalarında çok dikkat etmemiz gerekiyor.  Seyda bahsediyordu namazsız bir insan olduğu zaman elinde biraz su var.  bir hayvan , bir de insan var fakat o insan namaz kılmıyor ve her ikisi de suyu istiyor. Cenab-ı Allah katında onun emri odur ki bu suyu kime vermek lazım kim suya daha muhtaçtır? Hazret-i Rasül:  “O suyu hayvana vermek lazımdır.” diyor.

IMG_0234.jpg

       Çünkü namaz Allah’ın hakkıdır. Sizler Allah hakkını yiyemezsiniz. Eğer Allah hakkına karşı edepsizlik ederseniz, onun hakkını yerseniz. Allah’ta sizin benim bunlar hakkımdı dediğiniz şeyleri öyle bir elinizden alır ki hiç farkında olmazsınız. Cemaat ile namaz kılmak bir haktır. Bu hakka karışamazsınız. Eğer siz bu hakkı alırsanız, bu hakka haksızlık yaparsanız, Allah’ta elinizden öyle şeyler alır ki insan hiç farkında olmaz. En basitinden bir çocuğu olur, göz bebeği olur fakat o çocuk onun dünyasını bir cehennem çukuruna çevirir. Mesela bu bahsettiğim hak ve hukukları yerine getirmediği zaman dünyası çok güzel ise en basitinden bir problem ile kocası da onun hayatını zehre çevirir. Koca içinde bu geçerlidir. Veyahut içinde bir sıkıntı olur. Ama eğer biz bu hakları ödersek Allah’ta bizim bunlar hakkımızdır, dediğimiz şeyler üzerine hak verir. Ama o hakka el uzatır, hakkı yerine getirmezsek Allah’ta bizim “hak” dediğimiz şeylere el uzatır.

         Tarikatın 3 davası  vardır:

Nefsi öldürmek, hevayı   ve dünyayı  terk etmek.

    Nefsi hafife almamak lazımdır. Bir insan nefsini eğitmeye  muvaffak olmazsa nefsi zamanla ona farklı davalar sunar. Tarikattaki bir insan nefsini yenmeye niyet etmezse zamanla nefsi : “Ben mehdiyim” der, hatta bir müddet sonra peygamberlik iddiasında da bulunabilir. Çünkü bu davalara bakarken nefsiyle uğraşmıyor. Nefse ve şeytana çok dikkat etmek gerekir. Bütün evliyaullah nefislerinden  korkmuşlardır.

          Veliler bile nefsi emaresinden çok korkmuşlardır. Bunu kitaplarda belki okursunuz. Mevlana Halid Bağdadi misaline bakın, zamanında ilim noktasında çok yüksek mertebededir. Mevlana Halid Bağdadi Hazretleri bir ilim dehasıdır.  O bile kendisine güvenememiştir. O  nefsinden çok korkmuş ve bir mürşide intisap etmiştir. Belki de mürşidi zahiri ilimlerde ondan bir derece daha düşüktü. İlim bakımından Mevlana Halid Bağdadi Hazretlerinin derecesi  daha yüksekti ama nefsinden korkuyordu. Mevlana Halid Hazretlerine’ne tuvalet temizliği görevi vermişti.

 

         Nefs çok büyüktür. Nefs Allah ile hemen hemen düşman sayılır. Kişinin düşmanıdır.  Ben bunu her zaman diyorum “ Ben her ne kadar gelip sizi öbür tarafa çağırıyorsam da sizi bugün dünyaya çağıran gaileler çoktur, onda dokuzu sizi dünyaya çağırır. Bakın nefsiniz, bir takım duygular, kötü arkadaşlar,  dünyanın tüm güzellikleri sizi dünyaya çağırır, insanın aklını başından alır. Pencereden bir dışarıya bakın, sizi dünyaya çağırıyor. Tüm dünya nimetleri içersinden ben sizi öbür tarafa çağırıyorum. Bu sizin iradenize kalmış. Kendinizi zorlamazsanız olmaz. Herşey sadatı kiramdan gelir der, kendi iradenizi kullanmazsanız delalete gitme ihtimaliniz var. İnsanın üç ihtimalden ikisi delalete sürüklenmesidir. Hakka ulaşması bir ihtimaldir. İnsan iradesini kullanmaz o yolda yanlış şekilde giderse delalete gitmesi muhakkaktır.

 

        Tabiatınızı Allah öyle bir şekilde yaratmıştır ki; haramlara, nefse, dünyaya dalmaya tabiatınız meyillidir, bu bir suyun yukarıdan aşağıya akışı gibidir. Benim bugün sizden istediğim suyu tabiatının aksine yukarı doğru akıtmanızdır. Onun için iyi bir irade lazım. Nefsiniz sürekli suyun akışı gibi sizi haramlara sürekler: Gıybet, kibir, siz bu noktada bu iradenin hakkını vermezseniz insanın yoldan çıkması muhtemeldir.

Sadatı kiram arkamızdadır. Bizi himaye eder ama eğer onların dediğini yaparsak, onların yolundan gidersek. Sadatı kiram  kendinize örnek almak yerine başkasını kendinize örnek almayın.  İnsan kendi mürşidini takip etmeli, ona teslim olmalıdır.

         Sizin örnek alacağınız kişi Seyda(k.s) olmalıdır. Seydanın mütevazılığı ve  şefkati. Seyda şöyle derdi: “Seyda-i Tahi Gavs-ı Hizan’ın yanına giderken çoğu zaman ailesini de götürür orada hizmet yaptırırdı.” Bunlar önemli talim noktalarıdır, tevatür, edep noktalarıdır. Bu edebin bir tanesini kaçırsanız zaten bitmişsiniz demektir. O tarikat biter. Seyda-ı Tagi şöyle der: “ ilk tarikata girenlere edebi çok iyi anlatın sonradan tarikatta gevşeklik yaşıyorlarsa, tarikattan çıkıyorlarsa ilk başta edep konusunun iyi anlatılmadığındandır, tek sebep odur”. Seyda Hacca gidenlere “orada edebinizi muhafaza edin” derdi. Çok ibadet edin, şurada bunu yapın demiyordu.

 

      Allah yardımcınız olsun, bize dua edersiniz.

 

 

 

 

"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "