12 Şubat 2010
İslamda Güzel Geçinme Adabı
- İslam dini, insanların
muaşeretine (birbiriyle görüşüp konuşmalarına, toplum halinde medeniyet üzere
yaşamalarına) büyük bir önem vermiştir.
Müslümanların birbirleriyle geçinmelerinde samimiyet, tevazu, sadelik,
zorlanmama, karşılıklı yardım, nezaket, saygı, sevgi ve hayırseverlik bir
esastır.
- İslamda halk ile geçinmenin
çeşitli yönleri ve dereceleri vardır. Bunların bir kısmı şunlardır:
1) Herkese karşı tatlı dilli, güler yüzlü, açık kalbli olmak.
Bir müslüman daima güleryüzlü bulunur. Hiç bir kimseyi asık bir yüzle
karşılamaz. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
"Şüphe yok ki, Allah yumuşak huylu, açık yüzlü kimseyi
sever."
2) Herkesle güzel şekilde görüşmek, insanlara eziyet vermekten
kaçınmak.
Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
"Müslüman odur ki, dilinden ve elinden müslümanlar selamette
bulunur."
3) İnsanların eziyetlerine katlanmak, kötülüğe karşı iyilik
yapmak.
Bir hadîs-i şerifde buyurulmuştur:
"Sıddîkların (özü-sözü dosdoğru olanların) derecelerine geçmek
istersen, senden ilgiyi kesene bağlan, senden esirgeyene sen ver, sana
zulmedeni de bağışla."
4) Dargınlığa hemen son vermek. Müslümanlar arasında bir
dargınlık olursa hemen barışırlar, birbirlerinden üç günden ziyade ayrı
kalmazlar. Müslümanların gönüllerinde düşmanlık ve kin duyguları yaşamaz. Bir
hadis-i şerifde buyurulmuştur:
"Üç günden ziyade kardeşine dargın kalmak bir müslümana helal
olmaz."
5) Dargınların arasını düzeltmeye çalışmak. Bir müslüman,
iki din kardeşi arasında her nasılsa bir dargınlık olduğunu görünce aralarını
bulmaya ve küskünlüğü gidermeye çalışır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
"Sadakanın en faziletlisi, dargınların aralarını bulup
düzeltmektir."
6) İnsanların kusurlarım araştırmamak ve yaymamak, aksine
örtmeye çalışmak. Müslümanlar kimsenin kusurlarını araştırmazlar. Kimsenin
ayıbını ve kusurunu araştırıp ortaya çıkarmaya ve göstermeye çalışmazlar. Buna
aykırı hareket dinde yasaktır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
"Bir kul bir kulun kusurunu örterse, Allahü Teala Hazretleri
de onu kıyamette örter. (günahlarını açığa vurmaz)."
7) Dostları arkalarından savunma. Bir müslüman gerektiğinde
dostlarını, din kardeşlerini arkalarından savunur. Onlar hakkındaki yanlış
fikirleri düzeltmeye çalışır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
"Bir kul kardeşine yardımda bulundukça, kendisine de Allah
daima yardım eder."
8) İnsanların kalblerini kötü zandan korumak için sakıncalı
yerlerden uzak durmak. Buna aykırı davranmak birçok kimselerin günaha
girmesine sebeb olur, insanlar arasında dedi-koduya ve nefrete yol açar. Bir
hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur:
"Töhmet yerlerinden kaçınız..."
9) Değişik halk sınıfları ile makamlarına göre sohbet edip
ilişki kurmak. Herkese kabiliyet ve durumuna göre hitab etmeli. Bir
alimden, bir zahidden, bir zenginden beklenen vasıfları, bir cahilden, bir
fasıkdan, bir fakirden beklememelidir.
10) Yaşlılara hürmet, çocuklara, düşkünlere merhamet ve şefkat
göstermek. İslamda büyüklere karşı saygı, küçüklere karşı sevgi bir
esastır. Bu esas, aileler arasında bir kat daha önemlidir. Anaya-babaya pek
ziyade hürmet etmek bunun bir örneğidir. Bunları adları ile çağırmak terbiyeye
aykırıdır. Bir kadının kocasını adı ile çağırması da edebe aykırı olduğundan
mekruhtur. Bir hadis-i şerifin anlamı şöyledir: "Bir genç bir yaşlıya
sadece yaşından dolayı hürmet etti mi, Allah da ona bir mükafat olmak üzere,
ihtiyarlığı zamanında hürmet edecek bir kimseyi muhakkak yaratır."
