“Güzel insanların gözü güzel şeyleri, kötü insanların gözü ise kötü şeyleri görür.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahına pişman olmayan kimsenin tarikattan nasibi yoktur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tasavvufa giren insanlar meşayih-i kiramın evladıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s) 

“Günahtan duyulan pişmanlığın derecesi, dağdan üzerine yuvarlanan taşın önünde eli kolu bağlı kalınca duyulan korku gibi olmalıdır.” Seyda Molla Muhyeddin (k.s)

“Kişi başına gelen musibetlerin belaya dönüşmemesi için Allah’a dua etmelidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bütün insanlar Allah’a giden yolda peygamberlere, peygamberler de Cebrail’e muhtaçtı.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tarikat, İslamiyet içerisindeki nurların döndüğü yerdir.” Seyda Alameddin (k.s)

“Öfkelenen insan şeytanın elindeki topaç gibidir, şeytan onu istediği yöne çevirir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kulun kula haset etmesi, aslında Allah’a haset etmesidir. (H.B.)

“Acziyeti idrak, en büyük mertebedir.” Hz. Ömer (r.a)

“Ma’siyyet içinde tövbe olmaz.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah Teâlâ insana faydalı her nimeti Resul-i Ekrem (s.a.v)  zamanında vermiştir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Anne babasından güzel bir din eğitimi alan evladın işlediği her hayrın sevabı önce annesine, sonra babasına gönderilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bizlere Seyyid demeyiniz, eğer biz Seyyid isek Allah bunun mükâfatını zaten verecektir ama eğer değilsek Allah bunun hesabını bizden sorar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s) 

“Allah dostları vefatlarından sonra gizlendiği bulutun arkasından çıkan kızgın güneş gibidir.”(H.B.)

“Her bakan gözün gördüğü şey farklıdır.” (H.B.)

“Şeyhe yapılan sürekli rabıta, kalbin her an zikretmesine vesile olur.” (H.B.)

“Zikirde görülen şeylere aldanmak, aynadan yansıyan akse takılı kalmak gibidir.” (H.B.)

“Her an rabıta halinde olmak müridi kötülüklerden korur.” (H.B.)

“Derecesi yüksek olan kendini küçük görendir; derecesi küçük olan ise kendini büyük görendir.” (H.B.)

“Allah Teâlâ’nın mağfireti Resul-i Ekrem’in (s.a.v) mutabaatına bağlıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Rabıta, müridi dünya muhabbetinden uzaklaştır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Evlat-ı salihin işlediği her güzel amele anne babası da ortaktır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Müridin şeyhinden izin alarak çektiği ezkar, aşılanmış ağacın verdiği meyve gibi daha kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Resul-i Ekrem (s.a.v) vefatından sonra en büyük bela tokluk oldu.” Hz. Ayşe (r.a)

“İnsan gecesini boş işlerle geçirip geç yatar, sonra da sabah namazına kalkamazsa, o namazını keyfi olarak terk etmiş gibi olur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Asr’a andolsun ki insan mutlaka ziyandadır.” (Asr/1,2)

“Bilesiniz ki, Allah dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.”(Yûnus,62)

“Bir insan günahı nispetinde edepsizdir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın nefsi köleye benzer, onun efendisi kalp ve ruhtur.” Mevlana Celaleddin Rumi

“Sadık bir mürid evlattan daha hayırlıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s)

“Tarikattaki insanın iki babası vardır. Biri nesebi babası, diğeri şeyhidir. Nesebi babası onu dünya hayatına, manevi babası da âhiri hayatına hazırlar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah dostları zühd sahibi insanlardır, şanla şöhretle ilgilenmezler.” (H.B.)

“İnsanlar bir araya geldiklerinde gıybet etmek, boş sözler söylemek yerine Allah'ı anmalılar ki meclislerine azap değil nur yağsın.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahından pişman olmayan, nasihat tesir etmeyen insanın imanından şüphe edilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan hiçbir yerdedir.” Necip Fazıl Kısakürek

“Âlimlerin en şansızı cahilin arasında olandır.” (H.B.)

“Müridin virdini terk etmesi varlık duygusundan kaynaklanır.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Dostunla çok dost olma, düşmanınla çok düşman olma. Olur ki bir gün dostun düşmanın, düşmanın dostun oluverir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın güzelliği sabrettiği sıkıntılar nispetindedir”. (F.B.)

“İlim ancak amel edildiğinde kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kalpler ancak Allah'ı anmakla zikriyle mutmain olur.” (Ra’d/28)

“Hakikat bir kuştur; bir kanadı tarikat, bir kanadı şeraittir. Birinden biri eksik olursa hakikat kuşu uçmaz.” İmam Rabbani (k.s)

“Tasavvuf kal ilmi değil hal ilmidir.”

“Keşke tasavvuf üzerine hiç söz söylenmeseydi de, ehl-i tasavvuf olmayan kimseler tasavvufu anlatmamış olsalardı.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Müridin gördüğü değişik haller ve cezbe hali, oyalanması için küçük bir çocuğun önüne konulan şekerlemeler gibidir.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“İnsan haklı olduğu bir konuda münakaşa etmek yerine susup, geriye çekilse, haksız olabileceğini düşünse ne kaybeder? Ne kazanır? (H.B.)

“Üç günden fazla küs kalan insanlar kendi elleriyle kendilerini Allah’ın rahmetinden mahrum ederler.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Her mürşid-i kâmil, yetiştirdiği halifesini omzuna bastırarak bir üst dereceye ulaştırır.” (H.B.)

“Mürşid-i kâmil olan kulların kalbi Allah Teâlâ’nın nazargahıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Acı çekmeden başarı kazanılmaz”. (H.B.)

“Her insanın evinden son çıkışı vardır.” (F.B.)

“Bir yerde bir hayır işlendiği zaman o hayrın nispeti etrafa da faydalı olur; bir yerde de bir günah işlendiği zaman da o günahın zulmeti etrafı sarar.” (F.B.)

“Sadakat sıkıntılı dönemlerde kendini belli eder.” Seyda Alameddin (k.s)

“Sınırı olan dünyayı sınırsız bir aşkla sevmek, insana eziyet verir.” Seyda Alameddin (k.s)

Allah katında büyüklük, sayıya değil keyfiyyete bakar.” Seyda Alameddin (k.s)

“Ahir zamanda imanı muhafaza etmek, elde sıcak kor tutmaktan daha zordur.” (H.Ş.)

“Tasavvufta hissesi olmayan bir insan zamanın muhakkik ulemalarından biri sayılsa dahi, ahir zamanda zındıkların kurdukları tuzaklara karşı imanını muhafaza edemez.” Seyda Alameddin (k.s)

“Çok mukaddes neticelerin kazanılacağı zamanlarda insan, nefs ve şeytanın istilasındadır.” Seyda Alameddin (k.s)

“Kişinin işlediği her bir amelin elbisesi kendisine giydirilir. Hayır ise hayır, şer ise şer.” Hz. Osman (r.a)

“Eğer kalpleriniz temiz olsaydı, Allah'ın kelâmını okumaya doymazdınız." Hz. Osman (r.a) 

“Eğer söz gümüş ise sükût altındır.” Hz. Süleyman (a.s)

“Mü'min bir kimsenin dili, kalbinin arkasındadır. Konuşmak istediği zaman kalbiyle o şeyi düşünür, sonra diliyle onu geçiştirir; münafığın dili kalbinin önündedir. Bir şeyi kastettiğinde diliyle söyler, kalbiyle düşünmez.” Hasan Basri (r.a) 

“Kişinin malayani şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.”(Tirmizi, Zühd/11)

“ Âdemoğlu sabahladığı zaman tüm azaları dile hatırlatıcı oldukları halde sabahlar ve derler ki: Bizim hakkımızda Allah’tan kork! Zira sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Eğer sen inhirat edersen  biz de inhirat eder  haktan ayrılırız.”(Tirmizi)

“Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Kalbi de dili doğru olmadıkça doğru olmaz. (Haraiti)

“Sâdık arkadaşlar bulun ve onların arasında yaşayın. Dürüst ve samîmi arkadaşlar, darlıkta yardımcı, genişlikte süs ve zînettirler.” Hz. Ömer (r.a) 

“Dostunun sana düşen işini güzel bir şekilde gör ki, lüzumunda, sana daha güzeliyle karşılıkta bulunsun.” Hz. Ömer (r.a)

“ İşlerini Allah’tan korkanlara danış ve onlarla istişâre et.” Hz. Ömer (r.a)

“Allah’a itâat eden büyük zâtların sözlerine dikkat edin. Çünkü onlara Allah tarafından gerçekler tecellî eder ve onu konuşurlar.”Hz. Ömer (r.a)

“İyilik kolay bir şeydir. Güler yüz ve yumuşak söz bunu temin eder. Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık göstermeksizin yumuşak ol.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok gülenin heybeti azalır. Şaka yapan eğlenceye alınır. Bir şeyi çok yapan onunla tanınır.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok konuşan çok yanılır, hataya düşer. Böyle kimsenin hayâsı azalır. Hayâsı azalan şüpheli şeylerden az kaçınır. Şüpheli şeylerden az kaçınanın kalbi ölür.” Hz. Ömer (r.a)

“Amellerin efdali, farzları yapıp haramlardan kaçınmak ve Allah katında sâdık niyettir.” Hz. Ömer (r.a)

“Hesâba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” Hz. Ömer (r.a)

“Âhiret işlerinde zarar etmektense, dünyâya âit işlerde zarar ediniz. Böylesi sizin için daha hayırlıdır.” Hz. Ömer (r.a)

“Alay, şaka ve mizah etmekten kaçınınız. Zîrâ insanın şerefini kırar, vakarını azaltır.” Hz. Ömer (r.a)

“Ahmakla arkadaşlık etmekten kaçın. Çünkü ekseriya, sana iyilik yapayım derken zararı dokunur.” Hz. Ömer (r.a)

“Tövbe edenlerle oturun, onların kalpleri yumuşak olur.” Hz. Ömer (r.a)

"Kalp kör olduktan sonra, gözün görmesinde pek yarar yoktur." Hz. Ali (r.a.)

"Mü'min bir kimse mazeretleri, münafık ise günah ve hataları arar!" İbn-i Mübarek

"Herkesin ölümü kendi rengindedir." Mevlana Celaleddin Rumi (k.s)

“Zâlim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.”(Tirmizî)

“Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir. (Ankebut/45)

“Akıl, insana verilen cevherlerden biridir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

Günün Sözü

Dünyayı arayıp ahireti bulanı hiç görmedik. Ama ahireti arayıp dünyayı bulanı gördük.
Ebû Said Hasan Basrî -

BİAT,TÖVBE ETMEK

 

 

 

    Biat; Satmak, satın almak, el vermek, itaat etmek, karşılıklı anlaşmaya varmak anlamlarına gelir.

 

   Tasavvufi anlamda biat; İnabe (günahlardan temizlenip Allaha dönme), intisap, el alma, tarikata bağlanma, tövbe etme manalarını ihtiva eder.

  

“Sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmiş olurlar. Allahın eli, onların elinin üstündedir.” 1

   

   Biat işinde iki taraf vardır. Biri Aziz ve Celil olan Allahu Teâlâ, diğeri ise aciz olan kuldur. Allahu Teâlâ, ayeti kerimede ‘Sana biat edenler’  den maksat; bu işte kendisi adına yeryüzünde halifesi olarak Rasulullah (sav) görevlendirmiştir.

 

Bu görevde kendisine büyük bir yetki vermiş; Hz peygamberin elini Allah’ın eli olarak tavsif etmiştir. Ancak burada Allahın eli ifadesinden maksat destek, yetki ve temsil kudret, anlaşılmalıdır.

 

1.Akabe biati ve 2.akabe biati önemli misallerdir.

2.Akabe biatinde 70 sahabe peygamberimizin yanına gelerek “Biz, bizim ve senin rabbin olan Allah’a biat edeceğiz. Allahın eli bizim elimizin üstündedir. Kanlarımız kanınla, ellerimiz senin elinle birliktedir. Biz kendimizi, oğullarımızı ve kadınlarımızı, savunduğumuz ve koruduğumuz gibi seni de savunacak ve koruyacağız.

 

     Eğer bizde ahdimizi bozarsak, Allah’ın ahdini bozmuş, bedbaht ve perişan kimseler olalım! Ey Allahın resulü! Bu sana karşı, bizim sadakat yeminimizdir. Yardımına sığınılacak ancak Allah’tır.

 

  Rasulullah(sav);

—Rabbim için O’na ibadet etmenizi ve hiçbir şeyi ortak koşmamanızı şart koşuyorum. Kendim için ise kendinizi çocuklarınızı ve kadınlarınızı koruduğunuz gibi beni de savunmanızı istiyorum, buyurdu.

 

-“Evet, bütün söylediklerinize razıyız ya Resulallah” dediler.

— Biz bu vazifelerimizi yerine getirirsek bizim için ne var? Diye sordular

 Rasulullah (sav)

—Cennet var! Buyurdu. Bunun üzerine Müslümanlar bu çok kazançlı alışveriş! Biz bundan ne cayarız, ne de cayılmasını isteriz, dediler.

 

 

 Bunun üzerine;

“ Allah müminlerden cennet karşılığı canlarını mallarını satın almıştır.”ayeti nazil oldu.3

            Bu ayeti kerime 2. Akabe biatindeki Müslümanlar hakkında inmiştir. Fakat ayet kıyamete kadar bu ümmetten Allah yolunda cihat eden herkesi ilgilendirmektedir.

 

Peygamber efendimiz erkeklerle, kadınlarla, çocuklarla biat etmiştir.

Peygamber efendimiz erkeklerle biat ederken elini uzatıyor, sahabe-i kiram da O’nun saadetli elini tutuyordu.

Allah’a ortak koşmamak

Hırsızlık yapmamak

Zina etmemek

Kimseye iftira etmemek

Namaz kılmak, zekât vermek

Her Müslüman nasihat etmek ve samimi olmak

Ölünün ardından ağıt yakıp ağlamamak, saç başı yolmamak

Bir kadın kendisine haram olan erkekle baş başa kalamaz, onunla lüzumsuz konuşmalara dalamaz.

Bir kadın kocasını başka bir kadınla aldatamaz ,(bunları daha da çoğaltmak mümkün) bu ameller hakkında söz veriyor ve el ele tutuşarak sözlü bir şekilde biat ediyorlardı.

 

 Kadınlarla biat farklı şekillerde yapılmıştır. Bunlar,

     -     Sözlü olarak

     -     Kaptaki suya el batırmak suretiyle  

     -     Kapı arkasından sözlü olarak

     -     Kadın vekil tayin etmek suretiyle

     -    Ortaya bir bez parçası koymak suretiyle.(Bir ucu Rasulullah (s.a.v.) de diğer ucu kadınların elinde olacak şekilde)

  Fakat hiçbir şekilde kadınlarla el ele tutuşarak biat yapılmamıştır.

Peygamber efendimiz ile sahabe bazen özel, bazen genel biatler yapmıştır.

 

   Bedevilerden bir adam Rasulullah  (sav) ‘a geldi. İman edip ona tabi oldu. Sonra Rasulullah’a(sav):

—Sizinle hicret etmek istiyorum! Dedi.

Efendimiz (sav) onu sahabe-i Kiram’dan birisine arkadaş yaptı. Kendisiyle ilgilenmesini istedi. Derken bir savaş patlak verdi. Savaşta bu şahıs da vardı.

Rasulullah (sav) bu savaşta bir miktar ganimet ele geçirdi ve onu savaşa katılanlara taksim etti. Bir miktar da ona ayırdı ve payını kendisine vermesi için Sahabe-i Kiram’dan birisine teslim etti.

Çünkü o kişi, askerin gerisinden geliyor, yolda düşen ve kalanları gözetiyordu. Orduya yetişince ganimet payını sahibine verdiler. O:

-           Bu nedir? Diye sordu. Oradakiler:

-           Ganimet payı Rasulullah(sav) senin için ayırdı, dediler.

-           Adam ganimet payını eline alarak Rasulullah (sav)’e geldi ve:

-           Bu nedir, ey Allah’ın resulü? Diye sordu. Efendimiz (sav):

-           Senin için ayırdım, buyurdu. Adam:

-           Ben sana böyle dünya malı için tabi olmadım. Fakat ben sadece seninle cihat ederken şu boğazıma bir ok atılıp saplansın ve öylece ölüp cennete gideyim diye tabi oldum, dedi. Rasulullah (sav):

 

-           Eğer Allah’a karşı bu niyetinde doğru sözlü isen, o seni yalancı çıkarmaz, buyurdu.

Bir müddet sonra düşmanla tekrar savaş hızlandı. Savaştan sonra adam elde taşınarak Rasulullah’a getirildi. Hakikaten tam işaret ettiği yerinden boğazına bir ok saplanmış ve şehit düşmüştü.

-           Rasulullah (s.a.v.) onu görünce:

-           Bu o kişimi? Diye sordu:

-           Evet, dediler. Efendimiz (sav):

-           Allah’a karşı sözünde durdu. Allah da onu doğru çıkardı, buyurdu.

Sonra onu kendi cüppesiyle kefenledi, ön tarafa koydu, namazını kıldı. Namaz kılarken dua esnasında şu niyazı işitiliyordu:

-           Allah’ım! Bu senin kulundur. Senin yolunda hicret edip şehit oldu. Ben de bunun şahidiyim.

 

  Beşir b.el-Hasasiyye şöyle anlatır. Biat etmek üzere Hz. Peygambere gittim, mübarek elini uzatarak şöyle buyurdular; Allah’ a ortak koşmayacağına, Muhammedi’n de O’nun kulu ve resulü olduğuna şahadet edeceksin.

    Namazını vaktinde kılıp, zekât vereceksin.

    Kâbe’yi ziyaret edecek ve cihat edeceksin! Bunun üzerine ben şöyle cevap verdim,

  Ey Allahın resulü! İkisi hariç hepsini yerine getiririm. Benim dokuz yaşından on iki yaşına kadar develerim vardır. Bunlar hem ailemizin süt ihtiyacını karşılıyor, hem de binek hayvanı olarak kullanılıyorlar. Bunlardan nasıl zekât verebilirim. Cihada gelince ben korkak bir insanım. Denildiğine göre kim savaşa katılırda sırtını düşmana çevirirse o,Allahın gazabını hak etmiş olur. Bense savaşa katılıp düşmandan kaçarak Allahın gazabına uğramaktan korkuyorum. Bunun üzerine Hz. peygamber elimi tutup sallayarak şöyle buyurdular: Ey Beşir! Zekât yok, cihat yok! Sen ne ile cennete gideceksin bunun üzerine Hz. Peygambere:

  Ey Allahın resulü! Elini uzat, sana biat edeceğim! O da elini uzattı. Bende bütün bunlar üzerine ona biat ettim.

 

 

Ceri b. Abdullah’ın, her müslümana nasihatte bulunması üzerine biadı, hicret üzerine, ölüm üzerine , kimseden bir şet istememe üzerine,günahlardan tövbe etmek üzere  biatler yapılmıştır.

 

    

Hz, Peygamber (a.s.) vefat ettiği zaman geriye bindiği hayvan, kullan¬dığı silah ve Hayber ile Fedek´te bazı arazilerden başka bir şey bırak¬mamıştı. Geride kendisine varis olabilecek sadece, o anda hayatta kalan tek evladı Hz. Fatıma, bazı hanımları ve amcası Hz. Abbas (r.a.) vardı. Gerek Hz, Fatıma, gerek annelerimiz olan peygamber zevceleri ve ge¬rekse Hz. Abbas (r.a.) Hz, Peygamber (a.s.)´in mirasını almak istediler. Müminlerin anneleri, Hz. Osman (r.a.)´ı halife-i resul olan Hz. Ebu Bekir (r.a.)´e göndererek, Peygamberimizin geride bıraktığı hurmalıklardan sekizde bir miras paylarını istediler. Hz. Fatma (r.a) da, Hz. Ali (k.v.)´yi göndererek miras hakkını istedi. Hz. Ebu Bekir bunların hepsine, Rasulullah (a.s.)  sağlığında söylediği şu sözleri hatırlatarak Peygamber (a.s.)´in mallarını onlara dağıtmadı:" "Biz peygamber¬lere mirasçı olunmaz. Ölümümüzden sonra geriye, ne bırakırsak o, üm¬met için sadakadır, vakıftır."

 

"(Vefatımda) vârislerim ne bir dinar ne bir dirhem paylaşmazlar. Bı¬raktığım şeylerden, hanımlarımın nafakası ile işçilerimin ücretlerinden arta kalanı sadakadır. "

 

Peygamberler işte böyledirler. Onlar geriye miras olarak dünya mal ve mülkü bırakmazlar. Çünkü bunlar oyun ve eğlenceden ibaret olan dünya hayatının aldatıcı süsleri ve boş övünme vasıtalarıdır (Hadîd, 20). Allah´ın rızasına ulaşmaya vesile olacak şeyler ise bunlardan daha ha¬yırlıdır (Cum´a, 11). Peygamberlere ve peygamberliğe yakışan da, insan¬ları aklanmayacakları bir yola sevk etmeleri ve mirasçılarına daha hayırlı şeyleri miras bırakmalarıdır. Nitekim öyle de yapmışlardır. Meselâ, Hz. Süleyman (a.s) babası Hz. Davud (a.s.)´ın peygamberliğine, ilmine ve hikmetine vâris kılınmıştı (Neml, 16).

