TASAVVUFİ TERBİYENİN TEMEL ESASLARI

 

TASAVVUFİ TERBİYENİN TEMEL ESASLARI

Tasavvuf ilminin konusu; nefsin tezkiyesi, kalbin ıslahı, ahlakın güzelleştirilmesi, hırs, kibir, kendini beğenme, riya, hased, dünyanın şöhret ve rütbelerini sevmek gibi kötü sıfatlardan kurtulmak, güzel ahlak ile süslenmek, niyetlerini tashih etmek, gerek ibadetlerde gerekse muamelelerde niyetini Allah için halis kılmak, ibadetlerle Allah'a yaklaşmak ve rızasını tahsil etmektir. Bu saydıklarımız yapılması vacip olan işlerdir. Onları terk etmek de âlimlerin açıkça bildirdiğine göre büyük günahlardandır.

            Doğuştan selim bir kalp verilmeyen bir kişinin bunu kazanması için tasavvufî terbiyeye girmesi gerekir. Bu o kadar önemlidir ki bu hususta İbni Hacer (r.a): “Birisi Kuran-ı Kerim'in ve şer'i ilimlerin tahsili sebebiyle çalışamıyorsa o kişi fakir sayılır. Selim bir kalbe sahip olmayan bir kimse nefsinin çirkin sıfatlarını tasfiye maksadıyla ilm-i batın tahsil ediyorsa bu da şer'i ilimlerden sayılır. Eğer nafile ibadetlerle meşgul olduğundan çalışmıyorsa o kişi fakir değildir.” demiştir. Bu ilim, hidayet yolunda gitmeyi kişiye ilham eder. Tasavvuf âlimleri de hidayet yolunun müctehidleri ve önderleridir.   Bütün ilimlerde ve sanatlarda görüldüğü gibi uygulamada başarılı olabilmek, ilim ve sanat sahibinin yanında ameli araştırmalarla mümkün olur.

Tasavvuf terbiyesinin temel esasları tüm hak tarikatlarda benzerlik göstermekle beraber aralarında çeşitli farklılıklar vardır. Kişiler boyutunda tasavvufî terbiyede mürşid mürid ilişkisi üzerine kurulu kavramlar bütünlüğüdür. Tasavvuf terbiyesinin temel esaslarını da başlıklar halinde şöyle açıklayabiliriz:

Mürşit: Kelime olarakirşat eden, doğru yolu gösteren, gafletten uyandıran, kılavuz, peygamber varisi, tarikat şeyhi-piri manalarına gelir.

Mürit: İradeeden, isteyen, tarikata girmiş, şeyhin veya mürşidin talebesi manalarına gelir.

Seyrü süluk:Tasavvuf yoluna giren kişinin aldığı mesafeleri, geçirdiği devreleri, ulaşacağı manevi makamı tamamlanana kadar geçireceği eğitimin adıdır. Böylece süluk yoluna giren mürid, “salik” olarak da adlandırılır.

Biat:Mürşit ile mürit arasında bağlantı kurma ve müridin nefsi ve kendi arasında mürşidin hakemliğini kabul ederek onu kendine şeyh olarak seçmek üzere bağlanması, söz vermesidir. Biat, mürşidin manevi sohbetine girmenin ilk basamağıdır. Zaten maksat da sohbet ve mürşit ile hemhal olmak, onun edepleri ile edeplenmektir.

Nefs tezkiyesi:Kelime olarak tezkiye; temizlemek, paklamak, birisinin durumu hakkında soruşturmak manalarına gelir. Mürşit, müridi manevi kötülük ve kirlerden temizleme yoluna sevk edip terbiye eder. Nefsin kötü ahlaklarından dolayı kalp sıkıntıya düşer ve ilahi azamet nurları parlayamaz hale gelir. Nefs temizlenince kalp aynası ilahi nurlar ile parlamaya başlar. Böylece tevhidin güzelliği ortaya çıkar. O zaman kul, baki olanı sevip fani olandan gönlünü çeker. Böylece manevi temizliğin (tezkiyenin) faydası, mürşidin verdiği terbiyenin bereketi ortaya çıkar. Demek ki mürşidler Allah Teâlâ’nın askerleridir, isteyenleri irşat edip arayanları hidayete ulaştırırlar.