Bu mübarek hadis, yaşlılara saygı gösteren gençlerin sevab
kazanacaklarını ve çok yaşayacaklarını müjdelemektedir. Artık ihtiyarları bir
yük kabul eden gençler, bunu biraz düşünmelidirler.
11) Hayırsever olmak, yardım etmek ve arka çıkmak. Şöyle ki:
Müslümanlar herkes için hayır ister, herkese yardımda bulunmaktan haz duyar.
Müslümanların din ölçüleri içinde birbirlerine yardım etmesi ve şefaatta
bulunması, aralarındaki kardeşliğin bir gereğidir. Kendisi için hayırlı görüp
istediği bir şeyi, başkaları için de islemeyen kimse, İslam muaşeretinin temiz
esaslarını gözetmemiş olur. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
"Sizden biriniz kendi nefsi için sevip istediği bir şeyi
kardeşi (veya komşusu) için de sevip istemedikçe, gerçek mü'min olamaz."
12) Selam vermek. Şöyle ki: Müslümanlar arasında selam
vermek bir sünnettir, bir dostluk ve hayırseverlik alametidir. Selam almak da
bir farzdır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
"Siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi
sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Size bir şey göstereyim mi ki, onu
yaptığınız zaman birbirinizi sevmiş olursunuz: Aranızda selamı yayınız."
Selam vermenin bazı edebleri vardır. Bunlardan bir kısmı: Bir
topluluğun yanma girilirken konuşulmadan önce "Esselâmu aleyküm"
diye selam verilir.
İçinde insan olmayan bir yere girildiği zaman "Esselâmu
aleyna ve alâ ibadillahissalihîn" denir.
Gençler yaşlılara, süvariler yayalara, yürüyenler oturanlara,
arkadan gelenler önden gidenlere selam verirler. Bir topluma verilen selama: "Ve
aleykümüsselâm" diye içlerinden birisi karşılık verirse, diğerlerinden
selam alma görevi düşmüş olur. Fakat o topluluk içinden hiç biri karşılık
vermezse, hepsi de günahkar olur.
Bir toplantıdan ayrılırken de selam vermek iyidir.
Kendisine selam verilen kimse, daha güzel bir karşılıkta bulunarak
şöyle der: "Ve aleykümüsselâmu ve rahmetullahi ve berekâtüh."
Bunu söylemek yerine göre pek güzeldir.
Bir kimsenin selamım getirip tebliği edene "Aleyke ve
aleyhisselâm" diye karşılık verilir. Bir mektubla selam yazılmış olursa,
ya dil ile veya yazı ile; "Ve aleykesselâm" denilir.
Selama karşılık veremeyecek durumda olanlara selam vermek
mekruhtur. Onun için yemek yiyene, Kur'an okuyana, hutbe dinleyene, namaz
kılana selam vermemelidir. Verilirse, cevablanması mutlaka gerekmez. İşlediği
günahı açıkça söylemekten çekinmeyen kimselere (fasıklara) selam vermek
mekruhtur.
Sonuç: Selam verip almak, bir dostluk belirtisidir, sevgi
alametidir. Fakat selam verirken aşağı doğru bükülmek mekruhtur. Öyle ki, bazı
alimlere göre, selam verirken rükü haline yakın eğilmek, secde etmek gibidir.
Yaratıklara saygı için yapılacak bir secde ise imana aykırıdır.
13) Musafa (el sıkışmak). Şöyle ki: İki müslüman bir araya
gelince birbirinin elini tutarlar. Salat-selam getirerek birbirinin hatırını
sorarlar. Bu da sevgi ve dostluk nişanıdır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
"Birbirine rasgelen iki müslüman musafahada bulundu mu, onlar
daha birbirinden ayrılmadan bağışlanırlar."
14) Teşmitte bulunmak (aksırana hayır ve bereket istemek).
