Yunus (A.S.) Kıssası - "Pişmanlık, Tövbe Ve Kurtuluş"

Yazdır

Yunus (A.S.) Kıssası - "Pişmanlık, Tövbe ve Kurtuluş"

Aktif .

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri buyuruyor ki: “Esbabın tesiri yok. Sebeplerden hiçbir surette Yunus’a (a.s) bir medet yok. Gece, deniz ve balık Yunus peygamberin musibeti üzerine ittifak etmişlerdi.”
Tefsirde buyruluyor : “Allah her şeye kadirdir. Balığa vahyedildi ve Yunus’un (a.s) hava alabilmesi için balık ağzını açık tutacak ve suyun içine dalmayacaktı ve midesi onu eritmeyecekti.”

Yunus (a.s) Musul civarında Ninova ahalisine gönderilen bir peygamberdir. Daha kendisi anne karnında iken babası vefat etti. Yetim olarak büyüdü. Yunus (a.s)’ın annesi, onun doğumu sırasında bazı olağan üstü haller yaşadı. Allahü Teâlâ’nın lütfüyle yiyecek ve içecek yanında belirir, zahmetsizce onlardan yerdi.Yunus (a.s) yalan söylemeyen, güvenilir, insanlara yardım eden, kemalatı dillere destan bir zattı. Otuz yaşına gelince Ninovalılara peygamber olarak gönderildi. Ninovalılar putlara ve heykellere tapan bir kavimdi. Kur’an-ı Kerim’de birçak yerde Yunus (a.s)’dan  bahsedilir.

Yunus (a.s) Ninova halkını imana çağırdı. Senelerce buna devam etti. Kavminin eziyetlerine göğüs gerdi. Onlara çok merhamet ederek tekrar tekrar Allah’a itaate çağırdı. Ahrete inanmayanların uğrayacakları azaplardan haber verdi. Ne var ki halk, “tek bir kişinin hatırı için azap nail olacaksa müsaade et, bu azap gelsin!” diyerek kesin ve son sözlerini söylediler. Onunla alay ettiler. Yunus (a.s) da onların arasından ayrıldı.

Yunus(a.s) hakkında Kur’an-ı Kerim’de,
“Hani öfkelenerek gitmişti de biz, kendisini asla sıkıştırmayız zannetmişti” (Enbiya, 21/87) buyrulmuştur.

Cenab-ı Hak kendisine vahyedip, “kullarımın arasından ayrılmakta acele ettin. Geri dön. Kırk gün daha onları imana çağır” buyurdu.
Yunus (a.s), bu ilahi emir üzerine kavmine döndü. Tekrar irşada başladı. Otuz yedi gün aralarında kaldı. Kavmi yine ona inanmadı. Yunus (a.s) “üç güne kadar başınıza gelecek azabı bekleyin. Bunun alameti, önce benizleriniz solacak, derileriniz sararacak” buyurdu. Azap gelmeden, üzüntü içinde aralarından ayrıldı. Hâlbuki kırk gün daha dolmamıştı.

Otuz sekizinci gün Ninovalıların renkleri solmaya başladı. Birbirlerine “Yunus’un haber verdiği hal zuhur etti. Onun yalan söylemediğini görüyoruz” dediler. Gökyüzü simsiyah karardı. Şehri kapkara dumanlar kapladı. Herkesi korku ve telaş sardı. Yunus (a.s) aramızda ise korkmayın. Eğer gitmişse azap bizi helak edecektir” diye söyleştiler. Yunus (a.s) ise, otuz yedinci gün, Allahü Teâlâ’dan emir gelmeden oradan ayrıldı.

Allahü Teâlâ Ninovalıların kalplerine pişmanlık verdi; tövbe etmek için çare aramaya başladılar. İçlerinden tecrübeli olgun bir kişiye başvurdular. O zat şöyle dedi:” azabın gelmesine iki gün var. Şu yüksek tepeye çıkalım(tövbe tepesi), birbirimizle helalleşelim. Gasbettiklerimizi sahiplerine verelim. Yunus’un rabbinin rızası için kurbanlar keselim. Büyük küçük hepimiz Allah’a yalvaralım.”

Böylece tepeye çıktılar .”Ey Yunus’un Rabbi! Biz tövbe ettik. Şimdi sana iman ettik. Yunus’un peygamberliğini de kabul ediyoruz. Yunus’u arıyoruz ama bulamıyoruz. Bulunca, bize ne emrederse yapmaya ahdediyoruz” dediler. Dualarına şöyle devam ettiler:

“Ey Rabbimiz bize adaletinle hükmetme; bize rahmet ve merhametinle hükmet.”

Bu dualar üzerine Allahü Teâlâ hazretleri Rahman İsm-i şerifinin hürmetine o kavmin tövbesini kabul etti. Azabı üzerlerinden kaldırdı.
Duanın yapıldığı gün Cuma, aylardan Muharrem, günlerden aşure idi. Simsiyah bulutlar kalktı. Allahü Teâlâ tövbelerini kabul etti ama Yunus (a.s)’ı bulamıyorlardı.
Hiçbir şehir halkı yoktur ki yeis halinde iman etmiş olsun da bu imanı ona fayda versin. Ancak Yunus peygamber’in kavmi müstesnadır ki onlar iman edince, kendilerinden dünya hayatındaki rüsvaylık azabını kaldırdık ve onları bir süre dünya nimetlerinden faydalandırdık.”(Yunus,10/98)

İnkâr eden bir kavim için iman hakikatlerinin ortaya çıkıp ölümle yüz yüze geldiği zaman tövbe etmesinde fayda yoktur, kabul edilmez; tıpkı Firavun’un Kızıldeniz’de boğulurken tövbe etmesi gibi… Ancak bunun tek istisnası Yunus’un (a.s) kavminde yaşanmıştır.
Buradan alınacak ders şudur: beşer olarak günah işlememek mümkün değildir. Ama ilahi azap gelmeden, bireysel ve toplumsal olarak tövbekâr olmalıdır. Allahü Teâlâ’nın bela ve musibetleri çok çeşitlidir. Depremler, sel felaketleri, yangınlar, salgın hastalıklar, harpler, fakirlik vs… hepsi insanoğlunun tövbe etmesi birer sebeptir.