Kalb tasfiyesi:Seyrü süluğa giren kişiye şeyhi kalbini tasfiye yolunu açar. Yani kalbe yerleşmiş olan masivadan, her türlü manevi hastalıklardan (kibir, riya, dünya sevgisi, şöhret vb) kalbi arındırarak ruhun rahata kavuşturulması, nazar-ı ilahi olan kalpte Allah’ın zikrinin yerleşmesi sağlanır. Sufiler için “Kalpleri ile çöpleri temizlediler.” sözü çok kullanılır. Müridin nefsin hakirliğini, kendi eksikliklerini, kalp hallerini bilip adeta nefislerini çöplük gibi görerek ruhlarını şeyhlerinin yardımı ve onlardan aldıkları manevi bereketlerle kuvvetlendirip ruhun nurunun nefse ulaşması ile nefsini temizlemesidir. Tasavvufi terbiyede nefsin ölmesinden değil, ruhun kuvvetlenmesi sonucu nefsin ıslah olmasından; önceleri kötülüğü emrederken sonra hakkı tavsiye eder hale gelmesinden bahsedilir.

Tezhib-i Ahlak:Kelime olarak tezhip; süsleme, yaldızlama manalarına gelir. Kötü vasıflarından arındırılan, nefsi isteklerden felah bulan kişi güzel ahlaklarda ilerleme kaydeder. Tasavvuf yoluna giren kişinin en güzel ahlak olan peygamber ahlakını kendine hayat gayesi olarak seçmesi, Peygamber Efendimizin (s.a.v) sünneti üzere yaşaya yaşaya O’nun ahlakı ile süslenmesi, kendi ahlakını güzelleştirmesidir. Allah Teâlâ’nın razı olduğu ahlak olan peygamber ahlakı ile ahlaklanmasıdır.

            Tasavvuf büyükleri kendi yollarının terbiye esaslarını da öğretmişlerdir. Nakşibendî yolunun büyüklerinden Abdülhalık Goncdüvani’nin (k.s.) koyduğu esaslar Hacegan yolunun esasları olarak bilinir. Bu sekiz esas sırasıyla şöyledir:

1.Huş der dem (Nefeste Şuur):Her nefeste huzur içinde ve uyanık olmak, gafletin vücudu sarmasına engel olmaktır. Şah-ı Nakşıbend (k.s):

“Bu yolda işin temeli nefesi korumak üzerine kurulmuştur. Bütün gücü nefesi korumaya yöneltmek ve her nefesin huzur içinde almaya hasretmek gerekir. İçinde bulunduğu her anı en iyi şekilde değerlendirmen, seni geçmişi hatırlamak ve geleceği düşünmekten uzak tutarak nefesi boşuna harcamanı önler. Nefesi alıp verirken ikisi arasında onu koru ki, nefes gafletle aşağı inip yukarı çıkamasın.” Yine Abdurrahman-i Tagi (k.s):

“…nefesin giriş ve çıkışında talibin vukufiyeti öyle olmalı ki huzur-ı maallah keyfiyetinde herhangi bir gevşeme hali olmamalı; bu manayı korumada o derece gayret sarf etmeli ki zahmet olmadan bu nispet gönlünde yer etmelidir. Hatta zorlasa bile kalpten çıkaramamalıdır.”

2.Nazar ber kadem (Ayağa Bakış):Her yerde huzurun dağılmaması için bakılmaması gereken yerlere bakmamak, sürekli bakışını ayaklarına çevirmektir.

Bir manası da müridin sürekli kendi nefsini muhasebeye çekerek kendinin kötü huylarını görüp güzel hallerinden haberdar olması, herkesi kendisinden daha iyi bilmesidir. Tavus kuşu güzel kanatlarıyla meşhur bir kuştur; ama o, sürekli siyah ayaklarına bakarak kanatlarının güzelliğini görmez. Sufilerde böyle olmalı, sürekli nefislerinin kötülüklerini görüp iyi hallerinden habersiz olmalıdırlar. Böylece ucuba düşmeden daha hızlı ilerleme sağlanır.

3.Sefer der vatan (Vatanda yolculuk):Müridin kötü ahlaktan, doğuştan gelen insani sıfatlardan uzaklaşması; beşeri sıfatlardan meleki sıfatlara, kötü ahlaktan güzel ahlaklara yolculuk yapmasıdır.

4.Halvet der encümen (Toplulukta Yalnızlık):Şah-ı Nakşıbend Hazretleri, “Sizin tarikatınız hangi temel üzerine oturmaktadır? diye soran birine “Halvet der encümen.” diye cevap vermiştir. Yani zahirde halk ile batında hakla beraber olmaktır. Yine Şah-ı Nakşıbend: “Gönül huzuru, halkla birlikte yalnızlıktan daha fazla gerçekleşir. Bizim yolumuzda batinî nispet ancak bu şekilde ortaya çıkar. Halvette şöhret, şöhrette afet vardır. Hayır cemiyette, cemiyette sohbettedir. Ancak bu halin gerçekleşmesi sohbetin faydalı olması şartına bağlıdır.” demiştir.