Şöyle ki: Bir müslüman aksırınca: "Elhamdülillâh" der.
Yanındaki müslüman kardeşi de: "Yerhamükallah = Allah sana rahmet
etsin" diye dua eder. Aksıran adam da: "Yehdina ve yehdikümullah
= Allah, bizleri de sizleri de hidayet üzere bulundursun" diyerek karşılık
verir.
15) Toplantılarda temiz bulunmak ve edebe uygun davranmak.
Şöyle ki: Müslümanlar, toplantılarda yıkanmış olarak temiz bir halde
bulunurlar, içleri ve dışları temiz olur. Toplantılarda ilim sahipteri ve
yaşlılar baş tarafa geçirilir. Gerek olmadıkça söze karışmazlar, söylenilen
yararlı şeyleri dinlerler. Toplantıya sonradan gelenlere yer verir ve
birbirlerine karşı güleryüzlü bulunurlar.
Müslümanlar toplantılarda kendiliklerinden başka tarafa geçip
oturmazlar. Kendilerine saygı için kalkarak yer vermek isteyenlerin hemen
yerlerine oturmazlar. İki kişinin arasına rızaları olmadıkça girip oturmazlar.
Bir toplantıda üç müslümandan ikisi başbaşa verip gizlice konuşmazlar. Böylece
üçüncü kimsenin üzülmesine ve yanlış fikre kapılmasına meydan vermezler.
Müslümanlar bulundukları bir toplantıdan, arkadaşlarından izin
alarak ayrılırlar. Geçici olarak toplantıdan ayrılanların yerine de hemen
oturmazlar.
16) Dostları ziyaret: Müslümanlar uygun zamanlarda gidip din
kardeşlerini, büyüklerini ve yakınlarını ziyaret ederler. Bu ziyaret de, bir
sevgi ve bağlılık nişanıdır. Ancak bu ziyaret, usandırıcı ve pek sık
olmamalıdır. Ziyarete gelen misafirlere mümkün olduğu kadar ikram edilmesi
gerekir.
Bir hadîs-i şerîfde buyurulmuştur:
"Sizi ziyarete gelenlere ikram ediniz"
17) Ziyafetlere (davetlere) icabet etmek. Bir
müslüman, din kardeşinin davetine uyar, ziyafetinde bulunur. Böylece
aralarındaki sevgi ve yakınlık artmış olur. Bir hadîs-i şerîfde buyurulmuştur:
"Sizden birinizi, kardeşi düğün yemeğine veya başka bir şeye
çağırsa, ona icabet etsin (uysun)"
Yeter ki, ziyafet yerinde haram bir şey bulunmasın. Çünkü bir
müslüman, haramların işleneceğini bildiği bir yere gidemez. Ancak o haramları
engelleyebilecekse veya kendisine saygı için işlenmeyecekse, gidebilir.
Ziyafetlerde, misafirlere ağırlık verecek kimseleri
bulundurmamalıdır. Misafirler gitmek isteyince, ev sahibi ısrar etmeksizin
biraz daha oturmalarını istemelidir. Toplantılar sade ve külfetsiz olmalıdır.
18) Saygı için ayağa kalkmak. Müslümanlar, yanlarına gelen
din kardeşlerine karşı ayağa kalkabilirler. Bu bir hürmet belirtisidir.
Mescidde bulunan veya Kur'an okuyan bir kimsenin, hürmet edilmeğe hak kazanmış
bir kimse için ayağa kalkması mekruh değildir. Bir toplantıya gelenler için
ayağa kalkılması adet olan yerlerde, ayağa kalkılması müstahabdır. Böyle
yapılmazsa, kin ve nefrete yol açılmış olabilir.
19) Değerli zatların ellerini öpmek. Müslümanlar, alimlerin,
takva sahibi kimselerin ve adaletli hakimlerin ellerini sevgi ve saygı
göstermek niyetiyle öperler, onlarla musafahada bulunurlar; bunda bir sakınca
yoktur. Bunlardan başka büyüklerin ellerini dindarlıklanna saygı ve ikram için
öpmek de caizdir. Fakat dünyaya ait bir maksad için öpmek mekruhtur.