Çünkü Allahü Teâlâ:
“Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir…” (Nisa,4/79)

“Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi elinizle işledikleriniz yüzündendir. Bununla beraber Allah çoğunu affeder.”(Şura,42/30)

Bu arada Yunus (a.s) ne yaptı? Kırk gün beklemesi gerekirken otuz yedinci gün kavminden ayrıldıktan sonra uzun bir yol takip edip Dicle nehri kenarına vardı ve bir gemiye bindi. Gemi hareket edip bir miktar yol aldıktan sonra durdu ve kımıldamaz oldu. O günün örfüne göre, aralarında bir suçlu olduğuna kanaat ettiler durumu uğursuzluk saydılar. Ve dediler ki : “Aramızda efendisinden kaçan bir suçlu var. Kur’a çekelim o kimse açığa çıksın.” Kura çektiler. Hikmet-i İlahiye kurada Yunus (a.s) çıktı.

Yunus (a.s)’ın haline tavrına baktılar. Öylesine nurlu ve kemalat sahibi idi ki onu bir asiye benzetemedikleri için kurayı üç defa tekrar ettiler yine ona çıktı. Yunus (a.s) , kırk günü beklemeden yola çıktığını düşünerek “o asi kul benim dedi”. Sonunda onu suya attılar ve gemi de hareket etti.

“Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi. Hani o, dolu bir gemiye binip kaçmıştı. Gemide olanlarla karşılıklı kura çekiştiler de kaybedenlerden oldu. Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.”(Saffat, 37/139-142)

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri buyuruyor ki: “Esbabın tesiri yok. Sebeplerden hiçbir surette Yunus’a (a.s) bir medet yok. Gece, deniz ve balık Yunus peygamberin musibeti üzerine ittifak etmişlerdi.”
Tefsirde buyruluyor : “Allah her şeye kadirdir. Balığa vahyedildi ve Yunus’un (a.s) hava alabilmesi için balık ağzını açık tutacak ve suyun içine dalmayacaktı ve midesi onu eritmeyecekti.”
Bu kıssa gösteriyor ki, Yunus (a.s) büyük bir hapishane içindedir. Hiçbir arkadaşı yok, yiyecek içecek yoktur! Şimdi herkes kendi başına gelen musibetleri bir düşünsün; Yunus (a.s) gibi bir musibete uğrayan hiç olmaz mı? İşte fayda buradadır; biz de onun yaptığı gibi yapalım. Allah’ a iltica ederek kurtulmanın yolunu arayalım.

Yunus (a.s) balığın karnındayken dahi ibadetlerini aksatmamış Allah’ın zikrine devam etmiş; musibeti ise nefsinden bilmiştir. Yunus (a.s.) ihlâs ve tefekkür halinde,
“la ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin”

“Senden başka ilah yoktur, seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum” (Enbiya, 21/87) zikrine devam etmiştir.

Ayet-i celilede bildirildiği üzere:
“Bunun üzerine onun duasını kabul ettik ve onu kederden kurtardık. İşte biz mü’minleri böyle kurtarırız.” (Enbiya, 21/88)
“Eğer Allah’ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.” (Saffat, 37/143-144)

Halisane yapılan dua, salih amel sahibini düştüğü yerden kaldırır. Yunus’un (a.s) balığın karnında iken yaptığın bu duayı Müslüman bir kimse okursa, Allahü Teâlâ kabul eder. Rasulullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Hiçbir kula, Yunus b. Metta’dan daha hayırlıyım, demek yakışmaz. Çünkü senin mekânın çok daha geniştir.” (Buhari, Enbiya, 35; Tefsiri sure 6,4; Müslim, Fezail, 166)
Daha sonra balık Yunus (a.s)’ı dışarı çıkarıp sahile bıraktığında o, zayıf, hasta ve bitkin bir halde idi. Bir süre burada kaldı. Daha sonra Allah’ın emri ile kavmine dönmeye karar verdi.

Ayette:
“Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık. Ve üstüne (gölge yapması için ) kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik.”(Saffat, 37/145-146)
Sonunda Yunus (a.s) kavmine döndü. Kavmi bu duruma çok sevindi ve koşa koşa onu görmek için geldiler.1

Görüyoruz ki Allah (c.c)çok merhametlidir, tövbeleri kabul edendir. İnsan ne kadar çaresiz olursa olsun, pişmanlık içinde gerçekten Allah’a yönelir, tövbe eder, yalnızca Ondan yardım beklerse; Allah Teâlâ O’nun halisane duasını kabul edecektir.

Dipnot:1. Yunus’un(a.s) kıssası ile ilgili olarak bkz. Allame M. Senaullah Panipeti, Tefsir’ül-Mazhariyye, 4/365-366, Daru ihyai’t-türasi’l-Arabi, Beyrut,2004
Kaynak: Mürşid ve Mürid Hukuku, Mehmet Ildırar.