 

Peygamberler de miras ve varis bırakmışlardır. Peygamberler miras olarak hakikat bilgisini, hidayeti, hikmeti ve güzel ahlâkı bırakmışlardır. Hem sonra peygamberlerin varisleri sadece evlatları ve soylarından ge¬lenler değildir. Peygamberlerin varisleri bütün insanlar ve bilhassa üm¬metleri ve ümmet içinde bu mirasa arzulu olanlardır.

 

 

Fakat herkese açık olan bu mirasın gerçek varisleri, onu almaya son derece istekli olanlardır, onlar da âlimlerdir. Bu hakikati Hz, Peygam¬ber (a.s.) şu veciz hadis-ı şerifi ile ne güzel beyan etmiştir:

 

"Âlimler peygamberlerin varisleridir. Peygamberler ne bir dinar, ne bir dirhem miras bırakmazlar. Onlar ancak miras olarak ilim bırakırlar. Kim o ilmi alırsa (peygamberin mirasından) bol hisse almış olur,"

Bu öyle bir mirastır ki alındıkça, bölüşüldükçe çoğalır ve artar:

 

"Eğer yerdeki bütün ağaçlar kalem olsa, deniz de, arkasından yedi deniz daha katılarak mürekkeb olsa (ve Allah´ın kelimelerim yazsalar), yine Allah´ın kelimeleri (ilmi ve ezelî kelamı) tükenmez, Muhakkak ki Al¬lah aziz ve hakîmdır " (Lokman, 27).

 

İşte bu ilâhî peygamber mirasından, asırlardır âlimler alabildiğine sahip olmak için gayret etmiş ve herkesin de kendileri gibi bu manevî zen¬ginliğe sahip olması için uğraşmış, tavsiyelerde bulunmuş ve vaaz-u nasihat etmişlerdir. Bununla da kalmamış, henüz kendilerine yetişmemiş insanlar için eserler yazmışlar ve elde ettikleri ilâhî mirası kıyamete ka¬dar, inananlarla paylaşmak istemişlerdir.

Bu ümmetin içinden de Allahu telalanın özel desteğine mazhar olmuş öyle veliler çıkmıştır ki, ilahi izin ve yardımla, milyonlarca insanın tövbe etmesine vesile olmuşlardır.

Bu durum, Allaha Teâlâ’nın bize bir ikramıdır. Bu ikramlar, Hz. Peygamberin (sav) Efendimizin bereketi ile olmaktadır. Hala günümüzde Rasulullah (sav) Efendimizin devam eden rahmeti ve mucizesidir.

Hem bu hadise, bu sünnete vesile edilen zatın kâmil bir veli olduğunun tasdik edilmesi anlamını taşır.

Bir defasında ashab-ı Kiram’dan bazıları, Rasulullah (sav)abdest aldığı bir sırada, saadetli ağzındaki suyu ve tükürüğü dışarı attığı zaman, bereketlenmek için hemen koşup tükürük yere düşmeden almışlar; onu ellerine ve yüzlerine sürmüşlerdi. Efendimiz (sav);

-           Niçin böyle yapıyorsunuz? Diye sorunca onlar;

-           Bereketlenmek ve sevap kazanmak için, demişlerdi.

Bunun üzerine Rasulullah (sav) sahabe-i Kiram’a şöyle buyurmuştu;

-           Sizden Allah ve resulüne sevilmek isteyen kimse konuştuğunda doğru söylesin, emanete hıyanetlik yapmasın ve komşusuna eziyet etmesin, buyurdu.

İşte Allah resulüne sevilme yolu bu!

Bu hadise şunu ortaya koymaktadır;

Mürşidine sevilmek ve ona hürmetini ispat etmek isteyenler, sadece zahiri şekil ve edeplere takılıp kalmasınlar! Sevgilerini Allah ve Resulüne itaat ile göstersinler. Çünkü Allah ve resulü neyi severse, mürşidi kâmiller de onu sever.

Tövbe kulluktaki kusurunu anlamak, pişman olmak ve güzel yola dönmek demektir. İntisap, bu yolda devam edebilmek için güzel kulların halkasına girmektir. İntisap, Allah dostunun elinden tutup Allah’a gitmektir. Gaye Allah’tır. Mürşit bu yolda şahittir, rehberdir, destektir, kuvvettir.

Bir mürşide intisap eden kimse, yapmayacağım dediği bir haramı yaparsa Allahu Teâlâ’nın emri gereği tövbe etmesi farzdır. Yaptığı iş, kul hakkına ve amme menfaatine bir tecavüz ise, yetkililerin bu kimseye Allah’ın emrettiği cezayı uygulamaları farzdır.

Yapılan bütün ibadet, zikir, cihad, hizmet ve benzeri hayır amellere sevap verecek olan Allahu Teâlâ’dır. O, hangi amele ne vaat etmiş ise onu verir. O vaadinden dönmez; yeter ki kul itaat etmiş olsun.

Şu halde mürşidi kâmilin, kendi yetkisiyle talebelerine vereceği bir ceza ve mükâfat yoktur. Onun insana yapacağı en büyük iyilik, elinden tutup Allah’a tövbe edene, bu tövbede sabit kalma yollarını göstermesidir.

Bunun yolu ise Kur’an ve sünnettir.

Terbiyenin sonu güzel ahlak ile süslenmek ve yüce Allah’ın rızasına ulaşmaktır.

İmam Şarani (k.s.) şöyle der;

“Kamil mürşidin tek gayesi vardır; o da şudur;

Müritlerini güzel ahlak ile süsleyip, Allah ve Resulü’nün huzurunda sevilecek bir olgunluğa ulaşmaktır”.

“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikrediniz ki kurtuluşa erebilesiniz”

Bu emir her müminin Allah’ı zikretmesinin farz olduğunu gösterir ve bu emir kıyamete kadar devam edecektir. Dolayısıyla bir mürşit, talebesine zikir öğretirken ve bunu şiddetle ona tavsiye ederken, nasıl o müride fazladan bir yük yüklemiş olabilir?

Hâlbuki mürşidi kâmil sadece Allahu Teâlâ’nın yüklediği yükü yüklemektedir. Yanına gelen bir mümine de bu yükü taşımada yol gösterip yardımcı olmaktadır.                                                                                         Çünkü mürşit kendi yükünü güzel taşımakta, zayıf insanların kendi yüklerini çekmesi için ise destek vermektedir. Hal böyleyken kâmil bir mürşit terbiyesinden kaçan kimse, “rahatlık arıyorum” derken kendi işini zorlaştırmış olmuyor mu?

Hürriyet ararken, kölelikle yüz yüze gelmiyor mu? Bu kölelik, nefsin arzularına hizmet etmek olmuyor mu?

“Ben kimseye bağlanmam, herhangi bir mürşide mürit olmam!”diyen bir kimse, eğer tek başına takva halini muhafaza edebiliyorsa ne güzel!

Ancak bu kimse her an kötülüğü emreden nefsin keyfine göre yaşıyorsa o,nefsin müridi olmuş demektir.

İşte bu yüzden şu sonuç önemlidir;

Hepimiz yüce Allah‘a kul güzel olmakla mükellefiz. Bu bize farz kılınmıştır. Bu farzı hangi yolla yerine getirirsek getirelim fark etmez. Yol önümüzde halimiz ise ortadadır.

Allah dostları herkes için bir nimettir. Onlar ilahi sevginin ve feyzin dağıtım yeridir. Onlara gidip samimi olarak gönül verenler nasibini alır. Böyle bir hazineyi bulup da bir şey alamayanlar da olabilir.

Bir mürşit eli tutan ve Allah için güzel kulluk yapmaya söz veren herkesin sözüne sadık kaldığı, kemale erdiği söylenemez. Fakat mürşit elini tutanların ekseriyeti Allah dostu ile olmanın bereketini görür, hal ve hareketleri veya en azından fikirleri güzelleşir.

Mürşide verdiği sözde durmayanlar, tövbesini bozanlar dünyada şekil olarak çarpılıp, çarpık bir hale gelmezler. Ağızları burunları çarpılmaz. Gözleri kör olmaz.

Ancak işledikleri günahlar yüzünden gönül dünyaları yıkıma uğrar. Kalpleri hastalanır, katılaşır. Böylece basiret gözleri kör olur. Güzel halleri değişir, gönül safiyetleri kaybolur. Buna kalbin manen ölmesi denir.

Kalbi ölen ve gaflete düşenler, nefsin elinde perişan olurlar. Bu durumda mürşidin bir vebali yoktur. Ancak mürşit hali bozulan talebesi için üzülür, gözyaşı döker, dönüşünü bekler.

Büyük arif Muhammed Masum (k.s) bu konuya şu sözleri ile açıklık getirmiştir.

“Kendilerinin irşat edilmesini talep eden insanların ibadetlere teşvik edilmesi lazımdır. Maksat bu şerefli yola girişin gerçekleşmesidir. Bunun gerçek manada gerçekleşmesi de ancak Allahu Teâlâ’nın lütuf ve keremi ile olur”.

Bu söz üzerine biraz düşünülmelidir. Tasavvuf yoluna giren kişiler ibadet konusunda teşvik edilmeli ki, yaptıkları nafileler Allahu Teâlâ Hz. lerine yaklaşmaya vesile olsun.

Allahu Teâlâ Hz.leri, peygamberimize

“Onlar için istiğfar et.” Buyuruyor.

“Ey peygamber! Mümin kadınlar seninle biat etmeye geldikleri zaman, biatlerini kabul et ve onlar için Allah ‘tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir”.

Günahlarından tövbe eden, kullara melekler dahi dua ediyor.

“Arşı yüklenen ve onun çevresinde bulunan melekler, Rablerini hamd ile tespih ve o’na iman ederler. Müminlerin affını ister ve

 

 Ey rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tövbe edenleri ve senin yoluna tabi olanları affet, onları cehennem azabından koru, derler”.

Her namazın son oturuşunda ayette geçen şu duayı okumak bu yüzden sünnettir:

“ Rabbim! Beni, anne-babamı ve bütün müminleri hesap gününde affet”.

Bütün âlem için her şeyi ile bir rahmet kılınan Rasulullah (sav) bile, Hz. Ömer’i(r.a.) umreye gönderirken şöyle diyor:

“ Kardeşçiğim! Bizi de duanda unutma”.

Hz. Ali (r.a.) gerçek bir tövbenin nasıl yapıldığını şu sözleriyle anlatır:

“Günahların temeli gaflet ve cehalettir. Gafil olanın kalbi ölür, cahilin edebi bozuk olur. Hakiki bir tövbenin farzları vardır. İşlenen günahı, günah olarak görmek ve kusurunu itiraf etmek bunların başında gelir”.

Pek çok ilim ehli tarafından nakledilen bir haberde, el-‘utabi isimli zat şöyle anlatır:

Rasulullah (sav)’in kabri yanında oturuyordum. Bir bedevi geldi ve:

—Esselamü aleyke ya Rasulullah! (Allah’ın selamı üzerine olsun, ey Allah’ın resulü!)

Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu işittim: “eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileseler, resul de onlar için istiğfar etseydi Allah’ı çok fazla affedici ve esirgeyici bulurlardı”.

Ben de günahlarımdan tövbe etmek için, Rabbime seni şefaatçi yaparak huzuruna geldim.”dedi.

Ardından şu mealdeki şiiri okudu:

Ey bu topraklarda yatanların en hayırlısı!

Senin güzel kokun ve bereketinle bu vadi ve tepeler bereketlenip hoş oldu.

Senin bulunduğun ve içinde her derde deva ile cömertlik ve kerem bulunan bu kabre canım kurban olsun.

Bu şiiri okuduktan sonra dönüp gitti.

O anda beni bir uyku bastı. Rüyamda, Hz.Rasulullah (sav)’i gördüm.

Bana:

—ey Utabi, şu bedeviye yetiş ve kendisine Allah’ın onu affettiğini müjdele, dedi.

"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "

discount tretinoin 0.1 45 gm cream site will u buy viagra over the counter viagra generic prednisone for sale online link link oral safe generic propecia male pattern baldness lisinopril reviews impotence cialis canadian generic here buy overnight viagra online viagra sales in 2007 cialis levitra shop generic viagra over no ed generic viagra online generic drug list for accutane purchase glucophage metformin paxil 40 price of cialis at walmart zoloft without a prescription generic name how to xenical reviews link imitrex gmc biggest buyer of viagra zithromax dosing cost the cheapest time to take lipitor cialis how long online drugstore buspar price generic buy erythromycin without rx sitemap