Bir de, bir müslümanın, başkası ile karşılaştığı zaman kendi elini
öpmesi tahrimen mekruhtur. Alimlerin ve diğer büyüklerin huzurunda yerleri
öpmek de haramdır. Bunu yapanlar ve yapılmasına razı olanlar günaha girmiş
olurlar. Bu, bir nevi putlara yapılan ibadeti andırır. Bir müslüman için asla
caiz değildir.
20) Komşuluk haklarını gözetmek. Şöyle ki: İslamda
komşuluğun büyük önemi vardır. Bir hadîs-i şerifde buyurulmuştur:
"Ev satın almadan önce komşu, yola çıkmadan önce de yoldaş
arayınız."
Komşulara ikram bir sünnettir. Bir müslüman komşusunun hakkını
fazla gözetir, ona güleryüz gösterir, gerektiğinde ödünç verir, bir kaderi
olunca onu tesilli etmeye çalışır, taziyede (baş sağlığı dileğinde) bulunur.
Komşusuna eziyet verecek şeyleri yapmaktan sakınır. Evin akıntı suları ile ve
çöplerle komşularını rahatsız etmez. Yüksek sesle devam eden çalgı ve radyo
sesleri ile komşularını rahatsız edenler, hasta ve okur-yazarlarını
düşünmeyenler komşuluk haklarını gözetmemiş olur ve topluma karşı görevlerini
çiğnemiş sayılırlar.
Bir hadîs-i şerîfde buyurulmuştur:
"Kötülüklerinden komşusu emin olmayan kimse, gereği üzere
Allah'a iman etmiş olmaz."
Sonuç: İnsan, komşularının sevgi ve övgülerini kazanmalıdır.
Hazret-i Ömer (radıyallahu anh) buyurmuştur: "Komşusu, yakını ve yol
arkadaşı tarafindan övülen kimsenin güzel hal ve ahlak sahibi olduğundan şübhe
etmeyiniz."
21) Hastaları ziyaret etmek. Müslümanlar hasta olan
dostlarını ve komşularını uygun zamanlarda yanlarına giderek ziyaret ederler.
Sağlıklarına duada bulunurlar. Bu da sevgiyi kuvvetlendirmeye ve kalbleri
hoşlandırmaya yardım eden bir görevdir. Bunun da bir takım edebleri vardır.
Şöyle ki: Bu ziyaretler pek sık yapılmamalıdır, hastanın yanında çok
oturmamalı, hastanın canını sıkacak sözler söylememelidir.
Bir hadîs-i şerîfde buyurulmuştur:
"Beş şey vardır ki, bunlar kardeşine karşı müslümana vacib
olur; Verilen selamı almak, aksırana teşmit (hayır dua) etmek, davete gitmek
(icabet etmek), hastayı ziyaret etmek, cenazelerin arkasından gitmek"
22) Cenazeleri teşyî etmek (uğurlamak). Bu da önemli ve
sevabı çok olan bir kardeşlik görevidir. Müslümanlar, ölen din kardeşlerinin
cenazelerini mezarlarına kadar üzgün ve düşünceli olarak götürürler. Rahmet
toprağına bırakırlar. Haklarında rahmet isteyerek duada bulunurlar. Bir hadîs-i
şerîfde buyurulmuştur:
"Bir cenaze üzerine namaz kılana bir kırat, gömülmesinde
bulunana da iki kırat (sevab) vardır. Bir kırat ise, Uhud dağı kadardır."
23) Müslümanların mezarlıklarını ziyaret etmek. Müslümanlar
kendi aralarında, ahirete göçmüş olanların, özellikle yüksek alimlerin ve salih
kimselerin, mezarlarını zaman zaman ziyaret ederler, onları rahmetle anarlar.
Bu da bir vefakarlıktır, değer bilmedir. Bir hadîs-i şerîfde beyan olunduğu
üzere, mezarları ziyaret etmek ölümü hatırlatır, uyanmaya sebeb olur. Onun için
kabirleri saygı ve ibretle ziyaret etmeli, insanlığın acıklı sonucunu düşünerek
gaflet içinde yaşamaktan kaçınmalıdır.
"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "




