“Güzel insanların gözü güzel şeyleri, kötü insanların gözü ise kötü şeyleri görür.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahına pişman olmayan kimsenin tarikattan nasibi yoktur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tasavvufa giren insanlar meşayih-i kiramın evladıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s) 

“Günahtan duyulan pişmanlığın derecesi, dağdan üzerine yuvarlanan taşın önünde eli kolu bağlı kalınca duyulan korku gibi olmalıdır.” Seyda Molla Muhyeddin (k.s)

“Kişi başına gelen musibetlerin belaya dönüşmemesi için Allah’a dua etmelidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bütün insanlar Allah’a giden yolda peygamberlere, peygamberler de Cebrail’e muhtaçtı.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Tarikat, İslamiyet içerisindeki nurların döndüğü yerdir.” Seyda Alameddin (k.s)

“Öfkelenen insan şeytanın elindeki topaç gibidir, şeytan onu istediği yöne çevirir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kulun kula haset etmesi, aslında Allah’a haset etmesidir. (H.B.)

“Acziyeti idrak, en büyük mertebedir.” Hz. Ömer (r.a)

“Ma’siyyet içinde tövbe olmaz.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah Teâlâ insana faydalı her nimeti Resul-i Ekrem (s.a.v)  zamanında vermiştir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Anne babasından güzel bir din eğitimi alan evladın işlediği her hayrın sevabı önce annesine, sonra babasına gönderilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bizlere Seyyid demeyiniz, eğer biz Seyyid isek Allah bunun mükâfatını zaten verecektir ama eğer değilsek Allah bunun hesabını bizden sorar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s) 

“Allah dostları vefatlarından sonra gizlendiği bulutun arkasından çıkan kızgın güneş gibidir.”(H.B.)

“Her bakan gözün gördüğü şey farklıdır.” (H.B.)

“Şeyhe yapılan sürekli rabıta, kalbin her an zikretmesine vesile olur.” (H.B.)

“Zikirde görülen şeylere aldanmak, aynadan yansıyan akse takılı kalmak gibidir.” (H.B.)

“Her an rabıta halinde olmak müridi kötülüklerden korur.” (H.B.)

“Derecesi yüksek olan kendini küçük görendir; derecesi küçük olan ise kendini büyük görendir.” (H.B.)

“Allah Teâlâ’nın mağfireti Resul-i Ekrem’in (s.a.v) mutabaatına bağlıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Rabıta, müridi dünya muhabbetinden uzaklaştır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Evlat-ı salihin işlediği her güzel amele anne babası da ortaktır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Müridin şeyhinden izin alarak çektiği ezkar, aşılanmış ağacın verdiği meyve gibi daha kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Resul-i Ekrem (s.a.v) vefatından sonra en büyük bela tokluk oldu.” Hz. Ayşe (r.a)

“İnsan gecesini boş işlerle geçirip geç yatar, sonra da sabah namazına kalkamazsa, o namazını keyfi olarak terk etmiş gibi olur.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Asr’a andolsun ki insan mutlaka ziyandadır.” (Asr/1,2)

“Bilesiniz ki, Allah dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.”(Yûnus,62)

“Bir insan günahı nispetinde edepsizdir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın nefsi köleye benzer, onun efendisi kalp ve ruhtur.” Mevlana Celaleddin Rumi

“Sadık bir mürid evlattan daha hayırlıdır.” Şeyh Sıbgatullah Arvâsi (k.s)

“Tarikattaki insanın iki babası vardır. Biri nesebi babası, diğeri şeyhidir. Nesebi babası onu dünya hayatına, manevi babası da âhiri hayatına hazırlar.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Allah dostları zühd sahibi insanlardır, şanla şöhretle ilgilenmezler.” (H.B.)

“İnsanlar bir araya geldiklerinde gıybet etmek, boş sözler söylemek yerine Allah'ı anmalılar ki meclislerine azap değil nur yağsın.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Günahından pişman olmayan, nasihat tesir etmeyen insanın imanından şüphe edilir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan hiçbir yerdedir.” Necip Fazıl Kısakürek

“Âlimlerin en şansızı cahilin arasında olandır.” (H.B.)

“Müridin virdini terk etmesi varlık duygusundan kaynaklanır.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Dostunla çok dost olma, düşmanınla çok düşman olma. Olur ki bir gün dostun düşmanın, düşmanın dostun oluverir.” Mevlana Celaleddin Rumi

“İnsanın güzelliği sabrettiği sıkıntılar nispetindedir”. (F.B.)

“İlim ancak amel edildiğinde kıymetlidir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Kalpler ancak Allah'ı anmakla zikriyle mutmain olur.” (Ra’d/28)

“Hakikat bir kuştur; bir kanadı tarikat, bir kanadı şeraittir. Birinden biri eksik olursa hakikat kuşu uçmaz.” İmam Rabbani (k.s)

“Tasavvuf kal ilmi değil hal ilmidir.”

“Keşke tasavvuf üzerine hiç söz söylenmeseydi de, ehl-i tasavvuf olmayan kimseler tasavvufu anlatmamış olsalardı.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“Müridin gördüğü değişik haller ve cezbe hali, oyalanması için küçük bir çocuğun önüne konulan şekerlemeler gibidir.” Şeyh Abdurrahman Taği (k.s)

“İnsan haklı olduğu bir konuda münakaşa etmek yerine susup, geriye çekilse, haksız olabileceğini düşünse ne kaybeder? Ne kazanır? (H.B.)

“Üç günden fazla küs kalan insanlar kendi elleriyle kendilerini Allah’ın rahmetinden mahrum ederler.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Her mürşid-i kâmil, yetiştirdiği halifesini omzuna bastırarak bir üst dereceye ulaştırır.” (H.B.)

“Mürşid-i kâmil olan kulların kalbi Allah Teâlâ’nın nazargahıdır.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

“Acı çekmeden başarı kazanılmaz”. (H.B.)

“Her insanın evinden son çıkışı vardır.” (F.B.)

“Bir yerde bir hayır işlendiği zaman o hayrın nispeti etrafa da faydalı olur; bir yerde de bir günah işlendiği zaman da o günahın zulmeti etrafı sarar.” (F.B.)

“Sadakat sıkıntılı dönemlerde kendini belli eder.” Seyda Alameddin (k.s)

“Sınırı olan dünyayı sınırsız bir aşkla sevmek, insana eziyet verir.” Seyda Alameddin (k.s)

Allah katında büyüklük, sayıya değil keyfiyyete bakar.” Seyda Alameddin (k.s)

“Ahir zamanda imanı muhafaza etmek, elde sıcak kor tutmaktan daha zordur.” (H.Ş.)

“Tasavvufta hissesi olmayan bir insan zamanın muhakkik ulemalarından biri sayılsa dahi, ahir zamanda zındıkların kurdukları tuzaklara karşı imanını muhafaza edemez.” Seyda Alameddin (k.s)

“Çok mukaddes neticelerin kazanılacağı zamanlarda insan, nefs ve şeytanın istilasındadır.” Seyda Alameddin (k.s)

“Kişinin işlediği her bir amelin elbisesi kendisine giydirilir. Hayır ise hayır, şer ise şer.” Hz. Osman (r.a)

“Eğer kalpleriniz temiz olsaydı, Allah'ın kelâmını okumaya doymazdınız." Hz. Osman (r.a) 

“Eğer söz gümüş ise sükût altındır.” Hz. Süleyman (a.s)

“Mü'min bir kimsenin dili, kalbinin arkasındadır. Konuşmak istediği zaman kalbiyle o şeyi düşünür, sonra diliyle onu geçiştirir; münafığın dili kalbinin önündedir. Bir şeyi kastettiğinde diliyle söyler, kalbiyle düşünmez.” Hasan Basri (r.a) 

“Kişinin malayani şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.”(Tirmizi, Zühd/11)

“ Âdemoğlu sabahladığı zaman tüm azaları dile hatırlatıcı oldukları halde sabahlar ve derler ki: Bizim hakkımızda Allah’tan kork! Zira sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Eğer sen inhirat edersen  biz de inhirat eder  haktan ayrılırız.”(Tirmizi)

“Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Kalbi de dili doğru olmadıkça doğru olmaz. (Haraiti)

“Sâdık arkadaşlar bulun ve onların arasında yaşayın. Dürüst ve samîmi arkadaşlar, darlıkta yardımcı, genişlikte süs ve zînettirler.” Hz. Ömer (r.a) 

“Dostunun sana düşen işini güzel bir şekilde gör ki, lüzumunda, sana daha güzeliyle karşılıkta bulunsun.” Hz. Ömer (r.a)

“ İşlerini Allah’tan korkanlara danış ve onlarla istişâre et.” Hz. Ömer (r.a)

“Allah’a itâat eden büyük zâtların sözlerine dikkat edin. Çünkü onlara Allah tarafından gerçekler tecellî eder ve onu konuşurlar.”Hz. Ömer (r.a)

“İyilik kolay bir şeydir. Güler yüz ve yumuşak söz bunu temin eder. Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık göstermeksizin yumuşak ol.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok gülenin heybeti azalır. Şaka yapan eğlenceye alınır. Bir şeyi çok yapan onunla tanınır.” Hz. Ömer (r.a)

“Çok konuşan çok yanılır, hataya düşer. Böyle kimsenin hayâsı azalır. Hayâsı azalan şüpheli şeylerden az kaçınır. Şüpheli şeylerden az kaçınanın kalbi ölür.” Hz. Ömer (r.a)

“Amellerin efdali, farzları yapıp haramlardan kaçınmak ve Allah katında sâdık niyettir.” Hz. Ömer (r.a)

“Hesâba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” Hz. Ömer (r.a)

“Âhiret işlerinde zarar etmektense, dünyâya âit işlerde zarar ediniz. Böylesi sizin için daha hayırlıdır.” Hz. Ömer (r.a)

“Alay, şaka ve mizah etmekten kaçınınız. Zîrâ insanın şerefini kırar, vakarını azaltır.” Hz. Ömer (r.a)

“Ahmakla arkadaşlık etmekten kaçın. Çünkü ekseriya, sana iyilik yapayım derken zararı dokunur.” Hz. Ömer (r.a)

“Tövbe edenlerle oturun, onların kalpleri yumuşak olur.” Hz. Ömer (r.a)

"Kalp kör olduktan sonra, gözün görmesinde pek yarar yoktur." Hz. Ali (r.a.)

"Mü'min bir kimse mazeretleri, münafık ise günah ve hataları arar!" İbn-i Mübarek

"Herkesin ölümü kendi rengindedir." Mevlana Celaleddin Rumi (k.s)

“Zâlim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.”(Tirmizî)

“Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir. (Ankebut/45)

“Akıl, insana verilen cevherlerden biridir.” Seyda Şeyh Fadlullah (k.s)

Günün Sözü

Dünyayı arayıp ahireti bulanı hiç görmedik. Ama ahireti arayıp dünyayı bulanı gördük.
Ebû Said Hasan Basrî -

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri buyuruyor ki: “Esbabın tesiri yok. Sebeplerden hiçbir surette Yunus’a (a.s) bir medet yok. Gece, deniz ve balık Yunus peygamberin musibeti üzerine ittifak etmişlerdi.”
Tefsirde buyruluyor : “Allah her şeye kadirdir. Balığa vahyedildi ve Yunus’un (a.s) hava alabilmesi için balık ağzını açık tutacak ve suyun içine dalmayacaktı ve midesi onu eritmeyecekti.”

Yunus (a.s) Musul civarında Ninova ahalisine gönderilen bir peygamberdir. Daha kendisi anne karnında iken babası vefat etti. Yetim olarak büyüdü. Yunus (a.s)’ın annesi, onun doğumu sırasında bazı olağan üstü haller yaşadı. Allahü Teâlâ’nın lütfüyle yiyecek ve içecek yanında belirir, zahmetsizce onlardan yerdi.Yunus (a.s) yalan söylemeyen, güvenilir, insanlara yardım eden, kemalatı dillere destan bir zattı. Otuz yaşına gelince Ninovalılara peygamber olarak gönderildi. Ninovalılar putlara ve heykellere tapan bir kavimdi. Kur’an-ı Kerim’de birçak yerde Yunus (a.s)’dan  bahsedilir.

Yunus (a.s) Ninova halkını imana çağırdı. Senelerce buna devam etti. Kavminin eziyetlerine göğüs gerdi. Onlara çok merhamet ederek tekrar tekrar Allah’a itaate çağırdı. Ahrete inanmayanların uğrayacakları azaplardan haber verdi. Ne var ki halk, “tek bir kişinin hatırı için azap nail olacaksa müsaade et, bu azap gelsin!” diyerek kesin ve son sözlerini söylediler. Onunla alay ettiler. Yunus (a.s) da onların arasından ayrıldı.

Yunus(a.s) hakkında Kur’an-ı Kerim’de,
“Hani öfkelenerek gitmişti de biz, kendisini asla sıkıştırmayız zannetmişti” (Enbiya, 21/87) buyrulmuştur.

Cenab-ı Hak kendisine vahyedip, “kullarımın arasından ayrılmakta acele ettin. Geri dön. Kırk gün daha onları imana çağır” buyurdu.
Yunus (a.s), bu ilahi emir üzerine kavmine döndü. Tekrar irşada başladı. Otuz yedi gün aralarında kaldı. Kavmi yine ona inanmadı. Yunus (a.s) “üç güne kadar başınıza gelecek azabı bekleyin. Bunun alameti, önce benizleriniz solacak, derileriniz sararacak” buyurdu. Azap gelmeden, üzüntü içinde aralarından ayrıldı. Hâlbuki kırk gün daha dolmamıştı.