 

5.Yadkerd (Zikir Etmek):Zikirden maksat, kalbin daima Allah ile beraber olmasıdır. Zikrin özü kalbin Allah’tan ayrı düşmemesi, devamlı uyanık olmasıdır. Bu birlikteliğe muhabbet ve tazim sıfatı eşlik eder.  Tarikata giren kişiye şeyhi her gün çekmek üzere belirli sayıda zikretmeyi emreder. Kalp zikrede zikrede kalpte Allah’ın zikri yerleşir. Kalp kendiliğinden zikreder hale gelir. Kalp zikredince bütün azalar zikretmeye başlar. Böylece salik de uyanıklık başlar, o zaman hiç zorlanmadan Allah dışında her şeyden elini ayağını çeker ki asıl özgürlük budur.  O zaman saliğin hiçbir boş bağı kalmaz.

6. Bazgeşt (Dönüş):“İlâhî ente maksudî ve rızake matlubî”  bazgeşt cümlesidir. Anlamı, “Allah’ım maksadım sensin ve istediğim senin rızandır.’’ demektir. Zikrin tefekküründe yoğunlaşmak için söylenen bir söz olup saliğin Allah dışında her şeyi terk ettiğini ve ona dönüş yaptığını gösterir. Mürid zikrederken bu kelimeleri söylediğinde kendini yalancı gibi hissetse bile bu zikre devam etmelidir. Çünkü sıdk, aşama aşama ve zikre devam etmekle ulaşılan bir haldir.

7.Nigahdaşt (Korumak):Gönlü düşüncelerden korumaktır. Salik gücü yettiğince Allah’tan başka her şeyi gönlünden uzaklaştırmaya çabalamalıdır.

8.Yaddaşt (Hatırda Tutmak):Allah Teâlâ’yı sürekli hatırda tutmaktır. Bundan önceki esaslar bu halin gerçekleşmesi içindir. Bu hale “sürekli huzur hali” diyenler de vardır. Yaddaşt, Cenab Hakk’ın zatî sevgisinin gönüle yerleşmesi ile oluşur.

Nakşibendî büyükleri zikretme esaslarını da şöyle belirtmişlerdir:

Vukuf-i Adedi: (Sayıyı Kontrol):Adede uyarak kalp zikri yapmak demektir. Tek başına sayıya uymak yeterli değildir. Maksat kalp zikridir. Sayıya uymak ikinci derecede önemlidir ve sadece araçtır.

Vukuf-i Kalbi (Kalbi Kontrol ):  Hace Ubeydullah Ahrar (k.s): “Kalp kontrolü gönülde hiçbir şey olmaması durumunda gerçekleşir. Yine zikir halinde zikredileni sürekli akılda tutmak ve gönlünü O’na bağlamak gerektir. İşte bu agâhlık hali şuhut, vusul, vücut yani vukuf-i kalbidir.” demiştir. Yani zikirden beklenen asıl gaye kalbi kontrol manasına gelen vukuf-i kalbidir.

Vukuf–i Zamanî (Zamanın Kontrolü): Her saati “huzur” veya “gaflet” nokta-i nazarından muhâsebeye tâbî tutmak ve zamanı iyi değerlendirmektir. Sâlik içinde bulunduğu vaktin kıymetini iyi bilmeli ve lüzûmsuz şeyleri terk edip zamanını en kıymetli şeye hasretmelidir. Zamanı ne derecede değerlendirebildiği husûsunda da sık sık nefsini hesaba çekmelidir. Diğer bir mânâda vukûf-i zamânî, sâlikin her an kendi hâlinden haberdâr olması ve hâlinin şükür mü yoksa özür mü gerektirdiğini bilerek gereğince amel etmesidir. Salik amellerinin muhasebesini sürekli yapmalı sâlih amellerine sevinip Allah’a şükredip daha ilerlemeye gayret etmeli, hataları için tövbe ve istiğfâr edip pişmanlıkla Allah’a yönelmelidir.

Mürid her anının kıymetini bilmeli, maksadına ulaşmak için mürşidinin kendisine verdiği görevleri tam bir teslimiyet içinde yerine getirmelidir.

 

KAYNAKLAR:

MEKTUBAT-I MEVLANA HALİD

REŞEHAT

KAYNAKLARIYLA TASAVVUF (DİLAVER SELVİ)

GERÇEK TASAVVUF (İMAM SÜHREVERDİ)

ezan