Otuz sekizinci gün Ninovalıların renkleri solmaya başladı. Birbirlerine “Yunus’un haber verdiği hal zuhur etti. Onun yalan söylemediğini görüyoruz” dediler. Gökyüzü simsiyah karardı. Şehri kapkara dumanlar kapladı. Herkesi korku ve telaş sardı. Yunus (a.s) aramızda ise korkmayın. Eğer gitmişse azap bizi helak edecektir” diye söyleştiler. Yunus (a.s) ise, otuz yedinci gün, Allahü Teâlâ’dan emir gelmeden oradan ayrıldı.

Allahü Teâlâ Ninovalıların kalplerine pişmanlık verdi; tövbe etmek için çare aramaya başladılar. İçlerinden tecrübeli olgun bir kişiye başvurdular. O zat şöyle dedi:” azabın gelmesine iki gün var. Şu yüksek tepeye çıkalım(tövbe tepesi), birbirimizle helalleşelim. Gasbettiklerimizi sahiplerine verelim. Yunus’un rabbinin rızası için kurbanlar keselim. Büyük küçük hepimiz Allah’a yalvaralım.”

Böylece tepeye çıktılar .”Ey Yunus’un Rabbi! Biz tövbe ettik. Şimdi sana iman ettik. Yunus’un peygamberliğini de kabul ediyoruz. Yunus’u arıyoruz ama bulamıyoruz. Bulunca, bize ne emrederse yapmaya ahdediyoruz” dediler. Dualarına şöyle devam ettiler:

“Ey Rabbimiz bize adaletinle hükmetme; bize rahmet ve merhametinle hükmet.”

Bu dualar üzerine Allahü Teâlâ hazretleri Rahman İsm-i şerifinin hürmetine o kavmin tövbesini kabul etti. Azabı üzerlerinden kaldırdı.
Duanın yapıldığı gün Cuma, aylardan Muharrem, günlerden aşure idi. Simsiyah bulutlar kalktı. Allahü Teâlâ tövbelerini kabul etti ama Yunus (a.s)’ı bulamıyorlardı.
Hiçbir şehir halkı yoktur ki yeis halinde iman etmiş olsun da bu imanı ona fayda versin. Ancak Yunus peygamber’in kavmi müstesnadır ki onlar iman edince, kendilerinden dünya hayatındaki rüsvaylık azabını kaldırdık ve onları bir süre dünya nimetlerinden faydalandırdık.”(Yunus,10/98)

İnkâr eden bir kavim için iman hakikatlerinin ortaya çıkıp ölümle yüz yüze geldiği zaman tövbe etmesinde fayda yoktur, kabul edilmez; tıpkı Firavun’un Kızıldeniz’de boğulurken tövbe etmesi gibi… Ancak bunun tek istisnası Yunus’un (a.s) kavminde yaşanmıştır.
Buradan alınacak ders şudur: beşer olarak günah işlememek mümkün değildir. Ama ilahi azap gelmeden, bireysel ve toplumsal olarak tövbekâr olmalıdır. Allahü Teâlâ’nın bela ve musibetleri çok çeşitlidir. Depremler, sel felaketleri, yangınlar, salgın hastalıklar, harpler, fakirlik vs… hepsi insanoğlunun tövbe etmesi birer sebeptir.

Çünkü Allahü Teâlâ:
“Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir…” (Nisa,4/79)

“Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi elinizle işledikleriniz yüzündendir. Bununla beraber Allah çoğunu affeder.”(Şura,42/30)

Bu arada Yunus (a.s) ne yaptı? Kırk gün beklemesi gerekirken otuz yedinci gün kavminden ayrıldıktan sonra uzun bir yol takip edip Dicle nehri kenarına vardı ve bir gemiye bindi. Gemi hareket edip bir miktar yol aldıktan sonra durdu ve kımıldamaz oldu. O günün örfüne göre, aralarında bir suçlu olduğuna kanaat ettiler durumu uğursuzluk saydılar. Ve dediler ki : “Aramızda efendisinden kaçan bir suçlu var. Kur’a çekelim o kimse açığa çıksın.” Kura çektiler. Hikmet-i İlahiye kurada Yunus (a.s) çıktı.

Yunus (a.s)’ın haline tavrına baktılar. Öylesine nurlu ve kemalat sahibi idi ki onu bir asiye benzetemedikleri için kurayı üç defa tekrar ettiler yine ona çıktı. Yunus (a.s) , kırk günü beklemeden yola çıktığını düşünerek “o asi kul benim dedi”. Sonunda onu suya attılar ve gemi de hareket etti.

“Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi. Hani o, dolu bir gemiye binip kaçmıştı. Gemide olanlarla karşılıklı kura çekiştiler de kaybedenlerden oldu. Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.”(Saffat, 37/139-142)

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri buyuruyor ki: “Esbabın tesiri yok. Sebeplerden hiçbir surette Yunus’a (a.s) bir medet yok. Gece, deniz ve balık Yunus peygamberin musibeti üzerine ittifak etmişlerdi.”
Tefsirde buyruluyor : “Allah her şeye kadirdir. Balığa vahyedildi ve Yunus’un (a.s) hava alabilmesi için balık ağzını açık tutacak ve suyun içine dalmayacaktı ve midesi onu eritmeyecekti.”
Bu kıssa gösteriyor ki, Yunus (a.s) büyük bir hapishane içindedir. Hiçbir arkadaşı yok, yiyecek içecek yoktur! Şimdi herkes kendi başına gelen musibetleri bir düşünsün; Yunus (a.s) gibi bir musibete uğrayan hiç olmaz mı? İşte fayda buradadır; biz de onun yaptığı gibi yapalım. Allah’ a iltica ederek kurtulmanın yolunu arayalım.

Yunus (a.s) balığın karnındayken dahi ibadetlerini aksatmamış Allah’ın zikrine devam etmiş; musibeti ise nefsinden bilmiştir. Yunus (a.s.) ihlâs ve tefekkür halinde,
“la ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin”

“Senden başka ilah yoktur, seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum” (Enbiya, 21/87) zikrine devam etmiştir.

Ayet-i celilede bildirildiği üzere:
“Bunun üzerine onun duasını kabul ettik ve onu kederden kurtardık. İşte biz mü’minleri böyle kurtarırız.” (Enbiya, 21/88)
“Eğer Allah’ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.” (Saffat, 37/143-144)

Halisane yapılan dua, salih amel sahibini düştüğü yerden kaldırır. Yunus’un (a.s) balığın karnında iken yaptığın bu duayı Müslüman bir kimse okursa, Allahü Teâlâ kabul eder. Rasulullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Hiçbir kula, Yunus b. Metta’dan daha hayırlıyım, demek yakışmaz. Çünkü senin mekânın çok daha geniştir.” (Buhari, Enbiya, 35; Tefsiri sure 6,4; Müslim, Fezail, 166)
Daha sonra balık Yunus (a.s)’ı dışarı çıkarıp sahile bıraktığında o, zayıf, hasta ve bitkin bir halde idi. Bir süre burada kaldı. Daha sonra Allah’ın emri ile kavmine dönmeye karar verdi.

Ayette:
“Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık. Ve üstüne (gölge yapması için ) kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik.”(Saffat, 37/145-146)
Sonunda Yunus (a.s) kavmine döndü. Kavmi bu duruma çok sevindi ve koşa koşa onu görmek için geldiler.1

Görüyoruz ki Allah (c.c)çok merhametlidir, tövbeleri kabul edendir. İnsan ne kadar çaresiz olursa olsun, pişmanlık içinde gerçekten Allah’a yönelir, tövbe eder, yalnızca Ondan yardım beklerse; Allah Teâlâ O’nun halisane duasını kabul edecektir.

Dipnot:1. Yunus’un(a.s) kıssası ile ilgili olarak bkz. Allame M. Senaullah Panipeti, Tefsir’ül-Mazhariyye, 4/365-366, Daru ihyai’t-türasi’l-Arabi, Beyrut,2004
Kaynak: Mürşid ve Mürid Hukuku, Mehmet Ildırar.

 

"Site içerisindeki Tüm Yazı Resim ve Medyaların Telif Hakları Kalb-iselim.net 'e aittir , izinsiz kopyalanamaz , çoğaltılamaz. "

discount tretinoin 0.1 45 gm cream site will u buy viagra over the counter viagra generic prednisone for sale online link link oral safe generic propecia male pattern baldness lisinopril reviews impotence cialis canadian generic here buy overnight viagra online viagra sales in 2007 cialis levitra shop generic viagra over no ed generic viagra online generic drug list for accutane purchase glucophage metformin paxil 40 price of cialis at walmart zoloft without a prescription generic name how to xenical reviews link imitrex gmc biggest buyer of viagra zithromax dosing cost the cheapest time to take lipitor cialis how long online drugstore buspar price generic buy erythromycin without rx sitemap